26 Eylül 2008 Cuma

Platini'nin UEFA'sı


UEFA Kupasının ŞL altında ezilmesini bu saatten sonra engelleyemezsiniz ama kademeli olarak haddinden fazla ezilmesini engelleyebilirsiniz. UEFA'nın Lig Kupası kıvamına geldiğinin farkında olan UEFA isim logo değişikliği falan yaptı. 48 takımlı, gruplu, çift maçlı bir sistem. Zengini daha zengin fakiri daha fakir yaptıktan sonra UEFA Kupasını EUROPE LEAGUE yaparak tüm sorunlar çözülmüyor tabi ki. ŞL sistemine değil de formatına yakın bir uygulama. Başaran yaptığı araştırma da Zenith'in kupayı alarak UEFA'dan 4,9 milyon Euro kazandığını yazmıştı. Ekonomik olarak baktığında ha ŞL'de gruplara kalmışsın ha UEFA Kupasını almışsın bile değil. Babaların arpasını ne kadar kısacaksın Sn. Platini onun açıklamasını alalım ki yorum yapabilelim biz de. ŞL'de galibiyete 600.000 Euro verirken Europe League'de ne vereceksiniz? Karın tokluğuna mı oynayacak bu garipler. Yoksa yine büyüklere daha fazla arpa sağlamak için mi oynamaya devam edecekler kobay misali. Şu arpa dağılımını biraz daha adaletli hale getirdiğinizi rakamlarla açıklasanız diyorum. Bir de önerim olacak. ŞL'de İtalya'dan 4, İngiltere'den 4, İspanya'dan 4 takım var. Şu sisteme de bir el atsanız da bunlardan kupayı kaldıran ülke hariç ŞL'ye 3 takım yollasak. Ne olur? Ne kaybederiz?

Neşter Fener


Birşeyler kötü gidiyorsa ve siz büyük takımsanız erken teşhis ile ilaç tedavisi yaparak hastayı iyi etmeye çalışırsınız. Bu ilaç tedavisi Kazım-Burak ya da Selçuk-Josico değişikliği olabilir:))) Ama ilaç tedavisi de olsa öncelikle hastalığın ne olduğunu bilmek gerekir. Eğer hasta ilaç tedavisine cevap vermiyorsa neşteri kullanmak gerekebilir. Her başı ağrıyana aspirin verilmez ki. Milan ve Bayern en son örnekler olarak verilebilir. Bu 3 mağlubiyetin sorumlusu Deivid, Vederson ve Edu mudur? Değildir...Nereye vuracaksın o zaman neşteri? Siz kendi kendine narkoz verip ameliyat etmeyi başarabilen bir doktor biliyor musunuz? Ben bilmiyorum valla. Yoksa biliyor muyum? Yoksa bunu başarabilen doktor Fener yönetimi midir?

EPL & TSL 2


FlyingDutchman ve Neretva olarak konulara şöyle bir giriş yapmıştık. PL'de ezber zor bozuluyor. 4 takımın birbirleri arasında yaptığı maçlar genelde şampiyonu belirlemekte. 4'lü ligin puan durumu neredeyse aynı sıralama ile genel sıralamaya da sirayet etmekte. Biz de ise bu ezber daha fazla bozuluyor. Yukarıda istatistiklerde bahsettik. Geçelim bu faslı. Bahsetmiştik. Şimdi puan kayıplarına gelelim. 02-03 sezonundan 07-08 sezonuna kadar EPL'de (aradan geçen 6 sezonda) şampiyon takım 38 maçta ortalama 24,83 puan kaybetmekte. Yani 8,27 maç kaybetme hakkı var. Ya da keybetmeden 12,41 maçı berabere bitirme hakkı. Ya da şampiyon olmak için maç başına 2,34 puan yeterli oluyor diyelim. Bizdeki 6 sezonda TSL'nin Chelsea'si Beşiktaş. 85 rekor puan ve 19 kayıp puanla şampiyon. Chelsea'de 04-05'de 95 rekor puan ve 19 kayıp puanla şampiyon olmuştu. Bizde 6 sezonda şampiyon takım ortalama 23,16 puan kaybetmekte. Maç başı 2,31 puan sizi ortalamada şampiyon yapıyor. Şimdi...2. takım maç başına EPL'de 2,15 puan, TSL'de ise 2,16 puan ortalaması ile oynuyor. Neredeyse benzer ortalamalarla bu 6 seneyi tamamlıyoruz. Her iki ligin 1. ve 2. sıra ortalama puan kayıpları neredeyse eşit. Ama istatistikler diyor ki Fener-Galatasaray-Beşiktaş ve Trabzon 4'lüsü arasında ligi 3. ve 4. sırada tamamlayanlar (bazı seneler Fenerbahçe 5., Trabzon 5., Galatasaray 5. olarak genel ligi tamamlamıştır) EPL'deki 4'lüye oranla daha çabuk kopuyor. EPL'nin 3. sırasındaki takım için 1,98 puan gerekirken TSL'deki takım için 1,82 puan yeterli olabiliyor. EPL'deki 4.'lük için 1,72 puan yeterliyken bizde 1,60 puan ortalaması yeterli olabiliyor. Bu takımlardan beklenen şampiyonluk gelmeyince helva gibi dağılıyorlar ve tabiri yerindeyse bayır aşağı yuvarlanmaya başlıyorlar. Şampiyonlar Ligi'de 2. takıma gidince ha 3 ha 4...Toparlanamıyorlar bir daha. EPL'de 4 takım araya onu bunu sokmazken biz de bu 4'lünün arasına 02-03'de Gençler ve Antep, 03-04'te Antep, 07-08'de ise Sivas giriyor. TSL'de 1. ve 2. takımlar bu 6 sezonda birbirlerine ortalama 5,33 puan fark atıyorlar. EPL'de ise 7,33. BJK ligi domine ederken bile aradaki puan farkı GS ile 8 idi. Bir de son haftlalardaki derbiyi unutmamak gerkeir burada. 95 puanlı şampiyonlukta ise Chelsea Arsenal'e 12 puan fark yapmıştı. Biz de ilk 2 arasındaki rekabet EPL'ye göre daha sıkı gidiyor ama 3 ve 4 bizde daha çabuk kopuyor. Bu 6 sezonda bizde bir takım 70 puanla da şampiyon olabiliyor, 85 puanla da. EPL'de ise 95 ve 83 arası değişmekte. Fener 70 puanla şampiyon olurken "ama bu sene Anadolu takımları iyiydi o yüzden çok puan keybetti Fener" diyenlere şunu diyoruz. 1) FB 2) BJK 3) GS 4) TS. Eeee neredeler? Demek ki 4'ü de birbirinden kötü. Diğerleri onlardan da kötü. Ki 4. Trabzon'un puanı 52. Sivas'ın 73 puan topladığını hatırlatırız. Ya da Gençler'in 66. (Bu seneler Gençler'in UEFA'da birşeyler yaptığı zamanlar değil miydi?) Ya da Antep'in 57. EPL'nin bu 4 takımdan son 4 ŞL sezonunda 2 şampiyon, 2 finalist, 4 yarı finalist çıkardığını da hesaba katarsak bu yoğun tempoda zorun zoru başarılmış diyebiliriz.

