26 Aralık 2008 Cuma

Dinamo Mesken & Lokomotif Fatsa


Radikal gazetesinden Emre Koşak'ın güzel haberini sizlerle paylaşmak istedim.

12 Eylül darbesinde milli değerlere saldırdığı gerekçesiyle kapatılan Ertuğrulgazi Gençlik ve Spor Kulübü tekrar açıldı. Darbe döneminde 'Dinamo Mesken' adıyla arılan kulüp artık Meskenspor olarak sahalara çıkacak

1971 yılında kurulan ve taraftarlarınca ‘Dinamo Mesken’ olarak adlandırıldığı için 12 Eylül askeri darbesinin ardından, ‘Milli değerlere açıktan saldırı’ gerekçesiyle kapatılan Ertuğrulgazi Gençlik ve Spor Kulübü’nün o dönemde yargılanan futbolcuları, kulüplerini yeniden hayata döndürdü. Eski günleri unutamayan ‘Dinamo Mesken’ sevenler, yine aynı olumsuzluklarla karşılaşmamak içinde kulübün adını ‘Meskenspor’ olarak tescil ettirdi. Aralarında Sanatçı Erkan Can’ın da bulunduğu eski adıyla Meskenspor taraftarları, ilk etkinlik olarak hafta sonu Bursa’da tanışma yemeğinde bir araya gelecek.

Bursa’nın 1970'li yıllarda ‘Solcu’ semti olarak bilinen Mesken’de 1971 yılında bir araya gelen mahallenin gençleri ve ileri gelenleri spor kulübü kurmaya karar verdi. Yapılan girişimlerden sonra kurulan kulübe Ertuğrulgazi Gençlik ve Spor Kulübü adı verildi. Takımın başkanlığına o dönemde 30 yaşında olan Tunçkanat Yeğin getirilirken, Antrenörlüğü ise Bülent Merey üstlendi. Futbol ağırlıklı kurulan kulüp, amatör lig maçlarında aldığı başarılı sonuçlarla önce mahalle sakinlerinin daha sonra da Bursa’nın ilgi odağı oldu.
Mahallenin solcu olması, o dönemlerde Dinamo Kiev’in rakiplerini gol yağmuruna tutması ve Bursaspor ile bir de karşılaşma yapmasından sonra, Ertuğrulgazi Gençlik ve Spor Kulübü de taraftarlarınca ‘Dinamo Mesken’ diye anılmaya başlandı.
Rakiplerinin korkulu rüyası olan Dinamo Mesken’e darbeyi karşılaştığı rakipleri değil, 12 Eylül 1980 darbesinden sonra göreve atanan bazı yöneticiler vurdu. ‘Dinamo Mesken’ adının ‘Milli değerlere açıktan saldırı’ olduğu gere gerekçesiyle kulüp 1981 yılında kapatıldı. Dönemin yöneticileri, kulübü kapatmakla kalmayıp, bazı yöneticileri ve futbolcuları da gözaltına aldı. Mahkemeye çıkartılanlardan sadece 3’ü beraat ederken diğerleri ise çeşitli cezalara çarptırıldı.
Dinamo Mesken Spor’da o yıllarda futbol oynayıp yöneticilik yapanlar takımlarını yeniden kurmaya karar verdi. Kulüplerine ‘Başımız yine belaya girer’ endişesiyle gönüllerinden geçen ‘Dinamo Mesken’ adını koymayan yöneticiler bu kez ‘Meskenspor’ olarak adını tescil ettikleri kulüplerini amatör futbol yaşamına döndürdüler.
Kulüp, hafta sonu Bursa’da kuruluş ve tanışma yemeği düzenledi. Bu organizasyona o yıllarda takımda futbol oynayan sanatçı Erkan Can da katılacak. Elde edilen gelir ile takımın ihtiyaçları karşılanacak. Meskenspor kurucu üyelerinden Vedat Vermez, “İsmin tekrar Dinamo Mesken olması için görüştük. Ama o dönemde çok sıkıntı çektik. Açıkçası aynı sıkıntıları çekmekten korktuk ve bu iddialı isim yerine Meskenspor Kulübü olarak tescil ettirdik” dedi. (dha)

Tribün Spor'a destek olalım mı?

Eskişehir kentinin ilk spor gazetesi. 2 Aralık tarihinde ilk sayısı çıktı. Gazetenin adı Tribün Spor ve haftalık. Serkant Samurçay, İbrahim Samurçay, İbrahim Tekin gazetenin başında. Şehre ve Eskişehirspor'a hayırlı olsun. Sivas Spor'un Fotomaç'ı protestosu vardı biliyorsunuz. Fotomaç gazetesi Sivasspor'a yer ayırmıyor diye bir ara gazete bayileri aynen Fotomaç paketlerini geri gönderiyordu. Bu durum Fotomaç'ın "hergün Sivasspor'a tam sayfa" ayırmasıyla aşıldı. Mecnun Başkanın da görüşlerine yer verilmiş ve durum kotarılmış. Neyse...Ben buradan diyorum ki Tribün Dergi'ye futbol blog camiası olarak destek olalım yazılarımızla. Bizim yazılarımızı kullanarak çok daha renkli bir gazete olacaktır bence. Çorbada tuzumuz olsun. Ha bu arada ne gazetenin sahiplerini tanırım ne de gazete elime ulaştı. Yerel Medya'nın ne zor şartlarda yayın hayatını sürdürmeye çalıştığını bildiğim için böyle bir güzelliğe destek olabiliriz dedim sadece. Var mısınız? Alt tarafı konuşup bir link vereceğiz. Ya da Ali Okancı ve Bülent Bey'den ricamdır. Futbolblog programında seçilen haftanın en iyi 5 yazısını gazetede de kullandırabiliriz. Tabi yazı sahipleri onay verirse. İşin içine üniversite de girerse nedne olmasın?

