2 Kasım 2008 Pazar

İstikrar Göklerdedir


Antalyaspor-Hikmat Karaman ve Jarabinsky
Beşiktaş-Ertuğrul Sağlam
Ankaragücü-Hakan Kutlu
Kocaelispor-Engin İpekoğlu
Konyaspor-Raşit Çetiner
ve son olarak
Denizlispor-Ali Yalçın

Bir lig. 18 takım. 9 haftada teknik direktör değiştiren 6 takım. Ligin % 33'ü.

İstikrar göklerdedir.

Güzel İzmir


Bank Asya'da ilk 4 hafta sonunda iki İzmir pardon bir Karşıyaka bir İzmir takımı ilk 4'te. Karşıyaka ilk 10 haftada 9 gol atarak 18 puan yapmış durumda. Ankara'dan 4 takımın olduğu ligde İzmir'den hiçbir takımın olmaması çok üzücü. Bu sene olur mu? Olsun artık...

Edirne 1. Amatör


Bildiğiniz gibi Süper Amatör, 1. Amatör ve 2. Amatör ligleri mevcut. Edirne ili sınırları içinde 1. Amatör'de 3 grup var. B grubunda aşağıdaki takımlar mecvut.


Aslıhan-Yeni Mahalle-Beğendik-İpsala-Enez-Uzunköprü-Çamlıca-Çöpköy-Havsa


Konuya girersek. Gruptan bir takım süper amatöre çıkıyor bir takım da düşüyor. Çöpköy 2 maç üst üste maça çıkmayarak ligden çekilmiş durumda. Yani grupta düşen takım belli. Gariptir ama şampiyon da belli. Uzunköprü. İlk 3 haftada önüne gelene 6-7 atan takım. Karşısında takım bulamayan takım. Ve ne acıdır ki sadece 3 hafta tamamlanmış durumda. Lig deplasmanlı. Yani 16 hafta. 3. haftada tablo belli. Şimdi siz geriye kalan oyuncuları idmana nasıl çıkaracaksınız? Şaşırmayın ki haftada 2 idman yapan takım idman yapmış sayılıyor bu bölgede. Hele idmanda as takımdan 5-6 toplamda da 12-13 oyuncu varsa. İstisnalar tabi ki vardır ama genel tablo budur. Maçtan maça çıkan oyuncu sayısı epey çoktur. Bu takımların da ne zaman daha ciddiyetli idman yapacağını size peşinen ileteyim. Uzunköprü maçlarından önce. Uzunköprünün karşına biraz daha diri çıklsın diye. Tablo budur. Ulusal Amatör Karma Teknik Direktörü Müjdat Yetkiner'e topu atma gibi bir amaçla bu yazıyı yazmıyoruz. Fotoğraf bu şekildedir. Bir gariplik daha yazayım size. 7.500-8.000 nüfuslu Havsa'da Havsa Spor, Havsa Birlik Spor, Yeni Mahalle ve Serhad Spor olmak üzere 4 takım var. Bizim zamanımızda amatör liglerde 3. lig ayarında maçlar seyretme şansınız olurdu. Hatta bizim zamanımızın genç takımı bu ligde kafaya oynar. O derece. Hani bir önceki postta bölge insanının yapısından biraz bahsetmiştim. Git gide geriye gidiyoruz. Bu çocuklar ayak içi yapmayı öğrenmeden maça çıkıyor. Halı sahalarda beğeniliyor. Gel sana da lisans çıkartalım muhabbeti başlıyor. Trakya'nın tarihinde 1. lig takımı hiç olmadı ki...Bu gidişle de hiç olmayacak. Kulüp bol...Kulüp bol da bu çocukları eğitecek kadro nerede? Yok. Ya da kaç hocada Müjdat Yetkiner'in cebi var. Hadi çocuk iyi. Eeee sonra. Yahu burası İstanbul'a 250 kilometre. Hiçbir şey çıkmasa 1.90'lık stoper çıkar bir tane. Bursa'nın yarısı Artvinli ama bir diğer yarısı göçmen. Oradan 10 çıkıyorsa buradan da 1 çıkması lazım. Kök, köken aynı. Fizik yapısı aynı. Bir başka örnek ister misiniz? İnegöl...