Genç Yetenek


Bellinzona maçı malumunuz, 3-4 kazandı Galatasaray. Karşı takımda da bir Türk oyun kurucu, Gürkan Sermeter. Genç yetenek ilan ediliyor basınımızdaki bir köşe yazarı tarafından. Kullanılan ifadeyi önce aynen bi copy paste yapayım..

"Oooo bu
Gürkan da kim? Bellizona takımında Gürkan Sermeter isimli bir Türk aslanı izledim. Müthiş bir futbolcu olur bundan... Aklı olan acilen Türkiye’ye getirir... Ve iki yıl, belki de bir yıl sonra büyük paralara satabilir. Ben şimdiden yazayım da..."

Gürkan Sermeter Türk aslanıymış, aklı olan acilen Türkiye' ye getirirmiş. Şimdi hadi senin futbol zevkinin olmadığını anladık diyelim, ama gazetecisin sen okuyup araştırman da mı yok hiç? İki yıl sonra daha büyük paralara satacakmış alan kulüp. Peh! Sen bu adamın 34 yaşında olduğunun farkındamısın peki canım arkadaşım. Google bile parmağınızın ucunda artık, siz hala bir maçını izlediğiniz adam hakkında karambole yorum yapıyorsunuz. Sonra kahvede yükselir tabi Fener Gürkan Sermeteri alsın sesleri..

Haber

EPL & TSL


FlyingDutchman konuya benden önce çok güzel değinmiş. Ben de akşam okumuştum haberi. Aynı yıllar bakalım bizim ligde durum ne?

2002/03
TSL: BJK 85, GS 77, Gençler 66, Antep 57, FB 51, TS 51
4 büyük ligi: BJK 14, GS 9, FB 7, TS 3
2003/04
TSL: FB 76, TS 72, BJK 62, Antep 57, GS 54
4 büyük ligi: FB 14, BJK 9, GS 5, TS 4
2004/05
TSL: FB 80, TS 77, GS 76, BJK 69
4 büyük ligi: GS 10, BJK 10, FB 9, TS 6
2005/06
TSL: GS 83, FB 81, BJK 54, TS 52
4 büyük ligi: FB 14, GS 10, TS 5, BJK 4
2006/07
TSL: FB 70, BJK 61, GS 56, TS 52
4 büyük ligi: FB 14, TS 10, GS 6, BJK 4
2007/08
TSL: GS 79, FB 73, BJK 73, Sivas 73, TS 49
4 büyük ligi: FB 12, GS 12, BJK 9, TS 3

4 büyük liginde puanlar eşit olduğunda takımların birbirleri ile oynadığı maçlara göre sıralama belirlenmiştir.