25 Aralık 2008 Perşembe

Yaşanmış Trakya Hikayeleri


Edirne’nin Havsa ilçesi. Yaşanmış bir olay. Havsa-Babaeski yolunun 3. km’sinde Sinit Göl diye bir gölümüz vardır. Ama halk arasındaki adı Simit Göl’dür. Akşamüstü minibüs ve bilimum 4 tekerlekli araçların çekilip piyiz yapıldığı, meşhur biralama mekanı. Nam-ı değer Simit Bar. Amaç biralama aslında balık tutma zaman geçirmeye çerez olsun. Zaten çıkan el kadar kara sazan o da saman tadında balık aşkı. Gece epey ıssız olur göl. Piyizciler de daha yakın yerleri tercih eder. Su deposu bar gibi. Ya da ofis bar. G.. içi kadar yerde yapacak fazla iş olmayınca ya kahvede kağıt yaparsın, ya alkol alırsın ya da…Ya da böyle dallamalıklara sararsın. Çete başı da doktor. İsim vermeyelim tabi de adam Cerrahpaşa mezunu. O zamanda öğrenciydi yani Cerrahpaşa’da. Aklı başı yerinde yani. Yememişler, içmemişler şöyle bir plan yapmışlar. Doktor kısa boylu…İsim vermeyelim ekip 4 kişi. Doktor evden bir kürk, bir kurusıkı tabanca bir de asa alıyor. Uzun boyluyu da parmak ucundan kafasına kadar tuvalet kağıtlarıyla mumya gibi doluyorlar. Geri kalan 2 kişinin görevi Havsa’dan birini kandırıp göle içmeye getirmek ve olanlara yarılmak. Polis’in oğlu oltaya gelmiş. Almışlar getirmişler göle. Bir iki biradan sonra bizimkiler soteden çıkmışlar. İki sellektörden sonra operasyon başlamış. Tabancalar atılmış, araçlar kovalanmış, roller bir güzel oynanmış. Sonrası ha ha ha hi hi hi ama Polis’in oğlu kendini kilitlemiş. Kurşunlar, okuyup üflemeler…Biz böyle bir bok yedik diye de anlatamıyorlar. Kem, küm biz görmedik. Arabanın ön tekeri patladı yok arka tekeri durumları. Aynı naneyi farklı birkaç kişi üzerinde de yiyince efsane yürümeye başlıyor tabi. Gölde hayalet var. Kahvede muhabbeti bilmeyenler sıkıp duruyor. Biri diyor ki birinin boyu çok uzunmuş diğeri de cüceymiş. Doktor diyor ki “o kada da kısa değildir be ya” Azminize hayranım çocuklar, azminize hayranım.

Golü yediğin an


Ankara'ya Irak Başbakanı Nuri El Maliki geldi biliyorsunuz. Köşk'te de Abdullah Gül ile görüşmüşler. Bir kısım medyamız da Kürdistan Tv Köşk'te diye haber geçmiş. Kürdistan Tv gerçekten Köşk'e gitmiş. Akredite yani. Hani bir laf var ya Allah'ın bildiğini kuldan neden saklayayım diye...Ben bir vatandaşım. Herkes ne kadar gözlem yapıyorsa ben de o kadar gözlem yapmaya çalışıyorum. Koyun olmamaya çalışıyorum. Bu vatandaş zamanında Irak'a gitti. Irak'a Kuzey Irak'tan girenlerin -ki ben Habur'dan girdim-pasaportunda ne yazıyor bir sorun bakalım? Vurulan kaşenin üzerinde Irak mı yazıyor yoksa "welcome to Kurdistan" mı yazıyor? Sizi ilk karşılan kim ya da? Mesut Barzani'nin dağa taşa asılan posterleri olmasın sakın. Orası kimin toprağı? Amerika'nın. Biz hala Irak bölünürse Güneydoğu'da yaşanabilecek olayları TV'lere çıkıp anlatmaya devam edelim. Bu ülkenin vatandaşlarına neden hala masallar anlatılıyor? Irak bölünürse şu olur bu olur şeklinde. Ha unutmadan şunu da ekleyeyim. Hem pasaporta "welcome to Kurdistan" basılıyor hem de sizi Kürdistan bayrağı karşılıyor. Irak bayrağının altından mı giriyorsunuz Habur'a siz. Ya da öyle mi sanıyorsunuz? Bakın ben Ortaokuldayken ABD Irak'ı vuruyordu. Biz de atari seyreder gibi ekran başında seyrediyorduk. Çocuk aklı tabi o zamanlar fazla kafa basmıyor fazla. Saddam Amerika'ya dedi ki ben Kuveyt'e giriyorum arkadaş. Amerika da cevap verdi hemen. Gir Saddam'ım tabi orası senin hakkın. Hüsnü Mübarek Saddam'a dedi ki "bu oyunu yeme. Kuveyt'e girdiğin gibi tepene binecek Amerika". Saddam girdi. Hemen arkasından da Amerika girdi. Siz bakmayın Amerika'nın Saddam'a Kuveyt'e girmeden önce girersen vururuz falan dediğine. Ben öyle diyeceğim ama arkandayım haaaa da dedi Amerika...Gelinen nokta bu noktadır. Yani biz ortaokulda atari seyrederken Irak bölünmüş aslında. Bunun bir de 15-20 yıllık stratejisi vardır etti sana 35 yıl. 35 sene önce Irak bölünmüş ve biz golü yemişiz de haberimiz yokmuş. Atari seyretmeye devam etmişiz.

