26 Kasım 2008 Çarşamba

Get up stand up


İkisi de efsane, ikisi de "get up, stand up, don't give up the fight" diyor ama sorun kafalarda. İkisi de uyuşmuş:))

Barselona (başka bahara)


Dün Fabregas’ın kaptanlığı ile bir post girmiştik. Bugün yaptığı bazı açıklamaları sizlerle paylaşmak isterim. Fabregas’ın kaptanlık bandını daha önce koluna takmışlığı var. Carling Cup Finali’nde 2 dakikalığına da olsa bu şerefe nail olmuş kendisi. Fabregas diyor ki “11 yaşımdan 16 yaşına kadar Barcelona genç takımının kaptanlığını yaptım. Aynı zamanda İspanya U17’nin de kaptanıydım. Bu tabi ki Arsenal’de kaptanlık benzemez ama kaptanlık benim için yeni bir şey değil.” Herhalde Barcelona ve İspanya takımlarında da “ulan takımın en iyisi sensin o yüzden bu bant en çok sana yakışır” dediler. Yoksa bu çocukta hiçbir liderlik vasfı yok. Mahalle maçlarında “topu en çok kim havaya dikerse” hesabı. Fabregas yaptığı açıklamalarla, bantın saha içi ve saha dışı ağırlığının bilicinde olduğunu hissettiriyor. Viera’nın ne kadar relax olduğunu, şakalar yaptığını, herkesle konuştuğunu anlatıyor. Maçta onunla savaşa girebileceğinizden emin olurdunuz diyor. Henry’nin dünyanın en iyisiyken Arsenal kaptanlığı yaptığından bahsediyor. Gallas’a laf söyletmiyor. Ona saygı duyuyorum ve o ne yaptıysa kulübü için yaptı diyor. Adams’a yetişemedi ama Arsenal’in son 3 kaptanı ile çalıştı. Onlarla da aldı verdi. Dün de dediğimiz gibi 5 senedir bu kulüpte bu adam. Ve dün bir bilgi yanlışı yapmışız ki oynadığı maç sayısı 250'ye yakın. Olması gereken kişi Arsenal’in kaptanıdır bana göre. Sol koluna da yakışmıştır bant. Ve Barcelona’nın Fabregas sevdası belki de başka bir bahara kalmıştır. Kaptan gemiyi terk etmez keza…

Kim Yetişirse Yakalar

Akşam patlattı bir iki bomba daha ama aklımda başlıktaki kalmış.

25 Kasım 2008 Salı

Win & Win


A.R.O.G’da hem teknik direktör, hem de iyi bir futbolcu olarak izleyeceğimiz Cem Yılmaz, Fuat Akdağ ve Rıdvan Dilmen’le haftanın “en”lerini seçecek. Fuat Akdağ ve Rıdvan Dilmen, not defterlerini açıyor, haftanın oyuncusunu, teknik direktörünü, hakemini, gollerini değerlendirirken, futbolun eğlenceli yönünü de gözler önüne seriyor. İkilinin konuğu ise ünlü komedyen Cem Yılmaz.


AROG'un içine futbolu da sıkıştıran Cem Yılmaz, Rıdvan Dilmen'le bir win & win programı yapacak. Kaybeden yok. Aralık başı vizyona girecek AROG'un tanıtımını bir güzel yapacak Cem Yılmaz. Rıdvan tercihi de gayet olumlu. NTV de Cem Yılmaz'ın ratinglerinden faydalanacak. Bir de Fener-Beşiktaş maçının olduğu gün Maraton yaparsa, milleti yararlar. Şansal Erman'ı zaten zor frenliyor ikisi bir olursa program uçar gider. Mağluba, mağlubiyeti unutturan bir profram olur. Ha bu arada insanların bu kadar gülmeye ihtiyacı olduğu bir dönemde filmin zamanlaması inanılmaz. Program yarın 20:10'da. Canlı...

Schalke 04 & Ağrı 04


Malumunuz dün gazetelerdeki Nouma vakasının Ağrı versiyonunu öğrendikten sonra Ağrı 04 isimli bir amatör küme takımımızın olduğunu öğrendik. Tabi tombalayı çekince saha karışmış birbirine girmiş millet. Ağrı'nın profesyonel ligde takımı yok. Ağrı 04 Spor'un başkanı olsam ne yapar ne eder Abdürrahim Albayrak'ı bulurum. Albayrak'tan Schalke kulübü başkanı ile bir randevu ayarlamasını isterim. Albayrak'ın arası iyidir kulüple. Kulübün durumunu, ilin durumunu anlatırım. Güzel bir mektup yazarım. Halil'i devreye sokarım. Gelin 04 kardeşliği yapalım derim. Siz de 3 kuruş formaydı, şorttu, ekipmandı, oydu buydu desteği verin derim. Bu işi bir sosyal sorumluluk projesi kapsamına sokarak değerlendirmeye çalışın derim. Baştan da ürkütmemek gerek adamları. Sahanın, soyunma odalarının fotoğraflarını çekerim. Altyapıdan bir hoca senede 1 kez gelsin bir haftalığına ne olur ki Schalke'den...Dolar taşar orası. Kulübün broşürlerine koyup şöyle destek olduk, böyle bilmem ne olduk diye anlatırlar. Halil'le Ağrı'nın santroforunu çamurda oynat bir de Adidas'ın Türkiye kampanyasında kullan. Birbirlerine çamurlu suratlarla sarılırken falan...Üffff. Nike'ye kapak. Schalke ne kaybeder? 3 kuruş...Ne kazanır, itibar. Ağrı 04 ne kazanır? Yahu hiç olmadı şehre bir heyecan gelir be...Hayal değil olur bu iş...Satarım ben bu projeyi başkana...En free'sinden.

