19 Ekim 2008 Pazar

Bursa-Eskişehir dostluğunun hikayesi

Anadolu ihtilalinin mantığı diyerek mi başlasak sözlerimize yoksa Trabzon’dan önce bu şansı yakalayıp da kullanamayan iki şehrin hikayesi mi. Dedik ya daha önce bu haftanın maçı Galatasaray-Trabzon maçı değil bize göre. Kendilerinin deyimiyle "Kahpe Bizans"a karşı direnişin ilk kaleleriydi onlar. Trabzon Trabzon olmadan önce. Bursa ve Eskişehir. Ve bu iki şehrin şimdi tebessümle hatırlanan ebedi dostluklarına uzanan uzun yol. Amigo Yaşar’ın dediği gibi “kavga olmadan muhabbet olmuyordu be”. Ya da Fethi Kaptan’ın dediği gibi “o olaylar olmasaydı bu dostluk belki de kurulmazdı”. Bu dostluğun etkileyici bir de öyküsü var. Ondan bahsetmek istedim size. Haftanın anlam ve önemine de uygun oldu. Cuk oldu. İlk olarak 4-5 sene önce Olay Tv’de seyretmiştim. E tabi yıllar sonra Bursa ve Eskişehir ilk kez karşılaştıkları zaman bu yayın kaydını Olay Tv’nin arşivinden çıkartmamak olmazdı. Ellerine sağlık Ersel kardeşim. Sağ ol, var ol. Gelelim hikayeye. Kurban bayramı. 3 Nisan 1966. Ama biraz öncesine gitmek gerekli. 59 yılı. Türkiye Ligi’ne artık İstanbul-Ankara-İzmir yetmemekte ve il sayısını arttırmak için Başkan Apak çalışmalar yapmaktadır. Bu çalışmalar doğrultusunda Federasyon Başkanı Bursa’ya gider. Acar İdman Yurdu, Akın Spor, Muradiye’nin Çelik Spor’u, Pınar Spor ve İstiklal Spor birleşerek 5 yıldızlı Bursaspor kurulur. 50.000 liralık temin da bir şekilde halledilir. 1 Haziran 1963 tarihinde Uludağ’ın beyazı ve ovanın yeşilinden renklerini alan Bursaspor kurulur. Ersel’li, Vedat Okyar’lu ve Mustafa Altıntaş’lı Bursaspor, şampiyonluğu 1. Lig tecrübesi olan Vefa’ya kaptırır ve 1.lige çıkma umutları önümüzdeki seneye kalır. Eskişehir’de ise genelde İktisadi ve Ticari Bilimler Akademisi öğrencilerinden oluşan Akademi Spor üniversiteler arasında önüne geleni deviriyordur. Hatta Ege Üniversitesi'ne bir maçta Fethi Heper 6 tane salladıktan sonra dönemin Federasyon Başkanı Dr. Burhanettin Türker “yahu siz neden 2.ligde oynamıyorsunuz?”der. Ve İzmir dönüşü İdman Yurdu, Esnaf Spor ve Akademi Spor’un birleşmesi sonucu 3 yıldızlı Eskişehirspor kurulur. Flamadaki 3 yıldız bu takımları simgelemektedir. Akademi gençleri zaten dönemin Türkiye şampiyonudur. Renkler ise o dönemin Avrupa Şampiyonu Nantes ve Federasyonun Gençlerbirliği başkanlığı da yapmış başkanı Orhan Apak’a jestidir. (Nantes'in renkleri? İki kere dinledim Nantes diyor. Demek ki o zaman kırmızı siyahmış) 65-66 sezonunda Federasyon 2.ligi kırmızı grup ve beyaz grup olarak ikiye ayırmıştır. 4’er takımlı. Bursa ve Eskişehir aynı gruptadır. Beyaz Grupta. Eskişehir’in 2.ligdeki ilk yılıdır. Bursa ise 1.lig hasreti ile yanıp tutuşmaktadır. Eskişehir kayıpsız yoluna devam etmekte Bursa ise 1 mağlubiyet ve 1 beraberlikle yoluna devam etmeye çalışmaktadır. Ve Bursa Sakarya’da Müfit’in golüyle 1 puanı kurtarır ve Bursa’daki Bursa-Eskişehir maçı gelir çataaaar. Eskişehir’in binlerce bilet talebi olur. Tabi Bursa bunu kabul etmez. Özellikle maçın bayramın birinci gününe denk gelmesi maça olan ilgiyi daha da fazla arttırmıştır. Eskişehirspor’a Bursa’daki otellerde yer olmadığı söylenir. Fethi Heper bunu “oteller cam ve çerçeveleri inecek diye korktu” sözleriyle açıklar. Devam eder Heper “Mudanya’da bir otelde kaldık. Altında atların olduğu, tuvaletinin dışarıda olduğu, duşunun pek de olmadığı bir otel. Cumartesi iki sandalla denize açıldık. Moral gezisi. 