22 Aralık 2008 Pazartesi

Uğur Meleke Milliyet'te

En son 15 Ekim tarihinde Milliyet'de yazısını yazan Uğur Meleke 22 Aralık itibari ile köşesine geri döndü. Futbol Kulübü'nün sona erişi, Ciner Grubu'nun yeni gezetesi, odur budur bilmem nedir? Oraları boş geçelim. Uğur Meleke tekrar başladı.

21 Aralık 2008 Pazar

Tabata-Bilica ve Trabzon


DeSanctis-Sabri-Meira-Servet-Hakan Balta-Ayhan Akman-Mehmet Topal-Arda-Barış Özbek-Lincoln ve Baros. Özellikle son zamanlarda hücum gücü azaldığı için -ama bize göre defansa daha fazla yardım ettiği için oynaması gerektiği gibi oynadığını düşündüğümüz Arda Turan-eleştirilen Arda ve arkasındaki Balta...Barış Özbek ve Sabri. Ortada Akman ve Topal. Bu yazıyı bana yazdıran yukarıdaki 11'in Galatasaray'ın ve TSL'nin en iyi takım 11'i olduğunu düşündüğümdür. Tabi bu 11 sahaya çıkarsa. Çıkmadığını öğreniyoruz ki Sabri yok. Sabri'nin yerine sağ tarafı Barış ve Baros'un kapatacak. Yine hüsrana uğradık diyebiliriz. O zaman yazının şeklini değiştirelim. Galatasaray'ın kadrosu tartışmasız ligin en iyisi. Baros'tan, Kewell'den dolayı değil Arda'dan, Akman'ın ultra formundan, Topal'dan, Barış'tan, Hakan Balta'dan dolayı. Bugün Sivas maçını izlerken şunu düşündüm. Şu Bilica Egemen'in yerine Trabzon'da olsa...Yusuf'un peşine düşmüşler. Önümüzdeki sene için ne yapıp ne edip şu Tabata'yla anlaşsalar. Bir de sol tarafa bir oyuncu tuttursalar Trabzon bu yarışın içinde 3-4 sene daha olur ve ligde 3 büyüklerin hemegonyası belki kırılır. Yoksa gelir Trabzon İstanbul'a 3 gol yer ve pozisyona giremeden döner gider. Beşiktaş'la bir kupa bir lig oynar, pozisyon bulamaz gol dahi atamaz. Trabzon önümüzdeki 2-3 yılı düşünüp "neden bu takımı şampiyon yamadın hadi sana güle güle Ersun Yanal" demezse ve 2-3 bölgeye doğru transfer yaparsa önümüzdeki yıllar "hah bu takım şampiyonluğa oynar" diyebiliriz. Bu sene olursa TSL'ye yazık olur. Tabata ve Trabzon. İkisinin de birbirine ihtiyacı var. Güzel bir birliktelik olur.

Tek Forvet Çift Forvet..


Son dönemin popüler tartışma konusu bu, kaç forvet? Kimi çıkıp Aragones' i eleştiriyor Fenerbahçe nasıl tek forvetle oynar diye, kimisi çıkıp takımını üç forvetle oynatan hocayı tebrik ediyor. Cesur olmak, hücumu düşünmek lazım; gerekçe bu. Çok forvet hücum gücünü arttırmak demek mi oluyor peki? Dizelim babacım o zaman 4 defansı, koyalım önüne bir tane orta saha, kalanı da sıralayalım rakip ceza sahasının önüne; bu mudur yani olay? Yoksa senin takımının oyunu ne kadar alanda oynadığı mı? Sen defansına hattı çekiyorsun orta alana ve diyorsun ki burada basacaksınız, sıfır forvetle oynasan ne yazar bu durumda. Topyekün hücumda takımın işte, becerebilir misin orası tartışılır. Mesele de bunu becerebilmek zaten. Takımı bütün halinde yönlendirmek, yoksa yemişim ikili üçlü forveti. Ekip halinde iyi hücum ve savunma yapıyorsan becerirsin bu işi, ilerde 3 forveti savunmaya yardım etmeden bekletme günleri tarihte artık. İzle United' ı; takım savunmadayken rakip yarı sahada kaç adam kalıyor say bakalım. Korkak mı oynuyor şimdi bu takım! Ferguson bilmiyor 5 forvetle oynamayı, bir siz akıl ediyorsunuz. Böylelerine yukarıdaki dizilim müstehak..

Süzme Mercimek'i Sever Misin Marco?