Görüldüğü üzere 6 maçta 14 puandan daha fazla toplayan takım yok. İngiltere'de ise sadece Chelsea'nin 2005-2006 sezonunda 15 puanı var. Ezber bizde 2 kere bozulmuş. 2007-2008 sezonun da sayarasak 3. 2005-2006 sezonunda sen Fener olarak derbi maçlarda 14 puan topla ama 10 puan toplayan Galatasaray'a şampiyonluğu ver. (o sezonun günahı olmaz) Bizde zaman zaman araya sıkışan Antep'ler, Sivas'lar ve Gençler'ler (olmadı galiba) var. Buradan nasıl bir sonuç çıkar orasını sizlere bırakıyorum. Orada büyük maçları alarak şampiyon olursun ama burada olamazsın gibi bir anlamdan ötesine geçmemiz lazım. Şöyle geniş bir zaman bulduğumuzda ilgili liglerin puan kayıplarını da bir inceleyelim bakalım. O zaman bazı şeyler daha fazla netleşecektir.

25 Eylül 2008 Perşembe

Yazmasak olmaz 2


Carragher ve Gerard'ın küçüklüklerinde Goodison Park tribünlerine uğradıkları rivayet dilir. Keza Fowler'in. Bunların rivayet olduğunu kabul edelim. Ama Carrager'in UEFA sitesindeki sohbette "evet ama küçükkene" demişliği kayıtlara geçmiştir. Afadersiniz çok da umrundadır Kop tribünlerinin. Gerard'a ya da Carrager'a Everton'lu diyerek sırt çevirenin taraftarlığı ne kadar geçerlidir orası tartışılır tabi. Hep Emre dedik de bir de Fener taraftarındaki değişim boyutunu küçük bir örnekle irdeleyelim. Fatih Akyel Ocak ayında Fener'e gelmiş Mallorca'dan ve 16 Şubat 2002'deki Galatasaray maçına çıkmış. Haken Ali Aydın. Fener 1-o galip. Galatasaray'ın 4 kırmızı kartla bitirdiği, son dakikalarda neredeyse berabere bitecek maç. Johnson 0-1'i tarih edecek maç aslında. Hasan Gökhan Şaş'ın kendini kaybettiği ya da Fatih Akyel'in Bülent Korkmaz'a saldırdığı maç da diyebiliriz. Takımda Rapaiç var, Anderson var, sonradan Hain Revivo diye bağırılan Haim Revivo var. Tribünlere ilk kim çağrılıyor bu maçta dersiniz? Fatih Akyel. Normalde futbolcuları tribüne çağırma tezahüratları malumunuz. I love you Uche ile başlar, rap rap rapaiç ile devam eder Kadıköy'de. Haim Haim Haim Revivo falan o zamanlar. Fa tih Ak yel lay lara lay lara lay lara lay lay.....Böyle bir tezahürat belki var belki yok. Hatırlamıyorum. Fatih Akyel henüz beton olan maraton tribüne yaklaştığı gibi Fener seyircisi küfürü basar. Fatih'e değil ama Galatasary'a. Fatih Cimbom'un a........s.....Bu olay aynen böyle gelişmiştir. 6 sene sonra kombine sayısı 30.ooo küsur. Seyirci profili oldukça değişmiş durumda Kadıköy'de. Yazmasak olmaz dediğimiz yazıdaki 30.425 ile Fatih Akyel'i çağıran 30.425 arasında fark var. Hulasa, Emre 13 yaşına kadar mahalle aralarında Fener forması ile top oynamış olsa da -ki öyledir- Cim Bom'lu olmuştur. Şimdi de Fenerlidir. Aranızda o gün Fatih Akyel'e yukarıdaki gibi bağırıp şimdi Emre'ye bağırıp çağıranınız var mı? Belki var belki yok. Kadıköy'ü Kop yapmak istiyorsan topuna bak kardeşim Emre. Gerisi gelir.

Yazmasak olmaz


Fener-Gençler maçından sonra Emre Belözoğlu ile ilgili karalamıştık. Emre'nin doğuştan Fenerliyim açıklaması bir kriz iletişiminin iyi yönetilememesi aslında. Fener seyircisi Emre'yi kucaklamıyor. Futbolcu kötü oynadığı zaman nasıl olumsuz bir şekilde eleştiriliyorsa iyi oynadığı zaman olumlu eleştiri almak istiyor. Emre Gençler maçında en iyi maçını oynadı. Taraftar, Güüüzaaa ve Alex dese de malumunuz Emre adını pek ağzına almadı. Maça giden arkadaşlarımızdan da bunu teyit ettirdik ki yan basmayalım. Emre bu sürecin yaptığı açıklamalarla değil de sahada vereceği cevapla kendi lehine döneceğinin hala farkında değil. Kendini açıklama yapma gereğinde hissetmesinin sebebi bence budur. Özellikle Kadıköy'de kombinesi olan 30.425 seyirciye verilen bir mesaj. O 30.425 oldukça önemli çünkü. Zaten Aziz Yıldırım'ın da imzadan hemen sonra Fener taraftarına Emre ile ilgili verdiği mesaj bu kaygılardan ötürü. Emre'nin başarılı olmadan bunu değiştirmesi çok zor. Konuşarak Fener seyircisinin seni bağrına basmasını istiyorsan geç kalınmış bir açıklama. İmzayı atarken yapsaydın o zaman bu açıklamayı töbe töbe. Oldukça gereksiz. Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz felsefesi üzerinde daha fazla kafa patlatmasını kendisine salık veririz. İmzayı atarak ve konuşarak değil...Yapman gerekeni yaparak. Gerisi gelir.

