13 Aralık 2008 Cumartesi

Arda Turan (sent it)


Detaylarda kaybolmak diye birşey yoktur aslında. Detayları anayola bağlayamamak herzaman sorun çıkarmıştır insanoğluna. Son 2-3 maçtır bir değişim seyrediyorum. Tabi buradan bana görünüyor da olabilir. Arda Turan kafasına Galatasaray'dan daha büyük bir takımda oynamayı koymuş gibi oynuyor. Bu oyun Galatasaray taraftarını memnun etmese de. Soldan bağla, 3 kişiyi dola, onu çarşıya bunu pazara yolla olmadan taraftarı memnun etmek hayli güç. Arda'nın 15-20 gün önceki fiziksel tükenişi yavaş yavaş toparlamaya başlamış gibi duruyor ama benim asıl yazmak istediğim bu değil. Arda son maçlarda oyunun her iki tarafını da oynamaya çalışıyor. Hem de Arda'nın eski haline göre haddinden fazla. Ekrandan benim kadrajıma girenler bunlar. Arda aslında Arsenal'de, Real'de, Chelsea'de oynaması gerektiği gibi oynamaya çalışıyor ve bu da hücum gücünü bir nebze de olsa azaltıyor. Birilerine yavaş yavaş mesajı göndermeye başlamış gibi. Hakan Balta herhelde en rahat zamanlarını geçiriyordur. Şimdiye kadar Arda'dan gelen böyle bir destek bonustan öte geçmiyordu çünkü. Aman böyle oynasın. Yoksa Hasan Şaş'ın modifiyesi olarak kalacak ki oturup ağlarım bu yeteneğe. Arda'nın hücum performansı düşmüyor, Arda oynaması gerektiği gibi oynuyor.

11 Aralık 2008 Perşembe

ELM Sokağı (Milano)


Neden olmuyor acaba? Olmayan ne kardeşim? Olmayan bir şey yok. Adam Serie A’da 6 puan farkla lider. CL’de de 2. turu gördü. Sorun ne? Werder Bremen-Inter maçı beni epey gerilere götürerek Mourinho’nun Chelsea zamanlarını analiz ettirdi durdu. O farkında değil mi sanki? İstediği gibi oynatamıyor takımı…Olmayan Mourinho’nun istekleri, yapamadıkları. Elinde aşk şiirleri yazdığı Zlatan ve Adriano tosunu var. Mancini ve kariyer yaptırmaya çalıştığı Karizma Quaresma var. Ama onun için kazanmak önemli değil. Ondan daha önemlisi takımının istediği gibi oynamaması. O bir tane Drogba koyar, onun yanına da 2 tane koyar. Zlatan küser, Adriano diskoya gider ama Mourinho istediğini yapar. Aşk şiirleri yazdığı ve ömürlük sözleşmeler sunduğu Zlatan’la arasını o zaman görürüz ki o işi saha içinde değil saha dışında idare etmek asıl Mourinho’nun görevi. Eğer hala ah ah Lampard-Makalele ve Essien’i nasıl oluştururum diye oturup matematik yapıyorsa hesabı kitabı bırakmasını öneririm. Daha iyisi Mars’ta denen efsane üçlünün içine yeri geldi Tiago girdi yeri geldi Robben girdi. Hatta Gudjhonsen girdi oralara. İlk sene Drogba desteği için Duff dedi istediği verimi alamadı. Robben’de istediği adam değildi aslında ama J.Cole ile beraber Drogba’yı destekledi. Hatta çoğu CL maçında Gudhhonsen ile de destekledi oraları. En son Bremen maçına gelirsek…Adriano, Mancini ve Quaresma. Bu 3’lüye siz bu adamın sabrettiğini mi düşünüyorsunuz? Çıldırıyor ama yapacak bir şeyi yok. Essien-Makalele-Lampard’ın yerine Bremen maçında Muntari, Cambiasso ve Zanetti vardı. Bu 3’lü Viera ve Stankoviç ile 5’leniyor ve 5’in 3’ü oluyor. Bu 5’in 3’ü Makalele-Lampard ve Essien oluyor mu? K……yırtsan olmuyor. Olmayan (ELM:Essien-Lmapard-Makelele) ELM’i (Zlatan’ı esas çocuk kabul edersek) Quaresma, Mancini, Adriano, Bolatelli ile halletmeye çalış dur. Üstü kaval altı şişhane. Ha bu arada yine araya sıkıştıralım ki olmayan Mourinho’nun oyunu domine eden, rakibe çökmeye çalışan oyun anlayışı. Buyurun Werder Bremen maçı. Dakika 75 olmuş hala, bitse de gitsek anlayışı. Mourinho’ya bunları anlatmak biraz bilmem kime bilmem ne öğretmek gibi oluyor. Yoksa benim için her şey yolunda. Bu takım bu kadar oynar. Garibim Drogba sanki ihtiyaç varmış gibi ELM’e yardım ederdi. Hem ofansif hem defansif anlamda bir Robben bir J.Cole yapıyor mu Mancini-Quaresma ve Adriano…E o da olmuyor…E o olmuyor bu olmuyor ne olacak? Eğer bu takımın başında bu adam 2 sene daha kalacaksa ufak ufak yediği transfer nanelerini temizlemeye başlayacak, olmayan yerleri olduracak transferler yapacaktır. Chelsea’de de yaptı bu hataları yapmadı değil. Aldı, beğenmedi, gönderemedi kadroyu şişirdi. Del Horno’ya taktıydı bi ara…Bridges bile oralarda oynadı…Gallas’ı sol bek yaptı…Taktı mı takar bu adam. Drogba gelecek, ona destek birileri gelecek. Olmayan 5’liye birileri gelecek. Deneyecek. Böyle yaşayamaz bu adam. Önümüzdeki 2 sene Moratti ile işler yolunda giderse yediği naneleri temizleyecektir. DİYECEĞİM BU TAKIM SERİE A ŞAMPİYONU DA OLSA AYNI SENE CL’Yİ DE ALSA (orası biraz zor ya) İSTEDİĞİ FUTBOLU OYNAMATADIĞI SÜRECE YUKARIDAKİ ÇOMAKLARI TEKERLERE SOKACAKTIR MOURİNHO…