Kaptan Fabregas


Fabregas’ın kaptan olmasına gireceğim, kusur kalırım yoksa…Takımın en yaşlısı, takımın en eskisi, 10 numara giymeden taraftarın 10 numarası. Saygı duyulanı…En’i…Ya da içinde aslan büyüten adam. Kim? Kaptan. Tanju Fener’e geldiğinde idmanda Krallllll diye bağırıp Tanju dönüp bakınca “sen değil Aykut” diyen kaptanlar. Ya da kaptanım “sen sahada ol da ben senin yerine 5 kere adama basarım” denen kaptanlar. Saha içi yönlendirme panoları gibi dinlenen kaptanlar. Ailenin reisi diyorum bazen. Yaşlı ama “Allah seni başımızdan eksik etmesin” denen reis. Varlığı, birçok yokluğu örseleyen kaptan. Çocukların maddi katkısı daha fazla olsa da göle çaldığı mayayı tutturan adam. Köşkünden giderse özellikle saha dışında arayacağın adam. Gittiğinde seni çıplak bırakan adam. Saha içi liderliğe pek fazla inanmıyorum diyerek “ille de ben” diyen Wenger’in benden daha zeki olduğuna dair şüphem yok. “İlle de ben” mi demek istedi yoksa Fabregas’a ortam hazırlayarak daha en baştan omuzlarındaki yükü mü azalttı? Eğer sorun yaşsa Tony Adams 14 sene kaptanlık yaptı bu takımda. 21 yaşında bantı koluna taktı. P.Vieria 26 yaşındaydı. Henry zaten Patrick’i bekledi. Gallas ise tam bir facia idi. Yapmış olduğu açıklamaların bazılarına katılıyorum. En baştan kaptan olması facia idi. 2003’ten beri Arsenal’de bu çocuk. 30’a yakın golü, 60’a yakın asisti var. EPL’de asist krallığı var. 150 maçı var Arsenal’de. Gelelim asıl konuya. Lider olunmaz, lider doğulur safsatası yapmayalım. Wenger bu takımın başındaysa bu takımın kaptanının Fabregas olması gayet mantıklı. Mantıksız olan Gallas’ın kaptan olmasıydı. Liderlik testinden bir çıkacak adamların belli olduğu takımlar Inter, Milan, Juventus, Real Madrid, Barcelona, Chelsea, Liverpool…Herkesin saha dışında da önünü iliklediği adamlar. Amaaaa…Wenger’in kurduğu imparatorlukta ya çökeceksin ya da bir kaptan seçmek zorundaysan Fabregas’ı seçeceksin. Wenger’in Arsenal’ini tartışalım bence Fabregas’ın kaptanlığını değil. Yoksa Gallas'ınki biraz çobanlığa benziyordu.

24 Kasım 2008 Pazartesi

Benzer gol sevinçleri



Bir benzer gol sevinci yazısı da bizden olsun. Bu hafta Getafe maçında Keita golünü attıktan sonra korner direğine yakın bir yerde secdeye gitti. Dini inanışının bir yansımasıydı tabi bu sevinç. Bu sevinç beni 2002-2003 sezonunda Beşiktaş-FK Sarajevo UEFA Kupası 1.tur maçına götürdü. Sarajevo maçı burada 2-2 biterken Emir Obuca golünü attıktan sonra neredeyse sahanın aynı yerinde secdeye gitmişti. Keita ve Emir aynı postta...Garip geldi şimdi yazınca.

Kutlu Olsun

Babamın, Nebahat teyzemin, Nezahat teyzemin, Mustafa eniştemin, teyzemin kızı Seren'in, Sabahat halamın, Saadet halamın, Sabahat halamın kızı Gökçenin, Gökçe'nin babası Mehmet eniştenin, amcamın kızı Ülkü'nün, yine amcamın kızı Yasemin'in, sülalede unuttuğum bütün eğitmenlerin ve tüm öğretmenlerin öğretmenler gününü kutlarım. Keşke baştan topluca bir kutlama geçeydim, bu kadar süreceğini tahmin edemedim.

İyi niyet, kötü niyet


Hakan Şükür'lü Stadyum izlenmedi başlığı ile hurriyet.com.tr haberi aşağıdaki gibi vermiş. TRT Şükür Edemedi...

Galatasaray'la ilişkisini kesen ve daha sonra hakkında birçok iddia dolaşan; en sonunda kararını 'spor yorumculuğundan' yana kullanan Hakan Şükür, dün ilk programına çıktı. TRT'de yayınlanan "Stadyum" programında yapacağı yorumculuk için yılda 700 bin YTL alacak olan Kral'ın ilk programı AB grubu ve tüm izlenme oranlarında ise istenileni vermedi. Dün akşam yayınlanan (23 Kasım 2008) Stadyum programı; AB grubunda % 11,5'le 10. sırada yer alırken, tüm izlenme oranlarında % 10,4'le 17. sırada yer aldı. Aynı programın geçen hafta ki izlenme oranları ise şöyleydi: AB grubu izlenme oranlarında %15,5'le; Tüm izlenme oranlarında 14,9'la her iki kategoride de 4. olmuştu.