1 Kasım 2008 Cumartesi

Trakya Spor


Şut ve Gol yazarı Tayfun Gökalp Bey'in Trakya ile ilgili güzel yazısını okudum. Doğma büyüme Edirneli olarak yazacak çok şey var aslında. Buradan Edirneye yol olur. Edirne, Havsa, Uzunköprü, Keşan, İpsala, Lalapaşa, Süleoğlu, Enez sahalarının tamamında epey uzun süre top tepmişliğim var. Öğle saatlerinde sahaya şarap şişesi az inmemiştir. Yunanistan sınırı Karpuzlu'da mesela. Uzunköprü, Keşan, Babaeski, Kırklareli, Edirne...Bu takımların tamamı 3-5 sene öncesine kadar 3.ligdeydi. Hatta Tekirdağ. Bursasporlu Paşa Selim'in Tekirdağ Büyük Salat'ta oynadığı zamanları da biliriz, Uzunköprü'de oynadığı zamanları da. Oradan Edirnespor'a transfer yapmıştır. Oradan da Edirnesporlu Hakan Keleş'le Bursaspor'a. Zınk diye daha ilk maçta Bijediç kendisini ilk 11'e koymuştur ki ağzından dinlemek gerekir. Hele Bursa'nın Intertoto yıllarını. 97 yılındaki 98 Dünya Kupası Eleme maçında Hollanda'ya karşı oynadığı maçı unutamam. Selim Abi diye halı sahada pas attığınız adamı Kluivert, Seedorf ve Bergkamp'a karşı seyretmek biraz garip oluyor. Forvetten son adam olmuştur kendisi. Trakyalı değil Muşludur bu arada. O Hakan Keleş'li, Selim Özer'li takımda bir de bildik tanıdık bir sima vardır. Antep'in hocası Nurullah Sağlam. Bir tanıdık daha vardır ki o da Ali Asım Balkaya'dır. Yılları sorarsanız 94-95 yıllarıdır. Raif, Elazığsporlu Mustafa Ülkü, Faruk, Kubilay, Orhan, Zeki, Metin, Erman, Kosovalı, Hüseyin. Selim ve Keleş'in dışında sağlam transfer olmamıştır. Grup maçlarında önüne geleni deviren takım TSL'ye çıkmak için Play Off'a kalmış ama 10'lu gurupta sonuncu olmuştur. O sene 9 Nisan'da Edirne'deki Afyon maçını hatırlarım ki Selim atılmıştır ve Edirne 0-1 kaybetmiştir. Ama o maçın en önemli özelliği o gün ÖSS sınavının olması ve lapa lapa kar yapmasıdır. Takımın hocası Eskişehirli Nihat Atacan'dır. Bir önceki sağlam takım ise 80'lerdeki Suat Karaliç'li, Galatasaraylı Muhammet'li, Sarıyerli Simo'lu, Namık Avcı'lı, Deli Şevki'li takımdır ki bu takıma tevellütümüz yetmez. Bir gün Fenerbahçe TV'de Rıdvan Dilmen'e şunu sormuştum. Smayıl Simo'yu nasıl bilirdiniz? 10 numara insan, 10 numara futbolcu, benim de Sarıyer'den oda arkadaşım olur, şu an nerede biliyor musun? Eski Yugoslavya'ya döndü diye cevap vermiştim bende. Trakya insanının çoğunluğu göçmen olduğu için kemik yapısı biraz farklıdır. Boşnak, Pomak, Selanik ve Bulgaristan göçmeni bolca vardır. Küçük Balkanlar'a TFF'nin el atması gerekir ki kulüplerin durumu tam bir felaket. Yetenekler kaybolmaktadır çünkü kulüp takımlarının durumu içler acısıdır. Nerede oynayacaklar, bu çocuklara ilk eğitimi kim verecek?Şu an bizim köyden size 10 tane Baliç fizikli adam bulurum. Kahvede piyizleniyorlardır. Zamanında Türkiye Şampiyonu olan ve Spor Akademisi bulunan Trakya Üniversitesi bu işin içinde olmalıdır. Eskişehir bir benzeri Akademi takımı neden çıkmasın? Çıkmaz. Bu yazıdan da bir şey çıkmaz.

31 Ekim 2008 Cuma

Fellaini


Bu sene Everton'un sadece 1 maçını seyrettiğimiz için sadece istatistik vereceğiz. Fazlası pek doğru olmaz. Fazlasını King Santillani'den dinlememiz çok daha uygun olacaktır. Dikkatimi çeken Fas asıllı Fellaini'nin Everton'da 7 maçta 3 gol atması. Moyes, Preud'homme'nin göremediğini mi gördü acaba? Liege'de 79 maçta 11 gol atan Fellaini şimdiden 3 golü buldu. Adam sonuçta Everton tarihinin gelmiş geçmiş en pahalı transferi. 15 milyon pound az para değil. Leon Osman ve Yakubu ile birlikte takımın en çok gol atan adamı. Bir de Arteta'nın yarısı kadar asist yapsa yok artık Fellaini olacak.

Lyubov Hanım


Lyubov Pavlyuchenko...Roman Pavlyuchenko'nun annesi. Nam-ı değer Rebrovcenko'nun. Lybov Hanım oğlunun asla Rusya'dan ayrılmak istemediğini kulübünün kendisini sattığını söylemiş. Hatta Londra'ya gitmeseydi Lokomotiv Moskova'ya transfer olacaktı demiş. Zamanında Murat ve Hakan Yakın kerdeşlerin annesi Emine Yakın oğullarının Türkiye karşısında oynamalarına izin vermedi şeklinde bir haber çıkmıştı gazetelerde. Hatta Emine Yakın'ın "hele bir de gol atarlarsa ben bu utançla nasıl yaşarım" dediği oğullarının ise kendisini dinlediği öğrenilmişti. Hatta gazete Tercüman idi. "Dediği öğrenildi" tarzında bir haber yapma durumu vardır bizim basınımızda. Üzerine tez yazılır. Çakma haber yapmanın en kolay yoludur bu. "Dediği öğrenildi" edilgenini etkin cümle haline getirip "kimden öğrendin" diye sorsan cevap yok. Hatta edilgenine de razıyız "kimden öğrenildi" diye sorulsun. Kaynak gazetenin spor servisi. Bina içi. Çay ocağının yanı. Dediği öğrenilen Emine Hanım eminim utancından dışarı çıkamıyordur şu an. Malum Euro 2008'de Hakan Yakın golünü Türkiye'ye attı. Konu nereden nereye geldi. Emine Hanım "dediği öğrenildi" olmasa da karar mekanizmalarının çok içinde idi. Lybov Hanım bana Emine Hanım'ı hatırlattı. Biraz daha şu işlerin dışında kalsanız.