29 Ocak 89


29 Ocak 89 Rıdvan'ın Altay'a "Alberto Tomba" golü attığı maçın tarihi. O zamanlar da maç sonrası güzel açıklamalar geliyormuş. Fenerli Önder maç sonrası şöyle demiş "Rıdvan'ın attığı golü bende atarım o plaseyi yapmak kolay. Ama plaseye kadar Rıdvan'ı dublör olarak kullanırdım." Rıdvan'ın Rıdvan olduğu ve 19 gol bilmem kaç asist yaptığı sene. Bir çırpıda kadrosu sayılan takım.

Ticarete Atılmak...MR işi


“Müzmin sakat değilim”. Öylesin ya da değilsin. Senin durumun biraz "görünen köy Alibeyköy” idi ya neyse. Konumuz ticaret şu an. Endüstriyel futbolun nimetlerine doğru kayış. İlk Porto maçında oynamadın. Ramazan Bayramı’ndaki Kiev maçında oynadın. Sonra 2 Arsenal maçında yoktun. İçerideki Porto maçının 45. dakikasında baldırını tuta tuta çıktın. Denizli’ye gol attın. 5 gün sonra Kiev’e götürülmedin. Müzmin sakat değilsin. Elimde Newcastle macerasının da sakatlanma raporları da var ama epey zamanımı aldıktan sonra neyi ispatlayacağım ki diyerek girme gereği duymadım. Sorun tabi ki Emre Belözoğlu değil. Nasreddin Hoca’nın gölü mayalamaya çalışan zihniyetinin Fener yönetimine sirayet etmesinde. “Ya tutarsa” anlayışında. Biz yine şu ticaret konusuna gelelim. AROG’dan sonra işe bu şekilde bakmak daha sağlıklı oluyor. 2-3 idmandan sonra zaten bu MR makinesine giriyorsun ve çuvalla para kazanıyorsun. (tabi ki sana kızmıyorum. Hata sende değil seni sevende) Al evine bir MR makinesi. Hastanelerle görüş ve kampanyalarından faydalan. Şimdiye kadar ödenen paralarla bu işin ticareti yapılırdı. Acıbadem Fenerli falan ama adam da bir yere kadar kaldırır bu müsrifliği. Futbolu bıraktıktan sonra bu işe gir derim. Özeller 150-200’den aşağı MR çekmiyor. İnanılmaz bir sömürü düzeni var. Kılı dönse MR istiyor doktorlar. Ama anlaşmalı olduğu MR Görüntüleme Merkezleri’nden. Artık tecrübelendin. Hem “bu iş tehlikeli hocam diyen hastaya” sen benim vücudumdaki radyasyon oranını biliyor musun kardeşim deme şansın da var. Aklında olsun. Senin top oynayacak durumun yok anladığım kadarı ile.

7 Aralık 2008 Pazar

Özgür Yankaya

Özgür Yankaya Edirne Lisesi'nden. Aynı dönemiz diyebiliriz. TSL'de başarılı bir orta hakem olmak için çabalıyor. Dün Beşiktaş-Ankaraspor maçının 4. hakemi idi. Bugün ise Edirne'de 25 Kasım stadında oynanan Ayşekadın-Anafartalar maçının (1. amatör mücadelesi) orta hakemi. Umarız TSL başarılı bir orta hakem kazanır. Fotoğraf TFF'den. Kusura bakmayın.

AROG ve Fenerbahçe


CMYLMAZ'ın AROG'unda Fenerbahçe etkisini ayan beyan görmek mümkün. Özellikle araya sıkıştırılmış Deyvid'in "yengeç dansı" ve Rıdvan'ın klasik "gol olur" repliği bilmeyenler için yırtık dondan çıkar gibi olmuş diyebiliriz. Cem Yılmaz Rıdvan'ı taş devri insanı gibi çıplak oynatayım demiş ama yememiş. Dediğine göre Rıdvan kabul etmemiş. Rıdvan'ın gol olur repliğinde ensemde ohaaaooo'nın sıcak nefesini hissettim ki dönüp giydiriyordum "üzerine gül lan" diyerek. 2008'den 1 milyon yıl öncesindeki toprak sahada Adidas top ve AROG'lular için özel olarak hazırlanmış 3 bant kramponlar gayet başarılı "irrite etmeyen" product placement'lerdi. Karşı takımın Zico'lu Eder'li kadrosunda yer alan Carlos'la (ki Roberto'dur kendisi) ilgili küçük bir detay geçmek isterim. Penaltı pozisyonunda Carlos'un sağ ayağıyla penaltı attığını, filmi 5000 kere izlediğini ifade eden Cem Yılmaz'a göndermek istiyorum. Ha diyeceksiniz ki o zaman, Roberto'nun penaltı atmışlığı mı var be kardeşim diye ama ne yapayım "şeyten ayrıntıda gizlidir". Aceto bloguna zamanında Giggs'in bir fotoğrafını koymuştu. Eşofmanının altından t-shirti görünmekteydi ve Nike'nin logosuna benzeyen bir kıvrım almıştı t-shirt. O zamandan beri bu ayrıntılar biraz fazla üzerime yapışmış durumda. Kurtaramıyorım kendimi. Filmin içinde Banu Güven ablamız da NTV ekranlarından arz-ı endam etmekte ki "şimdi spor haberleri" diyerek Burcu Esmersoy'a bağlantı yapılsaydı güzel bir geçiş sağlanmış olabilirdi. NTV Spor'da nasiplenmiş olurdu bu güçten. Neyse...Carlos'a sağ ayağıyla penaltı attıran adam sizi güldürmeye çalışıyor. Futbol her yerde. Her Yerdeyiz Allah'ın izniyle.

