
Ve Volkan Babacan
"Futbol, bir balıkçının oltasına vuran balıktan aldığı zevki sol ayağının içiyle 20 metre top attığında arkasından izleyerek almaktır. Başkası balık tutarken o zevki almazsın ama başkası futbol oynarken alırsın"





Şu formalara inaılmaz derecede takmış durumdayım. Geçmişe duyduğumuz özlem aslında geri gittiğimizden değil, saflığımızı ve temizliğimizi kaybetmemizden. Kaybolan saflığımızı arıyoruz bir nevi. Bu "maddecilik"e o kadar sıkı sıkı bağlıyız ki özlemini duyduğumuz "maneviyat" bize her zaman çok ama çok uzak olacak bundan sonra. Efsane formaları satışa çıkarmak bile bir yerde o duygularımızın sömürülmesi değil mi? Formalar aynı ama zamanın saflığı çok uzaklarda. Geçelim bunları. Adidas'ın, Puma'nın, Nike'nin geçmişi pazarlayarak 2000'li yıllara nasıl tutunduğunu tüm modellerinden görebilirsiniz. Yoksa bu devirde küçükken hergün parlattığım Stan Smith'leri kim giyerdi. Bunu giyeceksin dediler ve giydik. Onları giyerken bile aslında dayatılanın farkında mıyız acaba? Bu fotoğrafları neden seçtim biliyor musunuz? Nostaljinin neresinde durduğumuzu görebilmek için. Hala futbolcuları sahada bir basketbolcu ya da boksör şortuyla görmekten inanılmaz derecede rahatsız oluyorum. Bazı futbolcuların diz kapakları dahi görünmüyor. Palyaço gibi. Hadi devir değişiyor. 1.85'in altındaki defans oyuncularına burun kıvırılıyor. Kötü mü duruyor Van Baten'de yukarıda. Az kısaltın şu şortları. Şort değil paçalı don sanki. Üstü kaval, altı şişhane. Yakışmıyor topçu adama. Hadi bu kadar da kısa olmasın ama paçalı don kıvamına da sokmayın. 










Belarus maçının önemi ve Estonya maçının kolay geçeceği düşünülerek Aydın, Ceyhun, Serdar ve Caner Minsk'e gönderildi. Fatih Terim'in işi artık çok daha kolay. Zaten kolaydı daha bir kolay oldu. Estonya maçı için 19 futbolcumuz var. Bırakalım ilk 11'i ilk 18 için bile sorun yok. 2 tane yedek kaleci almayacaksak ilk 18'e tabi. Estonya maçı bizim için çok kolay bir maç gibi görünebilir. Öyledir de. Bu durumda defansımızın göbeğinde yedek stoperimiz Hakan Balta kaldı. Biz 3 defans oynasak da yeneriz, Hakan'ı ihtiyaç olursa o bölgeye kaydırarak da yeneriz...Yeneriz. Ama şu Almanya maçı bize biraz kötü örnek oldu galiba. Ondan stoper yaparız, bundan Cafu yaparız durumları. Küllerimizden doğduk yine doğarız halleri. Ona saygımız var. Ama milli takımın bir turnuva maçı haricinde -rakip San Marino olsa dahi- bu kadar alternatifsiz kalması doğru birşey midir? Yendik o zaman haklıyız? demek "kazanan her zaman haklıdır" o zaman biz de susalım demek midir? Ya da nedir? Bizim buradan bazı noktaları bilemememiz gayet normal. Benim demek istediğim U21 ve Bosna-Estonya haftasının kadro yapısı olarak iyi okunamaması. Yoksa Estonya'yı yenemiyorsak biz zaten bu işi bırakalım. Ama Türk Milli Takımı'nı defansın göbeğinde bu kadar alternatifsiz bırakmak koskoca TSL'ye sizden ekmek çıkmaz, kusura bakmayın demek gibi. Bizce çıkardı...Çıkmasa dahi Hakan Balta'dan o bölgede daha çok iş yapacak bir TSL adamı mutlaka vardır. Fatih Terim'e göre yoksa herkesin şapkasını önüne koyup düşünmesi gerekir. Ali Turan'ların, Yasin'lerin, Can Arat'ların vs vs...

Efendim buna benzer bir yazıyı daha önce de yazmıştım. Bosna maçından sonra tekrarlama gereği duydum. Çünkü rahatsız olmaktayım. Milli formanın karakteristik özelliğinin dışavurumu sözkonusu olduğunda malum Hırvatistan ve Brezilya örnekleri sıkça verilir. Bu örnekler çoğaltılabilir. Ama Adidas ve Nike'nin sadece forma renklerini değiştirerek federasyonlara yamadığı, federasyonların da kabul ettiği formalar da vardır. İnadına çokturlar. Hatta bu zamanında Danimarka ve Yunanistan karşı karşıya geldiğinde "bunların herşeyi aynı yahu, bu nasıl milli maç" dememe sebep olmuştur. Yukarıda 70'li yıllarda giydiğimiz forma var. Bu formanın aşağıdaki eksik versiyonunda bile "hatırlanmaması gereken günleri hatırlatıyor" diyenler olmuştur. İyi o zaman alın elinize silgiyi silin geçmişinizi. Yine bundan önceki yazılarda futbol federasyonunun amblemini formasında taşımayan numune ülkelerden biri olduğumuzu belirtmiştim. TFF'nin amblemini gariptir ama kullanmıyoruz. Bana göre yukarıdaki formada kullanılan beyaz ya da kırmızı göğüs bantında ay yıldız kullanılmayacaksak o zaman o bantı da kullanmanın ve "efsane forma"ya dönüş yaptık demenin hiçbir anlamı yok. Tabi bu benim kendi düşüncem. Göğüse numara koymak için böyle bir banta ihtiyaç var mı? Düşündüm, düşündüm bu durumu şu şekilde çözdüm. Inter'in haçlı forması sorun olmuştu ya bir aralar...Acaba bizim formamız da o hesap mı? Avrupa'ya bir meydan okuma olarak mı algılanıyor? Osmanlı egemenliğinde geçen yılların kötü bir hatırası olarak mı görülüyor o ay yıldız. Sol göğüsteki bayrağa birşey diyecek halleri yok....Koyarsın göğsüne ay yıldızı...Forma beyazsa sorun yok...Yok eğer kırmızıysa beyaz banta yuvarlak kırmızı içinde beyaz ayıldız koyarsın. Numarayı sağ göğse Nike logosunun olduğu yere alırsın. Hangisi üstte olursa olsun. Sol göğse de TFF'nin amblemini koyarsın. Bu forma "çok daha biz" olur. Daha tamam olur. Daha güzel olur. Daha şık olur. Allah aşkına biri bana o bantın orada kullanılmasının sebebi ne bu durumda. BEYAZ BİR SAFYA AÇIYORUZ MU? YA DA KIRMIZI? Ne ya?