3. bir sandal geldi yanımıza ha bire su atıyor kavalarla. Kıyıya vardığımızda sırıl sıklam olmuştuk. Pazar maça giderken ise otobüste çıt çıkmıyordu. Fırtına öncesi sessizlik gibiydi. Bursa’ya vardığımızda şehir süslenmişti. Bayraklar, flamalar. Bursa tezahüratlarla inliyordu.”İsmail Arca ise şöyle devam ediyordu” Cehennemi andırıyordu. Isınırken birbirimize sesimizi duyuramıyorduk. Birbirimizi duyamıyorduk.” Bursa maça sorunlu başlamıştı. Rahmi Okyar yeni transfer Atilla’ya yer bulmak için Müfit’e “sen bugün sol bek oynayacaksın” demişti. Buna Müfit’in cevabı “o sol bek oynasın” oluyordu. Rahmi Okyar’ın Müfit’e cevabı ise netti. “O zaman sen oynama”. Ersel sakattı. İstanbul’da tedavi görüyordu. Perşembe günü geldi ve idmana çıktı. Rahmi Okyar “kendini nasıl hissediyordun” diye sordu Ersel’e. Ersel’in verdiği cevaplar neticesinde de “bir yarı oynayacaksan hiç oynama” dedi. Ersel ve Müfit tribüne gönderildi. Eskişehir ise tabiri caizse “zımba gibi” hazırdı maça. Ne olduysa maç başlamadan önce oldu. Bir Eskişehir taraftarı yeşil beyaza boyadığı bir kovayı statta dolaştırmaya başladı. Kapalı tribünün önünde de eliyle deldi. Bu hareket olayların da başlamasına neden oldu. Kovayı dolaştıran arkadaş odunu yedi ve Eskişehir taraftarının üzerine yağmur gibi taş inmeye başladı. Neyse ki olaylar biraz yatıştı ve maç başladı. Bursalı olan ama Eskişehir’de okuduğu için Eskişehir’de oynayan Hasan Bora’nın Fethi’ye asisti sonucu Eskişehir 17. saniyede öne geçti. İlk yarı böyle bitti. İkinci yarı maç 3-0 oldu ve akabinde 3-1 maç sonucuydu. Maç bitti ama özellikle 3.golden sonra 1. lig hayalleri mucizelere kalan Bursalı taraftarlar Es Es taraftarına yağmur gibi taş atmaya başladı. Polis yetersiz kaldı. Olaylar stadın dışında da devam etti. Kendisine “Amigo Yaşar biz ölürüz” pankartı açılan Yaşar olayları şöyle açıklıyordu. “Bana engel ol deniyordu ama neyi engelleyecen yahu istiklal harbi gibiydi.” Dışarıda kimin Bursalı kimin Es Es’li olduğunu anlamak için Bursalılar yakaladıklarına şehrin semtlerinin hangi yönde olduğunu soruyor bilemeyeni sopalıyorlardı. Jandarmanın oradaki dereye bir çok Es Es’li atıldı .SSK’da 38 yaralı vardı. Amigo Yaşar sözünün arasına şu cümleleri sıkıştırdı “Onlara hak ettikleri cezayı fazlasıyla verdik”. Fethi Heper maç sonunu şöyle anlatıyor. “Tam 5 saat mahsır kaldık statta. Bütün her yer cam kırığı içindeydi. 8.30’da Yalova üzerinden Eskişehir’e yola çıktık. Mudanya yolunda Bursalılar yolumuzu bir benzinlikte kesti. Bizden biri tabanca çekti ve yola devam ettik. Bizi istasyon Caddesi’nin girişinde taraftarlar karşıladı. 150 metreyi bir buçuk saatte gidebildik. Neyse oturduk akşam bir yere, ben de bir bira içiyorum. Abim geldi. Sen ölmüşsün dedi. Seni anneme götüreceğim, seni görsün ondan sonra ne yaparsan yap.” Olaylar Eskişehir’e öyle bir ulaşmıştı ki ölenlerin olduğu söyleniyordu. 3 ölü var söylentileri Eskişehir’i ayağa kaldırmıştı. Şehirde ne kadar Bursa kebapçısı varsa hepsinin camı çerçevesi inmişti. Mustafa Kemal Keskin adındaki bir Avukat da Eskişehir’de mola vermişti. Olan adamın Emek Oteli’nin önündeki Mercedes’ine oldu. Polis kontrolünde olmasına rağmen Mercedes Porsuk’a atıldı. Mercedes 16 plakalıydı. Bursa plakalı araçlar Eskişehir’den Eskişehir plakalı araçlarda Bursa’dan geçemiyordu. Ama bunun da bir yolu bulunmuştu. Fethi Heper bunu Türk zekasına bağlamıştı. “ Biz Bursa’dan geçerken 26’nın 2’sini 1, Bursalılar Eskişehir’den geçerken 16’nın 1’ini 2 yapıyordu”. 