8 Kasım 2008 Cumartesi

Lacivert Kar Belgeseli


O zamanlar 22 yaşındayız. Erhan “adaş bu akşam Recep geliyor köyden” dedi. İş görüşmesi herhalde diye düşünürken “maça geliyor” diye ekledi. Ulan 5 gün önceden maça mı gelinir İstanbul’a? Recep arkadaşımız heyecanlandığı zaman kilitlenen, telaffuz problemi yaşayan sevdiğimiz bir kardeşimiz. Kıpkırmızı olur anında. İptal. Açamazsın. Uğraştırır adamı. Hasta değil ötesi Fenerli. Bırakırsın tartışmayı. Heyecandan TV’de maç seyredemeyen bir adamla hem de Sami Yen’de maç seyretmenin sorumluluğu beni germeye başlamış durumda. Etrafa hiçbir zararı olmayan ama kilitlendiği zaman dediğim gibi….Hiçbir Galatasaray maçını bu kadar yoğun bir şekilde yaşamadım daha önce. Recep de gelince Erhan evde tek Galatasaraylı kaldı ki bana zaten gerek kalmadı. Recep misyonu üstlenmiş durumda. Her akşam evde stand up. E Trakya evi malum…Alkol gırla. Muhabbetin nereden açıldığı hiç önemli değil geldiği nokta belli. Bazen “adaş bi sizi yenersek eve gelme” bazen de “adaş 3’ten fazla atmayın durumumuz ortada” kaçınmaları. Torsten Fink deriz kendi aramızda Frings’i anarak bu durumlara. Recep aslında kaybedecek hiçbir şeyi olmadığının farkında. Saldırıyor. Erhan hem Recep’in durumunu bildiğinden alttan alıyor hem de efendiliği elden bırakmıyor. Ama adam o kadar bokunu çıkarıyor ki bi noktadan sonra Kastroman olmamak elde değil. Castroman’ı da analım Frings gibi. Hayatımın en zevkli GS-FB maçı öncesini yaşıyorum. Maç günü. Kahvaltıdan sonra açılan biralar. Hala içimden “mazoşist miyiz olum biz” diye diye Fulya’daki evden stada doğru yürüyoruz. Saat 11:30. Hem Galatasaraylı Bora ve Engin’le buluşacağız hem de deplasmandayız erken gitmek gerek. Aklım hala Recep efendide. Saat 12:00’de adam 2,5 litre birayı içmiş durumda. “Aaaaaadaaaaaşşşşş yenilirsek ben eve gelmüyüm, dddiiiireeekkkkkk dönüyüm bu hayvan öldürür beeeeennnii evde” Birbirimizi her sonuçta kızdırmamak üzerine yapılacak bir centilmenlik anlaşması yapamayız çünkü Fener yenerse Recep’i Erhan’a karşı durduracak adam daha doğmadı. Allahım sen bize kaza bela verme yarabbim. Şu adam kendini kitlemeden eve dönelim. Eski açık önlerindeyiz. Full. Ulan diyorum, bu saatte bu kadar mazoşisti bir arada bulmak…O dakikada mazoşist psikolojisi ile “bu kadar adam mazoşist olamaz, acaba mı lan?” kırtlaması içimi dürtmüyor değil ama dillendirecek maça yok. Biz mecburiyetten Galatasaraylı arkadaşlarımız da metelik durumundan eski açıkta. Saat 13:00 içerideyiz. Aramızda sadece polis kordonu var. Sigara atıyoruz, hareket yapıyoruz birbirimize. Komedi. Ha ha ha, hi hi hi…Alper, Murat, Recep, ben vs. vs.. versus Bora, Engin, Erhan vs. vs…Murat’ı orada tanıdım. Gayet mantıklı bir arkadaşımız gibi duruyor kendileri ama…Geçer mi 6 saat. Uğraşmadan geçmez. 14:30’da “sığmıyoruz” tezahüratları başlıyor, hemen arkasından “Kayseri köşeye” uğraşmaları. Parmaklar kalkıyor tabi anında yan taraftan. Kapalı boş, yeni açık ehh, Numaralı malum…6 saat nasıl geçer. Yanımızdakilerle uğraşmaya devam. Bizim kapılar çoktan kanamış durumda. Fener taraftarının üzerini komple kapatan bayrağın üzerine zippoları yiyince ortalık karıştı. Vesaire, vesaire…