Literatüre Girsin

Galatasaray-Beşiktaş maçından sonra Fotomaç gazetesi efsanevi başlıklarına bir yenisini daha ekledi. Az kalsın biz de boş geçiyorduk. Baros'un fotoğrafı ve başlık. MİLANGAZ

24 Aralık 2008 Çarşamba

Kredi var kariyer bitirir kredi var...

Bir Fener maçından sonra aklımda kalmış ama hangi maç olduğunu bilemiyorum. Bütün tribün şöyle bağırıyordu "Terörist Kuddusi, Terörist Kuddisi". O Kuddusi Konya-Fener maçının da hakemi idi. Sonra özellikle deplasman takımları için bir nimet olarak görmeye çalıştığım Fırat Aydınus sahne aldı. Rahat rahat çaldıklarını çalmadı, çalmayacaklarını çaldı. Sizce pusan Fırat Aydınus mu? Korkan kendisi mi? Bence Fırat Aydınus hala aynı Fırat Aydınus. Ama birileri Aydınus'un kulağına birşeyler fıslamış sanki. Daha da tehlikelisi bu zaten. Balığın baştan kokmaya başlaması. "Fırat bu haftaki maçta biraz dikkatli olalım" denmesi bile ne mesaj içerir sizce? Bir de üstün özelliklere haiz yöneticilerimiz var tabi. Sabaha kadar oynansa Galatasaray'ın yenmeye devam edeceği Beşiktaş'ın Başkanı var. Sahaya inip küfür eden, az bile yapmışlar diyen, masaya yumruğunu vuran, maceraları bitmeyen...Onu rahatsız eden aslında ne biliyor musunuz? Beşiktaş'ın kötü olması değil. Beşiktaş'ın aleyhine bu kadar rahat düdüklerin çalındığını düşünmesi. Erciyes'le bir finalle kupa alınır ve Beşiktaş taraftarı bununla eylenir ne de olsa? Vur yumruğunu Demirören. Kuddisi ve Fırat...2 maç....Bir de Demirören var. Kaç 2 sezondur Beşiktaş'ın Başkanı. Sizce Beşiktaş kendisini hak ediyor mu?

23 Aralık 2008 Salı

Real Money


Lassana Diarra: City bana Real'den daha fazla ücret teklif etti. Money is not Real. Playing for Real is honour. Bundan 5 önce Juande Ramos "Glory Glory Tottenham"dan kovulacak, Real'in elinde de adam kalmayacak ve Lass&Huntelaar Real forması giyecek deseler...Başlarında da Juande Ramos. Yok canım derdim herhalde. Salgado, Metzelder, Drenthe, Hazreti Guti...4'üne de tahammül edemiyorsun...Ama bazen 4'üni de aynı anda sahada görüyorsunuz. Kabus değil Real oluyor insanın gözünde.

22 Aralık 2008 Pazartesi

Mitsubishi ve McDonald's


Mc Donald's ile ilgili şöyle bir yazı yazmıştık. Bu sabah itibari ile "parton bana dese ki bu yıl hiç zam yok yineeeeee, keyfim kaçmaz bugün bana ne bana ne" bölümünü çıkardıklarını gördüm. Bir zamanlar Mitsubishi Fuso Canter Lig Radyo'da spotlarını döndürüyordu. Onunla ilgili de bir yazı karalamıştık zamanında. Fuso Canter orada "mazot terbiyecisi"yim diyordu. Hem de Lig Radyo'da. Zamanında o bölümü de çıkarmışlardı. Galatasaraylı'lardan tepki aldıklarını varsayıyoruz. Reklam yazarı aslında metni sokakta yazar masa başında değil diyerek sözlerimize son verirken bize takılan pazarlama sapmalarına yer vermeye devam edeceğimizi de yinelemek isteriz.

Uğur Meleke Milliyet'te

En son 15 Ekim tarihinde Milliyet'de yazısını yazan Uğur Meleke 22 Aralık itibari ile köşesine geri döndü. Futbol Kulübü'nün sona erişi, Ciner Grubu'nun yeni gezetesi, odur budur bilmem nedir? Oraları boş geçelim. Uğur Meleke tekrar başladı.