Gençlerbirliği-Sivas maçı oldukça tempolu bir karşılaşma oldu. TSL’deki çoğu maçtan çok daha fazla zevk aldım izlerken. 2 konuya değineceğim. Birincisi Sivas’ın golleri. Avrupa’nın kalburüstü liglerini izlerken “keşke bizim liglerimizdeki orta saha oyuncuları da kaleyi gördükleri gibi vursa” dediğimiz tarzda 2 gol attı Sivas. Musa Aydın ve Mohammed Kurtuluş’a teşekkür ederim. Gollerin güzelliğinden değil, düşünebilmelerinden. Bir adamın Fener’i Makalelevari bir şekilde çökerttiğini ve o adamın da kaleye bir tek şut atmadığını ya da atamadığını düşünürsek sevinmem gayet doğal diye düşünüyorum. Keşke daha fazla şut atsa ortasaha oyuncularımız. Gelelim kasetin diğer yüzüne. Dakika 92. Mehmet Yıldız topu orta sahada enlemesine taşıyor. Peşinde de 61 numaraları Kerim. İkili bir mücadele yaşanıyor. Hamza Yerlikaya’nın 2 alt versiyonu Mehmet kardeşimiz yerde. Mehmet, Kerim daha yaklaşırken ona doğru gidip “ben kendimi yere bırakacağım sen yeter ki bir dokun” diye bana mesajı veriyor. Bunu ben çay içerken anlayabiliyorum mesela. Sonrası ikili mücadele ve Mehmet Yıldız yerde. (Bu şuna benziyor. Top havadan geliyor. Birazdan ikili bir kafa topu mücadelesi yaşanacak. Kafa topuna çıkmaya tıpası olmayan adamın gözü nerede olur? Topta değil rakipte. Hep onu keser. Servet de toptan başka hiçbir şeye balmaz böyle durumlarda ve Edu’dan dirseği yer) Neyse, nerede kalmıştık. Mehmet Yıldız yerde. Kerim delleniyor tabi. Bağırıyor, çağırıyor Hüseyin Göçek’e. Hüseyin Göçek de sarıyı çakıyor. Budur işte sizin pozisyonu süzme kapasiteniz. Karılar hamamına döndürdünüz ligi. Ota boka sarı kart. İyi niyet, kötü niyet ayrımı dahi yapamıyorsunuz? Sizin pozisyonu süzmeden anladığınız, mercimek çorbası. Süzme.

20 Aralık 2008 Cumartesi

Mekdomalsta kahvaltı keyfinin verdiği haz


Mc Donald'sta kahvaltı keyfi. Her pazar sanki bir pazar neşesi. Kahvaltımı yaparım, tadını çıkarırım, Mc Donald'sta kahvaltı keyfi. Trafik umrumda olmaz, falan dı filandı diye devam ediyor bu radyo reklamının cingılı. Ama asıl tüylerimi diken diken eden yeri "patron bana dese ki bu yıl hiç zam yok yine, kefyim kaçmaz bugün bana ne, bana ne" Kahvaltı da yukarıda. Osmanlı menüsü, tatlı, vejeteryan menü, oydu buydu derken sıra kahvaltıya da geldi. Yukarıdaki menüyü ye sonra işe git. Patron seni çağırsın ve "maalesef bu sene de zam yok" desin. Sende hoppidi hoppidi masana doğrı sek. Sabah zıkkımlanmışsın ya Mekdomalsta, keyfini hiçbir şey kaçırmaz artık senin. Diyeceğim şudur. Zannediyorsunuz ki Maekdomalsın reklam ajansına ve bunu onaylayan müdürlerine giydirmeye başlayacağım. Hiç de öyle değil. Bu ülkede adam hala çıkıp "ama Melih Gökçek ortaya sayaçları koydu, sayaçlarla geldi, demek ki saklayacağı bir şey yok, Kılıçdaroğlu ne getirdi?" diyorsa ben size daha ne diyeyim. Kömür kokulu memleketimin, ezan okunana kadar oynadığım futbol sahaları. Hey de hey be. Kömür kokusunun ruhumdaki anlamlarını değiştiren zihniyet. Mekdomals'ın reklamında patron elemanı çağırıp "oğlum bu sene de senin manitayı ben götüreceğim kusura bakma, para bende" dese ve bizim eleman "keyfim kaçmaz bugün bana ne, Makdomalsta kahvaltı soktum bugün" dese yeridir valla. Ertesi gün yine Mekdomalsta kahvaltı sok ki manitanın gittiğine üzülme.

2


Emre'nin ligde 90 dakikayı tamamladığı maç sayısı. Uzun bir post oldu kesmek gerek.

19 Aralık 2008 Cuma

Waiting For the Sun

Ha bu güzel oldu işte. Bekliyoruz.

Kedi, Arşın ve Ciğer

İstiyorum ki takımlarımızdan en az 2'si 3'ü Avrupa'da ama ŞL'de ama UEFA Kupası'nda Mart ayını görsün. Yukarıdaki tabloda takımlarımızın başarı sıralaması mevcut. Tabi ülke puanına sireyet eden durumu. Her zaman "overrated lig" olduğumuzu söyleyip duruyoruz topluca. Hani şu meşhur web sitemiz de liglerin değerleri yazmakta. Doğru ya da yanlış. http://www.transfermarkt.de/ sitesinde. İyi de kardeşim ilgili sitedeki liglerin değerleri şöyle;
1) EPL 2.972.325.000 Euro
2) La Liga 2.480.600.000 Euro
3) Serie A 2.306.825.000 Euro
4) Bundesliga 1.499.225.000 Euro
5) Ligue 1 1.294.300.000 Euro
İlk 5 sıra ile yukarıdaki tablonun ilk 5'i arasında var mı herhangi bir uyumsuzluk? Yok. Ülke sıralamasında 11. sıradasın ama ligimizin değeri 729.550.000 Euro. Aslan gibi 6.'yız. Yazın daha Delgado'ya 8.000.000 Euro. Verin Emre'ye yıllık 3 küsur milyon. Alex efendi 3 yıllık sözleşme isteği kabul edilmedi diye topa ayağını sürmesin. 3 yıllığına neredeyse 20 milyon YTL istediğini kimse söylemez orası ayrı. Senin futbolcunu hiç kimse bu paralara almaz. Senin kafan rahat olsun. Hepsi Tuncay ve Marco gibi bekler sen de avucunu yalarsın. Bir de aldığın yabancıya saçma sapan bonservis ödersin ki 10 tanesinden 2'si sana para kazandırarak gitsin, burada davul zurna tutalım. O-V-E-R-R-A-T-E-D S-U-P-E-R-L-İ-G. TSL onlara cennet bize hüsran.