6 Aralık 2008 Cumartesi

Gol Sevinci (Emre)

Daha önce benzer gol sevinçleri adlı bir yazı girmiştik. Dün Emre de golünü benzer şekilde kutladı.

5 Aralık 2008 Cuma

Bir Trakya Masalı (Nostalji)

Bayram gelmiş yahu. Bayramlara yukarıdaki şişeyle giriş yapılır genelde. Aşağıdaki de eşlik eder kendisine. Sakız Hanım ile Mahur Bey misali. Aralarının bozulduğunu abartmadıkları sürece pek görmedim. Zaten abartınca da kahveye koşarsın ki dostlukları pekişsin. Zamanında yazdığımız bir yazıyı arşivden çıkaralım dedik. Kahvenin altına iyi gider.

“Adaş nabuyun be?” diyerek başlar soru ve “iyi be adaş sen nabuyun? diyerek cevaplanır. Soruya soruyla cevap verilir anlayacağınız. Bu replik hiç değişmez Trakya’da. Repliği de bırak herkes adaştır birbirine karşı Trakya’da. Mehmet, Mehmet’e de adaş der Ahmet’e de adaş der. Herkes “Aga” olur. “Agacım nabuyun be?” tümcesi, “Agacım sana birini sorcam Domurcalı küyünden” tümcesiyle hiç tanımadığınız birine köy meydanında da sorulabilir. Yadırganmaz. Eğer tanınılıyorsa anında cevap verilir. Çiftçisi bol olduğu için hava tahmin raporları ve mevcut hava durumu hakkında yorumlar köy kahvelerinde bitmek bilmez. Saatleri alabilir. Hele hele kaldırılmayan ürün varsa aman aman. Bünyamin Sürmeli gelip “yeter be ya” diyerek %100 ne olacağını açıklasa dahi hava üzerinden yorumlar bitmez. Geçmiş yıllardaki hava durumu efsaneleri sürekli anlatılır. Hangi köy kahvesine girerseniz girin “Trakyalı olduğunuz hemen çıkarılır”. Sen kimin çocuğu be? sorusu meşhurdur bu tanışma aşamalarında. Kahvede bulunan hemen hemen herkes tekrarlı “hojdeldiniz hojgeldiniz” demeyi ihmal etmez. “Ne arıyo bunlar burada be ya” tadında rahatsız edici bakışlar pek olmaz. Alkolü bol olduğu için kavga gürültüsü de olur. Bir kavga çıkar üst mahallede kol kırıktır, alt mahallede ise turp gibidir kavganın kahramanı. Çiftçilikten kaynaklı özellikle kış mevsimi zaman bol olduğu için erkekler arası dedikodu hiç bitmez. Trakya’da erkekler daha dedikoducudur. İtiraz eden olmaz sanırım. Özellikle pazara gidilir ve pazarda gezilir. Niye? Çünkü köyden manitalar gelir de ondan be ya. Pazarda iki erkek elinde tek torba poşet olmadan dolaşır. Hele iki güzel kız var da her kesişme noktasından karşılarına çıkılır. Manitalar da göz gibi bakar pazara gelmeye o da ayrıdır ya neyse. Berber, kahve, lokanta, lokal, dernek, kooperatif her nereye girerseniz girin Atatürk’ün resmi ikişer üçer asılıdır. Türk bayraklarını bolca görmek mümkündür esnafta. Hatta traktörde. “Ah be demiş Kemal Agam olsaydı şimdi böyle olmazdı. Ah be demiş şöyle olmazdı. Öyle Kemal Agam, böyle Kemal Agam. Dayanamamış sormuş dinleyen. Kim demiş senin Kemal Agan? Şaşıran bir yüz ifadesiyle “Atatürk be ya.” diyerek cevap gelmiş. Bitmeyen muhabbetler. Alkol almak için zaman ve mekan hemen yaratılır hiç problem olmaz bu tip şeyler. Sorun yaratmaya değmez. Nabuynuz? denilirse mazot aluyuz şekline bir cevap gelmesi kuvvetle ihtimaldir. Atatürk de çok içermiş be ya diyerek bir güzel altlık yapılır duruma. Unutmadan küçük olan herkes de “yiğenim” diye çağrılabilir. Mahsuru yoktur. Boşnakça ve Pomakça konuşulan köyleri çoktur ama Türk Bayrağı ve Atatürk posterinin altında yapılır bu konuşmalar. Art niyet yoktur. Genelde bölge halkı Bulgaristan’a gitmeye meraklıdır ama Bulgaristan denmez. Bulgar’a gidiyorum denir. Particilik muhabbeti yıllar biter ama bitmez. Hele birileri başka partiye geçtiyse aman aman. Soğuğuna alışık olmayanlar epey bi afallar? Ben şurada kaldım, burada askerlik yaptım diyerek başlar ama Trakya ayazını yiyince “valla Erzurum bu kadar kesmiyor” laf arasına sıkıştırılır. Gerer adamı. Yüz felcine müsaittir. Hatta bu tip erkeklerin rüzgarı alan merayı çıkartılması uygun olur ki ısınmak için cigara yakmak mecburiyetinde kalsın. O ona yeter. Çoğu göçmendir bu toprakların. Boşnak, Pomak, Arnavut, Bulgaristan muhaciri, Selanik göçmeni gırladır. Alevi köyleri de vardır. Güzeldir memleketim. Herkesin memleketi gibi.