21 Aralık 2008 Pazar

Tabata-Bilica ve Trabzon


DeSanctis-Sabri-Meira-Servet-Hakan Balta-Ayhan Akman-Mehmet Topal-Arda-Barış Özbek-Lincoln ve Baros. Özellikle son zamanlarda hücum gücü azaldığı için -ama bize göre defansa daha fazla yardım ettiği için oynaması gerektiği gibi oynadığını düşündüğümüz Arda Turan-eleştirilen Arda ve arkasındaki Balta...Barış Özbek ve Sabri. Ortada Akman ve Topal. Bu yazıyı bana yazdıran yukarıdaki 11'in Galatasaray'ın ve TSL'nin en iyi takım 11'i olduğunu düşündüğümdür. Tabi bu 11 sahaya çıkarsa. Çıkmadığını öğreniyoruz ki Sabri yok. Sabri'nin yerine sağ tarafı Barış ve Baros'un kapatacak. Yine hüsrana uğradık diyebiliriz. O zaman yazının şeklini değiştirelim. Galatasaray'ın kadrosu tartışmasız ligin en iyisi. Baros'tan, Kewell'den dolayı değil Arda'dan, Akman'ın ultra formundan, Topal'dan, Barış'tan, Hakan Balta'dan dolayı. Bugün Sivas maçını izlerken şunu düşündüm. Şu Bilica Egemen'in yerine Trabzon'da olsa...Yusuf'un peşine düşmüşler. Önümüzdeki sene için ne yapıp ne edip şu Tabata'yla anlaşsalar. Bir de sol tarafa bir oyuncu tuttursalar Trabzon bu yarışın içinde 3-4 sene daha olur ve ligde 3 büyüklerin hemegonyası belki kırılır. Yoksa gelir Trabzon İstanbul'a 3 gol yer ve pozisyona giremeden döner gider. Beşiktaş'la bir kupa bir lig oynar, pozisyon bulamaz gol dahi atamaz. Trabzon önümüzdeki 2-3 yılı düşünüp "neden bu takımı şampiyon yamadın hadi sana güle güle Ersun Yanal" demezse ve 2-3 bölgeye doğru transfer yaparsa önümüzdeki yıllar "hah bu takım şampiyonluğa oynar" diyebiliriz. Bu sene olursa TSL'ye yazık olur. Tabata ve Trabzon. İkisinin de birbirine ihtiyacı var. Güzel bir birliktelik olur.

Tek Forvet Çift Forvet..


Son dönemin popüler tartışma konusu bu, kaç forvet? Kimi çıkıp Aragones' i eleştiriyor Fenerbahçe nasıl tek forvetle oynar diye, kimisi çıkıp takımını üç forvetle oynatan hocayı tebrik ediyor. Cesur olmak, hücumu düşünmek lazım; gerekçe bu. Çok forvet hücum gücünü arttırmak demek mi oluyor peki? Dizelim babacım o zaman 4 defansı, koyalım önüne bir tane orta saha, kalanı da sıralayalım rakip ceza sahasının önüne; bu mudur yani olay? Yoksa senin takımının oyunu ne kadar alanda oynadığı mı? Sen defansına hattı çekiyorsun orta alana ve diyorsun ki burada basacaksınız, sıfır forvetle oynasan ne yazar bu durumda. Topyekün hücumda takımın işte, becerebilir misin orası tartışılır. Mesele de bunu becerebilmek zaten. Takımı bütün halinde yönlendirmek, yoksa yemişim ikili üçlü forveti. Ekip halinde iyi hücum ve savunma yapıyorsan becerirsin bu işi, ilerde 3 forveti savunmaya yardım etmeden bekletme günleri tarihte artık. İzle United' ı; takım savunmadayken rakip yarı sahada kaç adam kalıyor say bakalım. Korkak mı oynuyor şimdi bu takım! Ferguson bilmiyor 5 forvetle oynamayı, bir siz akıl ediyorsunuz. Böylelerine yukarıdaki dizilim müstehak..

Süzme Mercimek'i Sever Misin Marco?