Bu yazının Hakan Şükür'le yakında uzaktan alakası yoktur. Haberi hazırlayan arkadaşın kötü niyetli olduğunu bir iletişim fakültesi mezunu olarak -"Galatasaray'la ilişkisini kesen ve daha sonra hakkında birçok iddia dolaşan; en sonunda kararını 'spor yorumculuğundan' yana kullanan Hakan Şükür, dün ilk programına çıktı."- daha ilk cümleden anlıyorum. Bu adamın ratingi ile Galatasaray'la ilişkisinin kesilmesinin ne alakası var. Niye anlamsız bilgileri örtüştürerek....Töbe töbe...Neyse başka yere geleceğim. Aynı programın geçen haftaki ratingleri de verilmiş. Bu ülkenin en büyük 2 ratingi hangi takımlardır? Fenerbahçe ve Galatasaray. Peki ne zaman oynadı bu iki takım maçlarını. Cumartesi. Seyretti mi bu takımların taraftarları cumartesi günü bu maçların özetlerini? Seyretti. Neden bu detayı da girmiyorsun o zaman güzel kardeşim. Neden misinformation yapıyorsun. Neden haberi çarpıtıyorsun. Okuyan da "bak Hakan'i kimse seyretmiyor" diye ortalarda dolanacak. Problem haberi yapanın kafasının içinde ve bu habere gir koçum diyen editörde. Bi de sırtını sıvazlamıştır, iyi yakalamışsın diye.

Eskişehir'in Sulak Ovası


Dün akşam Beşiktaş maçını seyrederken maç boyunca Nadarovic, Vucko ve Tayfun’un ne kadar uzun boylu olduklarını dinledik. Sanki basketbol takımı tarzındaki yakıştırmalar…Youla Eskişehir’in ileride yalnızlığa mahkum ettiği bir adam. Voronin Serdar aslında takımın Voronin’i değil cesur yürek Tuncay’ı pozisyonunda. Beğen beğenme ama çırpınıyor. Tuncay’ı da beğen beğenme…Doğa ve Emre de agresiflikte Serdar’a ayak uydurmaya çalışıyorlar ama biraz çift yönlü oynayın dediğinde kusura bakma benim işim değil diyorlar. Beşiktaş’ın bu Eskişehir karşısında sadece %53’e 47 topla oynama üstünlüğüne sahip olması şaşırtıcı. Poljak’ın dirençsizliği ana sorunu değil aslında bu takımın. Öyle 1.95, böyle 1.90 şöyle 1.88….Eeee yenilen ilk gole bak, Beşiktaş’ın verilmeyen golüne bak. (varsayalım gol) Ne defansta doğru düzgün bir adam paylaşımı söz konusu, ne de bu sulak yerde yetişmişlikten hücumda faydalanılması. Top gittiğinde Zapo ve Sivok gibi bu adamları göndereyim dersen mütemadiyen kendi ağlarından topu alırsın ki Serdar bi uçuyor -ya da Poljak-Youla’ya salıyor Es Es defansı onsekizden çıkayım mı çıkmayayım mı durumlarında? Buralar fantezi. Mantıklı yürümeye çalışıyorum. Devre arası transfer döneminde, topu ayağında tutup orta sahayı biraz çağırabilecek bir adam bu takıma doğru duran top organizasyonlarıyla fazladan 6-7 gol attırır. Bu fanteziyi geçmiştik ya…E o zaman bu adamlara hadi git demen için ya korner kazanacaksın ya da rakip sahanın yarısından duran top organizasyonlarına gideceksin…Elin adamı taçtan leblebi gibi gol atarken duran topların ne kadar önemli olduğunu tekrar tekrar konuşmamızın anlamı yok. Bu basketbolcuları hücumda kullanmanın yollarını arardım Çalımbay’ın yerinde olsam. Bunun için de Serdar ve Poljak’ın Youla’nın yalnızlığından –ve Şotasızlığından-medet ummaması gerekiyor. Bu kadroya topu ileride Youla’dan daha fazla tutacak bir adam lazım. Böyle oynayacaksan bu adam Youla değil kardeşim. Haddimi bilerek yazmaya çalışıyorum ki Eskişehir’den Barcelona çıkaracak değilim. İsmet Badem’i bilirsiniz değil mi? Şöyle başlarsı sözlerine: Eğer bugün iyi savunma yaparsak, üçlükleri sokarsak, erken faul problemine girmezsek, topu uzunlara indirebilirsek vs. vs…Kardeşim o zaman bizim takım her takımı yener zaten. Kafanızı daha fazla şişirmeyeyim. Bu adamları bu yalnızlıkta hücumda kullanacaksın. Kullanmalısın. Bu da orta sahayı ileri itmekle, itilen orta sahanın biraz orada kalması ile olur ki 1-2 duran top yapasın. Çok mu zor şeyler istedim Çalımbay’dan…

Her Yerdeyiz

23 Kasım 2008 Pazar

Futbol Herzaman

Meşin yuvarlağın peşinden gitmek değildir.

Su Tercihleri


Fenerbahçe-Gençlerbirliği maçında Emre kafasına Erikli suyu dikince Fener'in Erikli'yi tercih ettiğini öğrenmiştik. Bugünkü Beşiktaş maçında Beşiktaş'ın da tercihini öğrenmiş olduk. Bir sakatlık pozisyonunda Lig Tv kameraları yakın plana geçince yerde yatmakta olan Saka Su'yu ayan beyan izledik. Bu görüntüler arttıkça Lig Tv ile Erikli & Saka Su arasında gizli bir reklam anlaşması var mı diye insan düşünmüyor değil? Parasız reklamını yapıyor Lig Tv Saka ve Erikli'nin. Bir Galatasaray'ın suyunu göremedim. İki sene önce Sami Yen'deki Fener maçında Hamidiye kaynak suları Galatasaray taraftarının su sponsoru idi ama takımın su sponsoru hangi firmadır bilemiyorum. Yakalarsak onu da yazarız.