Meleke Ciner Grubu'nda (Neretva Özel)


Bir haftayı aşan süreden beri Milliyet gazetesinde Uğur Meleke'nin yazmaması ben dahil çoğu kişinin dikkatini çekti. Uğur Meleke Ciner Grubu'nun yeni gazetesi ile anlamış durumda. Sabah ekonomi servisini olduğu gibi transfer eden grup spor sayfaları için bomba transferini yapmış. Hayırlısı olsun. Gazete çıkana kadar bizim blog camiasına 1-2 yazı atsa da mahrum kalmasak...

Arazi İşleri


Bir önceki postta 22.000 kombine yazmıştık ama başına "bekleyen" kelimesini ekleyerek unutulanı düzelttik. 36.236 kapasiteli White Hart Lane'de bu sene 35.900 ortalamaya oynuyor Spurs. Bekleyen 22.000+36.000 kombine de 60.000 kişilik stad için yeterli bir gerekçe oluyor. Yalnız dün yapılan açıklamalarda güme giden bir nokta var ki stadın açılma tarihi 2014-2015 sezonunun başı. Stadın çevresindeki arazileri bir güzel toparlamakla meşguller. Keza geçtiğimiz günlerde Avrupa'nın en büyük AVM'sinin açıldığı Londra'da belediye başkanı Osmanlı torunu Boris'in çıkıp da " bu Londra'ya duyulan güvenin kanıtıdır, bu AVM şimdiden 7.000 kişiye iş sağlamıştır" demesi unutulmadı. Geleceğim yer şurası. Herhalde başkan da bu arazi işleri ile haybeden uğraşmıyor. AVM'sinden, cafe ve restoranlara kadar her bir şey yeni stadın çevresinde yer alacak. Komleksin sırıları da yukarıda yer almakta. 1897'den bu yana Spurs'un top teptiği stad tarihe karışacak. Yalnız daha ortada proje yok. Bütçelendirilmiş bir çalışma yok. Sadece kredi bulma konusunda görüştüğümüz firmalar var ve bu desteği bulma konusunda sıkıntı yaşamayız şeklinde Türk tipi yapılan açıklamalar var. Fol ve yumurtanın birbirini bulamaması. Bir galibiyet ve bir Arsenal beraberliği sonrası iklim tamamen değişmiş durumda. Martin Jol'a dayanamayan adamın J.Ramos'a bu kadar katlanması çok biledir.

30 Ekim 2008 Perşembe

Spurs ve gelecek


Spurs başkanı Daniel Levy White Hart Lane'nin isim hakkını satarak 60.000 kişilik stad yapacaklarını açıkladı. Yeni bir açıklama değil. Aynı Liverpool'un stad maceraları gibi. Neyse...Stadın yeni ismi sponsorun ismi olacak. Elveda White Hart Lane. Levy'nin açıklamalarından biri de şu. "Bu takıma güveniyoruz. Bu takımda yetenekli oyuncu sayısı fazla. Bu sebeple Ocak ayında 1-2 takviye yeterli olacaktır. Ama önümüzdeki yaz oldukça yüklü bir bütçe ayıracağız." Spurs bu sene Corluka, Modric, Pavlucenko, Gomes, Santos gibi adamlara bir araba para ödedi ödemesine ama Berbatov ve Keane'den gelen 51 milyon pound da dikkate alınmalı. Kompanse durumu. Yerine koyamadılar sözünü kabul edemem çünkü başka Berbatov Spurs için yok. Git sen koy o zaman. J. Ramos'un giderayak kendi web sitesine bıraktığı açıklamalara dikkat edelim. Yenilerin adapte olması için biraz daha vakte ihtiyacımız vardı. Aynı zamanda Berbatov ve Keane çok büyük eksikler. Zaten transferin son günü Berbatov'u kaybedersen, Rebrovcenko'ya (çok mu acımasız davranıyorum bu adama) denize düşen yılan hesabı sarılırsın. Yönetim bu konuyu çözemedi. İyi yönetemedi. Ferguson bas bas bağırdı bu adamı alacağım diye. Sonuçta ne oldu güzellikle göndermedin de? Lig daha yeni başladı Spurs için. Başkan yıllık gelirlerinin 103.1 milyon poundan 114.8 milyon pounda çıkacağından da bahsediyor. Ve stad için harcayacağımız para Redknapp'ın Haziran ayında harcayacağı transfer paralarını etkilemeyecek diyor. 22.000 bekleyen kombine, 70.000 üye 60.000'lik stad için yeterli sebepler olarak görülüyor başkan tarafından. Son olarak Redknapp; Bent, Lennon ve Zokora'yı Arsenal maçında yanında oturttu. Bent ve Lennon'dan sonradan faydalandı. Ramos'un son Stoke City maçında bu 3 isim ilk 11'de yer almaktaydı. Küçük oynamaların olması gayet normal. Dos Santos gelmemesi gereken bir lige geldi bana göre. Sürekli oynayacağı bir La Liga geleceği için daha faydalı olurdu.