Gençlerbirliği-Sivas maçı oldukça tempolu bir karşılaşma oldu. TSL’deki çoğu maçtan çok daha fazla zevk aldım izlerken. 2 konuya değineceğim. Birincisi Sivas’ın golleri. Avrupa’nın kalburüstü liglerini izlerken “keşke bizim liglerimizdeki orta saha oyuncuları da kaleyi gördükleri gibi vursa” dediğimiz tarzda 2 gol attı Sivas. Musa Aydın ve Mohammed Kurtuluş’a teşekkür ederim. Gollerin güzelliğinden değil, düşünebilmelerinden. Bir adamın Fener’i Makalelevari bir şekilde çökerttiğini ve o adamın da kaleye bir tek şut atmadığını ya da atamadığını düşünürsek sevinmem gayet doğal diye düşünüyorum. Keşke daha fazla şut atsa ortasaha oyuncularımız. Gelelim kasetin diğer yüzüne. Dakika 92. Mehmet Yıldız topu orta sahada enlemesine taşıyor. Peşinde de 61 numaraları Kerim. İkili bir mücadele yaşanıyor. Hamza Yerlikaya’nın 2 alt versiyonu Mehmet kardeşimiz yerde. Mehmet, Kerim daha yaklaşırken ona doğru gidip “ben kendimi yere bırakacağım sen yeter ki bir dokun” diye bana mesajı veriyor. Bunu ben çay içerken anlayabiliyorum mesela. Sonrası ikili mücadele ve Mehmet Yıldız yerde. (Bu şuna benziyor. Top havadan geliyor. Birazdan ikili bir kafa topu mücadelesi yaşanacak. Kafa topuna çıkmaya tıpası olmayan adamın gözü nerede olur? Topta değil rakipte. Hep onu keser. Servet de toptan başka hiçbir şeye balmaz böyle durumlarda ve Edu’dan dirseği yer) Neyse, nerede kalmıştık. Mehmet Yıldız yerde. Kerim delleniyor tabi. Bağırıyor, çağırıyor Hüseyin Göçek’e. Hüseyin Göçek de sarıyı çakıyor. Budur işte sizin pozisyonu süzme kapasiteniz. Karılar hamamına döndürdünüz ligi. Ota boka sarı kart. İyi niyet, kötü niyet ayrımı dahi yapamıyorsunuz? Sizin pozisyonu süzmeden anladığınız, mercimek çorbası. Süzme.

20 Aralık 2008 Cumartesi

Mekdomalsta kahvaltı keyfinin verdiği haz


Mc Donald'sta kahvaltı keyfi. Her pazar sanki bir pazar neşesi. Kahvaltımı yaparım, tadını çıkarırım, Mc Donald'sta kahvaltı keyfi. Trafik umrumda olmaz, falan dı filandı diye devam ediyor bu radyo reklamının cingılı. Ama asıl tüylerimi diken diken eden yeri "patron bana dese ki bu yıl hiç zam yok yine, kefyim kaçmaz bugün bana ne, bana ne" Kahvaltı da yukarıda. Osmanlı menüsü, tatlı, vejeteryan menü, oydu buydu derken sıra kahvaltıya da geldi. Yukarıdaki menüyü ye sonra işe git. Patron seni çağırsın ve "maalesef bu sene de zam yok" desin. Sende hoppidi hoppidi masana doğrı sek. Sabah zıkkımlanmışsın ya Mekdomalsta, keyfini hiçbir şey kaçırmaz artık senin. Diyeceğim şudur. Zannediyorsunuz ki Maekdomalsın reklam ajansına ve bunu onaylayan müdürlerine giydirmeye başlayacağım. Hiç de öyle değil. Bu ülkede adam hala çıkıp "ama Melih Gökçek ortaya sayaçları koydu, sayaçlarla geldi, demek ki saklayacağı bir şey yok, Kılıçdaroğlu ne getirdi?" diyorsa ben size daha ne diyeyim. Kömür kokulu memleketimin, ezan okunana kadar oynadığım futbol sahaları. Hey de hey be. Kömür kokusunun ruhumdaki anlamlarını değiştiren zihniyet. Mekdomals'ın reklamında patron elemanı çağırıp "oğlum bu sene de senin manitayı ben götüreceğim kusura bakma, para bende" dese ve bizim eleman "keyfim kaçmaz bugün bana ne, Makdomalsta kahvaltı soktum bugün" dese yeridir valla. Ertesi gün yine Mekdomalsta kahvaltı sok ki manitanın gittiğine üzülme.

2


Emre'nin ligde 90 dakikayı tamamladığı maç sayısı. Uzun bir post oldu kesmek gerek.

19 Aralık 2008 Cuma

Waiting For the Sun

Ha bu güzel oldu işte. Bekliyoruz.

Kedi, Arşın ve Ciğer

İstiyorum ki takımlarımızdan en az 2'si 3'ü Avrupa'da ama ŞL'de ama UEFA Kupası'nda Mart ayını görsün. Yukarıdaki tabloda takımlarımızın başarı sıralaması mevcut. Tabi ülke puanına sireyet eden durumu. Her zaman "overrated lig" olduğumuzu söyleyip duruyoruz topluca. Hani şu meşhur web sitemiz de liglerin değerleri yazmakta. Doğru ya da yanlış. http://www.transfermarkt.de/ sitesinde. İyi de kardeşim ilgili sitedeki liglerin değerleri şöyle;
1) EPL 2.972.325.000 Euro
2) La Liga 2.480.600.000 Euro
3) Serie A 2.306.825.000 Euro
4) Bundesliga 1.499.225.000 Euro
5) Ligue 1 1.294.300.000 Euro
İlk 5 sıra ile yukarıdaki tablonun ilk 5'i arasında var mı herhangi bir uyumsuzluk? Yok. Ülke sıralamasında 11. sıradasın ama ligimizin değeri 729.550.000 Euro. Aslan gibi 6.'yız. Yazın daha Delgado'ya 8.000.000 Euro. Verin Emre'ye yıllık 3 küsur milyon. Alex efendi 3 yıllık sözleşme isteği kabul edilmedi diye topa ayağını sürmesin. 3 yıllığına neredeyse 20 milyon YTL istediğini kimse söylemez orası ayrı. Senin futbolcunu hiç kimse bu paralara almaz. Senin kafan rahat olsun. Hepsi Tuncay ve Marco gibi bekler sen de avucunu yalarsın. Bir de aldığın yabancıya saçma sapan bonservis ödersin ki 10 tanesinden 2'si sana para kazandırarak gitsin, burada davul zurna tutalım. O-V-E-R-R-A-T-E-D S-U-P-E-R-L-İ-G. TSL onlara cennet bize hüsran.