29 Mayıs 1966’da maç bu sefer Eskişehir’deydi. Bursalı taraftar tabi ki yoktu. Zaten maç ertelenene ertelenene bu günlere gelmişti.Es Es şampiyonluğa koşuyordu. Gazetelerin başlıkları ise şu şekildeydi. “Türk futbolu Eskişehir’de imtihan veriyor.” O maçı Ersel Altıparmak şöyle anlatıyor “Şehir bomboştu. İnsanların camlardan bile bakmalarına izin verilmiyordu. Yollara ise Eskişehirliler şöyle yazmışlardı “Maçtan sonra öldüreceğiz”. Maç 0-0 sona erdi. Maçta çok kötü bir gol kaçırdım. Maçtan sonra herkes dedi ki iyi ki o golü atmamışsın. Bizi staddan taksilerle kaçırdılar. Taksiler taşlandı ve kafası yarılan oldu” Lig bittiğinde 21 puanlı Altınordu ve Eskişehir 1. lige 19 puanlı Bursa ise 2. lige devam ediyordu. Daha sonra Bursa da 1.lige çıktı ve iki takım bu sefer 1.ligde buluştu. Dostluk köprüsünün kurulması için atılan adımları Fethi Heper şöyle anlatıyor. “Gemlik’te bir dostluk maçı oynamaya karar verdik. Başkanlar yok, taraftar yok. Sadece biz varız. Bursa’nın kaptanı Mesut’a dedim ki o gün “bu maç berabere bitecek” Mesut da tamam kaptan dedi ve maç 7-7 ya da 8-8 berabere bitti. 67-68 sezonunda iki kulübün yöneticileri bir araya geldi. 2 ayrı şehirde birer dostluk maçı oynanmasına karar verildi ve o maçların anısına mendiller bastırıldı. Kara bulutlar dağılmıştı. Fethi Heper belgesel kıvamındaki programın bir yerinde şöyle der “ Eğitimli adamla çalışmak kolaydı. Söyleneni bir seferde anlıyordu 10 kere tekrar etmek durumunda kalmıyorduk. Ve tabi takımın Akademi Gençlik de beraber oynaması da bir diğer avantajımızdı. Amigo Yaşar, Eskişehir amigosu Yaşar’ı anlata anlata bitiremiyordu. Hatta Bursalı Müfit maçı bırakıp onu seyrediyorduk diyordu. “Kırmızı Şimşek hey hey hey” deyince Orhan dönüp seyretmeye başlıyorduk. Ve kaydın içindeki en can alıcı sözlerden birini yine Prof. Dr. Fethi Heper söylüyordu “Biz o sene elimizden geleni fazlasıyla yaptık. Eğer yöneticiler ağırlıklarını koyabilseydi Eskişehir şampiyon olabilirdi” sözlerinden söylemek istemediği ama aslında çok şey söylediği sözleri cımbızla aldık Fethi Kaptanın. Kim bilir belki de Ersel’li Bursa konuşulduğu gibi o sene Es Es’e yatsaydı ve maç berabere bitmeseydi…Bursalıların yatmadığını anlamıştı Eskişehirliler ama dakika 70 olmuştu bile:)) 70-71 sezonunda kupa finalinde karşılaştı 2 takım. Bursa’daki ilk maçı Bursa 1-0 kazandı. İkinci maçı Es Es 2-0 aldı ve kupayı Es Es kazandı. Bursalı Sinan Bür o günleri şöyle yad eder “O kupayı kazanamamanın ezikliğini sürekli hissettik”. İktisat Profesörü Fethi Heper şöyle der “O zamandan bugüne iki şehrinde ekonomisi çok çok ileride. İleriye de gidiyor. Ama her iki şehirde de futbol geriye gidiyor.” Sözlerimize Amigo Yaşar’la devam edelim. “Yeşil Beyaz formamız açar, Bursasporluyuz yıkılsa cihan, Bursasporluyuz yıkılsa cihan, Güm bom güm bom güm bom güm bom şutlar çekeriz, Hasım kalesini deler geçeriz.” Ve şöyle bitirelim. Ersel Olcay kardeşim sana bir kez daha teşekkür ederim. Bursa ve Eskişehir'e de derim ki "Bizansa karşı yürüyedurun".