18 Aralık 2008 Perşembe

16 Aralık 2008 Salı

WOMM-Çağan Irmak-Aceto-Borges-Lambuja-Noat Samisa


George Sileverman. Dünya'nın en güçlü pazarlama yönetimi olarak adlandırdığı "ağızdan ağıza pazarlama" yani "word-of-mouth marketing" adlı kitabın yazarı. Kitapta WOMM ile yürüyeduran Apple ve Harley Davidson markalarının özel hikayeleri ve niceleri var. 6 Mayıs 2008'de ülkemizde de konferansı düzenlemişti WOMM'nin. Ben arkadaşımın okuduğu blogu okurum, ben arkadaşımın gittiği filme giderim, milletin gittiği trend mekanlara gider, okunan kitabı okur, zevkine güvendiğim arkadaşımın giyindiği yerden giyinirim. Eğer bu kitabın bu topraklar için bir versiyonu yapılmış olsaydı "Çağan Irmak"ı bir numaraya yazardım. Issız Adam'ı en çok nerede duydunuz ilk 1-2 hafta. Çarşaf çarşaf ilanlarını mı gördünüz, billboardlarda-raketlerde mi gözünüze çarptı, Çağan'ı filmi anlatırken kanal kanal koştururken mi yakaladınız? Yoksa oğlum hatunla Issız Adam'a gittik süper diyen bir arkadaşınız mı oldu? Ya da "Babam ve Oğlum" filminden ve diğerlerinden edindiğiniz benzer WOMM efsaneleri mi sizi sinemaya gönderdi? 14 Aralık tarihinde yayınlanan Milliyet gazetesinde "Issız Adam"a Çağan Irmak'ın 0,6 milyon USD harcadığı yazıyordu. Şu ana kadar da 1.200.000 gişe ve 9,5 milyon YTL'lik hasılat var. 0,6 milyon USD gibi düşük bir bütçe ile film yaparsın hiç sorun değil. Ama bu kadar düşük bir tanıtım bütçesi ile bu gişeyi elde etmek asıl mesele. Orada da kim devreye giriyor? WOMM. Hakedilen başarıya çanak tutuyor WOMM. Ya da bizim camiadan örnek vereyim. Bundesliga deyince Borges'i neden okuyorsunuz? Ya da dur bi mail atayım da fikrini alayım diyorsunuz? Ya da Aceto'yu size ilk kim önerdi diye sorayım. Parmakları klavye gören blog yazarları arasında yok mu hiç etkisi Aceto'nun? EPL deyince Noat Samisa ne kadar güzel yazıyor değil mi? Lambuja'nın Güney Amerika yazıları...Ve niceleri, niceleri...Bu WOMM bizim camiada da harıl harıl çalışıyor. Okuyun bu camiayı...Pc Lion'u okuyun. Futbolblog'u izleyin. İzlettirin. Bir gün bir gazetecinin ilgisini çekecek ve siz kimsiniz ne iş yaparsınız diye bir röportaj yapmaya gelecek. WOMM onu da esir alacak. Bakalım o kim olacak? Yakındır. Bekliyorum.