18 Aralık 2008 Perşembe

16 Aralık 2008 Salı

WOMM-Çağan Irmak-Aceto-Borges-Lambuja-Noat Samisa


George Sileverman. Dünya'nın en güçlü pazarlama yönetimi olarak adlandırdığı "ağızdan ağıza pazarlama" yani "word-of-mouth marketing" adlı kitabın yazarı. Kitapta WOMM ile yürüyeduran Apple ve Harley Davidson markalarının özel hikayeleri ve niceleri var. 6 Mayıs 2008'de ülkemizde de konferansı düzenlemişti WOMM'nin. Ben arkadaşımın okuduğu blogu okurum, ben arkadaşımın gittiği filme giderim, milletin gittiği trend mekanlara gider, okunan kitabı okur, zevkine güvendiğim arkadaşımın giyindiği yerden giyinirim. Eğer bu kitabın bu topraklar için bir versiyonu yapılmış olsaydı "Çağan Irmak"ı bir numaraya yazardım. Issız Adam'ı en çok nerede duydunuz ilk 1-2 hafta. Çarşaf çarşaf ilanlarını mı gördünüz, billboardlarda-raketlerde mi gözünüze çarptı, Çağan'ı filmi anlatırken kanal kanal koştururken mi yakaladınız? Yoksa oğlum hatunla Issız Adam'a gittik süper diyen bir arkadaşınız mı oldu? Ya da "Babam ve Oğlum" filminden ve diğerlerinden edindiğiniz benzer WOMM efsaneleri mi sizi sinemaya gönderdi? 14 Aralık tarihinde yayınlanan Milliyet gazetesinde "Issız Adam"a Çağan Irmak'ın 0,6 milyon USD harcadığı yazıyordu. Şu ana kadar da 1.200.000 gişe ve 9,5 milyon YTL'lik hasılat var. 0,6 milyon USD gibi düşük bir bütçe ile film yaparsın hiç sorun değil. Ama bu kadar düşük bir tanıtım bütçesi ile bu gişeyi elde etmek asıl mesele. Orada da kim devreye giriyor? WOMM. Hakedilen başarıya çanak tutuyor WOMM. Ya da bizim camiadan örnek vereyim. Bundesliga deyince Borges'i neden okuyorsunuz? Ya da dur bi mail atayım da fikrini alayım diyorsunuz? Ya da Aceto'yu size ilk kim önerdi diye sorayım. Parmakları klavye gören blog yazarları arasında yok mu hiç etkisi Aceto'nun? EPL deyince Noat Samisa ne kadar güzel yazıyor değil mi? Lambuja'nın Güney Amerika yazıları...Ve niceleri, niceleri...Bu WOMM bizim camiada da harıl harıl çalışıyor. Okuyun bu camiayı...Pc Lion'u okuyun. Futbolblog'u izleyin. İzlettirin. Bir gün bir gazetecinin ilgisini çekecek ve siz kimsiniz ne iş yaparsınız diye bir röportaj yapmaya gelecek. WOMM onu da esir alacak. Bakalım o kim olacak? Yakındır. Bekliyorum.