Saydırma

Beşiktaş seyircisi Eskişehir maçında Fener'e ne zaman sataşmaya başlar? İlk golü attıktan sonra.

Bir Eczacıbaşı Hikayesi


Valide hanım -Neretva' nın da teyzesi oluyor- eski voleybolcu. Öyle okul takımı falan değil, Eczacıbaşı' nın ve Milli takımın kaptanlığını yaptı 77' ye kadar. Hal böyle olunca hikayesi çok, sıkıştırınca biraz utana sıkıla anlatıyor maç hikayelerini, biz de haha hihi gülüyoruz. Gene sıkıştırdık geçenlerde, bir fenerbahçe maçı hikayesi anlattı. Eczacıbaşı maç öncesi kampa girmiş otelde, gece beraber kalacaklar, ertesi gün de Fenerle oynuyorlar. Anne takımın yıldızı o dönem, smaçör. Neyse, maç öncesi bizim validenin odasını arayıp duruyor Fenerbahçe yöneticileri, laf atıyorlar. Anne dedim ne diyorlar telefonda? Arayıp şöyle yenecez sizi, böyle mahvedecez tarzı talihsiz beyanatlarda bulunmuşlar. Anne de gelmez böyle şeylere, hem yıldız hem hırçın o zamanlar, vurdu mu deviriyor. " Sanıyorlar öyle rahatsız edince benim moralim bozulacak, halbuki daha çok hırslanıyorum" diyor bize. Efendim ertesi gün başlıyor maç, anne hırs küpü tabi. Kesmiş şöyle bir karşı takımı. 2 numara varmış bir tane ondan bahsediyor, saçlara perma falan yaptırmış, süslü bir hatun. Karşıdan da laf falan geliyor bu arada. Filiz(Hakyemez) teyzeyle-pasör- beraber annem de bu sırada. Anlattığına göre Filiz teyze kaldırıyor topu valideye, annem permalının kafasına kafasına çakıyor topu. " 5 dakika sonra ne perması kaldı ne boyası" diyor valide. 10 dk sonra da dayanamayacam bu kadın öldürecek beni, alın beni oyundan diyerek haliyetini ortaya koyuyor permalı abla. Valide de gaza gelip sıkıyor mu buraları bilemiyoruz tabi. Lakin Türkiye' nin kırmızı kart gören ilk voleybolcusu olduğunu düşündüğüm zaman, bu tarz olaylara girebileceğine ihtimal vermiyo değilim. Kırmız kart olayı da başka bir postun konusu olsun..

22 Kasım 2008 Cumartesi

Mik Mikrofonlarımız


“Seviyorum ulan” diye haykırmak istiyorum. Seviyorum. “Az sonra” demek yok, “bakalım neler olmuş” demek yok, rekabet yok, “flash flash” yok, menüde bugün bu yemek var o da istersen yılları. “Mikrofonlarımız” kelimesi radyo yayınına yetişemeyenler için çok şey ifade etmez belki ama bizim için heyecandan kalbimizin güm güm atması ile eş değerdi o zamanlar. Mikrofonlarımız Kadıköy’de dediği zaman spiker radyoya yapışırdık. Zaten “mik” demesini beklerdik. “Mik” demesi yeterliydi o zamanlar. Hadi maça bağlandın. Maç ev sahibi takımın sahasında ise spiker söze girmeden anlardın zaten kimin ne yaptığını. Ulan bekle söyleyecek zaten 1 saniye sonra ne olacağını. O derece uzmanlaşmıştık. Mikrofonlarımız Sami Yen’de deyip arkadan “eeee ööööö heyyyyooooo” seslerini duyduğumuz zaman tüh be Galatasaray atmış deyip üzülürdük. Maçı anlatan bir önceki bağlantısına atıfta bulunarak “size Beşiktaş’ın sağlı sollu ataklarla rakip kaleyi zorladığını söylemiştim” gibilerinden gol geliyordu -anlayın işte lan- hissettirmesini sokuştururdu araya. Maçı anlatanları sesinden tanırdık o zamanlar ve o ses tonuna sahip adamın radyo başındakini sokmaya çalıştığı formu bilip önlemlerimizi alırdık. Reksan Reklam ve Kurt Ajansı dinlerdik. İlk yarı ve ikinci yarı maçlar oynanırken de girerdi reklam kuşağı ayar olurduk. (Zafer ağabeycim hiç kızma, severiz seni) Apikoğlu, Apikoğlu… Seyidoğlu reçel, Seyidoğlu helva hiç doyulmuyor tadına, Seyidoğlu helva ve reçelleri…Stil stil stil boya, boyayın doya doya, Stil Boya…O yıllar işte. Helva desen Seyidoğlu, ayakkabı boyası desen Stil, sucuk desen Apikoğlu demem kusura bakmayın bizim köydeki Aile Kasabı 10 numaradır. Neyse 26 Ağustos saat 15:30. Çok iyi hatırlıyorum ki maçın hakemi Erman Toroğlu. Bizim amcaoğlunun ilk Fener maçı. 90-91 sezonunun ilk haftası, AYDIN MAÇI. (Var mı böyle bir debut bilmiyorum. En mazoşit debuta Ömer Yıldırım’ı yazarım) 47’de İlker Aydın’ı 2-1 öne geçiriyor, ama o psikolojik işkence 6-1’den daha kötü sallıyor bizi. O gün Galatasaray ve Beşiktaş’ın maçı yoktu galiba, onlar cumartesi oynamıştı. Beşiktaş 25 Ağustos günü Antep’e gittiydi ve 15:30’da oynadıydı. Ölüsü 45 derecedir. Neyse…Arada sırada reklam giriyor ve diğer maçlara bağlanıyor. Bundan eminim. Eminim çünkü radyo başında “bağlan la bağlan” diye bekliyorum. Bekle Allah bekle. Daha beraberlik golü gelecek de ardından galibiyet gelecek. 82’ye kadar bekledik. İlker, Hikmet, Mustafa hooop 6. Ne zaman “mik” dese kalbimiz güm güm ama bize kapak oldu o maç. 6-1’e mi üzülsem, 30 dakika boyunca her an sanki doğum yapacak karından gelecek haberi verecek hemşireyi bekleyerek yaşadığım psikolojik baskının sarsıntısını mı silmeye çalışsam? Yoksa Ömer’e mi üzülsem vah garibim. Ben size bahardan kalma bir günü anlatırken diye başlar, Levent Özçelik. Okuldan eve nasıl geldiğimi bilmem. Kaypaklık yoktu o zamanlar, ya da azdı, hem çocuktum hem de çocuk gibi sevinmiştim N. Xamax maçına. Bir de kupa ve Avrupa maçlarını derste dinleme çabaları vardır ki onlar da ayrı bir post konusudur. Çarşamba öğlenden sonra derslerinize kimin girdiği önemlidir bu açıdan vesselam.