Mazlum

Redknapp tamamıyla gaza gelmiş durumda ki "Mazlum'u getirin bana" der gibi Liverpool'u bekliyor. Maç cumartesi. Arsenal maçı inanılmaz keyif verdi Spurs taraftarına ve teknik ekibine. Gelecek adına umutlandılar. Herkes 13 Kasım 2004'te Arsenal'in White Hart Lane'de 5-4 galibiyeti ile biten maçın bir benzeri mi olur diye bekledi ama 4-4 bitti maç. Fener çarşamba günü Arsenal ile oynadıktan sonra Galatasaray maçına çıkacak. Galatasaray'ın işi daha zor çünkü yolculukta yaşanacak herhangi bir sorun Galatasaray'ın sadece 2 gün olan hazırlanma süresini kısaltır ve dinlenme süresini iç eder. Arsenal de Fener maçından sonra içerde Man U maçına çıkacak ki bu Spurs beraberliği Fener için bu açıdan iyi oldu diyebiliriz. Liverpool'un 6, Chelsea'nin 3 puan gerisindeler şu an. Man U'nun bir maçı eksik. Eksik maçı aldığı taktirde 1 puan Arsenal'in önünde. Maçı da alırsa 4 puan önünde olur. EPL için çok önemli bir maça çıkacak Arsenal. Bu sebeple Fener maçında bazı as oyuncularını dinlendirebilir ya da sakatlık riskinden çekinir gibi geliyor bana. Diyeceksiniz ki Van Persie Kadıköy'de Wenger'in yanında oturdu. Sen neden bahsediyorsun. Deplasmanda 5 attığımız takıma içeride 10 atalım derseniz Fener'den 2 kırmızı çıkar, Lugano Adebayor'un ayağını eline verir. Hatta Fabregas'ın incelerine baltalar çıkar. Bu böyledir. Hele arkasından bir Man U maçı varsa daha edepli oynarlar:))Ha bütün bunları neden yazıyoruz? maç 3'te sınırlı olsun diye. Yoksa herhangi gibi bir beklentimiz yok.

29 Ekim 2008 Çarşamba

Tek korkum...


"Tek korkun seyircilerin sahaya inmesi ve indiler" gibi bir durum mu oldu acaba diye düşünmedim değil livescore'da Roma-Sampdoria maçınının ertelendiğini görünce. Neyse ki fotoğraf herşeyi anlatmakta. Canına tak eden Roma taraftarının elinden her maç yağmur kurtarmaz. Adam gibi oynayın sabrımız taşıyor:))

Kimler geldi kimler geçti?

Arsene Wenger 1 Ekim 96'dan bu yana Arsenal'in başında. Bu akşam Emirates Stadı'nda Spurs ile -hala- Londra'nın en büyük maçını oynayacaklar. Christian Gross, George Graham, Glenn Hoddle, Jacques Santini, Martin Jol, Juande Ramos ve son olarak Harry Redknapp. Spurs tarihindeki 22 teknik adamın 7'sini Arsene Wenger öğüttü. 8.si geldi. Mayıs 93'den günümüze ezeli rakibini kendi sahasında lig maçlarında yenemiyor Spurs. Chelsea-Liverpool maçında o gün bugün müdür bilinmez ama o güne en yakın gün bugündür diye yazmıştık. Bu kadarını bünyem kaldırmaz. O gün bugüne uzaktır.
Late Post: Uzaklar neredeyse yakın oluyordu. Spurs is back. 5 gelseydi Redknapp'ı yan mahalleye kadar omuzlarda götürürlerdi herhalde.

Ne güzel İstanbul (Ah güzel İstanbul)


9 Haziran - 1 Eylül ve 2 Ocak 1 Şubat tarihleri 2008-2009 sezonunun transfer dönemleri. 1. dönem ve 2. dönem. Ama Ekim ayında tazminatını verip Redkanpp'ı White Hart Lane'ye getirmesini biliyoruz. Ne güzel. "Aynı sezonda bir teknik direktör 2 takımdan fazla çalıştıramaz" kurallarına biraz daha eklemeler yapılabilir diye düşünüyorum. Başka türlü bu kıyım özellikle bizim gibi liglerde sürer gider. Hocaya aynı sezonda 2 takımdan fazla çalıştırma hakkı vermiyorsun ama takımlara bu hakkı tanıyorsun. Antalya 3'ledi bile. Bunun adalet neresinde diye sorgulamak isterim. Daha istikrarlı, teknik adam kıyımı yaşanmayan, teknik adamların daha rahat çalışabileceği bir ortam hazırlamış olmaz mıyız bu şekilde? Böylece takımlar daha dikkatli seçim yapacaktır ve günü kurtarma operasyonları azalacaktır. "Olmadı kovarız, ligde kalsak yeter zati" demeden önce bir kez daha düşünecektir yöneticiler. Bu aynı zamanda yardımcı hocaların da önemini arttıracaktır. O takımı yönetmeye ileride haiz olabilecek adamlar gerçekten o göreve getirilecektir. Yalandan kanun çalanlar değil.