GALATASARAY: Claudio Andre Taffarel, Bülent Korkmaz, Carlos Alberto De Oliveria Capone, Ergün Penbe, Okan Buruk, Emre Belözoğlu, Sergen Yalçın (Dk.46 Ahmet), Suat Kaya, Gheorghe Hagi, Arif Erdem, (Dk.79 Mandingo Dos Santos Marcio), Hakan Şükür
YEDEKLER: Kerem İnan, Emrah Eren, Fatih Akyel, Hasan Gökhan Şaş, Hakan Ünsal
FENERBAHÇE: Rüştü Reçber, Mustafa Doğan, Ogün Temizkanoğlu, Fehmi Alpay Özalan, Serkan Özsoy, Samuel Johnson, John Leshiba Mosheou, Metin Diyadin (Dk.85 Saffet Akbaş), Tayfun Korkut, Süleyman Oulare (Dk.89 Gökhan Bozkaya), Yaw Preko
YEDEKLER: Engin İpekoğlu, Mehmet Ayaz, Tufan Apaydın, Uche Alozia Okechukwu, Ömer Karabacak
Yukarıdaki maçın 81 dakikası hepimizde kayıp. 81 dakika sürekli ibadet. Johnson 82’de atıyor, Recep bayılıyor, Murat’ı da tanıma şerefine nail oluyoruz. Recep 81’de “g” dedi 90’da kelimeyi tamamladı. “Gol”.Murat ağlıyor, elindeki tespih nerden çıktı oğlum ya…Manyak mısın nesin? Koltuklar kırık, yürüyecek halimiz yok. Polisten sopayı yiyoruz. Nedeni hatıra olsun diye kırdığı koltukları eve götürmeye çalışan antikacılar. Alayına cop. Eve ulaşıyoruz…Sonrası malum…Biralar açılsın, tezahüratlar başlasın. Centilmenlik anlaşması? Erhan’ım biz seni kızdırmıyoruz ki…Tezahüret da mı yapmayalım. Recep’den sonradan haber aldık. Sen git Havsa’daki eczanelerden ne kadar Johnson kolonyası varsa al, ne kadar Galatasaraylı varsa sık. 26 Mart 2000 böyle bir gündü bizim için. O sene Galatasaray UEFA Kupası’nı aldı biz de CM’de kupayı kaldırdık ve yattık. Playstation yoktu o zamanlar bizde. CM var mıydı hatırlayamadım şimdi. Ertesi gün Star’ın manşeti “Ve ihtilal oldu” idi. Neyin ihtilali anlayamadık? Galatasaray ne kaybetti, Fenerbahçe ne kazandı? Gökten lacivert kar yağdı sadece…

Savo Milosevic

Miss a lot ovic...91 maçta 29 gol Villa Park'ı kesmeyince İngilizlerin Savo'ya taktıkları isimdi. 35'likken şampiyonluk herkese nasip olmaz. 35'lik erik rakısının tadını da iyi bilir kendileri.

İsim?


Boca Juniors-River Plate ( Superclasico)
Flamengo-Fluminense (Fla-Flu)
Celts-Rangers (Old Firm)
Liverpool-Everton (Merseyside)
Flamengo-Vasco De Gama (The Millons’ Derby)
Ajax-Feyenoord (Klassieker)
Copenhagen-Brondby (New Firm)
Barcelona-Real Makrid (El Clasico)
Benfica-Porto (O Classico)
S. United-S.Wednesday ( The Steel City Derby)

Yukarıdaki örnekleri çoğaltabiliriz. Bu yazıyı okuyan yukarıdaki takımlardan birine gönül vermiş biri “neden ulan önce o takımın ismi yazılmış” dahi diyebilir. Türkiye’nin en büyük maçının adı ne? Yok. Bu derbiye bir isim lazım. “Merseyside bugün kırmızı” ya da “Merseyside bugün mavi”yi sport marketing eşliğinde satmayı dahi bilmiyoruz. “Boğaz’ın derbisi” olabilir mesela. Ya da “Avrasya derbisi”. İstanbul’a bu maç için tur düzenleyen kaç turizm şirketi var. Bu maçın her anını yaşamak isteyen, Meşalede ya da caddede maçın havasını Türk taraftarlarla soluyalım diyen, Galatasaray Store ve Fenerium’lardan formasını, kaşkolunu alan bir organizasyon var mı? Satar mı peki bu organizasyon? Satar…Bu maçı sattığımız kaç ülke var? 3-5?…Bu arada Aceto televizyonda Fenerbahçe-Galatasaray derbisinin pazarlamasından bahsediyor ki pişti olduk. Neyse biz Fenerbahçe-Galatasaray maçıyla ilgili şunu diyelim. Barca-Real Madrid maçı 160 ülkede yayınlanıyorsa bu sadece tansiyonun yüksekliğinden kaynaklı bir durum değil. Bileşenlerinden biri. Bizim derbimiz sadece Türkiye sınırları içinde büyük. Çünkü bizim derbimiz “tansiyonu yüksek derbiler” arasında üst sıralarda. Buna bir şeyler daha eklemek gerekir. Boca-River maçını kaç ülke TV’si yayınladı orasını bilemiyorum ama geçen ay sahada bu derbinin fare doğurduğu ortada. Tansiyonu yüksek derbi…Ama en çok sevdiğimiz derbi.
Late post: Sınıf, dil, din, ırk farkının olmadığı derbi...

Fotomaç Top 5- #1

İşte bu haberde kayışım koptu benim, can yeleğini çıkarttım atladım aşağı;

Fiziksel olarak güçsüz kaldıklarını düşünen sarı-lacivertliler daha çok salona girip kendilerini geliştirmeye karar verdi.

Şampiyonlar Ligi'nde sonuna kadar mücadele etmelerine karşın Chelsea'ya elenen F.Bahçeli futbolcular, güçlenme kararı aldı. Milli Takım'da da görev yapan Selçuk, Uğur, Semih, Gökhan, Yasin gibi isimlerin biraraya geldiklerinde "Biz onlardan teknik ve taktik olarak daha iyiydik. Sahada daha akıllı düşünebiliyoruz ama fiziksel
olarak güçsüz kaldığımız bir gerçek'' diye konuştukları öğrenildi.