21 Kasım 2008 Cuma

Henry&Gerard


Whenever you play Liverpool you know you have to get him out of the game. If not, it's all over for you. He's a midfielder and if you look at all the important goals he's scored - well I can't even think of a striker in the world who has scored as many important goals, never mind a midfielder. How many times has he done it in the dying seconds of a game? I am trying to think of a striker now who does it - there aren't any. Think about it. 99 yılında sahada ilk tanıştıkları maç Liverpool'daki Arsenal maçı. Maçtan sonra Viera'ya kim bu çocuk diye soruyor Henry. Viera'da "büyük futbolcu olacak" diyor. Aradan 9 sene geçtikten sonra da yukarıdaki sözleri sarf ediyor Henry Gerard için. Gerard'la oynayamamk içinde kalmış Henry'nin. Çıkmayacak gibi de? Çünkü Henry bir daha EPL'ye dönmeyi düşünmüyorum diyor. Gerard Liverpool'dan ayrılır mı? Şimdilik hayır.

İlk 11

Yüreğimdeki sevdan çubuklu forman. Gün doğdu hep uyandık stadlara dayandık...Arjantin'in aşkıyla da bayraklara dolandık. Semtimiz...............Arcen tina.......Arcen tina
Late Post: Hangisi kaleci bu vatandaşların? Ya da hangisi olsun?

20 Kasım 2008 Perşembe

Boro Tarihi


Boro tarihinin milli forma ile hattrick yapan 4. oyuncusu Tunny Şanlı. 1929'da George Camsell Galler ve Belçika'ya karşı, Wilf Mannion İrlanda'ya karşı bu başarıyı elde etmişler İngilitere forması ile. Her ikisi de şu an yaşamıyor. Diğer oyuncu ise C. Ziege. Kuzey İrlanda'ya karşı. Bir de bizim Tuncay Şanlı. Boro kulübünde oynayıp milli forma altında hattrick yapan yaşayan 2 oyuncudan biri Tuncay. Anlamsız görünür bu istatistikler bize ama İngilizler için öyle değildir. Bana ne faydası var gözüyle bakmazlar. Yazarlar tarihin bir tarafına ve unutmazlar.

Moyes'in Bebesi


Hep Wenger’in Bebeleri’ni yazacak değiliz ya bir de Moyes’in bebesini yazalım. Diğer bebesini de zaman bulduğumuzda karalarız. İlk bebe Jose Baxter. 92 Liverpool doğumlu. Ama JC da küçüklüğünde Everton’luydu, ama SG da küçüklüğünde Everton’luydu didişmesinin Everton versiyonu. Küçüklüğünde Liverpool fanatiği imiş. (Zaten 16 yaşında yahu neyin küçüğü büyüğü) Bir de şunu hatırlatalım ki bu çocuk 6 yaşından bu yana kulübün içinde. Liverpool’lu olsa ne yazar olmasa ne yazar. 16 yaş 191 günlükken sonradan Blackburn maçına dahil olarak takım arkadaşı James Vaughan’ın en genç debut rekorunu da kırmış durumda. (Bu arada zaman bulduğumuzda yazarız dediğimiz diğer bebe Jack Rodwell) Jose WBA maçına ilk 11 başlayarak Everton tarihinin en genç ilk 11 debutuna da sahip olan oyuncu oldu. Everton Akademi Direktörü Ray Hall’e göre (bu ifade Jose 14 yaşındayken kullanılmıştır) kahrolası:)) Rooney’den bile iyi. Tabi orada kahrolası ifadesi yok. O Aragones’in Reyes’e Henry karşılaştırması yaparken kullandığı ifade. Neyse…Biz çok gördük “şundan iyisin bundan iyisin” laflarını. İzlemek görmek gerek. Jose şimdiden Nike ile sponsorluk anlaşması imzalamış durumda. Everton taraftar forumları heyecanlı ama 2-3 sene bize oynar sonrasında ya Londra’nın ya da Manchester’in yolunu tutar, -bu durumda bize ne- diyenler de çoğunlukta…Zaten şimdiden Chelsea ve Man United ilgilendiğini açık açık belli etmiş durumda. 14 yaşında Everton U18’de ve England U17’de oynayan bir çocuktan bahsediyoruz bu arada. Milk Cup’ta gol krallığı var. Bu çocuk Everton’da fazla durmaz. Akademi biter, Baxter gider.