Mustafa Denizli şampiyon yap bizi


2007-2008 sezonunun ilk 8 haftasına baktığımızda Galatasaray'ın 20 puanla lider olduğunu görüyoruz. Fenerbahçe'nin geçen sezonun ilk 8 haftasında topladığı puan ise 13 idi. Ve bu 13 puanın içinde GS-BJK ve TS maçları aynı bu sene olduğu gibi yoktu. Hatta bu sene ve geçen yılı karşılaştırdığımızda Belediye, Antep, Sivas, Bursa ve Hacettepe maçları ortak diyebiliriz. Hatta geçen sene ilk 8 haftada Manisa ve Rize gibi düşen takımlarla oynayıp puan kaybeden Fenerbahçe'de 5 ortak takım rakamını Kocaelispor'dan dolayı 6'ya çıkarabiliriz. Fenerbahçe bu sene geçen seneye oranla 1 puan eksik. Ama geçen sene liderin 7 puan gerisinde olan takım bu sene 6 puan gerisinde. Geçen sene ilk 8 haftada 2,50 puan ortalaması tutturan Galatasaray 2,32 puan ortalaması ile şampiyon oldu. Fener ise geçen yılın ilk 8 haftasında 1,625 olan puan ortalamasını 2,14'e yükseltti. İstatistikler geçen seneye göre pek bir farkın olmadığını doğruluyor. Artık hiç bir Fenerli ilk yarıdaki GS-BJK ve TS maçlarını içeride oynamanın dezavantaj olduğunu düşünmüyor. Düşünmemeli. Kaldı ki Bursa, Antep, Sivas ve Kayseri maçları oynanmış durumda. Bundan önceki yazılarımızda son 6 sezonun ortalama 23,16 puanla şampiyon çıkardığını, Fener'in de 12 +4 =16 (4 puanın, 4 büyükler ligindeki kayıp puanlar olduğu varsayılmıştır. Son 6 sezonda hiçbir takım 4'lü ligde 14 puandan fazla toplayamadığı için kayıp 4 puan olarak alınmıştır) kayıba ulaşma ihtimalinin yüksek olduğunu belirtmiştik. Tabi bunlar istatistik. Bu durumda ligimizin 78,84 puanla şampiyon çıkaracağını varsayıyoruz ki ilk 8 haftada bunu revize etmemiz gerekir. Bizim tahminimiz bu lig 70-75 puan arası şampiyon çıkaracaktır. Bunu yazdıklarımızı haklı çıkarmak için yapmıyoruz tabi ki. O yazıda da tamamen istatistiklerden yürüdüğümüzü belirtmiştik. Son 7 sezonun ilk 8 haftasını değerlendirdiğimizde 5 sezonda şampiyonun ilk 8 haftayı 4'lü ligde lider bitiren takımın olduğunu görüyoruz. 2 absürd sezon var. Hangileri? 02-03 sezonunda ilk 8 hafta 16 puan toplayarak 4'lü ligde 3. sırada olan BJK'nin (8 kayıp puan yapar) sonraki 26 haftada sadece 9 puan kaybederek şampiyon olması. Ve 03-04 sezonunda ilk 8 haftada 22 puanla sadece 2 puan kaybeden BJK'nın sonraki 26 haftada tam 38 puan kaybetmesi. Garip ötesi. Karıştırmayalım oraları derim. Karıştırmayalım yoksa Cem Papila'dan girer, Ali Aydın ve Sinan Engin'den çıkarız. Kimse de haklı olmaz.


İşin özeti şudur: Bu ligde son 7 sezonun 5'inde ilk 8 haftada lider olan takım (4'lü ligde) şampiyon oldu. Malum 2 sezon hariç. Ve bu sene ligimiz 70 puanla şampiyon çıkardığımız lige doğru gidiyor. 70-75 puan arası beklemekteyiz. Absürd 02-03 sezonunu ve bu senenin geçmiş versiyonu 06-07 sezonunu bir kenara koyarsak, ilk 8 haftada lider olan takımların puan ortalamaları düşmekte. 2,50 ya da 2,75'lik puan ortalamalarını ilk 8 haftada tutturup daha sonra 2,30'lu ortalamalarla şampiyon olunuyor. Direnç ve düşme korkusu arttıkça büyük takımların puan kayıpları artıyor. Fakat...06-07 sezonunun ilk 8 haftasında 2 puan ortalaması tutturan Fener, lig sonunda 70 puanla ve 2,05 puanla şampiyon oldu. (Yani bu seneye benzeyen sezonumuz) Puan ortalamasını arttırdı. Tüm bunları değerlendirdiğimizde 70-75 puan arası şampiyon çıkarırız. Bu da şampiyon olacak takımın daha 20-25 puan kaybedeceğini gösterir. Burada psikolojik savaş ortaya çıkacaktır ve bu savaşı galip bitiren takım ayakta kalacaktır. Arka arkaya 2 mağlubiyette helva gibi dağılan takım, kıçını toparlayamayan takım 03-04 sezonunda Beşiktaş'ın durumuna düşebilir. Ve bu 70-75 puanlık ligde kimse Mustafa Denizli ile Ertuğrul Sağlam arasındaki farkı yadsıyamaz. Aslında Mustafa Denizli'nin Beşiktaş'a vereceği bu noktada ortaya çıkmaktadır. Bu lig daha çok tecrübe ve yol bilen şoför gerektirir. Bana göre Beşiktaş 03-04 sezonunun direğinden dönmüştür. Şampiyon olur mu bilinmez. Ama şampiyonluğun bana göre en büyük adayıdır Beşiktaş. 6 kayıp puanından dolayı değil, bu ligin bu hocayı kaldıracağından dolayı. Olur, olmaz. Yanılırsak çıkar biz yanıldık deriz.