18 Ekim 2008 Cumartesi

Fenerbahçe yedek kulübesi


Ve Volkan Babacan

Özlü sözler

Analiz etmek tercüme yapıp, kesip yapıştırmak değildir. Analiz etmek "çözümlemek"tir. Anlamı ve niteliği anlaşılamayan bir konuyu açıkladıktan sonra sonuca bağlamak, tahlil etmek, analiz etmek'tir. Anlamını açıklamak için TDK'dan kopyala yapıştır yapılmıştır.

Şortlara reklam


Bu sene TSL'de bir ilk gerçekleşti ve TFF'nin izniyle şortlara reklam alınmaya başlandı. Bunun ilk uygulayıcısı da Antalyaspor oldu. Takipçisi Kocaelispor. Ben reklam vereceğim de Kocaelisporlu futbolcular formalar fora gezecek. Var mı böyle bir şey ya. Semavi ve Taner Gülleri'nin formalar şortların dışında. E o zaman ben neden şorta reklam verdim ki. Sanki "abi şortun kıçında reklam mı olur" bari biz kapatalım da rezil olmayalım der gibi Kocaelili futbolcular. Al bir komedi daha. Batıyor bana...Yazmasam olmaz, yazsam maç bitiyor. O yüzden ne yapacaksın? Bizim ülkede şorta değil formanın arkasındaki numaranın altına alacaksın reklamı...

Dakikalar geçmiyor ki


Dakikalar geçmiyor ki güler misin ağlar mısın serimize yeni bir kahraman eklenmesin değerli blog okuyucuları. Semavi. Uğur Boral kendini yere bırakır ama kart ağırdır. Semavi hakemden kart ister. Hakem de hay hay der ve Semavi'ye kartı gösterir. Eğlencelik olmaya başladı

Tam da bunu demek istedik


Kocaeli-Fener maçının devre arası. Tam da bunu demek istemiştik. İlk yarı 4 sarı kart var. İlk 2'si tam evlere şenlik. Korner kullanılıyor. Tolga Seyhan ve Lugano birbirini çekip duruyor. Hakem uyarıyor. Sonra yine devam ediyorlar ve hakem karşılıklı kartları çekiyor. Güler misin ağlar mısın? Hakem bu akşam 2 defans oyuncusu Pepe ve Ujfalusi'yi uyaracak benzer şekilde... sonra devam edecekler ve karşılıklı kartı yiyecekler. Shuster kafayı koymasa Aguirre kafayı koyar birine. Sonra Alex'in kartı...İtiraz. Semih'in tamamdır. Sarı kartın ağa babası. Bunu demek istiyoruz işte. Şimdi bekliyorum ki aynı pozisyondan Bülent Yıldırım ikisini de atsın. İkisi de rahatlasın. Bu kadar basit mi bu iş yahu?