19 Kasım 2008 Çarşamba

Efsane Tezahüratlar


Milli maçlar okunurken efsane tezahüratı girelim dedik Avustuya maçının anısına. Şşşşt şşşşt Lindenberger. Şşşşt şşşşt Lindenberger.Şşşşt şşşşt Lindenberger. Rıdvan'ın o gün kafa ile attığı gole ek olarak bir de jübilesinde kafayla golü var. Başka var mı, bilmiyorum...Bir de Ravelli Ravelli Fuck You Fuck You Ravelli var ki melodisiyle söylenince tadından yenmiyor. Emre Aşık ne yüklenmişti be. Oğuz da Sergen'e ne ters top attıydı. O günün sabahında dayımla maçı konuşuyorduk. İyi güzel de biz Milli Takım olarak hiç büyük kazanamıyoruz ki demiştim. Bugün kazanacağız demişti. Kazandık...

Akademi Lig?


Akademi Lig için bazı araştırmalar yaparken Ali Okancı’nın yazısına rastladım ki buradan ulaşabilirsiniz. Bizim Coca Cola Akademi Lig’imizin statüsü’nün 1. maddesi şöyle diyor. “TSL, Bank Asya, 2. Lig, 3. Lig ve amatör liglerde tescilli futbol takımları bulunan kulüplerin genç Oyuncularını geliştirmek ve Genç Milli Takım kadrolarına yetenek seviyesi yüksek oyuncular kazandırmak amacıyla U 14 ve U 15……diye devam ediyor. Kulüpler hem U 14 hem de U 15 ligine katılmak zorundalar birinden biri olmuyor maalesef. Maçlar seçilen pilot bölgelerde karayolu ile birbirine en fazla 3 saatlik mesafede olan bölgeler arasında oynanmakta. (iyi düşünülmüş)Çukurova, Ege, İç Anadolu ve Marmara olmak üzere 4 pilot bölge var. Toplamda da 35 takım.

Çukurova Grubu: Gaziantep, Adana Gençlerbirliği, Adana Demirspor, Gaziantep BŞB, Tarsus İY, Gaski Spor, İskenderun DÇ
Ege: Buca, Denizli, Turgutlu, Manisa, Göztepe, İzmir, Altay, Karşıyaka, Nazilli Belediye, Akhisar Belediye
İç Anadolu: Gençlerbirliği, Ankaraspor, Eskişehir, Ankaragücü, Etimesgut Şekerspor, Hacettepe, Türk Telekom, Konya, Bolu
Marmara: Beşiktaş, Galatasaray, Bursa, Fenerbahçe, Sakarya, Kartal, İstanbul BŞB, Pendik, Kocaeli

4 pilot bölgeden ilk 3 sırayı alan takımlar ve bu pilot bölgelerde ilk 3 sırayı alamayan takımlardan oluşan bir pilot karma takımı; 4 grupta 4’er takımlı toplamda 16 takımlı bir oluşuma giderler. Burası da güzel ki elenen takımlardaki iyi oyuncular oynamaya devam ediyorlar. Sonrası çeyrek final, yarı final ve final…Yeri gelmişken ifade edelim ki bu ligin finalini kesinlikle dolu tribünler önünde yapmanız gerekir. Bunun için büyük bir maçtan önce olması uygundur. Ve bu maçı bir TV kanalımızın canlı olarak şifresiz yayınlaması daha da uygun olur kanımca. TFF ilk 3 sırayı alacak takımlara ödül verecekmiş. Ama o ödüllerin ne olduğunu şimdiden belli etseler daha iyi olmaz mı? En uygunu burs olur bence bu yıldız adaylarına diye düşünüyorum. Zaten büyük takımlar bu ligi takip ediyorlardır çünkü zaten kendileri ligde oynuyorlar. Allah’a şükür scout problemi yok bu açıdan. U15 liginde 94 doğumlu ve sonrası U14 liginde ise 95 doğumlu ve sonrası oynayabiliyor. Batuhan’la arasında 5 yaş var yani bu küçük adamların. Çok da uzak değiller günümüze. Efendim bu ligde güzel bir uygulama var ki o da ilk 16’da yer alan oyuncuların tamamının oyuna girmesi zorunlu. Ve 2. yarı başlamadan bu 5 hakkın 3’ünü kullanmak durumunda takımlar. Antrenörler UEFA B tipi Lisans’a sahip olmak durumundalar. Maçları çim saha veya suni çimde oynamak zorunlu. Maçlar 35’er dakikadan 2 devre ve devre arası 10 dakika. Maçların hepsi şu an 14:15’te başlıyor. Bu çocuklar zaten 2-3 saatlik yolculukla evlerine dönüp ertesi gün de okullarına gidiyor gece maç oynatacak halin yok. Maçlarını cumartesi oynuyorlar ki bu da olması gereken. Pazar günü ancak okul hazırlıkları, banyo neyin…Cumartesi A takımların gündüz oynadığı maçların önüne bu çocukların maçlarının alınmasında fayda var. Adam pardon çocuk 16 yaşında EPL maçına çıkıyorsa şimdiden o atmosferi çocukların yaşamasında fayda var derim. Şimdi konuyu ters yüz edelim. Ligimizin adı Coca Cola Akademi. Ligimizin adının Akademik olması için biz bu çocuklara ne eğitim veriyoruz? Sakın yanlış anlaşılmasın ki PAF Ligi’nden 5 kere daha faydalı bu lig bana göre. Turgutlu ve Akhisar’da nasıl bir akademik gelişme programı uygulanıyor bu çocuklara. Haftada 2-3 gün idman, veliden izin ve maça çıkış. Bu ligin adı bu durumda olsa olsa Coca Cola U14 ya da U15 ligi olur. Çocuk akademik eğitimini kulübün bünyesinde almıyor ki başarısı doğrultusunda devam ediyor okuluna. Zaten ilköğretimi bitirdiğinde 14 yaşında bu çocuk. Neyin U14’ü neyin Akademisi. Liverpool Akademi diyor ki çocuklar buradan mezun olduğunda ve futbolculuk kariyerleri sona erdiğinde dahi “donanımlı” olmalı. Zaten bu yüzden oranın ve ligin adı Akademi. Kulübün bünyesinde akademisyenler tarafından eğitime tabi tutuluyor bu çocuklar. Sosyal bilimlerinden tutun da fen bilimlerine oradan tutun da anatomi ve beslenmeye kadar. Ve öncelik eğitim. Ondan sonra top tepme. Lige eyvallah ama bizim ligin adının akademi olması için biraz erken. Coca Cola U14-U15 uygundur.
Coca - Cola Akademi Lig ile ilgili bir değerlendirme yapan Futbol Geliştirme Merkezi Direktörü Ahmet Güvener
"14-15 yaş çocuklarımızın mücadele ettiği bu lig yetenekli ve gelişime açık futbolcuların teşhisi ve futbol eğitiminde kalitenin yükselmesi konularında büyük fayda sağlayacak. Futbol Geliştirme Merkezi olarak sadece iyi futbolcu değil aynı zamanda iyi vatandaş yetiştirilmesi gerektiğini de inanıyoruz. Bu yüzden de bu ligde oynayan çocuklarımızın eğitimlerini de yakın takibe almış durumdayız. Örneğin bu sene Seviye Belirleme Sınavı'nda 500 üzerinden 200'in altında alan ilköğretim öğrencileri ile yıl sonu not ortalamaları 5 üzerinden 2'nin altında olan ortaöğretim öğrencileri gelecek sezonda ligde yer alamayacaklar" diye konuşmuş. Yukarıda da dediğim gibi siz burada denetlemecilik yapıyorsunuz akademi lafı altında. Sizin yaptığınızı MEB’de yapar eğer çocukların isimlerini MEB’e verirseniz.
TFF’nin bu ligi hayata geçirmesi dahi çok güzel. Biz burada sadece gördüğümüz eksikleri sıralıyoruz. Yoksa derdimiz futbolu bu kadar seven insanlar olarak tabi ki üzüm yemek.
TFF, 17 - 31 Ağustos ve 07 - 17 Ekim 2008 tarihlerinde iki aşamalı olarak gerçekleştirilen Hasan Doğan Akademi Ligleri çalıştırıcıları Sertifikasyon programında UEFA Belgesine sahip 124 çalıştırıcıya eğitim verdi. (TFF’nin sitesinde hepsi var) Sertifika programı kapsamında katılımcılara sporcu sağlığı, pedagoji, teknik taktik eğitsel oyunlar (15 yaş altı çocuk ve gençlerde), antrenman bilgisi temel ilkeleri, yüklenim ilkeleri (Ölçüm - Testler, Yetenek- Yetenek sezimi - maç gözlem analizi), gençlik geliştirme ilkeleri başlıklı eğitimler verildi. Program içeriğinde, 15 yaş altı gençlerde ve çocuklarda kişilik gelişimi, yöneticilik, iletişim, motivasyon, güven, hedef, odaklanma, pekiştirme, stres, takım olma, zihinsel antrenman konuları yer aldı.

Burası da gayet güzel hoş tabi. Çocukların teslim edileceği antrenörlerin bu eğitimlerden geçmesi gerekir. Ama bu 15-20 günde verilen bu eğitimler antrenöre ne verir, orası tartışılır. Ligin adının Akademi olabilmesi için bu çocukların kulüp bünyesinde akademik kariyerlerine devam etmesi gerekir ki hadi onu geçtik Türkiye şartlarında. O zaman bu çocuklara antremanlardan önce 1 saat beslenme, spor sağlığı vb. konularsa dersler verilmesini sağlamak gerekir. Onda da ne yapacağız? Antreman saatlerine göre çevredeki üniversitelerle işbirliği yapılacak ki buna da TFF’nin ön ayak olması gerekir. Hocalarımız da ücretsiz olarak zamanlarını ayıracak bu kardeşlerimize 1-2 saat haftada.

Uzun lafın kısası, TFF çok doğru bir iş yapmıştır. Umarız yukarıda sıraladıklarımız doğrultusunda bu eksiklerin üzerine her sene koyarlar. Ve belki de 10 sene sonra bizim de bir Akademi Ligi’miz olur.