15 Aralık 2008 Pazartesi

Okeye 4. TSL Gerçeği


Bursa-Trabzon maçı başladı. Yanımdaki arkadaşım bir ara iyi maç oluyor dedi. Ben de içimden seyretmesen acaba ne kaçırırım diye geçirdim ve ilk yarı bittiğinde yol aldım. Malumunuz Avrupa'nın en değerli 6. ligiyiz. 700 milyon küsur Euro'luk ligimiz varmış. Nedense liglerin değerine göre oluşturulan sıralama ile kulüp takımlarımızın Avrupa'daki başarı sıralamaları kıyaslandığında kedi, ciğer ve arşın üçgenine sıkışıp kalıyoruz. Overrated bir lig olduğumuza itirazı olan olmayacaktır sanırım? Neyse...Asıl konumuza gelelim. Maçın 7. dakikası. Tayfun Cora sarı kart görüyor. Adama bodoslama girdiği için değil kolyesini çıkartmadığı için. Unutmamıştır, uğur falan olsun diye takmıştır. Erman Hoca'nın Amokachi için sarfettiği "malvarlığını içeri soktu" tarzı bir durum. Arkadaşım hemen şunu dedi sarı kart üzerine. İnşallah 2. sarıdan atılır. Atılmadı ama Ersun Hoca aldı Tayfun'u oyundan ilerleyen dakikalarda. Geçen sene ligimizde 1390 sarı kart gösterilmiş. 59 da kırmızı kart. Maç başı 4,54 sarı kart demek. Hakem kartı çıkaracak, yazacak, itirazları savuşturacak, oyunu başlatacak. Kart başı en az 20-25 saniye. Her devre 1 dakika kart muhabbeti yaşıyoruz yani. 1390 sarı kartın 232'si hakeme itirazdan. 77'si oyunu geciktirmeden. 10'u baraj mesafesi tantanası. 1056'sı sportmenliğe aykırı davranıştan. Bu 1056'nın %35-40 bizim TFF'nin sezon başı kart isteyene al sana kart demesinden, arkadan her türlü müdehaleye anında çekeceksin kardeşim demesinden, itiraz edene anında yapıştıracaksın demesinden, siz çoğaltın ben yazayım istersenizden...59 kırmızı kartın 38'i ise ikinci sarı karttan. Sarı kartı olan futbolcunun psikolojisi Trakya deyimi ile "tavşan boku" oluyor. Yani "ne kokar ne bulaşır". Ama bizim Avrupa'da maç yönetme rekorları kıran hakemlerimiz "otoritelerini korumaya devam ediyor"İsterdim ki Barça-Real maçında Raul'un Kanteleo'nun düdüğüne eliyle kart istediği kareyi versin spor programlarımız döndürüp döndürüp. Kanteleo aha şindi z.....belanı der gibi koştura koştura gitmedi Raul'un yanına. Otoritesini sarstı. Karizmayı çizdirdi. Hofenhaym-Şalke maçında hakemin düdüğüne illa önce bir el hareketi yaptı Hofenhym'lılar...Otorite kaçmasın diye çekmedi sarı kartını hakem. Genel duruma anında ayak uyduran Avrupa görmüş yabancı oyuncularımız, hakeme kendini attırmak içi elinden geleni yapan yerliler, hakemlerimizin yetersizliği ve her pozisyonu kitaba uydurma telaşları. Sarı karttan kusacağım artık. Sarı kartlar arttıkça kızlar ligine dönüyoruz kimse farkında değil? Sonra, çok sert bizim ligimiz. EPL'de 17 haftanın maç başı sarı kart ortalaması 3,11. Ama siz de haklısınız. EPL'deki gibi bir maç yönetmeye kalk, futbolcular da buna ayak uydursun. Varsayalım canım aaaa. Bu sefer de tribünleri durdurabilene aşk olsun. Eskişehir maçında da benzer hatalar olursa bu seyirciyi kim durduracak diye açıklama yapmış Sadri Şener. Yakışmış ligimizin genel durumuna. Hakem, futbolcu, taraftar, yönetici. Okeye dördüncü arıyorsunuz aha geldi. Basın da yandan çeteleyi tutar, yancılıktan çay kahve içer.

14 Aralık 2008 Pazar

Stankoviç ve Murat Erdoğan'ın Futbol Mantaliteleri


Önce Beşiktaş-Ankaragücü maçına gidelim. Dakika 15. Sol taraftan Murat Erdoğan iniyor. 3 Beşiktaşlı arasında pozisyon bulması imkansız ve Bambi'de tost olacak Mehmet'e topu sallıyor. Ya tutarsa zihniyeti ile. Top sekiyor ve Emreciksin'in önüne iniyor. Biz o zaman anlıyoruz ki Murat Erdoğan ya tutarsa demeden önce "Eminönü meydanında yalnız başına simit satar gibi" İnönü'de yalnız başına simit satıyormuş Emreciksin. Inter'in Chievo maçındaki 4. golünde ise sağdan Stankoviç ortada paket olacak adama değil geriden 18'i tarayan Zlatan'a atıyor. Ve artık alışılageldik bir Zlatan golü seyrediyoruz. Zlatan'ın gol vuruşunu Emreciksin yapsın demek tabi ki haddimize değil. Çok mu zor Murat Erdoğan'ın o topu 18 yayına göndermesi. Kafayı kaldırmana dahi gerek yok. Onu da geçtim. Ezbere gönder oraya. Mesele onu da yapsa o zaman Ankaragücü'nde Murat'ın ne işi var meselesi değil. Mantalite farkı. O topu geriden gelene atmaya çalış o top oraya gitmesin. Emreciksin Zlatan gibi vurmasın. Dağlara taşlara atsın topu. Pozisyonun içine sıçın hatta. Ama doğruyu yapmaya çalışın. Ortada Jan Koller'im olsa o topu geriye attırırım tüm kanat ataklarında. Defans zaten bir adamın peşinde hurraaaa iniyor altıpasa doğru. O forvet Mehmet değil de 1.60'lık Tyran Bouges olsa yine gidecek o defans oraya. Neyse...Yazdıkça konu uzuyor. Murat Erdoğan o topu altıpasın içindeki Mehmet'e atabiliyorsa yayın önünde simit satan Emreciksin'e de atabilir. Ama olay ayağında değil beyninde. Ulaşılamıyor.