15 Aralık 2008 Pazartesi

Okeye 4. TSL Gerçeği


Bursa-Trabzon maçı başladı. Yanımdaki arkadaşım bir ara iyi maç oluyor dedi. Ben de içimden seyretmesen acaba ne kaçırırım diye geçirdim ve ilk yarı bittiğinde yol aldım. Malumunuz Avrupa'nın en değerli 6. ligiyiz. 700 milyon küsur Euro'luk ligimiz varmış. Nedense liglerin değerine göre oluşturulan sıralama ile kulüp takımlarımızın Avrupa'daki başarı sıralamaları kıyaslandığında kedi, ciğer ve arşın üçgenine sıkışıp kalıyoruz. Overrated bir lig olduğumuza itirazı olan olmayacaktır sanırım? Neyse...Asıl konumuza gelelim. Maçın 7. dakikası. Tayfun Cora sarı kart görüyor. Adama bodoslama girdiği için değil kolyesini çıkartmadığı için. Unutmamıştır, uğur falan olsun diye takmıştır. Erman Hoca'nın Amokachi için sarfettiği "malvarlığını içeri soktu" tarzı bir durum. Arkadaşım hemen şunu dedi sarı kart üzerine. İnşallah 2. sarıdan atılır. Atılmadı ama Ersun Hoca aldı Tayfun'u oyundan ilerleyen dakikalarda. Geçen sene ligimizde 1390 sarı kart gösterilmiş. 59 da kırmızı kart. Maç başı 4,54 sarı kart demek. Hakem kartı çıkaracak, yazacak, itirazları savuşturacak, oyunu başlatacak. Kart başı en az 20-25 saniye. Her devre 1 dakika kart muhabbeti yaşıyoruz yani. 1390 sarı kartın 232'si hakeme itirazdan. 77'si oyunu geciktirmeden. 10'u baraj mesafesi tantanası. 1056'sı sportmenliğe aykırı davranıştan. Bu 1056'nın %35-40 bizim TFF'nin sezon başı kart isteyene al sana kart demesinden, arkadan her türlü müdehaleye anında çekeceksin kardeşim demesinden, itiraz edene anında yapıştıracaksın demesinden, siz çoğaltın ben yazayım istersenizden...59 kırmızı kartın 38'i ise ikinci sarı karttan. Sarı kartı olan futbolcunun psikolojisi Trakya deyimi ile "tavşan boku" oluyor. Yani "ne kokar ne bulaşır". Ama bizim Avrupa'da maç yönetme rekorları kıran hakemlerimiz "otoritelerini korumaya devam ediyor"İsterdim ki Barça-Real maçında Raul'un Kanteleo'nun düdüğüne eliyle kart istediği kareyi versin spor programlarımız döndürüp döndürüp. Kanteleo aha şindi z.....belanı der gibi koştura koştura gitmedi Raul'un yanına. Otoritesini sarstı. Karizmayı çizdirdi. Hofenhaym-Şalke maçında hakemin düdüğüne illa önce bir el hareketi yaptı Hofenhym'lılar...Otorite kaçmasın diye çekmedi sarı kartını hakem. Genel duruma anında ayak uyduran Avrupa görmüş yabancı oyuncularımız, hakeme kendini attırmak içi elinden geleni yapan yerliler, hakemlerimizin yetersizliği ve her pozisyonu kitaba uydurma telaşları. Sarı karttan kusacağım artık. Sarı kartlar arttıkça kızlar ligine dönüyoruz kimse farkında değil? Sonra, çok sert bizim ligimiz. EPL'de 17 haftanın maç başı sarı kart ortalaması 3,11. Ama siz de haklısınız. EPL'deki gibi bir maç yönetmeye kalk, futbolcular da buna ayak uydursun. Varsayalım canım aaaa. Bu sefer de tribünleri durdurabilene aşk olsun. Eskişehir maçında da benzer hatalar olursa bu seyirciyi kim durduracak diye açıklama yapmış Sadri Şener. Yakışmış ligimizin genel durumuna. Hakem, futbolcu, taraftar, yönetici. Okeye dördüncü arıyorsunuz aha geldi. Basın da yandan çeteleyi tutar, yancılıktan çay kahve içer.

14 Aralık 2008 Pazar

Stankoviç ve Murat Erdoğan'ın Futbol Mantaliteleri


Önce Beşiktaş-Ankaragücü maçına gidelim. Dakika 15. Sol taraftan Murat Erdoğan iniyor. 3 Beşiktaşlı arasında pozisyon bulması imkansız ve Bambi'de tost olacak Mehmet'e topu sallıyor. Ya tutarsa zihniyeti ile. Top sekiyor ve Emreciksin'in önüne iniyor. Biz o zaman anlıyoruz ki Murat Erdoğan ya tutarsa demeden önce "Eminönü meydanında yalnız başına simit satar gibi" İnönü'de yalnız başına simit satıyormuş Emreciksin. Inter'in Chievo maçındaki 4. golünde ise sağdan Stankoviç ortada paket olacak adama değil geriden 18'i tarayan Zlatan'a atıyor. Ve artık alışılageldik bir Zlatan golü seyrediyoruz. Zlatan'ın gol vuruşunu Emreciksin yapsın demek tabi ki haddimize değil. Çok mu zor Murat Erdoğan'ın o topu 18 yayına göndermesi. Kafayı kaldırmana dahi gerek yok. Onu da geçtim. Ezbere gönder oraya. Mesele onu da yapsa o zaman Ankaragücü'nde Murat'ın ne işi var meselesi değil. Mantalite farkı. O topu geriden gelene atmaya çalış o top oraya gitmesin. Emreciksin Zlatan gibi vurmasın. Dağlara taşlara atsın topu. Pozisyonun içine sıçın hatta. Ama doğruyu yapmaya çalışın. Ortada Jan Koller'im olsa o topu geriye attırırım tüm kanat ataklarında. Defans zaten bir adamın peşinde hurraaaa iniyor altıpasa doğru. O forvet Mehmet değil de 1.60'lık Tyran Bouges olsa yine gidecek o defans oraya. Neyse...Yazdıkça konu uzuyor. Murat Erdoğan o topu altıpasın içindeki Mehmet'e atabiliyorsa yayın önünde simit satan Emreciksin'e de atabilir. Ama olay ayağında değil beyninde. Ulaşılamıyor.

13 Aralık 2008 Cumartesi

Zayıflamışız...Karakterden


Ben İngiltere'deyken...Londra'nın güneyinde aslan gibi bir takımımız vardı. Topumuzu diğer amatör takımlarla oynar, gelir SKY'da maçları seyrederdik. Güneybatı tarafında olmamızın da etkisiyle Fulham-Chelsea taraftarlarının ağırlığı fazla idi. EPL'de kendini yere atan futbolcunun maçın başından sonuna kadar ıslıklandığı afadersiniz boka sokup çıkarıldığı malumunuz. Bu genelde İngiliz takımlarının oynadığı Avrupa Kupası maçlarında daha fazla oluyor. Mahallede şahane bir çim sahamız vardı ve hergün akşam üstü toplanırdık. Bazı günler çift kale maçlar yapardık. (Snatch'in yılları. Turkish lakabının dolandığı zamanlar.) Bir Allahın kulu kendini yere atar değil mi bu maçlarda. Yok kardeşim atmıyor. Olamaz böyle bir şey dersiniz. O ayakta kalmak için verilen savaş orada da vardı. Ayakta kalmak, güçlü olmaktı. Dün Galatasray maçını seyrederken bu yaşadıklarım geldi aklıma. Futbol kültürünü Almanya'da alan Barış Özbek 1-2 pozisyonda yalandan hopladı zıpladı. Yalandan ayağını falan tuttu. Baktı ki hakem yemiyor ondan sonra gerçek futboluna dönüş yaptı. Ayakta kalayım bari ben dedi. Problem Barış Özbek'te değil elbet. Problem yetersiz hakemlerimizde. Problem futbolu bilmeyen kışkırtıcı tribünlerimizde. Problem altyapı hocalarımızda. Problem maç bittiği gibi abuk abuk röportajlar veren yöneticilerde. Yoksa problem genlerimizde falan değil. Barış Özbek, Almanya, ben, İngiltere, oradayken öyle, buradayken böyle, neden böyle?