Göbeğim kaşınıyor


Milli Takım defans göbeğinde ciddi sıkıntılar yaşıyor. Biz de bazen bu sorunu dile getirmeye çalışıyoruz. Estonya maçında ilgili yerin alternatifi kimdi? Sahadaki Hakan Balta. Kulübede öyle bir aday yoktu. Her ne kadar sakatın olursa olsun? Turnuva oynamıyorsun ki 2 maçlık serin var. Estonya maçındaki İbrahim Kaş’ın neden çağrılmadığına dair malumatım yok. Sakat mı? Bilmiyorum. Ben zaten bu adamı çok iyi biliyorum defansın göbeği için bu sebeple tercihimizi Zan, Güngör ve Gülselam’dan yana kullandık diyebilir Terim. Ama eğer ki biz bu hazırlık maçını İspanya maçları için yapıyoruz o zaman İspanya’da top tepen İbrahim Kaş’ın bu kadroda olması gerekirdi diye düşünüyorum. Eren Güngör ve Ceyhun Gülselam U21’den transfer diyebiliriz. Eren Kayseri’de Ali Turan’la banko oynuyor ve Kayseri ligin en ez gol yiyen takımı. Orta saha ve Tolunay’ın kurgusunda başka bileşenler de devreye girer ama Ali Turan-Eren Güngör uyumu Kayseri’nin az gol yemesinde önemli bir yer tutuyor. Kaş, Can Arat, Yasin, Zan, Emre, Eren, Ceyhun, Servet. Alpay-Bülent Korkmaz diyebileceğimiz bir ikili her durumda yok. Tabi ki Fatih Terim’in Eren ve Ceyhun’u U21’den A Takım kadrosuna almasına seviniyorum ama bir İspanya maçını düşündüğümde afakanlar basıyor adamı. Ceyhun ne yapıyor derseniz 89’da giriyor 90’da çıkıyor bu aralar. 2-3 ayda bir sakatlık geçiren Zan’a o dönem bir şeyler olsa İspanya’daki maçta Servet’in yanına Eren’i lönk diye Torres’in karşısına koyarım dersen hiç sorun yok. Eskiden neden Ali Turan’ı milli takıma almazsın der dururdum. Malum Eren U21’lerin hedefe koşan takımında yer almaktaydı. Almadı Ali Turan’ı. Şimdi U21’ler büyük bir revizyona gitmişken neden Ali’yi değil de Eren’i alıyorsun demem tabi ki? O taktir hakkına saygım var. Ama göbeğimiz kaşınıyor, onu biliyorum. Al-veri dünyada en iyi yapan takımlardan birine karşı oynayacağız. Oyunu bu trafikle diğer tarafa yıkan bir takımla oynayacağız. Bireysel hataya zorlayan bir takımla oynayacağız. Düşünüyorum, düşünüyorum Zan ve Çetin ikilisinin dışına çıkamıyorum İspanya maçlarında. Biz hiç mi adam yetiştiremedik 5 senede bu bölgeye. Alternatif diyorum Zan ve Çetin'e sallamak değil niyetim. Ya da sallıyorum.

Noat Samisa'nın Yazısı Üzerine


Noat Samisa'nın omuz vakası ile ilgili yazısını okuyunca başımdan geçen bir olayı sizlerle paylaşmak istedim. Teyzemin oğlu ile o yıllar beraber kalıyoruz. İTÜ'de basket oynayalım dedik ve gittik. Sert bir maç oldu. Bir pozisyonda bizimki düştü, bağırıp çağırıyor. "Kalk la" diyorum bende "ne oldu ki"? Hatta elinden tutup kaldırmaya kalktım ki iki kat bağırmaya başladı. Neyse bir şekilde kaldırdık ki o da ne? Omuzun biri 10-15 cm aşağıda. (ölçemedim göz kararı konuşuyorum) Yerinde duramıyor. Adamın biri geldi yere yat dedi. Hah dedim işi bilen biri geldi. Ama ne zaman ki yerde yatan adamın elini tutup bir ayağını da çıkan omuzunun üzerine koyup "biraz acıyabilir" dedi hooop dedim ister istemez. O zaman aklıma geldi "kimsin sen" diye sormak. Bana "ben İTÜ'nün doktoruyum, lütfen başımdan çekil de işimi yapayım" bakışı attı. Yoksa "beğenmiyorsun hastaneye git kardeşim" bakışı mıydı? İkisinden biri olacak. Omuza ayağının altıyla bir koydu, omuz yerine oturdu. Elden de destek alıyor tabi. Omuz tekrar yukarı çıktı. Ortalık inledi biraz orası ayrı. Tekrar "şimdi anladın mı cahil" bakışını yedik tabi. Asıl sorun bundan sonra başladı. Aynı evde kaldığımız için omuz sorunsalını sürekli yaşadım bende. Yanılmıyorsam aynı omuz 3-4 kere daha çıktı. Meğersem omuz çıkarken bütün bölge kaslarını yırtarak çıktığı için daha sonra defalarca çıkabiliyormuş. 10'un üzerinde tekrar tekrar omuzu çıkan adamlar varmış. Bu sorunun yaşanmaması için oradaki kasların mutlaka kuvvetlendirilmesi gerekiyormuş. Kendi haline bırakırsan benzer sorunlar yaşanmaya devam edermiş. Ve o bölgedeki kaslar da biraz ters yerde olduğu için kuvvetlendirmesi güçmüş. Vesaire, vesaire...Tabi ki tıp bilgimiz yok. Sadece yaşadıklarımızı yazıyoruz. Ama bu omuz vakasınının eski haline gelmesi ne kadar çalışsan da biraz eksik kalıyor galiba. En iyisi omuzunu hiç çıkarmamak:))) Bir gün geldim gene omuzu çıkmış. Neyse bir şekilde halletmişler. Nasıl oldu diye sordum. Dolaptan tencereyi kaldırırken oldu dedi? Buyurdum buradan soktum, pardon yaktım.