13 Aralık 2008 Cumartesi

Zayıflamışız...Karakterden


Ben İngiltere'deyken...Londra'nın güneyinde aslan gibi bir takımımız vardı. Topumuzu diğer amatör takımlarla oynar, gelir SKY'da maçları seyrederdik. Güneybatı tarafında olmamızın da etkisiyle Fulham-Chelsea taraftarlarının ağırlığı fazla idi. EPL'de kendini yere atan futbolcunun maçın başından sonuna kadar ıslıklandığı afadersiniz boka sokup çıkarıldığı malumunuz. Bu genelde İngiliz takımlarının oynadığı Avrupa Kupası maçlarında daha fazla oluyor. Mahallede şahane bir çim sahamız vardı ve hergün akşam üstü toplanırdık. Bazı günler çift kale maçlar yapardık. (Snatch'in yılları. Turkish lakabının dolandığı zamanlar.) Bir Allahın kulu kendini yere atar değil mi bu maçlarda. Yok kardeşim atmıyor. Olamaz böyle bir şey dersiniz. O ayakta kalmak için verilen savaş orada da vardı. Ayakta kalmak, güçlü olmaktı. Dün Galatasray maçını seyrederken bu yaşadıklarım geldi aklıma. Futbol kültürünü Almanya'da alan Barış Özbek 1-2 pozisyonda yalandan hopladı zıpladı. Yalandan ayağını falan tuttu. Baktı ki hakem yemiyor ondan sonra gerçek futboluna dönüş yaptı. Ayakta kalayım bari ben dedi. Problem Barış Özbek'te değil elbet. Problem yetersiz hakemlerimizde. Problem futbolu bilmeyen kışkırtıcı tribünlerimizde. Problem altyapı hocalarımızda. Problem maç bittiği gibi abuk abuk röportajlar veren yöneticilerde. Yoksa problem genlerimizde falan değil. Barış Özbek, Almanya, ben, İngiltere, oradayken öyle, buradayken böyle, neden böyle?

Uğur Mumcu ve Barış Özbek

Barış Özbek’i beğenirim. Ama sağ kanat ama orta göbek ikilisinden biri olarak Galatasaray’a vites değiştirecek kapasitede bir adamdır. Kes-ver yapmaktansa rakibi bozar, mesafe kat eder. 5 metrekarelik alanda oynamaz bu mereti. Galatasaray’ın 5-6 sağ bekinden bir sağlam adam çıkmadığı için o tarafta forma giymektedir ki bana göre sağlam bir Ayhan Akman ile oranın adamıdır. Uzun sakatlığından sonra iyi maçlar çıkardı Barış. Ondan sonra da çıkıp ben A Milli Takımı hak ediyorum dedi. Akman’ın ağzımla kuş tutsam Terim beni almaz şeklinde bir açıklaması vardı hatırlarsanız. Barış Özbek ağzıyla kuş tutsa A Milli olamaz. 14 Eylül 1986 doğumlusun. Alman Ümit Milli Takımı’nda oynadın. Bundan sonrasını Metin Tekin’den dinleyelim.
“Yasa belli. Başka bir ülkenin ümit milli takımında oynadığı için FIFA’ya 21 yaşını doldurana kadar ben şu milli takımda oynayacağım diye bildirilmesi gerek. Biz 1 ay kala konuyu Barış’a bildirdik ama bir sonuç alamadık. Genç oyuncular bazen böyle hatalar yapabiliyor” Madem yasayı çok iyi biliyordunuz o zaman 15 Ocak 1984 doğumlu Turgay Bahadır’ı neden kampa çağırıp FIFA’dan haber bekliyoruz dediniz? Bu adam da Avusturya Ümit Milli Takımı’nda forma giymedi mi? Ya tutarsa mı yaptınız? Daha dün bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmuştuk artık çok şükür yorum yapabiliriz.

Seyir Zevki için At

Eğer ki yanlış biliyorsak düzeltir ve özür dileriz. Beşiktaşlı kardeşimiz Onur Şahin Beşiktaş-Ankaragücü maçını anlatıyor. Dakika 36. Altıpasın içinde Nobre 10 cm geride kaldığı için bir gol kaçırıyor. Ne diyor Onur kardeşimiz? "AT O GOLÜ NOBRE". Biz daha küçükken, Star Tv Magic Box iken, yıllar yıllar önceyken Fener ve Galatasaray Almanya'da bir maç yapmıştı. Galiba Almanya'daki ilk maçları idi. Durum şu şekilde gelişmişti. "Dayı maçı anlatan Galatasaraylı mı?" Evet Ümit Aktan. "Futbolun güzelliği için at Aygün seyir zevki için at"efsanesine benzedi bu iş.

Dakika 55


Gençlerbirliği-Galatasaray maçının 55. dakikası. Lincoln ceza sahasının sol çaprazında topun başında. Çoğu futbolcu duran topu kullanmadan ne yapar? Topun dibindeki çimleri kramponları ile ezer ki topa daha rahat yön verebilsin. Lincoln de böyle yaptı. Çimleri ezdi. Ama suni çimi ezdi. Ekran başında dur oğlum ne yapıyorsun dedim ama kendisine sesimi duyuramadım. Yapmış olduğu o hareketin topun direkten dönmesinde etkisi var mıdır yok mudur orasını bilemiyorum tabi. Ama o çimler Ali Sami Yen'deki gibi ezilmemiştir orasını biliyorum. Eski alışkanlıklar işte. O çimler ezilse de ezilmesi de farketmez. Lincoln toprak sahada çocuklarla top oynasa dahi o hareketi yapar. O kareyi bulamadım kusura bakmayın.