4 Aralık 2008 Perşembe

Ne Yazar?


Galatasaray Berlin'i fethedince (biz de spor gazetesi medyasına döndük) 2000 yılının bir manşeti geldi aklıma. Ohahaa şeklinde hatırlananlar vardır, bir de küfür ederek hatırladıklarımız. Hani 90'ların ikinci yarsından sonra spor gazetelerinin de etkisiyle diye başlayan cümleler kurarız. Oraya geleceğim. Dün iş gereği Ankara'ya gittim. İsmail Abimizle beraber bir iş gezisi. Futbolla fazla alakası yok. Kıyısından Fenerli. Bir hikaye anlattı ki bugün yaşadıklarımızı alır, çırpar, çırpar tuş eder. Onun ağzından dinleyelim. "25-30 sene önce Fener'e Romen takımı çıktıydı. Arges Piteşte mi ne? Eeee abi. İlk maçı Fener orada 2-0 kaybetmişti. Eeee. Orada galiba bazı olaylar yaşanmıştı ve ortam biraz gerilmişti. O gün maçı radyodan dinleyemediğim için ertesi günü ilk işim bir gazete almak oldu. Bizim Fener 5-1 kazanmış. Gollerin 3'ünü Cemil Turan birini Mustafa birini de yanlış hatırlamıyorsam Ogün attıydı. Napiim Abi. Gazete şöyle devam ediyordu. Çocuklardan 3'ü Cemil'in diğer ikisi Mustafa ve Ogün'ün. Ohaaa İsmail Abi. Valla be oğlum aynen böyle" İsviçreli futbolculara ruj sürüp "futbol erkek oyunudur buyrun er meydanına" şeklinde atılan manşetten pek de farkı yokmuş 25 sene öncesinin. Neyse asıl bize bu yazıyı yazdıran manşete gelelim ve 8 sene öncesine gidelim. Galatasaray Hertha Berlin'in 4-1 yener, Star gezetemiz manşeti çakar. HER TARAFIN BERLİN OLSA NE YAZAR?

3 Aralık 2008 Çarşamba

Keser döner sap keser

D Smart kendini şımartta Karameehmet'in Skytürk'ü 95. kanalda. Grubun kanalı CNN 30'da, NTV 31'de. Habertürk ve 24 kanalı da bu aralarda. Yaklaşık iki seneden bu yana iki grup arasında yaşanan husumetten kaynaklı Turkcell reklamları Doğan Grubu TV'lerinde yer almıyor biliyorsunuz. Öteki tarafta Yaprak Dökümü olduğu için sesimizi fazla çıkaramıyoruz malum. Kitlenip seyrediyorlar. Ben de Galatasaray maçı başlayana kadar Efes-Partizan maçını seyredeyim dedim. Ne hikmetse geçen hafta yağmurdan dolayı maç zamanı Skytürk sinyalinde sorun vardı bu hafta da gece yıldızlar sayılıyor diye sinyal seviyesi düşük. Doğan Grubu bu küçük hesapları ile Çukurova Grubu'nu mu cezalandırıyor yoksa kendi müşterisini mi bilemiyorum. Bu ülkenin 2007 yılı reklam harcamalarının 3 milyar 300 milyon YTL olduğunu ve 2008 kapanışının 3 milyar 595 milyon YTL olacağını öngörürsek bu rakamları daha gerçekçi değerlendirmek gerekir. 16.000-17.000 reklamveren yarattığı bu sığ sularda yüzmeye devam ediyor. Hangi 2 digital platformdan bahsediyoruz. TSL kimdeyse digital platformun ekmeğini o yiyecektir. Dolayısıyla böyle küçük hesaplarla müşterileri cezalandıracak küçük hesapların kime ne faydası vardır bilemiyorum. Yapmayın etmeyin...Keser döner sap keser, hesap döner.

2 Aralık 2008 Salı

Venedik


Vendik sular altında ama dayıların keyfi bulutların üstünde. S.S Calcio Venezia desen o da sular altında, Serie C..