28 Ekim 2008 Salı

Olacağı buydu


Ljungberg Seattle Sounders'a transfer olarak Major League Soccer'a kapağı attı. Bu kadar Amerikalarda dolaşmasının sebebi başkanlık kampanyalarını yakından takip etmek değildi elbet. Seattle ligin yeni takımı. Ljungberg 2 yıllık sözleşme imzalamış. Her yıl için de 2.5 milyon USD alacak. Lig 2009'un Mart ayında başlayacağı için 2-3 ay daha Ljungberg Amerika'da gününü gün eder. 32 yaşında yıllık 2.5 milyonluk transferi herkes beceremez. Şamda kayısı olmuş Ljungberg için.

Redknapp


Harry Redknapp küçüklüğünde Arsenal taraftarı olsa da artık White Hart Lane'de. Pompey'i gayet iyi bir pozisyonda Tony Adams'a bırakarak Londra'ya gitti. Hem oyunculuk hem de managerlik kariyerinde oldukça önemli bir yer tutan West Ham'a Zola'dan önce düşünülen isimlerden biriydi Redknapp. West Ham'ı istemeyen adam Spurs'a evet dedi. Spurs Redknapp için 5 milyon pound tazminat ödemeyi kabul ederek transferi gerçekleştirdi. Tabi Ramos'la olan Poyet ve Alvares'e de oldu. Onlar da şutu yedi. Yardımcısı Tony Adams'ın kendisi ile gelmemesine şu cevabı vermiş "Tony Adams is an Arsenal man, and he wouldn't be a Tottenham man at all". Redknapp'in "61 yaşındayım. Emekli olmadan önce büyük bir takım çalıştırmak büyük bir fırsat" açıklaması açıksözlülüğün bu kadarı. Spurs mü Redknapp'ın üstüne atlamış yoksa Redknapp mı Spurs'un üstüne atlamış tartışılır. Bizim ligde şimdiye kadar 5 takımın hocası değişti. Ertuğrul Sağlam gitti Mustafa Denizli geldi. Hakan Kutlu gitti, Ünal Karaman geldi. Raşit Hocanın yerine Giray Bulak geldi. Antalya 8. haftada 3. hocayı gördü. Sırasıyla Hikmet Karaman, Jarabinskiy ve şimdi de yardımcısı Orhan Atik. Kocaeli'de ise Engin İpekoğlu'nun yerine Yılmaz Vural getirildi. Ramos, Redknapp, Tony Adams olayında şöyle bir durum var. Aynı ligdeki bir takımı bırakıp bir başka takımı çalıştırmaya başlıyor Redknapp. Biz de ise önce hangi hocalar boşta ona bakılıyor. "Nöbetçi hoca" tabirli oluşan bir sektörümüz dahi var. Bunun sebebi "bırakıp gitti", "takımı yüzüstü bıraktı" söylemlerinin böyle durumlarda üst seviyeye çıkıyor olması. Tazminatı ile değil mi kardeşim derler adama. Bu arada Redknapp'ın "sonsuz kredi" ile takımın başına geldiğini de belirtmek gerekir. Ama bir taraftan da giydiği "ateşten gömlek" var.

Yeniden Başlamak

Yorumsuz

İnci profiterol (Başka yerde şubemiz yoktur)

Öncelikle şunu belirtmek isterim ki şahsımı ilgilendiren bir şekilde camiamızın yazılarına devam etmesi. Ama başka bir yerde ama mevcut yasal olmayan yollarla. Önceliğim budur. Dellenip yazılarına ara veren arkadaşlarımıza tavsiyem eskisi kadar yoğun olmasa da yazmayı bırakmamaları. Daha doğrusu teslim olmamaları. Onun dışında ister wordpress, ister blogspot...Farketmez. Ben yazılarıma burada yazmaya devam edeceğim. Çünkü ben yanlış bir şey yapmadım. Bu sebeple sadece kendime de olsa yazmaya devam edeceğim. Yukarıdaki fotoğraf İnci Pastanesi'nin. Başka yerde şubemiz yoktur. Ama yazımda da belirttğim gibi önemli olan yazmaya devam etmektir. Ama orada ama burada. Ötesi teferruattır. Teferruat kısmı beni ilgilendirmiyor. Yazın da nasıl yazarsanız yazın arkadaşlar. Ama az, ama çok. Ama orada, ama burada. Herkese selamlar.