Uğur Mumcu ve Barış Özbek

Barış Özbek’i beğenirim. Ama sağ kanat ama orta göbek ikilisinden biri olarak Galatasaray’a vites değiştirecek kapasitede bir adamdır. Kes-ver yapmaktansa rakibi bozar, mesafe kat eder. 5 metrekarelik alanda oynamaz bu mereti. Galatasaray’ın 5-6 sağ bekinden bir sağlam adam çıkmadığı için o tarafta forma giymektedir ki bana göre sağlam bir Ayhan Akman ile oranın adamıdır. Uzun sakatlığından sonra iyi maçlar çıkardı Barış. Ondan sonra da çıkıp ben A Milli Takımı hak ediyorum dedi. Akman’ın ağzımla kuş tutsam Terim beni almaz şeklinde bir açıklaması vardı hatırlarsanız. Barış Özbek ağzıyla kuş tutsa A Milli olamaz. 14 Eylül 1986 doğumlusun. Alman Ümit Milli Takımı’nda oynadın. Bundan sonrasını Metin Tekin’den dinleyelim.
“Yasa belli. Başka bir ülkenin ümit milli takımında oynadığı için FIFA’ya 21 yaşını doldurana kadar ben şu milli takımda oynayacağım diye bildirilmesi gerek. Biz 1 ay kala konuyu Barış’a bildirdik ama bir sonuç alamadık. Genç oyuncular bazen böyle hatalar yapabiliyor” Madem yasayı çok iyi biliyordunuz o zaman 15 Ocak 1984 doğumlu Turgay Bahadır’ı neden kampa çağırıp FIFA’dan haber bekliyoruz dediniz? Bu adam da Avusturya Ümit Milli Takımı’nda forma giymedi mi? Ya tutarsa mı yaptınız? Daha dün bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmuştuk artık çok şükür yorum yapabiliriz.

Seyir Zevki için At

Eğer ki yanlış biliyorsak düzeltir ve özür dileriz. Beşiktaşlı kardeşimiz Onur Şahin Beşiktaş-Ankaragücü maçını anlatıyor. Dakika 36. Altıpasın içinde Nobre 10 cm geride kaldığı için bir gol kaçırıyor. Ne diyor Onur kardeşimiz? "AT O GOLÜ NOBRE". Biz daha küçükken, Star Tv Magic Box iken, yıllar yıllar önceyken Fener ve Galatasaray Almanya'da bir maç yapmıştı. Galiba Almanya'daki ilk maçları idi. Durum şu şekilde gelişmişti. "Dayı maçı anlatan Galatasaraylı mı?" Evet Ümit Aktan. "Futbolun güzelliği için at Aygün seyir zevki için at"efsanesine benzedi bu iş.

Dakika 55


Gençlerbirliği-Galatasaray maçının 55. dakikası. Lincoln ceza sahasının sol çaprazında topun başında. Çoğu futbolcu duran topu kullanmadan ne yapar? Topun dibindeki çimleri kramponları ile ezer ki topa daha rahat yön verebilsin. Lincoln de böyle yaptı. Çimleri ezdi. Ama suni çimi ezdi. Ekran başında dur oğlum ne yapıyorsun dedim ama kendisine sesimi duyuramadım. Yapmış olduğu o hareketin topun direkten dönmesinde etkisi var mıdır yok mudur orasını bilemiyorum tabi. Ama o çimler Ali Sami Yen'deki gibi ezilmemiştir orasını biliyorum. Eski alışkanlıklar işte. O çimler ezilse de ezilmesi de farketmez. Lincoln toprak sahada çocuklarla top oynasa dahi o hareketi yapar. O kareyi bulamadım kusura bakmayın.

Arda Turan (sent it)


Detaylarda kaybolmak diye birşey yoktur aslında. Detayları anayola bağlayamamak herzaman sorun çıkarmıştır insanoğluna. Son 2-3 maçtır bir değişim seyrediyorum. Tabi buradan bana görünüyor da olabilir. Arda Turan kafasına Galatasaray'dan daha büyük bir takımda oynamayı koymuş gibi oynuyor. Bu oyun Galatasaray taraftarını memnun etmese de. Soldan bağla, 3 kişiyi dola, onu çarşıya bunu pazara yolla olmadan taraftarı memnun etmek hayli güç. Arda'nın 15-20 gün önceki fiziksel tükenişi yavaş yavaş toparlamaya başlamış gibi duruyor ama benim asıl yazmak istediğim bu değil. Arda son maçlarda oyunun her iki tarafını da oynamaya çalışıyor. Hem de Arda'nın eski haline göre haddinden fazla. Ekrandan benim kadrajıma girenler bunlar. Arda aslında Arsenal'de, Real'de, Chelsea'de oynaması gerektiği gibi oynamaya çalışıyor ve bu da hücum gücünü bir nebze de olsa azaltıyor. Birilerine yavaş yavaş mesajı göndermeye başlamış gibi. Hakan Balta herhelde en rahat zamanlarını geçiriyordur. Şimdiye kadar Arda'dan gelen böyle bir destek bonustan öte geçmiyordu çünkü. Aman böyle oynasın. Yoksa Hasan Şaş'ın modifiyesi olarak kalacak ki oturup ağlarım bu yeteneğe. Arda'nın hücum performansı düşmüyor, Arda oynaması gerektiği gibi oynuyor.