Racon


Lincoln psikolojisi üzerine kalem sallamak kimseyi haklı çıkarmayacaktır. O psikolojiyi farklı açılardan yaşayan biri olarak bir iki kelam etmek istedim sadece. Bu konu biraz nereden tutacağınıza bağlı. Lincoln’ün beynini açıp "sen o an neler düşünüyorduna bakma" gibi bir şansımız yok. Ama ne düşündüğü belli. İşi …….vurmuş durumda Lincoln. Zor bir maçın psikolojik rahatlamasını kendi karakteri ile örtüştürmüş durumda. Ben Lincoln olsam yapar mıydım? Yapmazdım. Neden? O zaman maçtan önce “her takımın gücüne saygımız var demek anlamsız olurdu” bana. Prekazi ve Kovacevic’in 4-3’lük Fener maçında sırasıyla röveşata yapmalarını aklıma getirdi Lincoln. Sahadaki şovu Galatasaray mağlupken yapsan “havan kime güzelim” derler, Galatasaray galipken ise “rakibe saygısızlık” olur bunun adı. Sıkıntı biraz da Hacettepeli oyuncuların bu maçı alabileceklerine dair ışığı görmüş olmaları kırmızı kart gelinceye kadar. Böyle aymaz bir Galatasaray’ı bir daha ne zaman bulursun ki? Ya da kendi kendinin ipini nasıl çekersin? Lig başlamadan önce sıfır yazdığın maçı kazanmanın direğinden dönüyorsun. Hem de kendi kendi yakıyorsun. Sonra da birileri sahada çalıyor ve oynuyor? O an ne düşünürsün? Sinirin zaten tepende. Lincoln o hareketleri maç berabere iken yapar mıydı? Yapmazdı. Dünyanın her liginde rakip takım bunu küfür olarak algılar. Ama git adama geçir değil ki Erman kardeşim bunun yansıması. Basarsın delikanlı gibi, topunu kapmaya çalışırsın. Kendine daha fazla küfür ettirmezsin. Sahada o an görevini yapmayan bir hakem yok ki sen racon kesiyorsun. Neden sektiriyorsun topu Lincoln’cüğüm al sana sarı mı diyecek hakem. Herkes Miroğlu memleketimde. Delikanlılığın tanımını herkes kendi sözlüğünden okuyor.

30 Kasım 2008 Pazar

Issız Adam-Palermo ve Pembe'nin şekeri


Brezilya ve Arjantin ligi maç görüntülerinin ekrana yansıması gibi Palermo-Milan maçı. Siyah beyaz görüntülerden hallice renkli görüntüler. Ne yazayım bu maçla ilgili derken meslekten algıda seçicilik imdada yetişti. Bugün gecikmeli de olsa "Issız Adam"a gittim. Film çözümlemesi yapmayacağım. Çağan Irmak filmin içerisine epey "product placement" yerleştirmiş. Marlboro, Domestos, Mersin Vip Turizm, Ulusoy, Chrysler PT Cruiser, Leblon, Bordo Şarapları benim hatırlayabildiklerim. İlla unuttuklarım vardır. Hatırlatanlar olursa seviniriz. Bildiğiniz üzere Nike yeni bir krampon çıkardı. Pembemsi bir krampon. CR7'nin, Materazzi'nin ya da Nike'nin anlaşmalı olduğunuz bilimum topçuların ayağına bu şeker pembesini taktırıyorsunuz da pembe formaları ile sahada salınan Palermo'yu neden boş geçiyorsunuz? Hadi Palermo'yu Lotto giydiriyor. Özellikle dikkat ettim ki -hani belki Nike giyen yoktur- belli başlı anlaşmalardan dolayı diye ama var. Miccoli'nin ayağında markasını anlayamadığım turuncu birşeyler var. Yahu ne bileyim Miccoli olmaz Simplicio olur ya da birileri şeker pembesini ayağına geçirir. Pembelilerin pembe krampon giyen futbolcusu dedirtmek bu kadar zor olmamalı. Palermo'yu marketing'in içine katardım Nike'nin yerinde olsam. Hikaye çıkar oradan.
Late Post: Fotoğraf makinesinin markası NIKON gözümün içine giriyordu filmde. Bir de Alper'in telefon numarası 0532 ile başlıyordu ve telefon Apple idi.

Diyarbakır Yeşil Bağlar (Sami Yen)


Meira ile ilgili tam kılıçları çekmiştim ki Skibbe yazının kısa yollu olmasını sağladı. Emre'nin "yazdıklarınızı değiştirin" demesi gibi oldu bu bana. Skibbe'nin hayırlı yaptığı işler de oluyor bazen ki Meira hayatının en kötü maçlarından birine doğru gidiyordu. Bırakın beni de gideyim der gibi bir ilk yarı oynadı Meira. Bunu Servet'e alışmışken kendini Ayhan'ın yanında bulduğuna mı bağlayalım yoksa bugün Servet'in de inanılmaz hatalarına devam etmesine ayak uyduramamasına mı bilemiyorum. Keza Ayhan da Servet de en kötü maçlarından birini oynuyor bugün. Meira'nın durumu da biraz kültür şoku yaşar gibi. Neyse...Asıl konumuza gelelim sonuçta devre arası yazısı yazıyoruz. Bazı özel oyuncuların özel tezahüratları vardır. Onlara özeldir. Kewell'in Daddy Cool'u gibi. Bunu alıp "Ümit Ümit Karan" yapmayın. Yapmayın çünkü Kewell bu özelliği hakeden özel bir oyuncu. "Diyarbakır yeşil bağlar canım hey lorke'yi" Nobre için Çarşı'dan bir kere bile duymamışsınızdır. Nobre'yi lorke lorke şeklinde çağırmaz Çarşı. Fener tribünlerinin 5 yılda bir hatırladığı yaratıcılığı sokmaz İnönü'ye. Doğrusu da budur. Hadi Daddy Cool'u "Fener geliyoruz Fener geliyoruz" yaptın. Bari oyuncu bazında Kewell'e özel kalsın Daddy Cool. Arda ve Ümit'i de araya sokuşturarak tezahüratın etinden sütünden faydalanılmasın. Aha buyur. Araya Emre Güngör'ü ve Barış Özbek'i de sıkıştırdılar. Bir de Ahmet Çakar versiyonu var, ona girmeyelim.