St. James' Park


Amaç?


Newcastle'nin yeni managerinin Terry Venables olacağı konuşuluyor. Daha doğrusu konuşulması normal çünkü Venables görüştüğünü doğrulamış durumda. Kararını bildirecek bugün. Yani bugün Newcastle yeni managerine kavuşabilir. Spurs'a kaybettikleri maçta statta 20.577 kişi vardı. İngiltere'de Man United ve Arsenal'den sonra bir sezonda en fazla seyirci ortlamasına oynayan takım olan Newcastle'nin 20.577 kişisi maç kupa maçı olsa da bir "mesaj kaygısına son" değildir. 2007-2008 sezonunda 51.321 ortalama ziyaretçisi var St. James's Park'ın. 2007-2008 sezonunda da ligi bitirdikleri yer 12.'lik. Bu ne sevgi, bu ne ızdırap. 2003'te Leeds'i çalıştırdığından beri herhangi bir takım çalıştırmadı Veneblas. Amaç şudur..."Taraftar benim varlığımdan rahatsız. Bu kulübü bir an önce satmak durumundayım. Hatta hemen. Takımın başında şu an birileri olsun da kim olursa olsun çok da önemli değil. Eğer kulübü satamazsak aman düşmeyelim bu da bizim için yeterlidir. Alt tarafı yeni gelenlere enkaz devretmiş oluruz"Hadi bana eyvallah.

İstatistik


Sporting Gijon 4 maçta 19 gol yiyerek sonunculuğa demir attı. Real Madrid'den 7, Barcelona'dan 6, Sevilla'dan 4, Getafe'den 2 gol yediler. Ben böyle fikstüre ne diyeyim. Ama bu takım oynadığı her maçta gol atma başarısını gösterdi. 4 haftada 6 golü var. Hatta Villareal, Valencia, Almeria ile birlikte ligin en golcü 5. takımı şu an. 6 gol at ama gol dahi atamayan Malaga senin üzerinde olsun. Gel de defans yapma. Bu hafta içeride Villareal maçından alınacak puan birşeylerin başlangıcı olabilir. Ama asıl Villareal maçından sonra Sporting'in haftaları başlıyor. Mallorca, Osasuna, Deportivo ve Numancia. Sevilla ve Real maçlarında seyrettim Sporting'i. Pozitif oynamaya çalışan bir takım. Pozisyon buluyor takım, atıyor da...Neredeyse Sevilla'yı götürüyorlardı. Ama öyle kolay gol yiyor ki işte bu takımın dengesini alt üst ediyor. E zaten gol atana değil gol yemeyene puan veren bir sistem var dünya'da. Bak 6 tane atmışsın ortada puan yok. Elin Malaga'sının golü yok ama üzerinde. Defence, defence...Sporting'i 5 hafta sonra konuşalım derim.

Fırat İşbecer'le Verkaç dinlerken


Akşamları iş çıkışında Lig Radyo'da Fırat İşbecer'le verkaç dinliyorum. Hergün Kumburgaz-Fulya arası radyosuz çok zor. Ev ve iş arası 55 km. Sağolsun bizim blogdan bahsediyor bazen. Uefa maçlarının olduğu bir akşamdı galiba. Hayatında İddia oynamayan biri olarak dinliyorum. Alt diyor biri diğeri üst diyor. Hala da bilmiyorum ne olduklarını. Alt-üst?Üsküdar'dan bir arkadaş bağlandı. İddia bayisinin önündeymiş. Noter'de çalışmakta. "Feyenoord maçı öyle rahat kazanamaz banko oynamayın bu maçta sürpriz olur" dedi. Uzun zamandan beri takip etmekteymiş Kalmar'ı. Yahu Kalmar kim, oyun sistemi nedir, kimler oynuyor? Her İsveç takımı aynı mıdır? Ertesi gün bir baktım ki Kalmar galip. 0-1. Takımı takip ediyorum derken herhalde uydudan İsveç ligine çanağı çevirip takip etmiyor. Lig'deki durumu ve aldığı sonuçlar belirleyici oluyor. Biz boşuna mı yazıyoruz diye düşündüm. Bloga bir Kocaeli-Galatasaray maçının devre arasında ikinci yarı olacakları yazdık pazar günü, onda bile -az da olsa- acaba dedim kendi kendime. Epey telefon aldık sonra orası ayrı. Adam kağıt üzerinde olayı bitirmiş. Sağolun tutturdum diyor. Fırat diyor ki "E Man Utd-Villareal maçı?"Hani ben banko United demiştim demeye getiriyor. "Ben United'a oynamadım. Son haftalarda falan filan..." Bak...Körleme de değil. Sentez yapıyor adam.