11 Aralık 2008 Perşembe

ELM Sokağı (Milano)


Neden olmuyor acaba? Olmayan ne kardeşim? Olmayan bir şey yok. Adam Serie A’da 6 puan farkla lider. CL’de de 2. turu gördü. Sorun ne? Werder Bremen-Inter maçı beni epey gerilere götürerek Mourinho’nun Chelsea zamanlarını analiz ettirdi durdu. O farkında değil mi sanki? İstediği gibi oynatamıyor takımı…Olmayan Mourinho’nun istekleri, yapamadıkları. Elinde aşk şiirleri yazdığı Zlatan ve Adriano tosunu var. Mancini ve kariyer yaptırmaya çalıştığı Karizma Quaresma var. Ama onun için kazanmak önemli değil. Ondan daha önemlisi takımının istediği gibi oynamaması. O bir tane Drogba koyar, onun yanına da 2 tane koyar. Zlatan küser, Adriano diskoya gider ama Mourinho istediğini yapar. Aşk şiirleri yazdığı ve ömürlük sözleşmeler sunduğu Zlatan’la arasını o zaman görürüz ki o işi saha içinde değil saha dışında idare etmek asıl Mourinho’nun görevi. Eğer hala ah ah Lampard-Makalele ve Essien’i nasıl oluştururum diye oturup matematik yapıyorsa hesabı kitabı bırakmasını öneririm. Daha iyisi Mars’ta denen efsane üçlünün içine yeri geldi Tiago girdi yeri geldi Robben girdi. Hatta Gudjhonsen girdi oralara. İlk sene Drogba desteği için Duff dedi istediği verimi alamadı. Robben’de istediği adam değildi aslında ama J.Cole ile beraber Drogba’yı destekledi. Hatta çoğu CL maçında Gudhhonsen ile de destekledi oraları. En son Bremen maçına gelirsek…Adriano, Mancini ve Quaresma. Bu 3’lüye siz bu adamın sabrettiğini mi düşünüyorsunuz? Çıldırıyor ama yapacak bir şeyi yok. Essien-Makalele-Lampard’ın yerine Bremen maçında Muntari, Cambiasso ve Zanetti vardı. Bu 3’lü Viera ve Stankoviç ile 5’leniyor ve 5’in 3’ü oluyor. Bu 5’in 3’ü Makalele-Lampard ve Essien oluyor mu? K……yırtsan olmuyor. Olmayan (ELM:Essien-Lmapard-Makelele) ELM’i (Zlatan’ı esas çocuk kabul edersek) Quaresma, Mancini, Adriano, Bolatelli ile halletmeye çalış dur. Üstü kaval altı şişhane. Ha bu arada yine araya sıkıştıralım ki olmayan Mourinho’nun oyunu domine eden, rakibe çökmeye çalışan oyun anlayışı. Buyurun Werder Bremen maçı. Dakika 75 olmuş hala, bitse de gitsek anlayışı. Mourinho’ya bunları anlatmak biraz bilmem kime bilmem ne öğretmek gibi oluyor. Yoksa benim için her şey yolunda. Bu takım bu kadar oynar. Garibim Drogba sanki ihtiyaç varmış gibi ELM’e yardım ederdi. Hem ofansif hem defansif anlamda bir Robben bir J.Cole yapıyor mu Mancini-Quaresma ve Adriano…E o da olmuyor…E o olmuyor bu olmuyor ne olacak? Eğer bu takımın başında bu adam 2 sene daha kalacaksa ufak ufak yediği transfer nanelerini temizlemeye başlayacak, olmayan yerleri olduracak transferler yapacaktır. Chelsea’de de yaptı bu hataları yapmadı değil. Aldı, beğenmedi, gönderemedi kadroyu şişirdi. Del Horno’ya taktıydı bi ara…Bridges bile oralarda oynadı…Gallas’ı sol bek yaptı…Taktı mı takar bu adam. Drogba gelecek, ona destek birileri gelecek. Olmayan 5’liye birileri gelecek. Deneyecek. Böyle yaşayamaz bu adam. Önümüzdeki 2 sene Moratti ile işler yolunda giderse yediği naneleri temizleyecektir. DİYECEĞİM BU TAKIM SERİE A ŞAMPİYONU DA OLSA AYNI SENE CL’Yİ DE ALSA (orası biraz zor ya) İSTEDİĞİ FUTBOLU OYNAMATADIĞI SÜRECE YUKARIDAKİ ÇOMAKLARI TEKERLERE SOKACAKTIR MOURİNHO…

29 Ocak 89


29 Ocak 89 Rıdvan'ın Altay'a "Alberto Tomba" golü attığı maçın tarihi. O zamanlar da maç sonrası güzel açıklamalar geliyormuş. Fenerli Önder maç sonrası şöyle demiş "Rıdvan'ın attığı golü bende atarım o plaseyi yapmak kolay. Ama plaseye kadar Rıdvan'ı dublör olarak kullanırdım." Rıdvan'ın Rıdvan olduğu ve 19 gol bilmem kaç asist yaptığı sene. Bir çırpıda kadrosu sayılan takım.