27 Ekim 2008 Pazartesi

Doğan & Ciner

NTV ile baş edemeyip (bu baş edememe daha çok reklam gelirleri için ifade edilmiştir, izlenme oranları için değil) karasal yayın frekanslarını TNT'ye devreden CNN; kablolu, digitürk, D Smart ve uydudan yayın hayatına devam ediyor. Ciner grubu ise tam tersini yaparak bir türlü olmayan Kanal 1'i karasaldan çekti ve frekanslarını Habertürk'e kaydırdı. Doğan haber kanalının erişimini daralttı, Ciner ise genişletti. Kanal 1'in bol yabancı sinemalı bir kanal olmasını bekliyoruz. Habertürk artık kablolu, digitürk, D smart, udu ve karasalda. Kanal 1'in karasalı eksik. Yapılan operasyonun doğruluğu Kanal 1'in oluşturacağı prototipe bağlıdır. Doğru bir prototiple kanal mevcuttan daha yüksek reklam geliri elde edebilir. AB'ye oynayan kanalın protoripinin de AB olması gerekli. Karasalı terk etmesine rağmen doğru hamleler daha yüksek reklam geliri sağlayabilir. Habertürk; NTV, TGRT, 24 ve kısmen Skytürk ile karasal yayını yapan haber kanallarına katıldı. Habertürk büyük ihtimalle NTV'nin ardından 2. liğe kurulacaktır. Bunda da yeni kurulacak gazetenin TV kanalına sinerjisi etkili olacaktır. Gazetenin gücü Habertürk'ü daha çok itecektir. Eğer gazetenin ismi "Habertürk" olarak düşünülüyorsa, düşünme aşamasını geçmemesini tavsiye ederiz. Sıfırdan bir gazete grubun lokomotifi olacaksa bile riskleri beraberinde getirecektir. Habertürk'ü Habertürk'e bırakın.

Teşekkür

Teknoloji fakiri bendenize bu işten nasıl sıyırmanın yolunu yordamını gösteren Alper Öcal kardeşime nam-ı değer LAMBUJA'ya fikri hür, vicdanı hür nesiller adına teşekkürü bir borç bilirim.

Bursaspor ve Aybaba


Pazar gününü Bursa'da geçirdim. Tabi şehre ayak basar basmaz ilk işim "Olay" gazetesi almak oldu. Dün akşamki Fener-Bursa maçının yankılarını daha net alabileceğim gazete. Türkiye'nin Yeni Asır'la beraber en başarılı yerel gazatelerinden biri. Belki de en iyi iki gazetesi. Başlık 5-2'lik skordan dolayı tabi ki ulusal gazetelerden farklı. "Rezalet" ve "Yakışmadı" başlıklarını uygun görmüşler. Ben o kadar rezil bir durum görmedim gerçi ama neyse. Maça özellikle Gökhan Güleç, Romaşenko, Yusuf ve Sercan ile başlamayı biraz fazla abartılı bulmuş durumdalar. Bir yerde haklılar ama Josico, Selçuk ikilisi Sarp-Ozan ikilisini yenmedi bence. Ya da ilgili 4'lünün defansa hiçbir desteğinin olmaması Bursaspor'un 5-2'lik sonuna katkısı aman aman boyutlarda değildi. Galatasaray maçının 62. dakikasından itibaren ilgili 4'lü iş başındaydı. Sonra skoru korumak için bir bir oyundan aldın hepsini. Aybaba'nın belirttiği 2 önemli nokta var. Birincisi bu kadar kolay yersen diye başlayan kısım...Fenerbahçe geçen sezonki silahını hatırladı. Duran toplar. Lugano kafa gol, Edu kafa gol, Uğur'un ittirmesi kaktırması...Zaten 3 oldu. Bundan sonra toparla toparlayabilirsen. Geçen sezon 17 golü duran top organizasyonundan bulan Fenerbahçe'de birilerinin kafasına yeni dank eden birşeyler ve bu birşeylere çanak tutan Bursaspor. Buradan Aybaba'nın 2. önemli noktasına geleceğim. 90'lı Sercan'ı bu maçta beğenmeyebilirsin. Ama yediğin gollerin durumuna bakmadan çıkıp da bu çocuğu bu şekilde herkesin ortasına "atmanın" doğru bir tarafı olmadığını düşünüyorum. 18 yaşındaki çocuğu alırsın ve konuşursun. Önümüzdeki haftaya da istersen kesersin. Ama herkesin içinde bu şekilde eleştirmeni tartışırım. Sen havalandın, ben indiririm, bunu da tüm Türkiye duysun. Valla tribüne oynayan sensin bu konuda Aybaba. Küçük bir ekleme daha yapalım. Bursa hafta içi Fener'in duran toplarını nasıl etkisiz hale getiririm diye çalıştı mı? Suat Paçacı'ya soracağım merak ediyorum çünkü. Eğer çalıştıysa futbolcular hatalıdır. Ama İbrahim Öztürk'ün yokluğunda genç Serdar Aziz mi bu kadar etkiledi savunmayı. Van Belediye kupa maçında dahi bu çocuk 18'de yok. ilk 7 haftada sadece Kocaeli maçında 18'de var onda da oyuna girmiyor. İlk 7 haftada 0 dakika oynuyor, sonra sen bu adamı Kadıköy'de İbrahim'in yerine koyuyorsun. Yok muydu bu çocuğun 5'er-10'ar dakikası. Sercan, Serdar, Ömer, Aybaba. İğne, çuvaldız. Tribüne oynamak, takıma oynamak.

26 Ekim 2008 Pazar

Gün bugün müdür?


Pazar sabahı Mudanya'ya gideceğim için sabahın 6'sında kalkıp aşağıdaki postu girdim. Girdim ama bu sefer de sayfa hata vermeye başladı. Neyse biraz geç oldu, belki de anlamsız oldu diyeceğim ama bu devirde hiç de anlamsız değil diye düşünüyorum.