YOKSA BAŞARI ZOR
Sarı-lacivertliler, rakipleri gibi güçlü bir fiziğe sahip olmadıktan sonra Avrupa'da başarının zor olduğu konusunda görüş birliğine varırken, 2008 Avrupa Şampiyonası'na katılacak olan milliler finallere kadar daha çok salona girerek güçlenme kararı aldılar. Futbolcuların bundan sonra Samandıra'da fizik geliştirici çalışmalara daha çok önem vermeleri bekleniyor.


Şimdi bunun neresinden tutayım neyini anlatayım. Gözünde canlandırabilen varsa anlatsın, ben yapamıyorum. Gökhan, Yasin, Uğur gibi isimler bir araya geliyorlar, antrenman çıkışı otoparkta bunların arabaları yan yana misal, arabaya binecekken anahtarlar elde ayaküstü bi konuşmaya başlıyorlar. Sonra mesela Uğur teknik, taktik ve akıl! olarak Kalou' dan daha iyi olduğu iddia ediyor anahtarını elinde sallayarak, "Hacım bende biraz güç olsa şu Kalou kadar, koridor yapardım sol kanadı" diyor. Yasin, Gökhan gibi isimler de destekliyorlar bunu, " Tabi lan öle tabi!!" diyerek gazlıyorlar. Neyse muhabbet gidiyor bir 15 dakika falan, dağılması gerekiyor tabi ekibin haliyle, herkes işine gücüne gidecek. Yasin gibi bir isim diyor " Baba bundan sonra her sabah idmanı sonrası salona takılıyoruz o zaman, delikanlı gibi kararlaştıralım" diyor. Gökhan Uğur gibi isimler de ayarı kökten verip " Gelmeyen top olsun, ful ağırlık basıyoruz bundan sonra" diyerek onaylıyorlar arkadaşlarını. Arabalara binip bi kaç araba şakası yaptıktan sonra da ayrılıyorlar tesislerden. Aslında güzel canlandırdım gözümde, isteyince oluyor demek ki..

Fotomaç Top 5- #2

Artık uçmaya başlayacaz hafiften, kemerleri bağlayalım;

Fenerbahçe'ye beni de götür

Brezilyalı futbolcu, Almanya-İspanya finali öncesi F.Bahçe'nin yeni hocasını arayarak önce başarılar diledi sonra da "Seninle birlikte Türkiye'ye gitmeye hazırım" ifadesini kullandı

FENER'İ ÇOK İSTİYOR
F.Bahçe'de yabancı futbolcu transferinde heyecanlı bekleyiş sürerken, ilginç gelişmeler de yaşanmaya devam ediyor. Bir dönem Fenerbahçe ile adı sıkça anılan Baptista, sarılacivertli ekibin yeni teknik direktörü Luis Aragones'e çok çarpıcı sözler söyledi. Brezilyalı yıldız, EURO 2008 finali öncesi İspanya Teknik Direktörü Aragones'i arayarak tarihi maç için başarılar diledikten sonra sözü Fenerbahçe'ye getirdi ve açıkça "Şunu bil ki seninle birlikte Türkiye'ye gitmeye hazırım" dedi.

ZORLUK ÇIKMAZ
Yeni sezonda da Real Madrid'de yedek kalacağını anlayan Baptista'nın, Aragones'e içini döktüğü ve "Kulübede oturmak beni üzüyor. Yedek kalacak oyuncu değilim. İlk 11'de oynayıp gerçek potansiyelimi ortaya koymak, takımıma yararlı olmak istiyorum. Eğer istediğim bir takıma transfer ihtimali belirirse, kulübümün anlayış göstereceğini tahmin ediyorum" dediği kaydedildi. Aragones'in, bu net sözlerden sonra Baptista ile ilgili nasıl bir tavır geliştireceği merak konusu oldu.

Konuşma nasıl öğrenildi bu bölüme hiç girmiyorum bu sefer. Baptista' nın sözlerine bakar mısınız, ne kadar içten, ne kadar iddialı. Şunu bil ki diye başlıyor sözlerine, tüm benliği Fenerbahçe ve Aragones' in adeta, salıvermiş kendini. Lakin yeteneklerinin de farkında, yedek kalacak oyuncu olmadığını biliyor Baptista. Bilsin, söylesin ki Baptista' yı tanımayan vatandaş "İyi futbolcu alıyoruz bak!" diyebilsin. Kulüp de anlayış göstersin ki, herkes inansın transferin olacağına..

Fotomaç Top 5- #3

Üç numarada hayal gücümüzü biraz daha zorlamamız gerekiyor artık;

Sakın 'hayır' deme

F.Bahçe'nin transfer listesindeki dünya yıldızlarından biri olan Thierry Henry, sarı-lacivertli kulüple ilgili araştırmalara başladı. Henry'nin, yakın arkadaşı Nicolas Anelka'ya F.Bahçe'yi sorduğu ve "Benimle ilgilendiklerini duydum. Galiba ciddi teklife hazırlanıyorlar. Sen F.Bahçe'de oynadın. Nasıl bir kulüp? Teklif alırsam ne yapayım? Sevilla'yı
elemeleri beni şaşırttı. Gerçekten o kadar güçlü bir takım mı?" dediği öğrenildi.