29 Kasım 2008 Cumartesi

Eyt Babalar

Dereağzı'nda 10, 35 ve 71'de Batuhan 3 gol atmış PAF maçında. Maçı izleyen futbol hocası arkadaşımla bir iki kelam laf ettik Beşiktaş maçı öncesi. "Sahada 21 oyuncu var bir tane de Batuhan var. Diğer oyuncularla arasında bu kadar fark olabileceğini gözlerimle görmesem inanmazdım" demekte. Beşiktaş maçı koparınca diğerlerini ezercesine ve rakibi tahrik edercesine "eyt babalar be bugün ne top oynuyorum" diyerek sahada bağırarak dolaşmasını "18'lik beyaz Nouma'dır ne yapsa yeridir" şeklinde yorumlamak biraz Batuhan'a kötülük yapmak olur kanımca. Hadi sen cahilsin. Fener'den de bir cahil senin dizine baltayı indirdi. Sonrada dönüp "eyt babalar be ne geçirdim tekmeyi" dedi. Sen de 3 ay yattın. Olmayacak şey değil. Çünkü o PAF maçlarında bu çucuklar inanılmaz bir hırsla sahaya çıkıyor. Sende kazanmak isteyen rakibine kendi sahasında 4 atıyorsun. Olur olur, olmaz değil. Demek ki bu vukuatlar sistemetik. E o zaman en son konuşması gerekenler bizleriz. Keza Batuhan bu tip hareketleri milli forma altında dahi rahatlıkla yapıyor. Daha ötesi ne diyeyim.

Bünye


Yanıldık. Beşiktaş kazanır demiştik ama bizim Fener kazandı. Cisse- Sivok ikilisi yolda yürürken bile 100 metrede takılıp düşme ihtimali yüksek olan ya da paltosunu çalılara taktırıp platonun astarını yırtan Uğur Boral'a yenik düştü. Hakem de çanak yuyunca film koptu. İlk sarı ağır, ikinci sarı sarının ağası. Neyse...Zaten herkes neyin ne olduğunu gördü. Resim net. Fener puan olarak potada ama Galatasaray ve Beşiktaş'a göre "puan kaybetme potansiyeli en yüksek takım hala". Asıl beni endişenlendiren şu. Benim bünyem bu maçın özellikle ikinci yarısının üzerine Sevilla-Barcelona maçını nasıl kaldıracak? Kaç ülke yayınladı maçımızı? Yayınlamaz. Siz bu maçı yayınlayın bakalım ikinci yarı ekran başında kaç kişiyi bulacaksınız? İtalyan bile dayanamaz Modeno maçına dönüş yapar. Ya da yatar.

Hüzün

Bu fotoğrafın üzerinden tam 10 sene geçmiş. 29 Kasım 1998 Blackburn Rovers maçı. Gerard'ın debutu. Umarım kaderi Fatih Terim'e benzemez. EPL'yi kazanması için 4-5 senesi var. O formayla bir EPL şampiyonluk kupası kaldıramadan yeşil sahalara veda ederse...Etmesin be...

Haydi Hareketli Gençler


Eğer ki Ertuğrul Sağlam Mustafa Denizli’nin yaptıklarını yapsaydı ve aynı sonuçları alsaydı bugünkü maç Fener’e yakın durabilirdi. Sağlam defansı 3’lü yapacak, Bobo’yu paslandıracak, Sivok-Zapo’yu bozup dahiyane bir İnceman kurtuluşu sergileyip 2 Maldanolu orta sahayı ittirecek…Ve basın “Sağlam”a mık demeyecek. Sanırım buraya kadar yazdıklarıma hiç kimseden eleştiri gelmeyecektir. Sonuçlardan dolayı değil Ertuğrul Sağlam futbolu bilmiyora kadar giden bir süreç yaşardık. Denizli ile yönetim kendini rahata attı. Uğraşmıyorlar artık bunlarla. Daha önce Fener kazanırsa bana sürpriz olur demiştim. Şimdi bana başka ne sürpriz olur onunla devam edeyim. Bu hayra yatıp, maçı oynayıp yaşadığım bir süreç olduğu için kafam epey temiz. Denizli Zapo’nun yanına Sivok’u çekerse Aragones maçı durdursun zil takıp oynasın. 60-70 yapsın. Bunu yaparsa Denizli işte bu bana maçın sürprizi olur. Beşiktaş’ın 3-1 ya da 4-1 kazanması değil. İnceman ve Cisse verimsizliğini Scholes, Mascherano, Alonso, Deco gibi adamlarla aşacak halin yok. Bu verimsizliği Sivok-Cisse ile de tam anlamıyla aşacak değilsin ama 1) Top daha fazla sende kalır 2) Selçuk-Josico’ya ağır basarsın 3) Maçın daha fazla Fener sahasında oynanmasını sağlarsın. Fener’in duran toplarında Sivok-Zapo-Cisse-Zan daha ne kardeşim. Soldan sağdan oyunu rakip sahaya yıkan, rakip defansa çöken bir Fener mi bekliyoruz? Hiç kimse merak etmesin bu maçta orta sahayı elinde tutan 3 puanı cebe atar. Diyeceğim Zapo-Zan ikilisi, Cisse-Sivok ikilisi yaratacağından Zapo-Sivok ve Cisse-?’den daha fazla Beşiktaş’a yarar sağlayacaktır. Panayırlardaki uçan sandalyeleri satan cazgırlar şöyle bağırırdı “Haydi kızlar, haydi hareketli gençler…Son tur, son şans” Aragones’e diyorlar diyeceğim ama o panayırda o son şans hiç bitmezdi. Yahu bu adam Udinese'de ve Çek Milli Takımı kademelerinde oynadığı 80'e yakın maçta genelde orta sahada kullanıldı hatta CM'de de böyle safsatalarını bir kenara koyalım. Biri yazdı birileri de ondan kopya çekerek Zapo-Sivok bozulmaz diye yazdı çizdi. Bozuluyor işte neden bozulmasın.