Toplam Kalite


EPL’de şimdiye kadar 7 haftada 138 maç oynanmış. 10 kırmızı, 189 sarı kart var. 0,072 kırmızı 1,3695 sarı maç başı ortalamaları. TSL’de ise şimdiye kadar oynanan maç sayısı 108. Tam 22 kırmızı, 211 de sarı kart var. 0,2037 kırmızı,1,9537 sarı maç başı. Geçen 6 haftada kırmızı kart görmeyen takım sayımız sadece 5. Hatta Antalya 6 haftada 22 sarı kart görmeyi başarmış. Belediye, Antep ve Ankaragücü’nün kırmızılarını topladığın zaman zaten 9 yapıyor. Adamların liginde şu an 10 kırmızı var. Geçen sezonu TSL 59 kırmızı ve 1390 sarı ile kapatmış. Geçen sezon 59 kırmızı var, bu sezonun ilk 6 haftasında ise 22. Böyle gidersek 124’leri 125’leri buluruz. Sarı kartlarda ise düşme var. Geçen sezonun ilk 6 haftasında 10 kırmızı 290 sarı kart varmış. Şimdi ise sırasıyla 22 ve 211’deyiz. Sarı azalıyor, kırmızı artıyor. Yine geçen sezonun sarı kartlarına bakarsa 1390 sarı kartın 232’si itiraz. 77’si ise oyunu geciktirme. Çakallık girişimleri diyelim. Birileri de profesyonellik der başka bir posta konu olur. 10’u ise baraj metrajında hakemle anlaşamamaktan. Bunlardan biri de gidiyor istatistik hanesine “oyun kurallarını ikinci kez ihlal ederse” diye işleniyor. Açılmadın ya da itiraz ettin sonra ikili mücadeleden şut. Hep eninde sonunda “toplam kaliteden” söz ediyoruz ya sürekli yine maalesef aynı noktaya geliyoruz. Sadece EPL tabi ki kıstas değil. Ama sarı kartların %25’e yakını “ikili mücadeleden" değil. Hakemlerimiz ise tam FIFA’cı. Talimat neyi gerektiyorsa anında uygulamaktalar. EPL’de adamların ortaya masaya koyup hakemle pozisyonu tartışmadıkları kalıyor bir tek. Ayaküstü oluyor yani masada değil. Hakem sarı kart gösterecekse bir gazını alıyor futbolcunun, açıklamasını yapıyor daha sonra da nazik bir şekilde çekiyor kartını. Biz de ise adama potansiyel kırmızı kart görecek adam gibi yaklaşılıp ağzının içine carrrttttttt diye sokuluyor o kart. Futbolcu bu sefer daha da fazla agresifleşiyor. EPL’de FIFA’ya bağlıysa orada FIFA’nın kuralları daha farklı herhalde. Kolay kart görüyoruz hem de çok kolay. İnanın ikili mücadelelerden dolayı görülen kartları bir tarafa koyuyorum. Hadi başım üstüne. Ama hala bir adam gol atıp formasını çıkarıyorsa, ya da hekeme gözlük yapıyorsa ya da yan hakeme “akıllı ol” diyorsa işini gücünü bırakıp başka yerleri çalışıyordur. Hakemlerimize gelirsek. İtiraz kısımlarını bir kenara koyarsak. Bazı ikili mücadele pozisyonlarında o kadar basit kartlar çıkarıyorlar ki futbolcu 15. dakikadan sonra sahada etliye sütlüye karışmıyor ya da karışamıyor. Diyoruz ya sürekli “toplam kalite”, dediğimiz yere dönüp geliyoruz bir nevi. Bu kadar kartla, hangi oyun kalitesinden bahsedeceğiz? Artık biz de şu kartlara ceza olayını oturup adamakıllı konuşmamız lazım. Adamlar birbirini çekiyor, yani kasıtlı bir sertlik yok. Pozisyon da hafif. İkisine de sarı. Sen ve sen. Sonra o adamlardan performans bekle. Bak gene toplam kaliteye döndük geldik. Ne sadece futbolcuya ne de sadece hakemlere yükleyebiliriz bu sorumluluğu. Bu kadar kartla da futbolu daha az konuşmaya devam ederiz. Futbol yoksa sahada ne konuşacaksın ki?

17 Ekim 2008 Cuma

Paçalı don istemiyoruz







Şu formalara inaılmaz derecede takmış durumdayım. Geçmişe duyduğumuz özlem aslında geri gittiğimizden değil, saflığımızı ve temizliğimizi kaybetmemizden. Kaybolan saflığımızı arıyoruz bir nevi. Bu "maddecilik"e o kadar sıkı sıkı bağlıyız ki özlemini duyduğumuz "maneviyat" bize her zaman çok ama çok uzak olacak bundan sonra. Efsane formaları satışa çıkarmak bile bir yerde o duygularımızın sömürülmesi değil mi? Formalar aynı ama zamanın saflığı çok uzaklarda. Geçelim bunları. Adidas'ın, Puma'nın, Nike'nin geçmişi pazarlayarak 2000'li yıllara nasıl tutunduğunu tüm modellerinden görebilirsiniz. Yoksa bu devirde küçükken hergün parlattığım Stan Smith'leri kim giyerdi. Bunu giyeceksin dediler ve giydik. Onları giyerken bile aslında dayatılanın farkında mıyız acaba? Bu fotoğrafları neden seçtim biliyor musunuz? Nostaljinin neresinde durduğumuzu görebilmek için. Hala futbolcuları sahada bir basketbolcu ya da boksör şortuyla görmekten inanılmaz derecede rahatsız oluyorum. Bazı futbolcuların diz kapakları dahi görünmüyor. Palyaço gibi. Hadi devir değişiyor. 1.85'in altındaki defans oyuncularına burun kıvırılıyor. Kötü mü duruyor Van Baten'de yukarıda. Az kısaltın şu şortları. Şort değil paçalı don sanki. Üstü kaval, altı şişhane. Yakışmıyor topçu adama. Hadi bu kadar da kısa olmasın ama paçalı don kıvamına da sokmayın.