Hayal gücümüzün sınırlarını zorlayıp engin deryalara çıkmaktan mı bahsedelim, yoksa Henry' nin Anelka' yı kalın puntolarla belirtilen bölümde görüldüğü üzere kombine sorularla telefonda alçılamasından mı? Hepsini geçtim Fotomaç' ın bu telefon konuşmalarını ele geçirme yönteminden bahsetmek istiyorum, beyin ısınıyor biraz..

Fotomaç Top 5- #4

Vermeseydim çete derlerdi

Kaptandan 'Neden penaltıyı sen atmadın' diyenlere yanıt: 'Brezilyalı çetesi' olarak anılmaktan çekinip, Kezman'a bıraktım.

F.BAHÇE, Ankaraspor deplasmanında uzatma anlarında yediği golle 2 puan kaybederken, sarı-lacivertlilerin kaçırdığı penaltı gündeme oturdu. Kanarya 2-1 öndeyken, Risp'in topa elle müdahalesi üzerine F.Bahçe penaltı kazandı. Bu sırada topu alan Kezman, takımın penaltıcısı Alex'e, "Por favor (Lütfen)"
diyerek atışı kullanmak istedi. Kaptan önce kararsız kaldı ama 2. "Por favor" üzerine izin verdi.

2'NCİ PENALTICI BİLE DEĞİL
Kezman da atışı kaçırdı. Edinilen bilgiye göre maçtan sonra arkadaşları Alex'e, "Neden penaltıyı Kezman'a bıraktın? Sen atsan iş biterdi" dedi. Sambacının da, "Zaten önüne gelen 'Brezilyalı çetesi'nden bahsediyor. Kezman'a topu vermesem yine 'Brezilyalı çetesi' diyeceklerdi. Bunun için atışı Kezman'a bıraktım. Sonuçta Kezman'ın 2. penaltıcı bile olmadığını biliyorum" dediği öğrenildi.

Haberde kalın ve italik olan bölümler çok önemli bilgiler taşıyor dikkat. Arkadaşlarının sen atsan iş biterdi demeleri mi dersin, yoksa Alex' in arkadaşlarına önüne gelen brezilyalı çetesinden bahsediyor arkadaş demesi mi? 2. Por favor üzerine izin vermesi ise ayrı bir olay, bu kadar dramatize edilir..

Fotomaç Top 5- #5

Sarı-lacivertli ekibin hocası Zico, G.Saray kalecisi Orkun'un tecrübesizliğine de dikkat çekerek; "Bundan yararlanmamız gerekiyor. Orkun genç ve yetenekli bir kaleci ancak sık sık ileri çıkıyor. Buna dikkat edip, aşırtma vuruşlarla gol bulabiliriz"

Antrenmanda oyuncularına aşırtma şut atın çocuklar diyen Zico modelinden bahsediyor haberci arkadaş..

Arshavin


Takımdan ayrılmak istiyor genç delikanlı diyeceğim, genç delikanlı diyemiyorum 27 yaşındaki adama. Geç piyasaya çıkan yeteneklerden o da. 22 23 yaşlarında napardı ne ederdi Zenit' te merak eder dururum. Ocak ayının transferi bu adam olacak belli oldu. O döneme kadar çıkacak spekülasyonlar da cabası artık. Tottenham ısrarcı olacak mı görecez hep beraber..

Lock, Stock, and Two Smoking Barrels


Guy Ritchie' nin takım, taklavat hepsini birden ortaya koyduğu güzide filmlerden birisidir bu. İngiliz aksanı seviyorsanız bir de, hemen bulaşın diyorum ben. Eksik nokta o zamanlar Jason Statham abinin biraz geri planda kalmış olması, London' da sahip olduğu havaya sahip değil mesela öyle diyeyim. Soundtrack desen o da ayrı güzel, filmin başında çalan Ocean Colour Scene parçası örnerğin, tatil yaparken dinlemek için bir numara. Fotoğraftaki sahnede çalan bir bölümünün sözlerini aktarayım;

"So I said I'm on the roam so I need a car
And I know that I'm getting alive

And I say I got faith and a season
"

Son mısradaki season her ne kadar iklimi anlatsa da, üstündeki mısrayla birleştirdiğimde bana futbol sezonunu anımsatıyor. "Gittikçe canlanıyorum, ve bu sezona dair inancım daha da artıyor..". Bu sezona dair inancımın arttığı yok, Fener' in de canlandığı yok; ama yarın derbi var. Uzun zamandır ilk kez kazanmaya geliyoruz deme cesaretini bulan bir Galatasaray.. Rastgele Fenerbahçe' m.. Ha bir de, Barry the Baptise, sen nasıl bir tipsindir arkadaşım!!

7 Kasım 2008 Cuma

Ayhan Akman (Serengeti'nin Bozkırları)


Aslında bu yazının Benfica maçı sonrasına denk gelmesi büyük talihsizlik. Maçın doğru düzgün sadece ilk 45 dakikasını seyredebildiğimi belirterek yırtmaya çalışayım. Kısmet bugüneymiş. Bu blogu takip edenler bilirler ki İnegöl’den, Osmangazi’den çıkan neden Edirne’den, Uzunköprü’den, Keşan’dan çıkmaz diye yazıp çizerim. Küçük Balkanların büyük futbolcu adayları Ergene Nehri’nin yok olması gibi göçüp gitmektedir o havzada. Ayhan Akman Türk futbolunun İnegöl menşeli futbolcularındandır. U15’ten bu yana milli takımın içinde olan sonradan milli takım maceralarına ara veren Ayhan Akman. Mini mini birler çalışkan ikiler misali ilk milli takım kadrosunda kendine yer bulduğunda İnegöl’den Osman Tan ve Hakim Toplu’da yanındadır ama bu sadece İnegöl madeni hakkında küçük bir anekdot olarak bu yazıda kalacaktır. Mutlu Toçu’lara falan girdik mi hiç çıkamayız. İnegöl’ün 9 ve 10 numarası Ayhan Akman Antep’in 8 numarası olarak 17 yaşında Antep’in yolunu tutar. E 10 numara’yı Elvir Boliç giymektedir. Bi saniye yani. 4 sezonda 20’nin üzerinde gol atar Akman. Tam 8 milyon USD karşılığı Antep’ten Beşiktaş’a transfer olduğunda bu yükü kaldıramaz. Bir Antep maçında kulübede 3-1’lik mağlubiyete hahaha hihihi yaptığı düşünülür ve Beşiktaş taraftarı tarafından tartaklanır. Galatasaray forması ile tartaklandığı tribünlere hareketini yapar ve Şişli adliyesinin yolunu tutar. Geçtiğimiz sene Memhmet Topal’la birbirlerini bulmaları biraz zaman alır ama bu birliktelik en az Hasan Şaş-Hakan Şükür birlikteliği kadar can verir kan verir Galatasaray’a. Özellikle saha içinde. Zaman forvet, forvet arkası derken ne DMC, ne AMC işte gerçek MC kavramını kendisi için yeniden yazmaya başlamıştır. Olması gerektiği gibi MC. Yani çift yönlü MC. Hem etliye hem sütlüye karışan adam. Ağzıyla kuş tutsa milli takıma alınamayacağını düşünen Akman’ın bu çıkışı da Fatih Terim tarafından görülür ve TFF’nin 91 yılından bu yana kayıtlarında olan Akman’a Milli Takım’ın yolu açılır. Sözü getireceğim yer şurası. Ayhan Akman sadece Linderoth ve Topal’ın açığını kapatmak için çabalamıyor takımında. Akman’ı çeksen Meira efendi oralarda neler yapar orasını düşünmek bile istemiyorum. Ama Meira’yı çeksen bu adam direnmeye devam eder. Bu sene aksatmadan oynuyor. Geçen sene Hakan Şükür, Okan Buruk ve Hasan Şaş’ın takımdan yaş haddinden emekli olmasının yarattığı ortamda bu rolü bir kişi oynuyor. Ayhan Akman. Lider ve isyankar karakteri sahada daha güzel şekilleniyor. Benfica maçının 2. yarısını özetlerde seyrederken Skibbe ile gol sonrası yaşadığı diyalog ve sarmaş dolaş sahneleri “saha içindeki Skibbe benim” der gibiydi. Hakan Şükür’ün ve Hasan Şaş’ın olduğu takımda bu görüntüleri, lider ve baskın karakteri sahada görmek ne kadar mümkündü? Her pozisyonun içinde olan, gülmeyen, her yere yetişen, kaşları çatık adamın aşırı motivasyonu bastığı her yere yansıyor. Sen nerelerdeydin demek oldukça anlamsız bu adam için. Ayhan Akman’ın ayakları hep Ayhan Akman’dı ama artık en önde kendisinin yürüdüğünü bilen Ayhan Akman var sahada. Sorumluluklarını bilen, kabul gören Ayhan Akman. Serengeti’deki bozkırlarında ağacın altında uyuklayan suratı (yılların getirdiği) yara bere içindeki yaşlı aslan sürüye yaklaşan 2 genç aslanı fark edince hiçbir niyet sorgulaması yapmadan 2 genç aslana karşı var gücüyle koşmaya başladı. Ağır çekimde yaşlı aslanın yelelerini seyreden gençler daha savaş başlamadan bu kararlılık karşısında geri vites yapmışlardı bile. Savaş hiç olmadı. Yaşlı aslan kükredi ve sürünün bakışları içerisinde yerine geçti. 2 sene sonra kaybedeceği savaşı düşünmeden, sadece bu sürü bugün benim der gibi.

6 Kasım 2008 Perşembe

"İçim Acıdı" (hükümsüzdür)


Aslında "gerçekçilik" olarak dün geceden çıkan Fener'in umutlarını Porto ve D.Kiev maçlarına taşıması. "Gerçeküstü" olan ise ise Arsenal deplasmanından 1 puan çıkması. Defans arasında 2 pas yapıp 3. pası orta sahaya iletip 4. pasta topu rakibe veren replik dün akşam dakikalarca tekrarlandı durdu. Gallas, Adebayor, Rosciky, Eduardo, Walcott sakat. Diaby ve Bacary Sagna Wenger'in yanında. Fanatik'in "bunun üzerine bir Porto şarabı içilir" başlığını atabilmem için benim yukarıdaki başlığı kaçan galibiyete atmış olmam gerekirdi. Adamın ağzından burnundan gelir o şarap "Güzel Marmara " misali. Son 3-4 yıllık deplasman maceralarında dahi Fenerbahçe gazeteye kayıp ilanı vermek durumunda kalmamıştı. "Kimliğimi Kaybettim Hükümsüzdür". Skorlardan dolayı bu kimlik biraz aşınsa da maç sonu DHL yapıp gönderdiler Kadıköy'e. Anlayacağınız gazeteye kayıp ilanı vermeye gerek kalmadı. Milan'a 3-1, Schalke'ye 2-0, PSV'ye 2-0, Man United'e 6-2, Lyon'a 4-2...Dünkü kimlik bunalımı kadar ağır bir bunalımı bu maçların hangisinde yaşamıştık? Londra'dan o kimliği bulanlar da DHL yapmasınlar çünkü aşırı yıpranmış durumda. Deplasmandaki 0-0'lık Arsenal beraberliğinden sonra yazıya girişimize bakar mısınız? Dün akşam maçı seyrederken Daum zamanındaki Lyon maçı geldi aklıma. Ve karşınızda Coupet'li, Malouda'lı, Cris'li, Govou'lu, Essien'li, Ben Harfa'lı, Abidal'lı, Nilmar'lı, Diatta'lı, İmdat'lı, Yeter'li Lyon. Diğer köşede Rüştü'lü, Luciano'lu, Servet'li, Özat'lı, Tuncay'lı, Serhat'lı, Marco'lu, Selçuk'lu, Alex'li, Deniz'li, Balcı'lı Fenerbahçe. Lyon'un 90+4 ve 90+6'da Nilmar'la gelen gollerini bir kenara koyalım. 6'lı bardak hediyeli Man United maçından da yukarıdaki isimlere -daha doğrusu 04-05 yılı kadrosuna- PVH, Yozgatlı, Akyel, Serhat Akın ve Turacı'yı ekleyelim. Bu kadro Lyon, hatta United maçından sonra sıfır puan ve 10 gole rağmen (iki takımın kadrosuna karşı) kayıp ilanı vermiyorsa bu kadronun yukarıda sıraladığım Arsenal'e karşı kimliğini kaybetme hakkı hiç yoktur. Olmamalıdır. Fener 4 senede değil 1 senede buralara gitmemelidir. Fakat ne yazık ki dün seyrettiğim Fenerbahçe, 1 puan almak için içimi acıttı. Yarı sahayı geçemeyen, top ayağına geldiğinde Alex'in olmadığını hatırlayan, ulan bizim işimiz değil ki bu tarzında hareket eden bir yapı seyrettik durduk. Ne takıma, ne Aragones'e hiçbir eleştirim yok. 1 puanın tadını çıkarsınlar. İsteyen Porto şarabını içebilir...Ama biz ziftin pekinin yanında Bone* şarabı tercih ediyoruz. (*Trakya'da bir dikişte içiebilene madalya verilen Güzel Marmara'dan çok daha ucuz sirke kıvamında sofra şarabı)

5 Kasım 2008 Çarşamba

They Broke Every Rule

Gün geçmiyor ki diye başlamayacağım çünkü çok da garip bir durum yok ortada. Garip olan don değiştirir gibi teknik direktör değiştirmemiz ve 6 aylık programlarla yürümeye çalışmamız. Amacımız ligde kalmak, amacımız kupayı almak, amacımız kupayı almak ve aynı sezon ligden düşmek. Lige bir başlayalım da kötü bir gidişat olursa shortlistten bu sene yorumculuk yapan hocalara bakarız yaklaşımı. Geçen sene Bülent Korkmaz Bursa'dan 9. hafta ayrılmış. Ve Gençlerbirliğinin başına geçmiş. Bu sene Samet Aybaba 9. hafta Bursa'dan ayrıldı ve Gençlerbirliği'nin başına geçti. "Aaaaaa" diyor musunuz, demiyorsunuz...Herkes "aaaaa" bunun neresinde diyor? Normal bir vaka. Normal olmayanı görememek garip aslında. Bu posta da bu film giderdi...
Late post: Flying Dutchman çok güzel yazmış, matemetik yaptığımda benim de önerim aynı şekilde olmuştu. Yorgan altından yazıyı çıkaralım, yeridir.

Kurtar'ın Bursaspor'daki İlk Macerası


Engin Aksöz'ün kaleminden...

Güvenç Kurtar, 1972-1973 sezonunda Feriköylü Baykul ve İskenderunsporlu Tezcan’la birlikte Bursaspor’a transfer edildiğinde, çelimsiz fiziği çok konuşulmuştu. Ayni pozisyona (santrfor) 3 adam transfer etmek(!), eleştiri kültürü bugünkü gibi gelişmediği için, o günün medyasında fazla yankı bulmadı. Diniz Yönetimi, Güvenç’i Baykul ve Tezcan’la birlikte başkaları kaçırıp, kandırmasın diye Gemsas’da kurdurulan bir çadırda kampa almış(!), göz kulak olması için de başlarına Hisar Grubu liderlerinden Mehmet Aktoptan’ı dikmişti. İmza atılana kadar üç oyuncu bu çadırda bekletilip, daha sonra Bursa’ya getirilmişti. Dün Güvenç Kurtar’ın Bursaspor’da teknik direktör olarak göreve başladığını öğrenince bu anektod aklıma geldi. Nostalji yapmadan edemedim.

4 Kasım 2008 Salı

Neresinden tutsan

Fenerbahçe maçı öncesinde sürpriz bir şekilde antrenmana çıkmayan ve ardından da ailesiyle Özlüce Tesisleri`ne gelerek Bursaspor`dan ayrılmak istediğini belirterek ülkesi Brezilya`ya giden Adriano Magrao`da sürpriz bir gelişme yaşandı. Kulüpten sözleşmesini fesih etmemesine karşın Adriano`nun Brezilya 2. Lig takımlarından Gama`ya transfer olduğu ortaya çıktı. Brezilya İkinci Lig`inde son sıralarda yer alan Gama`nın 28 Ekim’de deplasmanda Vila Nova ile 1-1 berabere kaldığı karşılaşmada suskun golcü Adriano 90 dakika forma giydi. Adriano Magrao`nun Bursaspor ile sözleşmesini fesih etmemesine karşın Gama`da 90 dakika forma giydiğinin belirlenmesi üzerine harekete geçen Bursaspor Kulübü Futbol Federasyonu ile konuyu görüşerek ortak hareket etme kararı aldı. Bonservisi Bursaspor’da olmasına karşın Brezilya’da resmi maça çıkan Adriano için FIFA’ya başvurulacak.
Brezilya Futbol Federasyonunu takdir etmemek elde değil. Ben geldim...İyi çık oyna...

Aynı biz


Sporting Gijon 1 ve Sporting Gijon 2 sonucunda takım kendini biraz daha toparlamış durumda. En son kendi sahalarında Numancia'yı 3-1 yendiler. 13 puanla La Lig 6.sı olan ve şu an lig bitse UEFA Kupas'ında İspanya'yı temsil edecek A.Madrid'in 1 puan gerisindeler. Bu takım düşedebilir. Düşmeme garantisi yok. Ama en önemli detay bana göre ne biliyor musunuz? Manuel Preciado Rebolledo'nun görevine hala devam etmesi. Kabus 6'lar, 7'lerden dolayı hala ligin en çok gol yiyen takımılar ama 12 puan yaptılar. Sporting Gijon bu adadmla devam etti. Bizde 9 haftada 9 takımın teknik direktör-direktörler değiştirmesi gerçeği karşısında ekstrem bir örnek. Neden geldim La Liga'ya derken, nereden nereye...

50,00


Samet Aybaba'nın da görevi bırakmasıyla %50'ye ulaştık. 18 takımın yarısı ilk 9 hafta sonunda teknik direktörünü değiştirmiş oldu böylece. Müzayedemiz devam edecektir.

Okay Karacan


Ben Türkiye'de spor kanalı fikrine inanmıyorum. Bunun sebebi Türk insanının spor izlemeye eğiliminin olmaması ve bu gerçeğin önümüzdeki 50 yıl içerisinde de gerçekleşmeyecek olması. Ama futbol kanalı fikrine inanıyorum. Eğer insanlara yeşil alanlar sunmazsak, çocuklar tenis, basketbol oynamazsa, yüzmezlerse yarın yüzme de tenis de izlemezler. Bakın bugün Formula 1'in Türkiye'deki popüleritesi bitmiş durumda. Bunun sebebi Türkiye'de motor sporlarını seven insanların bunu yapabileceklerine dair bir imkan tanımamış olmamızdır. İstanbul Park'ı yaptık ama pistte sporcular yarışamıyor. Bırakın yarışmayı kapısından giremiyor. Bu adamları Formula 1'e tekrar getirebilmek için herkesin haftasonları bir miktar carting yapabilmesini sağlamak gerek. Spor kanalı fikri insanların ilgisizliğinden dolayı bana pek de inandırıcı gelmiyor. Bugün insanlar Eurosport'u izliyor diye düşünebilirsiniz. Ama bugün İsveç'te bir hentbol maçını 30.000 kişi izliyor. Türkiye'deki 3 yıldaki bütün hentbol maçlarını toplasak 30.000 kişi izlememiştir. Türkiye'de kurulu olan spor kanalları bir hentbol maçını yayınlamayı karar veriyor mu? Hayır. Naklen yayın arabanızı koyup, onu anons etmek, yayınlamak kanallar için geri dönüşü olmayan bir eziyettir. O yüzden iş yürümüyor.

Sport Marketing dergisinin Kasım 2008 sayısından alınmıştır.

3 Kasım 2008 Pazartesi

Meşaleler Yanarken


Bu hafta Velodrome'de Marsilya-St. Etienne'yi konuk etti. 22'de Cheyrou golü atınca meşaleler yandı. Sönmeden 23'de Gomis beraberlik golünü attı. Ulan biz bu meşaleleri neden yaktık gibi bir durum. Söndürsenize oğlum neyi kutluyoruz bakışmaları. Marsilya maçı 3-1 kazandı. Neyse...4 Aralık 94. Yer Kadıköy. Maçın hakemi Oğuz Sarvan. Tayfur Fener'i 68'de 1-0 öne geçirir, 69'da Evjdlfur Gjafar Sveerisson skoru belirler. Lig literatürümüze "meşaleler yanarken" kavramını sokan maçtır. 14 sene öncesine bir gittim, hemen döndüm. Hakan Tecimer'in yanında Emre Aşık otururken diğer tarafta Ali Gültiken'in yanında Metin Tekin oturmaktaydı. Hey de hey...Meşaleler yanarken. Fotoğraf çakma idare edelim.