Ticarete Atılmak...MR işi


“Müzmin sakat değilim”. Öylesin ya da değilsin. Senin durumun biraz "görünen köy Alibeyköy” idi ya neyse. Konumuz ticaret şu an. Endüstriyel futbolun nimetlerine doğru kayış. İlk Porto maçında oynamadın. Ramazan Bayramı’ndaki Kiev maçında oynadın. Sonra 2 Arsenal maçında yoktun. İçerideki Porto maçının 45. dakikasında baldırını tuta tuta çıktın. Denizli’ye gol attın. 5 gün sonra Kiev’e götürülmedin. Müzmin sakat değilsin. Elimde Newcastle macerasının da sakatlanma raporları da var ama epey zamanımı aldıktan sonra neyi ispatlayacağım ki diyerek girme gereği duymadım. Sorun tabi ki Emre Belözoğlu değil. Nasreddin Hoca’nın gölü mayalamaya çalışan zihniyetinin Fener yönetimine sirayet etmesinde. “Ya tutarsa” anlayışında. Biz yine şu ticaret konusuna gelelim. AROG’dan sonra işe bu şekilde bakmak daha sağlıklı oluyor. 2-3 idmandan sonra zaten bu MR makinesine giriyorsun ve çuvalla para kazanıyorsun. (tabi ki sana kızmıyorum. Hata sende değil seni sevende) Al evine bir MR makinesi. Hastanelerle görüş ve kampanyalarından faydalan. Şimdiye kadar ödenen paralarla bu işin ticareti yapılırdı. Acıbadem Fenerli falan ama adam da bir yere kadar kaldırır bu müsrifliği. Futbolu bıraktıktan sonra bu işe gir derim. Özeller 150-200’den aşağı MR çekmiyor. İnanılmaz bir sömürü düzeni var. Kılı dönse MR istiyor doktorlar. Ama anlaşmalı olduğu MR Görüntüleme Merkezleri’nden. Artık tecrübelendin. Hem “bu iş tehlikeli hocam diyen hastaya” sen benim vücudumdaki radyasyon oranını biliyor musun kardeşim deme şansın da var. Aklında olsun. Senin top oynayacak durumun yok anladığım kadarı ile.

7 Aralık 2008 Pazar

Özgür Yankaya

Özgür Yankaya Edirne Lisesi'nden. Aynı dönemiz diyebiliriz. TSL'de başarılı bir orta hakem olmak için çabalıyor. Dün Beşiktaş-Ankaraspor maçının 4. hakemi idi. Bugün ise Edirne'de 25 Kasım stadında oynanan Ayşekadın-Anafartalar maçının (1. amatör mücadelesi) orta hakemi. Umarız TSL başarılı bir orta hakem kazanır. Fotoğraf TFF'den. Kusura bakmayın.

AROG ve Fenerbahçe


CMYLMAZ'ın AROG'unda Fenerbahçe etkisini ayan beyan görmek mümkün. Özellikle araya sıkıştırılmış Deyvid'in "yengeç dansı" ve Rıdvan'ın klasik "gol olur" repliği bilmeyenler için yırtık dondan çıkar gibi olmuş diyebiliriz. Cem Yılmaz Rıdvan'ı taş devri insanı gibi çıplak oynatayım demiş ama yememiş. Dediğine göre Rıdvan kabul etmemiş. Rıdvan'ın gol olur repliğinde ensemde ohaaaooo'nın sıcak nefesini hissettim ki dönüp giydiriyordum "üzerine gül lan" diyerek. 2008'den 1 milyon yıl öncesindeki toprak sahada Adidas top ve AROG'lular için özel olarak hazırlanmış 3 bant kramponlar gayet başarılı "irrite etmeyen" product placement'lerdi. Karşı takımın Zico'lu Eder'li kadrosunda yer alan Carlos'la (ki Roberto'dur kendisi) ilgili küçük bir detay geçmek isterim. Penaltı pozisyonunda Carlos'un sağ ayağıyla penaltı attığını, filmi 5000 kere izlediğini ifade eden Cem Yılmaz'a göndermek istiyorum. Ha diyeceksiniz ki o zaman, Roberto'nun penaltı atmışlığı mı var be kardeşim diye ama ne yapayım "şeyten ayrıntıda gizlidir". Aceto bloguna zamanında Giggs'in bir fotoğrafını koymuştu. Eşofmanının altından t-shirti görünmekteydi ve Nike'nin logosuna benzeyen bir kıvrım almıştı t-shirt. O zamandan beri bu ayrıntılar biraz fazla üzerime yapışmış durumda. Kurtaramıyorım kendimi. Filmin içinde Banu Güven ablamız da NTV ekranlarından arz-ı endam etmekte ki "şimdi spor haberleri" diyerek Burcu Esmersoy'a bağlantı yapılsaydı güzel bir geçiş sağlanmış olabilirdi. NTV Spor'da nasiplenmiş olurdu bu güçten. Neyse...Carlos'a sağ ayağıyla penaltı attıran adam sizi güldürmeye çalışıyor. Futbol her yerde. Her Yerdeyiz Allah'ın izniyle.