TED-Fıratpen Tenis Turnuvası


Turnuvadaki tüm maçlar ücretsiz olup program aşağıdaki gibidir efendim. Final maçı sonrası sucuk-köfte ziyafeti verilmektedir. Maçlar, Tarabya TED'te olup daha fazla bilgi almak isteyenler 0 212 262 90 80 numaralı telefondan Nermin Hanım'a ulaşabilirler. Turnucayı 9 sene boyunca teklerde ülkemize kazandıramamış olmamıza rağmen bu sene İpek ya da Pemra'dan kupayı bekliyoruz. Maçlara da bekliyoruz. Aşağıda yazılı ama detay geçelim ki maçlar kapalıkortta...


Türkiye’nin 25.000 $ ödüllü bayanlar kapalıkort tenis turnuvası olan “9. TED-FIRATPEN Cumhuriyet Kızları Uluslararası Tenis Turnuvası”, 27 Ekim - 2 Kasım 2008 tarihleri arasında TED Spor Kulübünde yapılıyor. Turnuva ayrıca Türkiye’nin en uzun süreli kapalıkort bayanlar tenis turnuvası olma özelliğini de sahip.

Yaklaşık 49 ülkeden 376 sporcunun müracaat ettiği turnuvada bu yıl dünya sıralamasının 124. sırasında yer alan Beyaz Rusya’dan Anastasia Yakimova turnuvada 1 numaralı seribaşı. Turnuvada, 2 numaralı seribaşı Avusturyalı Patricia Mayr (138) ve 3 numaralı seribaşı Alman Anne Schaffer (195) diğer iddialı isimler.

Dünya Tenisinde ülkemizin en üst sıradaki raketi (Teklerde 315 – Çiftlerde 301) Pemra Özgen (TED) ve uluslararası klasmanda adını en çok duyurmuş tenisçimiz İpek Şenoğlu (Teklerde 852 – Çiftlerde 87) (TED) geçen yıl olduğu gibi bu sene de turnuvada yer alıyorlar. Bu yıl kendisinden büyük başarılar beklediğimiz Pemra Özgen kupayı kaldırmayı hedeflerken, bir başka başarılı raketimiz olan Çağla Büyükakçay da (ENKA) turnuvada adından söz ettirecek sporcularımızdan biri. Eylül Benli, Aslı Semizoğlu, Tuğçe Doğan, İdil Hacıarifoğlu, Filiz Demiroğlu ve Dilara Yurtkuran ise turnuvaya elemelerden katılıyorlar.

Turnuva Programı
26-27 Ekim 2008 Elemeler
28 Ekim -2 Kasım 2008 Ana Tablo Maçları

1 Kasım, Cumartesi* 14.30 Tekler Yarı Finalleri* Müteakiben Çiftler Finali
2 Kasım, Pazar* 14.30 Tekler Finali* Ödül Töreni* Şenlik (abur cubur)

16 Ekim 2008 Perşembe

Diadora

Mecburiyetten Umbro giysek de ayağımıza her zaman Diadora takarız. İtalyan İtalyan'dır. Alttan vermiş mesajı.

Hesap kitap


2010 Dünya Kupası'na nasıl gideriz? Estonya beraberliği sonrası pasaport alma statüsünü bir hatırlamakta fayda var. Avrupa'dan 9 grup 53 ülke var. 9. grup 5 takımlı diğerleri ise 6. 9 grubun birincisi direk katılıyor. 9. grubun ikincisi ise turnuvaya her durumda el sallıyor. Yani 9. grup her durumda turnuvaya tek takım gönderiyor. