3 Mart 2009 Salı

41-45 Arası


Mehmet Ayan'a hak vermemek elde değil. Özellikle kendisinin şahsen giderek aktardığı Anadolu izlenimlerini TV karşısından az da olsa yaşayabiliyorsunuz. Konuyu dünkü Manisa-Kasımpaşa maçına getireceğim. Manisa şehri 10.000'e yakın bir seyirciyle stadı doldurmuş. Maçın 41. dakikasında 25 metreden Nizamettin güzel bir gol attı. Hemen akabinde Kasımpaşa'nın kornerden gelen topunda Manisa defansındaki Kalabane voleybol oynadı. Bünyamin Gezer pozisyonu göremedi ya da süzemedi. Devam dedi. Daha sonra 4. hakemle önce kulaklık vasıtasıyla daha sonra da yüzyüze görüştü. Ve kararını değiştirip penaltıyı verdi. Ortalık karıştı. Tam karıştı hem de. Kasımpaşa golü attı ve maç 2-2 oldu. Erhan tribünleri penaltıdan sonra kışkırttı. Bir Manisaspor taraftarı sahaya indi, Kasımpaşa kalecisine yabancı maddeler yağmaya başladı. Kaleci Onur sırıtına gelen demir bir paradan dolayı Otto Bariç kıvamında yere yattı. Ne için bütün bunlar? Hakem tereddütünden dolayı. Pozisyon panaltı mıydı? %100 penaltıydı. 4. hakem neden var, bu sebeplerden dolayı var. Futbolcular hakemin seyirciden dolayı baskı altında olduğunu hissettiği an yerden kalkmamaya başladı. Dün maçı seyrederken Mehmet Ayan'ı düşündüm. Adam haklı. Bütün şehri stada toplamakla kombine satmak farklı şeyler. Yani hepsini geçtim de pozisyonun tartışılacak bir tarafı yok. Bunun bir üst modeli Van-Beşiktaş maçındaki smça herhalde.

2 Mart 2009 Pazartesi

Fair Play Ligi

TFF Turkcell Fair Play liginin sıralamasına buradan bakabilirsiniz. En az puan toplayanın şampiyom olacağı ligimiz. Turkcell Fair Play Ligi Tablosu, 18 takımın sezon sonuna kadar oynadığı her maçta aldığı her sarı kartın 1 puanla, her kırmızı kartın 3 puanla, saha kapatma-seyircisiz oynama cezalarının maç başına 5'er puanla ve hak mahrumiyeti cezasının da 6 puanla değerlendirilmesiyle oluşturulmakta. Beşiktaş hak mahrumiyetinden kaybettiği 144 puan düşüldüğünde 9. sıraya yükselmekte. Sadece sarı ve kırmızı kartları devreye aldığımızda Galatasaray 16. sırada küme düşmekte. Antep 22. hafta sonunda ligin tepesinde. Trabzon Antep'ten sonra en centilmen takım.

28 Şubat 2009 Cumartesi

Kafa Topunun Açılımı ve Optimum


Popescu gibi defans oyuncusu...Olsun şu kadar borcum olsun. Ben hariç kaç kişiden bu repliği dinlediniz? Kafa toplarına öyle hakim bir defans oyuncusuydu ki Malatyalı bilmem kim üfff püff. Çok da pırasa böreği tadında değil. Servet Denizli'deyken bam bam indiriyordu kafa toplarını. Hele Sami Yen'de bir Denizli maçı hatırlarım ki herhalde martılarla kafa vurdu. Kafaya çıkıyor, kafayı çakıyor top orta saha ile GS defansının arasında bie yerlere düşüyor. Aynen geri geliyor orası ayrı. Peki siz hiç " kafa değil alın topudur onun adı ve heyy siz defanstakiler o alın yeri geldiği zaman ayak içi gibi kullanılmalıdır" diyen bir teknik direktör duydunuz mu? Bu kelimelerle duymamışsınızdır. Ama birilerinin hava hakimiyeti olan adama "bize oynamadığın sürece bilardo masasında ıstaka sallayan adamsın" sözünü hatırlatması gerekir. Popescu'nun yanında uçana kaçana vuran adamın beyninde "aynı anda iki işi yapmalıyım" klişesi olmadığı sürece Denizli'deki Servet olarak yaşamına devam eder. Bizim defans oyuncularımıza rakipten gelen her hava topunu kestiğinde "afffeerin oğlummmm" diye bağıran futbol adamları ile o kafayı vuran adamın pek de bir farkı olmayacaktır gelecekte. İkisi aynı anda bilardo oynayacaktır. Gelelim "kafa topuna hakim oyuncu" zımbırtısına. Kafa topuna hakim adam yukarıda yazdıklarımdır. Peki size Suat ve Alex desem. Bu iki adamın ortak özelliği nedir diye sorsam? İkisi de çok koşar? Pres yapar? İkisinin de sol ayağı? İkisi de optimumda kafa atar. Boy pos önemli değildir. Sezgilerini de kullanarak o topa optimum da kafa atarlar. Benim Suat ve Alex'le görüşme şansım olsa ilk soracağım bununla ilgili özel bir çalışmanız oldu mu olacaktır. Ve ilk aklıma gelen oyuncuların defans değil birer orta saha oyuncusu olmaları tesadüf değildir. Çıkabilecekleri en tepede kafa vuran iki isim. Optimumda. Kafa topunun timingi Lugano ya da Servet değil Suat Kaya ve Alex'dir.

27 Şubat 2009 Cuma

Aynı Saatlerde


Galatasaray'ın Avrupa macerasından uzak kalması taraftarı da etkliyor. Dün akşam 2-3 pozisyonda İskoç hakemin kararlarını beğenmediler ama daha sonra "ulan galiba sorun bizimkilerde" anlayışı hakim geldi. Bir bayrak ve 1-2 pozisyon haricinde bir maç daha nasıl yönetilir bilemiyorum. Ama bu maç Kayseri maçı olsaydı Adnan Polat tüm ekibi toplar bir önceki basın toplantısından daha şiddetli bir basın toplantısı sergilerdi. Herkes alışacak. C. Thomson'un düdüğü öttürmediği adamlar Lincoln ve Baros. (taraftarın düdük beklediği anlarda) İçerideki maçlarda "Selçuk Dereli söyle anan nereli" diye bağırtan da bu adamlar. Genelliyorum derdim Kayseri maçı değil. Bu adamlar yedirdiği bir hakem buldukları zaman yorganı, döşeği yanlarına hemen istetiyor. Thomson devam dediği zaman "adam haklı homurtuları" Dereli dediği zaman "vuuuuuu". Şu Bordo maçı gibi içeride her sene 3-4 maç oynansa TSL'de oynanan Kadıköy, Sami Yen, İnönü maçlarına da yansır bu. Aynı saatlerde Selçuk Dereli City-Kopenhagen maçını yönetiyordu. Dün gece sizi andım. Fotoğraftaki maçın hakemi Dereli. Kahramanlar sahnede zaten.

Eşleşmeler

2008/09 UEFA Cup Round of 16First leg: 12 MarchSecond leg: 18/19 March

Werder Bremen (GER) v AS Saint-Etienne (FRA)
PFC CSKA Moskva (RUS) v FC Shakhtar Donetsk (UKR)
Udinese Calcio (ITA) v FC Zenit St. Petersburg (RUS)
Paris Saint-Germain FC (FRA) v SC Braga (POR)
FC Dynamo Kyiv (UKR) v FC Metalist Kharkiv (UKR)
Manchester City FC (ENG) v Aalborg BK (DEN)
Olympique de Marseille (FRA) v AFC Ajax (NED)
Hamburger SV (GER) v Galatasaray AŞ (TUR)

16 takımın 5'i SSCB'den. 3'ü Fransa'dan.

MÖ&MS (Maç Öncesi ve Maç Sonrası)


Maç öncesi Nonda: Skibbe'nin otorite eksiği vardı. Geç bile kalındı


Maç sonrası Arda: Bu günlere gelmemizde Skibbe'nin payı büyük. Kendisine teşekkür ediyoruz.

26 Şubat 2009 Perşembe

Yazının Başlığı ve Lekip


Kendimi Galatasaray yazarı gibi hissetmeye başladım. Yazının başlığı Arda Turan olacaktı ama sığdıramayacağım için vazgeçtim. Kerik-Fleçır, Maskerano-Alonso, Muntari-Kabiasso'yu Topal-Akman ile bitirebilseydik Galatasaray bu turu geçer miydi bilemiyorum. Topal ne zaman kendini toparlasa başına bir haller geliyor. Barış'ın hem sağda hem de ortada oynayabilecek yetisinin olması Kevıl'ın oyuna dahil olmasını daha da meşrulaştırdı. Deyvid harici Fener 11'inde farklı yerde oynatabileceğin adam var mı? Uğur'u sol bek yapar mısın mesela? Aragones kadar taş düşsün başınıza. Topal sakatlandığında ilk sözüm belki de hayırlısı oldu idi. Nonda Lekip'e açıklama yapmış daha yazımızın mürekkebi kurumadan. Otorite sağlayamıyordu Skibbe demiş. Geç bile kalındı demiş. Oldum olası arkadan konuşmaları sevmem. Ama yazdıklarımızı dillendirmiş. Sahaya yansıyanı yazmak haricinde biz ne yapabiliriz ki? Baros gözümde her zaman kaçak güreşen bir futbolcu olmuştur (bunun dünyadaki en önemli örneği de Kostadinov'dur) ama bu maç yorulana kadar kendisinden beklenmeyen bir tarz sergiledi. Daha ne olsun. Meira-Emre'nin ayakta kalabilmesi Akman ve Barış Özbek'e bağlıydı. Gard düştü, kel göründü. Skor 3-1'ken geciken bir Mehmet Güven değişikliği GS'nin başını yakıyordu. Bülent Hoca belki de düşünüyordu ama gol Kavanegi'nin oyuna dahil olmasından sonra o kadar erken geldi ki Güven ismi oldu Nonda. E Lincoln'e de biraz destek olur musun Akman-Özbek'e denmiyor. Harcı değil. Bülent Hoca daha iyi oynadığı bir maçı kazanmasını bildi. Arda Turan için diyeceğim hiçbir şey yok. 10 numara oynadı. Hem defansif hem ofansif. Son sözüm Uğur Boral'a. Carlos'un yanında arada Hakan Balta'yı da izle de gerektiği zaman nasıl sağ ayağını kullanıyor gör. Adam hala Sevilla'dan dönemedi ülkeye. Hamburg? Teşekkürler Galatasaray.

Hürriyet ve Emirates'de Olanlar


Umarım böyle devam etmez diyeceğim. Fakat burada şunun net olarak bilinmesini istiyorum ki bu tarz yazılar yazmamın sebebi "medya okuryazarlığı"nın bir toplumda ne kadar önemli olduğuna olan inancımdır. Her haber yenmez. Okunur ama yenmez. THY'ye Sabah'ın neden anında sahiplendiğini düşünmek gerekir. Daha hiçbir şey belli değilken. Yoksa dünya ortalamasının çok çok üzerinde bir hava yolları şirketinden bahsediyoruz. Zamanında Hıncal'ı bile pes ettiren Sabah'ın Fener düşmanlığını iyi düşünmek gerekir? O zaman Altaylı zamanıdır. Neden 2007 Temmuzuna kadar RTE-DOĞAN'ın arası iyiydi de sonrasında bozuldu iyi düşünmek gerekir? Hemen yememek gerekir. Hazırlanan haberlerin ne kadarı kamu yararı ne kadarı beyfendilerin yararı iyi düşünmek gerekir? Millet açlıktan kırılırken bazı gazetelerin sabahtan akşama neden miting yayınladıklarını iyi düşünmek gerekir? Hangi grubun tv ve gazete yayın organları nedir bilmek gerekir? Bu millet bu tepside sunulan bu haberlerin ne kadarının içinde vardır ne kadarının içinde yoktur iyi düşünmek gerekir? Neyse...Uzar gider bu yazı. Özellikle gazetelerin kendi sayfalarında yapamadıklarını internet sayfalarında tıklanma uğruna yapmalarına feci takılmış durumdayım. Kınama yok, denetim altında tutacak bir kurum yok...Ver yansın...Olayı ilk Noat Samisa yazmıştı. Fazla detaya girmeyeyim linkten okuyabilirsiniz. Aynı olayı Hürriyet'in web sitesi de verdi. Çok da güzel. Okunası bir haber. Ama kardeşim sen gidiyorsun bu haberin üzerine "hürriyet özel" yazıyorsun. İngilitere'deki tüm gazeteler çatır çatır yazıyor seni bunu alıyorsun "özel haber" olarak veriyorsun. Ne yaptın yani gidip Kolo Toure ile röportaj mı yaptın? Neyi ortaya çıkardın? Ha Türkiye'de basınımız bunu atladı ilk de sen verdin. Peki bu "özel haber" midir? Çeviri ne zamandan beri özel haber oldu.

25 Şubat 2009 Çarşamba

Bir Takım

Jose hakeme fırça atmaya başladığı zaman "ben bunları galiba yenemeyeceğim" kafasına dank etti galiba. Hırçınlaşmaya başladı. Fleçır ve Kerik'i izlerken hep Selçuk ve Emre'yi düşündüm. Ya da Fener'deki muadillerini. Az pas hatası, sürekli rakibe baskı, Ronaldo-Giggs ve Park'ı arkadan itme. Eğer Emre ve Selçuk (bundan sonra ya da muadilleri yazılmayacaktır) Gençler'den ve ligin diğer 10 takımından bu baskıyı yiyorsa -buna ek olarak- İtalya'da Inter'e karşı Fleçır ve Kerik yemiyorsa nasıl bir bağlantı kurarsınız? Fenerbahçe'de alveri en kuvvetli adamlar kimler? Var mı demeyin canım o kadar da değil? Alex, Semih, Emre, Selçuk. (Bir zamanlar kendi aralarında Uche-Högh-İlker-Erol.) Aragones'in her maç kulağından tutarak oyundan çıkardığı soldaki ve sağdaki adamlar -git gel öldüm bittim valla demelerine rağmen- Emre ve Selçuk'un en fazla baskı yemelerine sebep olan adamlardır. Bir de buna Alex'i eklediğiniz zaman 50 metrelik bir alanda forvete ulaşmak için uzun atlama yapmaya çalışan bir Emre ve bir Selçuk ortaya çıkıyor. Konu Fener neden Man U gibi oynamıyor falan değil. Eğer öyle bir algı varsa şimdiden yazıyı okumayı kesebilir. O zihniyete yükleme yapamam. Uğur-Kazım-Vederson ve Deyvid'in kanatlarda çok koşmaları bir şey ifade etmiyor. Mehmet Terzi de koşardı. Koy takıma koşsun.
Uğur Boral 15.000 metre koşsa da Aragones Uğur'u 60'da çıkaracak. Ya da aynı durum Kazım için geçerli. Koşarak Emre ve Selçuk'u koruyamazsın. Hele hele bir de önünüzde Alex varsa. Basacaksın, ikiliyi koruyacaksın, hücum edeceksin? Sen Ronaldo musun, Giggs misin? Diyeceğim Aragones'in senden istediklerini sen bu şablonda 60 dakika yap ben seni kafamda taşıyım. Ki inanılmaz kötü bir pas yüzdenizi de buraya yazıyorum ki Aragones için en önemli şeylerden biri de bu. Elindeki misketleri sıkıyı gördü mü hemen mahallenin kabadayısına verip sonra da peşinden koşturan adam ister misiniz? Verme misketleri o senin peşinden koşsun. Aragones'in de istediği bu. Gigs-Ronaldo ve Park versus (okunuşları böyle Gigs arada güme gitti) Uğur-Deivid-Alex. İçeride bile kontraatak oynarım bu Fener kadrosu ile. Maça gelirsek...Inter'in her iki maçta Man U'ya gol atamadan eleneceğini düşünüyordum. İlk etap tamamlandı. (Çok mu aşağıladım Jose'yi. Bunu yazabileceğim tek takımdır Man U şu an. Yoksa bu kadar kolay ukalalık yapamam)
Bir takım (Inter) hücumda sadece forvetlerinin kişisel becerilerinin eline bakıyorsa burada bir sorun vardır. Inter'i en üst segmente koyduğum için bunu yazıyorum. Yoksa kim Inter'in gücünü inkar edebilir? Defans dörtlüsünün önüne koyduğun Stankovic, Cambiasso, Zanetti, Muntari bana -yaktın beni Mancini, Quaresma mahkum ettin bu orta sahaya- sözlerini hatırlatıyor. Sanki Mourinho bilmiyor mu takımın istediği gibi oynamadığını. Bu 4'lü ile her takımla kafa kafaya oynarsın. Ama iş böyle bir maçta gol atmaya geldiği zaman İbrahim'in götünü yalarsın. Maicon'un götünü yalarsın. Gol atmadan da maç kazanamazsın. Bu 4'lü bal yapıyor yapmasına da ilk yarı kendi sahasında ikinci yarı kendi sahasında bal yapıyor. İleri dürtsen yok.

Son söz: Evra inanılmaz bir maç çıkardı. Ama ben bir ara sahadaki herkesi çekik gözlü görmeye başladım. Bilmem anlatabildim mi? Yuh be kardeşim.

24 Şubat 2009 Salı

Son Dakika

Meslek gereği reklamlardan iyi malzeme çıkıyor. Ak Sigorta'nın kasko ödemeleri ile reklamını seyredeniniz var mı? Şu an çoğu kanalda dönmekte. Bir son dakika gelişmesi denerek açıklama yapan Ak Sigorta yetkilisine bağlanılıyor. Ak Sigorta ekonomik krizde hasar ödemelerini iki kat hızlı yapmaya karar vermiş. Ortam bir basın açıklaması şeklinde. Son dakika diyerek basın toplantısına bağlanılmaz. Oradaki acar muhabirde artık bu açıklamadan sonra Ak Sigorta'lıların sayısı artar falan gibilerinden bir açıklama yapıyor. İyi de kardeşim. Vatandaş Ak Sigorta acentasına gelsin de sonrasına bakarız. Daha önce ne kadar sürede yapılıyordu ki bu hasar ödemeleri onu iki kat arttırdın. Onu acentada öğreneceksiniz artık. Hele bir gidin acentaya orada kıvama gelirsiniz. 2,5-3,1,5 kat daha hızlı. Sanki her hasarın süresi belli. İyi de ben nereden bileceğim senin iki kat hızlı ödeme yaptığını. 10 günü çak 20'ye, sonra yine öde 20 günde, sonra dön bana de ki iki kat hızlıyım. Milliyet kom tere çakmaları sizi. Muğlaklıktan yararlan vatandaşı acentaya sok.

Güzel Basın Bunu da Yazın


Milliyet'in internet editörü cin gibi. Fotomaç'a, Fanatik'e taş çıkarır. Ne olursa olsun bizi tıklasınlar tarzında devam ediyor çalışmalarına. 1-3-5 devam ediyor. Gazete Takvim, Posta o bu değil ki...Milliyet...Sen de rahatsız oluyorsun tabi. Baş sayfada bir haber. Bülent Korkmaz için şöyle bir başlık atılmış. "Daha 11 gün önce söyledikleri yenilir yutulur gibi değil" Allah allah diyorsun acaba yenilir yurulur olmayan ne demiş Bülent Hoca. Tıklıyorsun, giriyorsun.


Bülent Korkmaz, bundan sadece 12 gün önce Lig TV'de 2'ye 1 programına konuk olmuş ve konu Galatasaray'a geldiğinde çok çarpıcı tespitlerde bulunmuştu. Lincoln konusunda tavrını çok net ortaya koyan Bülent Korkmaz, Lincoln'ü kazanmak için çok fazla taviz verildiğini söyleyerek "Siz 1 takım mı kazanacaksınız? Yoksa tek 1 oyuncuyu mu kazanacaksınız? Ben, takımı kazanmak isterim. Oyunculara istisnai durumlar haricinde eşit mesafede durmalısınız." demişti. Lincoln'e böyle tavır alan Korkmaz, kaptanlık konusuna da Arda'ya destek vermişti. Efsane kaptan, pazubandı Arda'nın takması gerektiniği savunmuş, bu düşüncesini Galatasaray Başkanı Adnan Polat'a söylediğini de belirtmişti. Bülent Korkmaz, 2 hafta önce bu sözleri söylerken, kısa sürede Galatasaray'ın başına geçeceğini bilmiyordu tabii ki... Ama kötü giden maçlar, 5-2'lik şok yenilgi derken Skibbe gönderildi ve Bülent Korkmaz kendini Florya'da buldu. Şimdi gözler Bülent Korkmaz'da... Çünkü ipler onun elinde... Bakalım 2 hafta önce Lincoln'ü yerden yere vuran, kaptanlığa da Arda'yı aday gösteren Bülent Korkmaz ne yapacak?


Yenilir yutulur değil....Brannnnnnnnn.Az sonra...Brannn...Bunu bu şekilde veren zihniyet daha 2.günden itibaren duaya başlamış ki Bülent Hoca Arda'yı kaptan yapmasın, Lincoln'ü kesmesin. Bunu demişti "bakalım ne yapacak" demek ayrı, Bülent Hoca yenilir yutulur sözler etmedi demek ayrı. Lincoln de zaten kendisine hiç çeki düzen vermez. Aynen devam eder. Eşit mesafede duracaksın demiş. Benim olduğum yerde Brezilya'dan 10 gün sonra gelirse sonuçlarına katlanır demiş. Yenilip yutulmayacak sizin zihniyetiniz. Zarar veriyorsunuz bu şekilde futbola. İnsanları gereksiz yıpratıyorsunuz. Haberi basın ahlakına uymayacak şekilde veriyorsunuz. Buldunuz internet dene açık kapıyı istediğiniz gibi at oynatıyorsunuz. Yapmayın.

Simli Hançer ve Meira (Biraz ağır oldu)


Dünkü yazımda suçu %100 Skibbe'nin üzerine yüklemenin son derece yanlış olduğunu yazdık. Aklı selim çoğu kişi de böyle düşünüyor. Dün çok absürd bir yerde NTV Spor seyrediyorum. Daha doğrusu seyretmiyorum da önümde açık. Program galiba Video Lig idi. Neyse Galatasaray-Kocaeli maçı başladı. Bir kez daha otrudum ve pozisyonları dikkatlice seyrettim. Ve birşey daha dikkatimi çekti. Pazar akşamı böyle bir şeyi nasıl yakalayamadım diye düşündüm. Ve daha sonra yapbozlar kafamda birleşmeye başladı. Dün özetleri seyrederken dikkatimi çeken isim Meira idi. Özellikle de 3. ve 5. golde. Ne bir müdehale, ne bir baskı. Ne bir çaba. Göstermelik iki depar, yalandan savunma. Sonra maçın tamamına yakınını seyrettim. Mal gibi seyretmişim maçı dedim. Sonra şu maç için stadda olsaydım şimdi acaba çok mu ağır yazıyorum diye düşünmezdim dedim. Akşam bu yazıyı yazacaktım ama zaman bulamadım. Keşke yazsaydım. Çünkü dün sadece Meira'nın Zenith transferi aklımda vardı. Bugün hürriyet sporu tıkladım. Şöyle bir haber.


Meira'ya Servet Freni. Galatasaray’da Servet Çetin’in sakatlığı Fernando Meira’nın planlarını bozdu, Portekizli futbolcunun canını sıktı.Zenit’ten 2.1 milyon Euro’yu bulan transfer teklifi alan Meira, Rus ekibinin cazip önerisi üzerine G.Saray’daki kariyerine erken nokta koyma kararı verdi. Zenit, bu hafta G.Saray Yönetimi’ne teklif verecekti. Ve Meira hakkındaki bu teklife olumlu yanıt verilmesi bekleniyordu. Bundan GS Futbol Komitesi’nin de haberi vardı ve resmi teklifi bekliyordu. Ancak yöneticiler Servet Çetin’in sakatlığı sonrası Fernando Meira ile görüşerek, "Sana ihtiyacımız var" cümlelerini kullanıp Zenit’in yapacağı teklifin ne olursa olsun transferine izin vermeyeceklerini bildirdi. Bu haber üzerine Meira’nın da keyfi kaçtı.


Meira'nın Servet'i beklediği falan yok. Bence GS kariyerini çoktan noktalamış Meira. Simli Hançer dışarı kan vermezmiş, içeri akıtırmış. 15 saatte operasyon tamam. Yeni hoca tamam. Şimdi futbolculardan ilk kim çıkıp Skibbe ile ilgili açıklama yapacak ve Bülent Hoca ile kendimizi bulduk diyecek onu bekliyorum. Aynı Antalyalı futbolcuların Şifo geldikten sonraki açıklamaları gibi. Vuran kaçar, vurduran gelir Orhaaaaaaannnnnn. Benim sana bir daha saygım olur mu Meira?

23 Şubat 2009 Pazartesi

Futbol Nerede Biz Oradayız

Kılıçarslan: Baros abanmaca yok ama teknik vurcan

Baros: Nasıl yani?


Sen Hami Mandıralı tarzı atsana be kardeşim ne reklamın etkisinde kalıyorsun

Kelle


Merak ediyorum kadro dışı kalacak oyuncu olacak mı Galatasaray'da. Suçu alıp da %100 Skibbe'nin üzerine mi yükleyecek Galatasaray yönetimi? Merakla bekliyorum. Ümit Karan gibi aslanların önüne atılmak için biçilmiş bir kaftan var takımda. Acaba Ümit Karan'ı kadro dışı bırakıp "dümenden" futbolculara da ceza kestiğini mi gösterecek yönetim. Merakla bekliyorum. Acaba hiçbir futbolcu ile yollarını ayırmadan ya da ceza vermeden "çocuklar sizin hiçbir suçunuz yok, tek suçlu Skibbe'dir gerisi yalandır" mı diyecekler. Merakla bekliyorum. Kadro dışı bırakıp diğerlerine mesaj vermek doğru mudur? Bunun başka yolları da var mıdır? Merakla bekliyorum. Yoksa Bordo elenir de her şey güllük gülistanlık devam mı eder? Merak ediyorum. Merak etmediğim tek şey şu...Galatasaray formasının ağırlığının bir an olsun bile unutmayacakların o firmayı giymeleri gerektiği. Bekliyorum.

Kusura Bakmayın


Kusura bakmayın bazen bazı şeyler o kadar çok üzerime geliyor ki futbol ya da spor dışı da olsa yazmak zorunda hissediyorum kendimi. Daha önce Kılıçdaroğlu'nun (İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayı olmadan önce) AKP'ye çalıştığını bunun sebebinin de CHP'nin kasası büyük ama motoru küçük bir araba olmasından kaynaklandığını yazmıştık. Kılıçdaroğlu sürüklemeye çalışıyor ama arkadan gelen kimse yok. Vuruyor ama nafile. Sokak "bak istifa ettiler kardeşim" diyor yine AKP'ye çalışıyor ister istemez Kılıçdaroğlu. Yazık oluyor. Sevigen olayında da Kılıçdaroğlu bir açıklama yaptı ve "gereğini yapsın" dedi. Önceki vakalarda DMMF ve Dişli partideki görevlerinden istifa etti. Dokunulmazlıkları ise milletvekilliklerinden istifa etmedikleri için devam etti. Tayyip Erdoğan şimdi diyor ki "al sana Kadir Topbaş. Milletvekili olmadığı için dokunulmazlığı da yok. Buyrun sizindir. Yolsuzluk varsa çıkar ortaya ey CHP". Sevigen bu esnada partideki görevinden istifa etti. O zamanlar çıkıp "partideki görevlerinden istifa etmeleri yetmez yargılanmaları için milletvekilliklerinden de istifa etmeleri gerekir diyordun ey CHP" Ettir o zaman Sevigen'i. Düşür milletvekilliğini. Olmuyor değil mi? Atılır mı bunca yıllık dava arkadaşına böyle kazık değil mi Baykal? Hem Sevigen'in durumu diğerlerinden farklı. Senin söylemlerin burada AKP ile birebir örtüşüyor Sayın Baykal. Ama ne oluyor? Alan razı satan razı oluyor. Kendiniz çalıyorsunuz kendiniz oynuyorsunuz.

Otoritesiz Galatasaray


Maç Oğuz Sarvan istifa diyerek başladı. İkinci yarı Skibbe istifa diye devam etti. Siktir ol Sabri siktir ol git şeklinde sona yaklaşıldı, alemci futbolcu istemiyoruz diye noktalanırken araya "yönetim istifa" da sokuşturularak tamamlandı. Skibbe inanılmaz hatalar yapıyor. Fakat benim asıl üzerinde durmak istedğim Skibbe'nin ruh halinin takım üzerindeki etkileri ve futbolcuların bu ruh haline çanak tutması. Bordo'da 3'lü defans oynarken methiyeler düzdünüz. Şimdi mi 3'lü defans sorun oldu. Sorun 3'lü defans ya da Arda'nın, Baros'un, Balta'nın kenarda oturması değil. Balta'nın dinlendirilmesi uğruna 3'lü çıkalım durumu da söz konusu değil. Örneklerini bolca yaşadık bu 3'lü defans veryasyonlarının Skibbe ile. Teknik Direktör Arda'yı, Baros'u, bazen Lincoln'ü, onu, bunu yanında oturtur. Skibbe'de çok büyük bir yanlış yapmamıştır bu konuda. Ama sorun Galatasaray'ın bu maça enseye tokat g...parmak şeklinde hazırlanması. Bu bariz bir şekilde sahaya yansıdı. Sonra maç kadrosu açıklandı. Arda, Baros, Balta kenarda. Sahadaki 11'in üzerine iyice rehavet çöktü. Skibbe bu maçı çok rahat kazanacağımızı düşünüyor, e biz de öyle. Topal da maçın başında çaktı mı? Ve bu dakikadan sonra özellikle Kayseri maçının ikinci yarısında da yaşadığımız "aktif dinlenme" sendromu başladı. Sorun tamamen otorite sorunudur. Bu kadar net. Kocaeli maçına GS 2 idman yaparak çıkmıştır. Bitse de gitsek tadında. Skibbe "cumartesi günü, ya da maç günü ya da devre arasında ipleri eline alamamıştır" Dün sahada isyan eden bir Ayhan olsa bu maç böyle bitmezdi. Ha sahadaki 11'e diyeceğim "ağır gelen çıkarsın". Yata yata karpuz büyüyor ama maç kazanılmıyor. Şimdi oynayın Bordo maçını.

22 Şubat 2009 Pazar

20 Şubat 2009 Cuma

Pixi (Dragan Stojkovic)

Ne hikmetse seni Crvena Zvezda forması ile hatırlarım. Nasıl hatırlarım, nereden hatırlarım bilemiyorum. TRT'de kaç maçın verildi acaba o zamanlar? Sen o sene Marsilya'ya transfer olup o efsane kupayı kaldıramamıştın. Prosinecki "ey Baggio sen gidersen Del Piero var" tadında ortalığı kırıp geçirmişti o sene. Marsilya'da tutunamamıştın. Zaten bir Crvena Zvezda bir de Yugoslav milli takımının haricinde ne yaptın ki? Sen, Pancev, Prosinecki...Belki çöplüğünüzde öttünüz sadece. Ama ben bir Bayern-Crvena Zvezda yarı final ilk maçı hatırlarım bir de Prosinecki resitali...Yetenek delisi Pixi. Gol makinesi Pancev. Tutunamayanlar. Hem Prosinecki'nin hem de Pixi'nin stili Hagi'den daha yumuşaktır, göze de daha hoş gelir. Gelir gelmesine de Hagi heryerde çok büyük oyuncudur. Pixi ve Prosinecki sadece kendi çöplüğünde.
Beograd'daki maçta maç sonu yere yığılan ince uzun bacaklı adam Effenberg'dir. Onu yerden kaldıran ise Augenthaler. Jupp Heynkes'in kadrosu şu şekildedir. Aumann-Schwabl-Bender-Grahammer-Augenthaler-Effenberg-Strunz-Reuter-Wohlfart-Thon-Laudrup... Ljupko Petrovic'in takımı ise Stojanovic-Radinovic-Marovic-Sabanadzovic-Beledodic-Jugovic-Prosinecki-Mihajlovic-Pancev-Savicevic-Binic....İnatçı Almanlar 1-0'dan 1-2 yapmıştır. Önce Augenthaler'in frikiğinde Stojanovic yumurtlamış ardından boy fakiri Aumann havadan gelen topu yumruklayamamış, içeri almıştır. Dramatik bir geceydi...

Ters Açı (Yarı Final Maçları)


Fortis Türkiye Kupası yarı final maçları arasındaki 49 gün arayla ilgili maç trafiğinin organizasyonu başlığıyla bir yazı yazmıştık. Tekrar detaylara girmeden ters açıdan konuya bakmaya çalışalım. Tabi bizim ülkemizin şartlarını da değerlendirerek. Tut ki TFF beni dinledi. Ve aynen şunu dedi."Yahu 2 maç arasında 49 gün mü olur. Biz bunu takımlarımızın Avrupa Kupası maçlarında sonuna kadar gideceğini varsayarark ayarlıyoruz. Aynı zamanda İspanya maçları bu tarihlerin belirlenmesinde etkili. Ama yarı finale kalan hiçbir takımımız Avrupa'da yoluna devam etmiyor. Bu 49 günlük fark da bizi rahatsız ediyor. Biz maçları 4-18 Marta aldık" 20-22 Mart haftası FB-Bursa, Sivas-Beşiktaş maçları var. Varsayalım ki Sami Yen'de Fenerbahçe maçı var. Hadi buyur. Bir kere 4 takımı ikna etmeden hiçbir şey değiştiremezsin. Hadi 2 maç arası 49 gün olmaz dedin ve bunu "sezon başında böyle böyle böyle olursa değiştirilebilir demeden" başına buyruk olarak değiştirdin...Bu sefer Galatasaray ve Trabzon "bir saniye arkadaş sen kimin federasyonusun?" diyecek. Şunu da hatırlatmak gerekir ki sezon başı maç trafiği belirlenirken kulüplerde masaya oturuyor. O zaman bu işin çözümü şudur. 2008-2009 sezonu sona erip 2009-2010 planlaması yapılırken TFF masada şunu diyecek. "Değerli kulüp temsilcileri...Bu aradaki 49 günlük farkla ilgili şöyle bir önerimiz var. Eğer ki yarı finale kalan kulüpler Avrupa'da yollarına devam etmiyorsa milli maç trafiği de uygunsa iki hafta sonra rövanş maçı oynanır. Tarih değişikliğine gidilir. Bu takımların devamlılığı için daha sağlıklıdır. Eğer yok devam eden varsa bu senenin tarihi olan 22 Nisan'da rövanş oynanır."Eğer TFF sezon başı bunu masada söylemezse bu ülkede töhmet altında kalır. Aradaki 49 günlük farkı Fener'in Sivas'ta karda buzda oynamamasına bağlayan bir zihniyetten söz ediyoruz. Ortalık karışır, siz ne diyorsunuz.

19 Şubat 2009 Perşembe

CM ama Düşündüğünüz Değil

Yerim Kopa Mundial teleffuzunu. Topçuların arasındaki adı "Kupa Mendıl"dı yukarıdakilerin. Daha rahatını hiç giymedim. Acaba daha iyisi var mıdır diye hiç düşünmedim. Bir diğer Adidas efsanesi de budur benim için. Toprak sahaya sürecek kadar sadist, her maçtan sonra şıkır şıkır temizleyerek okul ayakkabılarımdan daha temiz hale getirecek kadar hastasıydım. Toprak sahada 12 dişi çabuk giderdi ama çok rahattı. Nike ne kadar basketbol kokarsa bizim nesile Adidas da o kadar futbol kokar. Formalarda Adidas yazmasından ziyade yukarıdaki mavi zemine oturmuş amblemdir bizi geçmişe götüren. Çok yakışıklı krampondun be. Hala öylesin.

Stan Smith

Efsane...Ayağımızda Stan Smith'lerle sabahtan akşama kadar top teperken Stan Smith'e dönüp kusura bakma abicim diyemedik. Sorsalar büyük bir futbolcudur herhalde derdik. Tenis ve futbol hiç birbirlerinden bu kadar bi haber bir o kadar da beraber olmamıştı herhalde o günlerde.

Trabzonspor Tv Geç Kalmıştır


İlk önce FB TV, daha sonra BJK TV daha sonra da GS TV yayın hayatına başladı. Fenerbahçe şu an yöneticilerin de desteği ile kendi canlı yayın aracına sahip tek kulüp TV'si. Uydu, kablolu, D Smart ve digitürkten yayın hayatını süredürmekte. Aynı zamanda 3 kanal arasında erişimi en geniş olanı. 70'e yakın çalışanı var. GS TV ve BJK TV bu işi Doğan Tv'nin bünyesinde götürdükleri için 10 çalışanla idare etmekteler. GS TV ve BJK TV'nin reklam satışı da Doğan Grubu bünyesinden yapılmakta. FB TV ise bu işi kendi bünyesinde götürüyor. Ama Başkan Aziz Yıldırım'ın direktifleri ama dayatmaları ile diyerek bir değerlendirme yaparsak...FB TV'de Ocak-Şubat 2009 arası reklam giren 50'ye yakın reklamveren var. Bu sayı BJK TV ve GS TV'de 10-15 arasında değişmekte. Telekom, Ülker, Doğuş, Koç, Kiğılı, Akkök, Avea FB TV'nin reklamverenleri arasında. FB TV'nin reklam geliri BJK TV + GS TV x 10 seviyelerinde. Tabi ki bu isimler arasında Fenerbahçe ile gönül bağı olan isimler var. Fakat sahiplenme anlamında aradaki farkın bu kadar olmaması gerektiği de aşikar. Şimdi Bursaspor TV kuruluyor. Türkiye'nin 4. spor kulübü kanalı olacaklar. Önce internet üzerinden yayın yapacaklar daha sonra da uydudan devam edecekler. Sadece uydu lisansının 180.000 TL olduğunu hatırlatmak isteriz. (Kamera, ışık, KC operatörü, Ana Masa, up link desen 75.000-150.000 arası değişir. Öyle ha deyince olacak işer değil yani) Gelelim asıl konuya. Trabzonspor'un uzun zamandan beri kanal kurmak için hazırlık içerisinde olduğunu biliyorum. Show Tv Genel Müdürü Saner Ayar şu an Trabzonspor'da Başkan Yardımcısı olarak görev yapmakta. Türkiye'de bu işi en iyi bilen 10 adam varsa biri Saner Ayar'dır. Ne zaman ki Kanal D'nin karşısında Show Tv sıkıntılı bir dönem geçirse şapkadan tavşan çıkaran adam olmuştur kendisi. Bölüm başı 15.000 TL'ye "Yemekteyiz" yapar 13-14 rating toplar, Var mısın Yok musun? der 12-13 rating toplar. Kanal D'den çok daha düşük bütçelerle mucizeler yaratmaya devam eder. Trabzonspor kanalı kurma konusunda biraz geç kaldı. Saner Ayar gibi birinin varlığı dahi o işin doğru adımlar atılarak yapılacağının göstergesidir. Güzel rekabet yaşanır. Trabzonspor Tv'de inşaat firmalarının reklamlarından geçilmez artık. Emlak Tv kadar sektör için önemli bir kanal olur peşinen ifade edeyim. Trabzonspor Tv Türkiye'nin dört bir yanına dağılan taraftarı için önemlidir. Yurtdışı bağlantıları için önemlidir. İşi bu kadar iyi bilen bir yönetcinin varlığına rağmen de geç kalınmıştır.

18 Şubat 2009 Çarşamba

Maç Trafiğinin Organizasyonu (TFF)


TFF Fortis Türkiye Kupası yarı final kuralarını bugün çekti. Fenerbahçe Sivas'la, Beşiktaş Ankaraspor'la eşleşti. İlk maçlar 4 Mart tarihinde, 2. maçlar ise 22 Nisan tarihinde oynanacak. İlk dikkatimi çeken maçlar arasında 49 gün fark olmasıydı. 49 günde lifi atan iyileşir, form düşüklüğü yaşayan takım raya girer. Normal şartlarda arada sadece 28 Mart ve 1 Nisan tarihlerindeki İspanya maçları görünüyor. Çok da dert değil yani. İşi kaynağından öğrenmek için TFF'yi aradım. TFF'de bu işlerle Maç Planlama ve Organizasyon Bölümü ilgileniyor. Departman yetkilisi ile görüştüm. Bana verilen bilgi şudur. "Biz maç planlamasını sezon başı yapıyoruz. Tüm milli maçlar, milli takımların hazırlık maçları ve takımlarımızın Avrupa Kupası maç tarihlerini dikkate alıyoruz. Takımlarımız Avrupa'da finale kadar gidebilir diye planlama yapıyoruz." Bu açıdan bakıldığında TFF sonuna kadar haklı. Ama bir de şu açıdan bakmak gerek. İspanya maçlarının tarihleri belli. Yarı finale kalan 4 takımdan hiçbiri Avrupa'da devam etmiyor. Sadece Galatasaray devam. Burada bir maç tarihi değişikliği yapılamaz mı? Hiç fikstüre bakıp da acaba 4-18 Mart oynasalar haftasonu hangi maçlara denk geliyor diye bakmıyorum. Fakat 22 Nisan şampiyonluğun daha da civcivli olduğu bir zamana denk gelecek. Hepsinden öte 49 gün sonra yapılacak rövanş maçından nasıl bir konsantrasyon çıkar? Aaaa bizim rövanş maçı vardı gibi bir durum. Bu zaman diliminde hangi hesaplar değişir? Fener Sivas'ta karsız buzsuz zeminde maça çıkar mı? Çıkar. TFF planlamasını yılbaşında yapar yapmasına da küçük revizyonlar bazen faydalı olabilir.

17 Şubat 2009 Salı

En Güzel Tribün Tezahüratı


Yıllarca bu anı beklemişim. Recep İvedik olsam TV başında organizma oldum falan diye yazacağım burada..Öhö öhö...Daha öncede yazmıştım. İngiltere'de sokak futbolu mahallenin çimeni yemyeşil parklarında oynanıyor. Paris'in Eyfel Kulesi'nin dibindeki betonda oynayan gariplere üzülürsün. O çimlerde çift kalesi var, antremanı var vs vs. Ben gazozuna maçta dahi kendini yere atan bir adam görmedim. EPL'ye gelmeye hiç gerek yok. EPL'de Britanya dışından çok adam var. Sokakta dahi kendini yere atan adama karşı bir dışlama var. Bu kısa girizgahtan sonra konuyu "Gökhan Gökhan atan alır spor"a getireyim diyorum. Gökhan'a da kızamıyorum. Çünkü yanlış hatırlamıyorsam reklamda kale demir barlardan. Zamanında kurulmuş denize doğru. Fazla forvet yetişmiyordu herhalde o mahallede. Bu sebeple "ey Gökhan hadi o veletlerin kafa çalışmıyor sen neden kaleyi denize doğru kurduruyorsun" diyemiyorum. E malum Karadeniz. Dağlar da denize paralel. Çocukların yeri yurdu yoktur ki başka oynayacak. Bu sebeple Gökhan Ünal haklıdır bu konuda. Neye sardık yarabbim. Gelelim "en güzel tribün tezahüratı"na. 15 Şubat akşamı İnönü'de Gökhan Ünal'ın 1-0 öndeyken yerden kalkması biraz gecikince Beşiktaş tribünleri "ayağa kalkın erkek gibi oynayın" diye bir bağırdı. Gökhan o tezahürattan sonra bir daha yerde yattı mı orasını hatırlamıyorum ama bütün TSL futbolcularına daha anlamlı bir mesaj verilemezdi herhalde. Cem Yılmaz'ın dediği gibi ben buraya bırakayım üzerine alan alsın kıvamında bir özlü söz. Beşiktaş tribünleri İnönü'de Fener karşısında 1-0 önde olsa ve Fener de dalga dalga gelse. İbo da malum hareketlerine başlasa. İnönü "ayağa kalkın erkek gibi oynayın" diye bağırır mı? Youla'nın düşürülmesine "pozisyon penaltı Allah belanı versin" diye bağıranlar Deli İbrahim'e de "ayağa kalkın erkek gibi oynayın" diye bağırır bence. Hakemin işini kolaylaştıran, delikanlılığa dokunan, delikanlılığa bok sürdürmek istemeyenlerin alenen duyduğu, ve hepsinden öte benim duyduğum....Son zamanlarda TSL seyrederken hiç bu kadar mutlu olmamıştım. Ağzınıza sağlık.