Şubat 2004'ten beri kendi sahasında lig maçı kaybetmeyen bir takımla oynayacak Liverpool bugün. Stamford Bridge'de en son Arsenal'e 2-1 yenildiklerinden beri tam 86 maç oldu. Liverpool'un Londra karnesi ise tam bir facia. 18 yılda sadece 1 galibiyetleri var. Bu süre içerisinde sadece 10 golleri var. Rafa'nın Chelsea ile 20'nin üzerinde maç yaptığı gerçeğini de göz ardı etmemek gerekir. (EPL, ŞL, Vs. Vs.) Rafa Torres'siz kazanabiliriz, gayet iyi durumdayız gibi bir açıklama yapmış. Man United maçını Torres'siz kazanmanın verdiği bir alışkanlık olsa gerek diyeceğim ama o gün de Torres ve Gerard kulübedeydi. Gerard'ı kullandı, gol gelince Torres'i riske etmedi. Liverpool'un da bu sezon arka arkaya kaybetmediği 16 maçlık bir serisi var. Bu serinin Liverpool'a kuracağı baskı Chelsea'nin üzerindeki baskıdan çok daha az olacaktır. Lampard ilk golü atmak çok ama çok önemli demiş. 2 takımın oyunu kilitleme konusundaki dahiyane başarıları malum. Zaten Lampard bu sebeple ilk golü atan galip olsun diyor. İlk golü atan kazanır demek istiyor. Bu sene farklı şeyler oluyor. Bu sefer olur mu? Benitez için şimdiye kadar olabilecek en uygun gün. O gün bugün müdür? Deco, Mikel, Lampard & Macherano, Xabi, Gerard diyerek bitirelim... Gün, bugün müdür? Gün bugün müdür bilinmez ama o güne en yakın gün bugündür.Ha bu arada maçı seyredemeyeceğim. Bu sebeple çok üzgünüm.

25 Ekim 2008 Cumartesi

2007 yılının Sabah Spor Servisi


Pek fotoğraf falan ekleyemiyoruz ama bir şekilde yazılarımıza devam etmeye çalışıyıruz. Madem ben bunu bir şekilde yazabiliyorum o zaman sen neyi engelledin diye de sormadan edemiyorum. Devrim'in Hıncal'la ilgili yazdığı bir yazıyı okurken zamanında yazdığım bir yazı geldi aklıma. Bir de diyeceğim şudur...Sıkmayın canınızı... Bir şekilde yazmaya bir şekilde okumaya devam. Ama bir cümle, ama 10 post. Ama az ama çok...Herkese selam olsun.

TARAFSIZ SABAH GAZETESİ SPOR SERVİSİ

31 Mart 2007 tarihli Sabah gazetesinde bir haber okudum. Galatasaray-Ankaragücü maçından 2 gün Fener-D.Bakır maçından 1 gün sonra. Tek bir nokta ve virgülüne dokunmadan alıntı yapıyorum.

”Cimbom rekora gidiyor”… 27 maçta 65 puan toplayan Galatasaray, kalan 7 maçını da kazandığı takdirde 18 takımlı liglerde en başarılı takım unvanını alacak. G.Saray bu sezon Eric Gerets yönetiminde 27 haftalık periyodda 65 puan toplayarak önemli bir başarı elde etti. Bu performans, lig tarihinde ilk 27 haftalara bakıldığında en iyi ikinci sezon. 1999-00 sezonunda Fatih Terim'in G.Saray'ı, 27 maçta 21 galibiyet, 4 beraberlik ve 2 yenilgi ile 67 puan toplamıştı. Sarı-kırmızılı ekip, 1996-97, 1998-99 ve 2002- 03 sezonlarında 27. haftayı 63 puanla geçmişti. G.Saray elde ettiği bu performansla bir rekor kırabilir. Kalan 7 maçını da kazandığı takdirde 86 puana ulaşacak sarı-kırmızılı ekip, 18 takımla oynanan liglerdeki en iyi performansa ulaşacak. Rekor, 2002-03 sezonunda 85 puanla şampiyon olan Beşiktaş'a ait. Öte yandan dün akşam D.Bakır'ı mağlup eden F.Bahçe de, bundan sonraki 7 maçını kazanırsa bu rekoru kırma şansına sahip. G.Saray, kalan 7 maçında 6 galibiyet alırsa 18 takımlı liglerde kendi rekorunu kıracak. Eski rekor, 1996-97 sezonunda 34 maçta toplanan 82 puandı.”

Yazının içinde geçen bir cümle şöyle: “Öte yandan dün akşam D.Bakır'ı mağlup eden F.Bahçe de, bundan sonraki 7 maçını kazanırsa bu rekoru kırma şansına sahip.”

Böyle mi olmalı bu haberin başlığı. Yazının içeriğini de geçtim yayınlanma tarihini de geçtim. İlk önce başlık böyle mi olmalı. Madem ki sen tarafsız Sabah gazetesisin tarafsız spor servisisin “Fener ve Cimbom rekora gidiyor” dersin. Okuyucum ne de olsa yer bunu kimse anlamaz dersin ama birileri yemez. Küçülür gidersin okuyucunun gözünde. Çünkü senin kalemin artık okuyucun gözünde tek renk yazmaktadır…

Zamanında böyle şeyler olmuş, bizde yazmışız

Bağımsızlık benim karakterimdir

"cumhuriyet sizden, fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister." M. Kemal Atatürk
Cumhuriyetimizin 85. yılı şimdiden kutlu olsun.