44,44


İstikrar Göklerdedir'e 2 takım daha eklenince (Gençlerbirliği ve Hacettepe) yüzdemiz 44,44'e yükseldi. Şimdiki amacımız %55,55'i görmek. %55,55 olması için 2 takımın daha hocasını kovması gerekiyor. Mesela bizde de şöyle bir durum olsun. Ocak ayında istediği transferler yapılmadığı için bir teknik direktör bıraksın. Ya da faydalanmayı düşündüğü bazı oyuncular teknik direktör karşı çıkmasına rağmen satılsın. Bu sebeple bıraksın. Ya da siz benim işime çok karışmaya başladınız desin. Bıraksın. Eylül, Ekimde olmayan Ocak da hiç olmaz ya bu sefer de böyle olsun. Körbişli ve Kigın'a da selam olsun.

Bonhof

City'nin Araplarının da 3-5 sene sonra olacağı Abramoviç'in bugünkü halidir. Hep beraber bu filmi seyredeceğiz. Abramoviç kemer sıkma potikası kapsamında 15 scouta yol verdi. Koskoca La Liga'da şimdiye kadar 22-23 Almanın top teptiği gerçeğini göz önüne alırsak Bonhof'un o yıllar Valencia forması giymesi ve La Liga'da forma giyen 7. Alman olması cesaretli bir adımdır. Abramoviç'in kapıyı gösterdiği 15 kişi arasında Chelsea'nin Almanya ve Avusturya bölgesini tarayan Bonhof'ta vardı. Yaş oldu 56. Doğru dürüst antrenörlük kariyeri yapamadı, ardından da ekonomik kriz vurdu. 4-5 sene önceki Abramoviç olsa gül gibi geçinir giderlerdi ama devir değişti.

Neşeli Günler (Daddy Cool)


İngilizler Kewell için söyler söylemesine ama bu tadı vermez. Galatasaray taraftarına teşekkürler. Her iki efsaneyi aynı anda hatırlattıkları için. Ziyaaaaaaaaaaaaaaa. Daddy Cool'un Neşeli Günler'de kullanılmasına bir detay daha eklesek hiç de fena olmaz. Pastane sahnesi. Oya Aydoğan yakın plan. Gazozlar.Çarşı maceralarına Sami Yen'de güzel eklemeler yapılıyor. Fenerbahçe taraftarı için diyebileceğimiz ise "kombine yaratıcılığı öldürüyor mu?" Fenerbahçe'nin ceza aldığı since 2002'den beri yok "rising sun over Europe" yok "itaat et". Bir kez daha teşekkürler. Eski günleri yad ettik.
Late post: Aziz Yıldırım reklam ajansı ile anlaşırsa bu yaratıcılık sıkıntısı ortandan kalkar. Yer Kadıköy. 1500 Beşiktaşlı var. Maç 0-0 bitiyor. Ricardinho'nun altıpas'tan kaleciye nişanladığı maç. Fenerium ve Maraton tarafındaki Fener seyircisi cep telefonları ile Beşiktaş taraftarının şovunu kaydediyor.

2 Kasım 2008 Pazar

?

Tabata + Zurita > Delgado + Cisse midir?
Lig Radyo'daki Hagi mi Alex mi esprilerine 2'şerli giriş yapalım.

Erman Özgür


Erman'ı düşündüğünden çok daha fazla zamandan beri özellikle seyrediyorum. Trabzon, Sebat, Ankara, Konya, Antep. Fizik olarak çok kuvvetli olmasa da futbol zekası üst düzey bir futbolcudur Erman. Topu sürekli olumlu kullanmaya çalışır. Benden gitsindeci değildir. Bugün Nurullah Sağlam 78 dakika sabretti Erman'a. Hakan, Zurita ve Tabata bana göre fazlasıyla gereğini yaptı ama bu maçlık Yozgatlı ve Erman'a parantez açmak gerekir. İnanın Sağlam'ın yerinde olsam Erman'ı sol beke, Ivan'ı önüne; Yozgatlı'yı sağ beke Erkan'ı önüne koyardım. Yeğdir. Zurita kafayı kaldırıyor yok, Tabata kafayı kaldırıyor yok, Hakan kafayı kaldırıyor yok. Arda'nın halt etmesindeki kafanın haricinde Yozgatlı dolandı durdu. Antep her ne kadar maçın 2. yarısının 30 dakikasında Galatasaray'ı hapsetse de "yalancı savunma" dediğimiz olguyu başarıyla uyguladı Galatasaray. Gösterip gösterip çekti. Olimpiyakos ve akabini bilen takımın sahada "yalancı savunma" yaparak aktif dinlenmesini seyrettik durduk. Haklıydı Galatasaray. Pozisyon bulmasına buldu Antep ama benim sözüm yukarıda da belirttiğim gibi Erman ve Yozgatlı'ya. Öndeki Erkan ve Ivan çok daha fazla zorlardı Galatasaray savunmasını. O yalancı savunmayı Erman ve Yozgatlı ile aşman çok zordu. Aşamadın da. Galatasaray büyük futbol oynamadı ama büyük takım gibi oynadı.