Bağrına basmak


Allianz Arena'da Bremen'den 5 yedikten sonra 65.000 kişiye oynamak herhalde her takıma nasip olmaz. (muadil anlamda)Küçük bir barışma gibi oldu Nürnberg kupa maçı Bayern için. Klinsmann bu sefer Van Buyten, Lell ve Van Bommel'i yanına aldı. Büyük takımlarda işler yolunda gitmediği zaman neşter anında iniyor. Bunu Lazio karşısında Milan'da gördük. Dün akşam da devam etti bu zihniyet. Doğru giden aracın tekerine çomak sokarak daha hızlı gitmesini sağlamak...Bilmiyorum. Podolski'de oturdu Klinsmann'ın cibinliğinde. Zaten oturmaya alışık. 4'lünün yerinde Oddo, Ottl, Borowski ve Klose vardı sahada. Podolski 81'de Toni'nin yerine oyuna girdi. Borowski atmaya devam ediyor. Diğer skor Klose'den. Bayern 2-0 galip. Ama hepsinden önemlisi Euro 2008'de İtalya maçından beri sakat olan Ribery'ye kavuştu Bayern. 65'de Klose'nin yerine 2008-2009 sezonunun debut'unu yaptı. Bazen elindeki malzeme adamı kandırır. Bu malzemenin kötü olmasından değil beraber tadının kötü olmasından kaynaklanır. Van Buyten-Demichelis-Lucio 3'lüsünü hele hele Werder Bremen maçında denemek biraz fazla lüks oldu galiba. Lütfen Meira-Emre-Servet de denemeyin. 4-4-2 oynadı Bayern. Özüne döndü, Ribery'yi bağrına bastı...Neşter geldi..Hem oyunculara hem de sisteme...

24 Eylül 2008 Çarşamba

Carlos Luciano Da Silva


Ne Essien'miş. Chelsea onun yokluğunda rotasyonla nasıl daha az sorun yaşarım derdinde. Obi Mikel'i kaybetmemek için Scolari açıklamalarında dikkatli sözler sarfetmiş. "Bu 33'lük Mineiro'yu aldık. Aldık ama bi sor neden aldık. Bütün yük Obi Mikel'in üzerinde. Sil süpür falan. Yazık. Deco'nun da sakatlığının durumu hakkında bir bilgimiz yok. Mecbur kaldık. Bu Mineiro kim derseniz aynen Makalele'dir. 10 gün civarında reserve de oynar. Daha sonra bakacağız. Bana biraz seçenek sunacağı kesin" Mineiro 33 yaşında. Umrumda değil pek yaşı. Sadece Almanya tecrübesi var o da Hertha Berlin'le. Ondan önce de memleketinde. 25 kez Brezilya forması giymiş. Zamanında A. Wenger de ilgilenmiş kendisi ile. Hatta sezon başında. Ama Flamini ve Gilberto'nun gitmesine rağmen adam yerine koyup bu adamı almamış. Scolari denize düşen yılana sarılır hesabı sarıldı kendisine.

Güntekin Onay'ın bir yazısı


"Bizde çok beğenilen Beşiktaşlı Delgado orta saha oynuyor. Yani kendisinin modern futbolda yerine getirmesi gereken bir çok sorumlulukları var. Ancak bırakın forveti orta sahada oynayan bu oyuncu en son faulünü Beşiktaş'ın Galatasaray ile oynadığı 24'üncü hafta karşılaşmasında yapmış. O maçta 1 faul yapan Arjantinli yıldız, forma giymediği Sivasspor maçı haricindeki 6 maçta rakiplerine tek bir faul bile yapmadan maçları tamamlamış. Buradan bir yanlış anlaşılma çıkartan olmaz umarım. Rakiplerine tekme atsın, çeksin, itsin, vursun diye bekleyen yok... Ancak görünen o ki beyefendinin sahadaki mücadele ile, rakiple falan da hiç alakası yok. Futbol hızlanıyor, değişiyor..Süper yetenekler de koşuyor, savaşıyor...Peki değişimin farkında olup ayak uydurmaya çalışan var mı?" Güntekin Onay bu yazıyı NTVSpor'da 2 Haziran 2008 günü yazmış. Antep maçında Ertuğrul Sağlam Delgado'yu Uğur İnceman'la beraber oturtunca bu yazı geldi aklıma. İkinci yarının ortalarında Delgado oyuna girdi ve maçın 78. dakikasında faul yaptı. Şöyle kayarak. Demek ki Delgado'yu oturtunca değil Delgado faul yapınca bu yazı aklıma gelmiş. Girdiği gibi faul yaparak bütün istatistikleri yerle bir etti Delgado. Oturtmak gerekiyor bazen demek ki. Hele Antep, Kayseri, hatta sağlam bir Galatasaray'a karşı. Fener'e karşı oynayabilir sorun değil. Eskiden çok rahat konuşuyorduk bu konularda. Futbolu çok iyi bildiğimizi düşünerek sallayıp duruyorduk Delgado'ya, Alex'e. Delgado'nun benim futbol anlayışımda yeri yok diyorduk. Hala da yok ya neyse. Ama tut ki sen Ertuğrul Sağlam'sın. Şimdi işler değişmeye başladı. Bu adamların yeri senin futbol anlayışında yok ama Turkcell Super Lig anlayışında var. Kaldırıyor ki ne kaldırıyor. Üüüü, üüü. 3. turda UEFA'da elensen kim ne der sana? Hiçbirşey. Bu takımların bazen tabela değiştirmesi de gerekiyor. Hiçbir şey oynamasan da karşı takım çok güçsüz olsa da tabelanın değişmesi gerekli. Peki şimdi sana soruyorum Ertuğrul Sağlam? Yani size...Atar mısın, satar mısın?

Bakkaliye..


Futbol ekonomimizin sığlığı malumunuz. Geçenlerde bir şey dikkatimi çekti. PL'de hiçbir takımın göğüs reklamı aynı değil. Hepsi birbirinden farklı. Acaba her firma sadece tek bir takımın göğüs sponsoru olabilir diye bir kanun mu var İngiltere'de. Bilmiyorum ama inceleyelim. Arsenal Fly Emirates (Havayolları), Villa Acorns (Hizmet Sektörü, Çocuk Bakıcılığı), Blackburn Crowne Paints (Hizmet Sektörü, Dekorasyon), Bolton Reebok, Chelsea Samsung, Everton Chang, Fulham LG, Hull City Karoo (Şehrin İnternet Portalı), Liverpool Carlsberg, Man City Thomas Cook (Kargo), Man United AIG(Sigorta), Boro Garmin (Navigasyon Sistemleri), Newcastle Northern Rock (Banka), Porstmouth OKİ (Yazıcı), Stoke City Britannia(Finans), Sunderland Boyle Sports (Bahis), Tottenham Mansion(Bahis), WBA T Mobile(Komünikasyon), West Ham XL mağduru, Wigan JJB Sports(Spor Mağazası)...Göründüğü üzere her takımın göğüs sponsorları birbirlerinden farklı. Ortak co sponsorları yok mu? Var elbet. Bizdeki durum nedir diye bakarsak? 3 takımın göğsünde Avea, 10 takımın göğsünde ise Turkcell var. Kocaeli Tüpraş, Eskişehir Eti, Beşiktaş Cola Turka, Antalya Merdan Otel ve Belediye Kalpen. 13 takımın göğsünde GSM operatörü var. Turkcell ve Ülker desteğini çekse ne olur bilemiyorum valla Lig'den. Bizimki hem isim sponsoru hem de 10 takımın göğüs sponsoru. Vestel'in kaçışı malumunuz. Şu anda tamamen telekomünikasyon ağırlıklı göğüs reklamlarımız. İngiltere' de ise durum farklı, sponsorluklar farklı sektörlere dağılmış durumda. Bunun yanında takımlar da farklı firmalara dağılmış durumda. Ekonomide yayılabileceği en geniş alana ulaşmaya yakın bir noktada yani. Bunun faydası olabilir mi peki? Şu açıdan yararlı olduğu kesin; kaynakların verimli kullanımı. Tek bir sektöre abanmadan firmaların efektif bir şekilde kullanılması. Örneğin T- Mobile bizdeki Turkcell gibi bütün takımlara birden reklam verse, WBA hali hazırda elinde tuttuğu sponsorluk anlaşmasındaki kadar para alabilir mi? Bu noktada şu ihtimal geliyor bir de aklıma, kulüplerin birbirleriyle yaptığı anlaşmalar. İki tane bakkal olsun mesela, aynı fırından ekmek alıyorlar satmak için. Fırının da üretim kapasitesi sınırlı, 100 tane üretebiliyor en fazla, 50-50 veriyor iki bakkala. Bakkallar anlaşıyor ve diyor ki; " Kardeş ben A fırınından alayım sen de B fırınından al, daha fazla ekmek satıp daha çok kar edelim". Sen sağ ben selamet. Tabi bunu yapabilmek için çok tip fırının olacak ki diğer takımlar da onla anlaşabilsin, bütün takımlar fırıncı Turkcell' e kalmasın. Senin Akbank fırının futbola bulaşmıyor mesela, Aras Kargo 3 büyüğe reklam veremiyor. Ray Sigorta' nın Fenerbahçe' ye sponsor olacak bütçesi var mıdır? Barçın Spor Göztepe Süper Lig' de olsa ne kadar para verir, ya da vermek ister mi? Fırının çok olmayınca bakkalları da küstüremezsin tabi. Tek fırın var ve diyor ki " Ben sadece Beşiktaş fırınıyla çalışacam arkadaş, başkasını istemem!". Aziz Yıldırım yıkmaz mı ortalığı? Şayet federasyon gidip değişik fırınları sektöre çekmeye çalışırsa, o zaman Aziz Yıldırım da mutlu olur, Polat bakkaliyesi de. Esas sorun da şu aslında bu noktada, ligimizin marka değeri nedir ki fırınlar can atsın gelmek için?



Ya yazıyorsa


Bobo, hiçbir futbolcunun sözleşmesinde, “İlk 11’de oynar” diye yazmadığını belirtti, “Benimkinde de yazmıyor” dedi. Anelka'nın sözleşmesinde "sakat olmadığı sürece ilk 11'de oynar" diye bir madde var mıydı yok muydu diye soralım o zaman. Başlamadan biten bir transferin kesin kanıtıdır bu madde. Götürüsünün getirisinden fazla olduğu...Alınan parayla satılan paradan bahsetmiyoruz tabi burada. Fener iyi paraya sattı Bilal Oğlan'ı. Sen Semih'sin. Adamın sözleşmesinde de böyle bir madde var. Ne yaparsın? Zaten adamın gelmesinin yarattığı bir bunalım var. Bir de "ağzımla kartal tutsam top oynayamam" durumu var. Neden sadece kaça aldın kaça sattın analizleri yapıyorsunuz diye sorarım bu futbol ekonomistlerine...Fener Anelka'dan para kazanmış, zarar etmemiş...Ooooo oooo oooo ooo ooo pierre fan hydonk der geçer Fenerliler. Ee bu adam çok oturdu kulübede diyenlere de cevabımız canı istediği gibi takıldı olacaktır.

23 Eylül 2008 Salı

Atı Alan Üsküdar' ı Geçmiş


Mafya bonservisli Tevez' in hikayesi malumunuz. West Ham sonrası Manchester. 2007' de West Ham' da oynarken harikalar yaratmıştı son haftalarda, takım onun sayesinde kümede kaldı. Olan Sheffield' a oldu. Bu dönem öncesi West Ham transferde usulsüzlük nedeniyle 8 mio sterlin cezaya çarptırılmıştı. Usulsüzlük noktası ise bonservise üçüncü bir şahsın sahip olması, bu PL' de yasak. Cezadan sonra Tevez' in oynaması ile ilgili bir sorun olmadı, çok kritik 6 puan kazandırdı takımına. Sheffield yöneticileri de iddia ediyor ki; Tevez oynamasaydı West Ham en az 3 puan kaybederdi, biz de kümede kalırdık. Bu sebepten talep ettikleri tazminat 30 mio sterlin. 20 mio' su kaçan televizyon ve reklam yayın hakları için, 4 mio' su Jagielka' nın Everton' a olan transferinden doğan kayıp için. ( Jagielka' nın sözleşmesinde takım küme düşerse 4 mio' ya serbest kalır maddesi bulunuyor o zaman. Sheffield yöneticileri ise o dönemde oyuncunun gerçek değerinin 8 mio olduğunda ısrar ediyor.) Kalan kısım ise bilet satışlarındaki azalma vs. den kaynaklanıyor. Söylenilenlere göre FA' den bağımsız bir heyet haklı buluyor Sheffield' i. Atı alan Üsküdar' ı geçmiş dedik ama geri dönmesi çok da büyük sürpriz olmaz. Bana göre tazminatı ödemesi gereken Federasyondur bu noktada, oynama yasağı gelmemişse şayet, West Ham' da bir günah göremiyorum..

Ricardo'nun ardındakiler ve Edu'nun


Ricardo Carcalho 1-1,5 ay arası sahalardan uzak kalacak. United maçında sol dizinden sakatlandı. Essien'in durumu zaten malum. Deco da bir hafta civarı yok. ŞL maçına yetişirse ne ala. Herkes Essien'in yokluğunda Obi Mikel'in yetersizliğini konuşsa da Lampard, Deco, Ballack ve Obi Mikel bu yokluğu döne döne kapatmaya çalışacak. İngiltere'de konuşulan Carvalho'nun yokluğunda o eksiği kapatacak Alex'in Terry'nin doğru partneri olmadığı. Lorent Blanc ve Popescu bozması zekası futbol için fazla gelişmiş Carvalho'nun yokluğunun (bu tanımlamalarım hepsi kendisini övmek için ifade edilmiştir) Portsmouth, Stoke City, Cluj, Villa ve Boro maçlarına denk gelmesi nispeten iyidir. Takım daha sonra Roma ve Liverpool deplasmanlarına gidiyor. Alex ve Terry'nin varlığı Chelsea orta sahasının bal için daha fazla çiçek gezmesine sebep olabilir. O balı ağızlarına çalıyordu Carvalho. Alex kötü defans oyuncusudur demiyoruz tabi ki. Şunu diyoruz hatta. Carvalho sakatlanacağına bu dönemde Terry sakatlansa daha iyiydi Chelsea için. Sonunda doğru yapıyı kurduk şükürler olsun. Bir de elinde Branislav Ivanoviç var Scolari'nin ama şimdiye kadar yüzüne fazla bakmadı. 9 milyonluk adamı bir "debut" yapın yahu. Bir kere 18'e alındı o kadar şimdiye kadar. Bu bölgenin genelde 2 kişilik düşünülmesi gerekliliği sıkıntıyı yaratan. Önemli olan Carvalho'nun alternatifini yaratmak değil. Bu dönemi sıkıntısız bir şekilde atlatabilmek. Chelsea'de de var bu sorun, United'te de...Al Metzelder. Buyur seyret beyfendiyi Real'de. Casillas ikisini çıkarırsa ne mutlu. Cannavaro ve Pepe haftaya geliyor zati diye düşünüyor topları çıkarırken. Fener'de bu sıkıntının olması gayet normal. Aynı Carvalho örneğinde olduğu gibi bir örnek vereceğim. Edu yerine Lugano sakatlansaydı bu dönemde belki Fener Edu-Yasin-Önder-Can ikilisinin rotasyonunu daha sağlıklı yapabilirdi. Böyle olsaydı şöyle olsaydı. Uzatmasan artık...

Standartlar ve Emre Tilev


Sahadaki çizgilerin tamamının genişlikleri eşit olmalı ve 12 cm'den fazla olmamalıdır. Korner direği 1,5 metreden kısa olmamalıdır. Kural öyle der. Emre Tilev'in 7,32-2,44 sevdasına yazdım bunları. Top çizgide kalıyor, geçmiyor, geçmiyor... O 12 cm'yi geçmiyor desin bazen. Tevez "bu korner bayrağından sadece 18 cm uzun" da güzel olur mesela. Ya da "12 cm çapındaki direğe topu nişanladı" desin bazen... Öğrendik artık 7,32-2,44'ü. Yeni birşeyler söylemek lazım.

Mangal ve külleri 2


Dün PL'de oynayan ve PL'de managerlik yapan ilk siyahi oyuncunun Paul Ince olduğundan bahsetmiştik. Sene 2008. Dün yazımızın sonunu yönetilenler ve yönetenler olarak tamamlamıştık. Four Four Two dergisinin Eylül sayısında da ırkçılıkla ilgili güzel bir yazı var. Burak Cop imzalı. İngiltere A Milli Takımı'nda forma giyen ilk siyah We are the best Nottingham Forest'li Viv Anderson. Sene 1978. 20 yıl olmuş daha. Efane N. Forest'in efsane manageri Brian Clough'un sağ beki. Daha sonra ver elini Arsenal. 86 Meksika elemelerinde ilk golünü atıyor Viv Anderson İngiltere adına. Yer İnönü. Skor 0-8. 87'de Alex Ferguson'un ilk transferi. 3 yıl United sonra S. Wednesday ve Boro'da final. 97 yılında N. Forest tarihinin gelmiş geçmiş en iyi 11'inin seçilmesi için yapılan ankette oyların %96'sını alarak en iyi sağ bek. Ince gibi o da bir ilk. Viv Anderson. 20 senede ne çok değişmiş değil mi? 2028'de bakalım kaç tane Paul Ince sayabileceğiz PL'de takımının başında. Belki 3 belki...

22 Eylül 2008 Pazartesi

Hasret


Çıkın oynayın


Öncelikle Kanal A'dan gelen açıklamayı yazalım. Kanal A'nın Saran'la yaptığı anlaşmada gereği Fransa Ligi maçlarını uydudan şifresiz yayınlayabildiğini iletti. İzin dahilindeymiş. O zaman NTV'ninkiler neden izin dahilinde değil de uyduda Mc Gyver'cilik oynuyorlar orasını hala bilemiyorum. Çarşamba 21:45'te Kanal A'da Newcastle-Spurs maçı var. Carling Cup maçı. PL'de 5 hafta sonucu Spurs sonuncu Newcastle ise sondan ikinci. İki "olmayınca olmuyor, yıllar geçiyor olmuyor" takımı sahaya çıkıyor. Kupa falan hikaye. Düzlüğe çıkmak için bir şans. Her ikisi için de. Taktik falan hikaye bu maçta diyeceğim diyemiyorum. Biz de bunu dersek, kapatalım blogu. Egemen'in kulaklarını çınlatacağım. Telegol'de konu Carlo Ancoletti ve Terim. Samet Aybaba ikisinin arasındaki farkı net bir şekilde ortaya koyuyormuş. "Terim taktiğe çok önem veren bir hoca. Ancoletti ise daha çok çıkın oynayın tarzı" Ha? Milan ha ora. A C M I L AN. Milan ve çıkın oynayın. Kaka çık oyna oğlum. Gol at. Abbiati sen de topu tut lan. Ha zaten hepiniz neredeyse 4-5 seneden beri buradasınız, e ben de buradayım. Ne taktiği bizi bilen bilir...Çıkın oynayın tarzı...

Mangal ve külleri...


Bugün Eto'o en sevdiğim film "Philadelphia " diyor, Çarşı ise "hepimiz Etoo'o'yuz". Patrick Ewing kendisine atılan muzlardan sakatlanmamayı başararak basketbol hayatını tamamladı. Buradan hangi örnekleri versek de yazımızı renklendirebilesek diye bir amacımız yok. O renklendirme çalışmaları bizim insanlığımızı çalarak bizi 10 metre ofsayta düşürmüş durumda. Telefon kulübesinde çalım yemeyi tercih ederdim. Ya da Baki Mercimek'ten beşlik. Siyah, beyaz ve sarının anlamına bu açıdan hiç yaklaşmayacağım. Anlam yüklemeye çalışanı da tanımayacağım. John Barnes mi desem Sol Campbell'mi? Hırvatistan'a 3 gol atan Walcott'mu? Ince'mi yoksa Heskey'mi? Rio ve Les Ferdinandlar mı? Des Walker mı yoksa...Örnekleri siz çoğaltın ben yazayım. Hepsinin milli formayı terletmişliği var. Dahaları var. Lafı nereye mi getireceğim? Paul Ince PL'de oynayan PL tarihinin ilk siyahi manageri. Mangal ve külleri. Atarken, tutarken. Bırakmazken. Yöneten ve yönetilen.