6 Aralık 2008 Cumartesi

Gol Sevinci (Emre)

Daha önce benzer gol sevinçleri adlı bir yazı girmiştik. Dün Emre de golünü benzer şekilde kutladı.

5 Aralık 2008 Cuma

Bir Trakya Masalı (Nostalji)

Bayram gelmiş yahu. Bayramlara yukarıdaki şişeyle giriş yapılır genelde. Aşağıdaki de eşlik eder kendisine. Sakız Hanım ile Mahur Bey misali. Aralarının bozulduğunu abartmadıkları sürece pek görmedim. Zaten abartınca da kahveye koşarsın ki dostlukları pekişsin. Zamanında yazdığımız bir yazıyı arşivden çıkaralım dedik. Kahvenin altına iyi gider.

“Adaş nabuyun be?” diyerek başlar soru ve “iyi be adaş sen nabuyun? diyerek cevaplanır. Soruya soruyla cevap verilir anlayacağınız. Bu replik hiç değişmez Trakya’da. Repliği de bırak herkes adaştır birbirine karşı Trakya’da. Mehmet, Mehmet’e de adaş der Ahmet’e de adaş der. Herkes “Aga” olur. “Agacım nabuyun be?” tümcesi, “Agacım sana birini sorcam Domurcalı küyünden” tümcesiyle hiç tanımadığınız birine köy meydanında da sorulabilir. Yadırganmaz. Eğer tanınılıyorsa anında cevap verilir. Çiftçisi bol olduğu için hava tahmin raporları ve mevcut hava durumu hakkında yorumlar köy kahvelerinde bitmek bilmez. Saatleri alabilir. Hele hele kaldırılmayan ürün varsa aman aman. Bünyamin Sürmeli gelip “yeter be ya” diyerek %100 ne olacağını açıklasa dahi hava üzerinden yorumlar bitmez. Geçmiş yıllardaki hava durumu efsaneleri sürekli anlatılır. Hangi köy kahvesine girerseniz girin “Trakyalı olduğunuz hemen çıkarılır”. Sen kimin çocuğu be? sorusu meşhurdur bu tanışma aşamalarında. Kahvede bulunan hemen hemen herkes tekrarlı “hojdeldiniz hojgeldiniz” demeyi ihmal etmez. “Ne arıyo bunlar burada be ya” tadında rahatsız edici bakışlar pek olmaz. Alkolü bol olduğu için kavga gürültüsü de olur. Bir kavga çıkar üst mahallede kol kırıktır, alt mahallede ise turp gibidir kavganın kahramanı. Çiftçilikten kaynaklı özellikle kış mevsimi zaman bol olduğu için erkekler arası dedikodu hiç bitmez. Trakya’da erkekler daha dedikoducudur. İtiraz eden olmaz sanırım. Özellikle pazara gidilir ve pazarda gezilir. Niye? Çünkü köyden manitalar gelir de ondan be ya. Pazarda iki erkek elinde tek torba poşet olmadan dolaşır. Hele iki güzel kız var da her kesişme noktasından karşılarına çıkılır. Manitalar da göz gibi bakar pazara gelmeye o da ayrıdır ya neyse. Berber, kahve, lokanta, lokal, dernek, kooperatif her nereye girerseniz girin Atatürk’ün resmi ikişer üçer asılıdır. Türk bayraklarını bolca görmek mümkündür esnafta. Hatta traktörde. “Ah be demiş Kemal Agam olsaydı şimdi böyle olmazdı. Ah be demiş şöyle olmazdı. Öyle Kemal Agam, böyle Kemal Agam. Dayanamamış sormuş dinleyen. Kim demiş senin Kemal Agan? Şaşıran bir yüz ifadesiyle “Atatürk be ya.” diyerek cevap gelmiş. Bitmeyen muhabbetler. Alkol almak için zaman ve mekan hemen yaratılır hiç problem olmaz bu tip şeyler. Sorun yaratmaya değmez. Nabuynuz? denilirse mazot aluyuz şekline bir cevap gelmesi kuvvetle ihtimaldir. Atatürk de çok içermiş be ya diyerek bir güzel altlık yapılır duruma. Unutmadan küçük olan herkes de “yiğenim” diye çağrılabilir. Mahsuru yoktur. Boşnakça ve Pomakça konuşulan köyleri çoktur ama Türk Bayrağı ve Atatürk posterinin altında yapılır bu konuşmalar. Art niyet yoktur. Genelde bölge halkı Bulgaristan’a gitmeye meraklıdır ama Bulgaristan denmez. Bulgar’a gidiyorum denir. Particilik muhabbeti yıllar biter ama bitmez. Hele birileri başka partiye geçtiyse aman aman. Soğuğuna alışık olmayanlar epey bi afallar? Ben şurada kaldım, burada askerlik yaptım diyerek başlar ama Trakya ayazını yiyince “valla Erzurum bu kadar kesmiyor” laf arasına sıkıştırılır. Gerer adamı. Yüz felcine müsaittir. Hatta bu tip erkeklerin rüzgarı alan merayı çıkartılması uygun olur ki ısınmak için cigara yakmak mecburiyetinde kalsın. O ona yeter. Çoğu göçmendir bu toprakların. Boşnak, Pomak, Arnavut, Bulgaristan muhaciri, Selanik göçmeni gırladır. Alevi köyleri de vardır. Güzeldir memleketim. Herkesin memleketi gibi.