Bazen Susmak

Çok şey anlatmaktır. Sadece büyük maçları kazanarak şampiyon olunmuyor. 70 -73 puan aralarına doğru gidiyor lig. Zaten Ersun Yanal'ın da bu işi bu kadar rahat götürmesinin sebebi bu. Şimdiye kadar;

Trabzon 0 Beşiktaş 0
Galatasaray 3 Trabzon 0
Trabzon 0 Sivas 0
Kayseri 1 Trabzon 1 (yan hakemin ikramı)

Hani kalburistü takımlar deriz ya, işte onlar. Neredeyse golü yok Trabzon'un. Fener bizi kurtarır diyebilirler. Ya da hala lideriz diyebilirler. Büyük maçlar takımı şampiyon yapmaz. Ama hiçbir takım yoktur ki büyük maç kazanamadan şampiyon olmuş.

28 Kasım 2008 Cuma

Semih Ne İş?


Top oynarken farklı sakatlıklar geçirdim. Daha ortaokulda üst adeleyi yırttım. Dizimden sağlam bir sakatlık geçirdim. Lisede başlayan disk problemi beni bıçak altına kadar götürdü. Ayak bileğim yumruk gibidir mesela hala. Kasık 65. dakikada pıt pıt atardı bir aralar. Hiç şaşmazdı. Hele saha ağırsa. Aslında her futbolcunun başına gelebilecek sakatlıklardı. Ama bizimkiler uzun sürüyordu ne hikmetse. Gözümün önünde adam uyluk kemiğini kırdığında sağlık çantası ile koşan sağlıkçının ardından "yok lan anda birşey paytar dön geri" diye bağıranı hala hatırlarım. Doktor falan hak getire idi bizde. Ayak döndü mü çıkıkçıya gidilirdi. Halbuki sorun bağlardaydı. Dizdeki bağları kopardığımda koltuk değnekleri ile okula gittim geldi kendi kendine iyileşir dendi. O iyileşti ben tedirginlikten 15 gün sadece sahada dolaştım. Bu sakatlanma psikolojisi çok farklı bir durum. Beynin hükmetmesi ama adelenin "ne diyon lan sen manyak mısın" deme durumları. Bir de manyak hocamız vardı o aralar. Ayak gitmezdi idmana çıkarırdı. "Ciğerinde de sorun yok ya" derdi. Semih'in durumuna geleceğim. Ya ben yetersizim ya da ortada gerçekten bir acziyet var. Bu adam arka adalesini tutarak Ankara maçında dışarı çıktı. Ankaragücü maçına yetişecek dendi, idmanda yoktu. Porto maçı olabilir dendi çıkamadı. Beşiktaş maçı geldi acaba Semih sezonu mu kapattı deniyor. Belki de kulüp durumu biliyor ama basın safya dolduruyor orasını da bilemiyoruz tabi. Semih sadece bir örnektir. Bunun niceleri var. Sakatlığı şudur, durumu şudur, tedavi süreci budur demek yok. Bu nasıl bir iş ben anlayamıyorum. Birileri ha bu hafta ha 3 gün sonra oynayacak şeklinde dillenip "tedaviye cevap vermedi" dendiği zaman bir bit yeniği olduğunu düşünmeye başlıyorum. Yahu çıkın ve deyin şu adamın durumu budur diye. Şimdi dizinden ameliyat olabilir deniyor. Daha çok bağırın Güüüüüiizzaaaaaaaa güüüiizaaaaaa diye belki duyar Semih.
Late post: Torres 14:30'da MR'a girer 17:30'da 2 hafta oynayamayacağı açıklanır.

27 Kasım 2008 Perşembe

O günden bugüne

Normalde Beşiktaş ligde Fener galibiyeti görmek için bu kadar beklemez. Epey zaman geçmiş üzerinden. Kadıköy Panteri Pancu 17.04.2005'te idi. Koray Avcı'nın avladığı Rüştü bugün Beşiktaş kalesinde. Fener'in forveti Nobre de Beşiktaş'ın ileri ucunda. O günden kalan tek adam Toraman Beşiktaş'ta. Her iki takımında birbirini içeride dışarıda rahat paketlediği için absürd ötesi maçlar olabiliyor bu maçlar. Tuncay'ın fantastik asistler yaptığı, Rico Paşa'nın altıpastan yerde yatan Volkan'ın göbeğine plaselediği, Kezman'ın gol attığı, Anelka'nın "dur ben bi oynayayım bugün"dediği anormal durumlar olabiliyor bu maçlarda. Tek sürpriz Fener'in yenmesi olur bana bu maçta. Ulan bi "bu bu bu sebeplerden bu sene Beşiktaş Mustafa Denizli ile şampiyon olur" diye yazdık habire Beşiktaş'a çalışıyoruz. Dirençli olanın, ilk golü bulanın, orta sahayı elinde tutanın Beşiktaş olacağını düşünüyorum. İsmet Badem yorumlarına gerek yok. Yok Sivok ve Cisse ağır basar, Holosko Fener'in Nobre uğraşmalarında geriden gelen Özgür Willy olur demeyeceğim. Yanılırsak, yanıldık deriz.

Scolari & Demirel


"We need to win at home," said Scolari, although his team could yet edge through with less if the result in the Roma v Bordeaux game goes their way. "I think if my team do not have the quality to win against Cluj at home, it's better that I go home to Brazil." Bu futbolda yaşımız ne olursa olsun 50.000 versiyonunu görmüşüzdür. 4-0'dan 4-4'ler, 3-0'dan 3-3'ler. Alt küme takımlarının, dünya takımlarını ısırması. Köy takımlarının şampiyon olması. Scolari Cluj'u evimizde yenecek kapasitemiz yoksa Brezilya'ya -evime- dönerim daha iyi demiş. Yani var ya tam da Süleyman Demirel tarzı bir beyanat olmuş. Gazeteci maçtan sonra naber Scolari Cluj tıkladı dese "ben yeneceğiz demedim ki, yenecek kapasitemiz var dedim" cevabını yapıştır hiç korkmadan. Ege bir Yunan gölü değildir. Ege bir Türk gölü de değildir. Binaenaleyh, Ege bir göl de değildir. Scolari senin daha çook ekmek yemen gerek be canım. Dur sana başka bir örnek daha vereyim Baba'dan. Hem blogun anlam ve önemine uygun olsun. "Galibiyetin sahibi çoktur, mağlubiyetin sahibi yoktur. Yenilgi yetimdir"

Sarper Semiz (Olur Mu?)


Müziğe adanmış 30 sene. Ekrana kilitlendiğimiz yıllarda Timur Selçuk ve ekibi ile ülkemizi Eurovision’da temsil eden değerli müzisyen. “Sen Oldum” ile ilk albümünü çıkarıyor. Albümünde 11 şarkı var ve 8’inin söz ve müziği kendisine ait. 2 şarkı İlhan Şeşen’den bir diğeri de Timur Selçuk’tan Beyaz Güvercin. SARPER SEMİZ. Tanıyanlar kendisini Arnavutköy Eylül’den hatırlayacaktır. Albüme eli değenler Timur Selçuk, İlhan Şeşen, Ercüment Vural, Özer Taşkın, Serhan Yasdıman, Onur Mete,Bülent Özdemir, Levent Altındağ, Orçun Açabey, Erkan Bediroğlu, Serdar Ağırlı,Levent Demirbaş, Levent Dönmez gibi değerler…Hala Cuma akşamları Eylül’de gerçek müzik severlerle buluyor. Pazar günleri ise Beyoğlu Jazz Stop’da döktürüyor. Eline emeğine sağlık diyoruz. Saper Abimiz “ben hoppa cuppa müzik yaparak, müziğe ihanet edemem” demekte. Albüm Kasım sonu çıkıyor. Albümün çıkış şarkısı “Keşke” by İlhan Şeşen. Aşağıda da “Olur Mu?” şarkısının sözleri. Hatununuza aşkınızı bir kez daha ilan etmek isterseniz "Keşke" ile girin. İşinizi kolaylaştıran albüm:))

Olur mu?

Senin resmini çizdim,
Fırçam yüreğimdi,
Renklerimde sen vardın,
Manzaram anılardı,

Aşkımla bezedim
Her bir kıvrımını,
Ruhumdan boya kattım,
Seni şaheser yaptım,

26 Kasım 2008 Çarşamba

Hilton sandalyeler

Aslında hiç aklımdan çıkmıyordu ve kabus derecesinde beynimin derinliklerinden dönem dönem çağrılıyordu...O dönem bu döneme denk geldi. Eminim ki çoğunuz "evet, evet ya" demeye başladınız.Düğün salonu mu kardeşim orası? Konferans salonu mu? Saha içine yıllardır koyduğunuz o iğrenç sandalyeleri diyorum. Yeter yahu...Hesapta VIP yapıyorsunuz? Allah aşkına baktıkça çıldırasım geliyor. Swiss Otel marka konferansı sanki. Ve işin şaşırtıcı tarafı ne biliyor musunuz? O kasvetli konferans rengi bordo kaplamalar yıllarca değişmedi. Hayır yüzleri de eskimiyor kaldırıp atsınlar. Yoksa aynı renge İnegöl mobilyacısında yüzlerini mi değiştirip değiştirip duruyorlar? Düğüne spor ayakkabı ile gitmek gibi. Avrupa'da hangi salonda var böyle bir kadife çakma Osmanlı tarzı. Hay sizin zevkinize ...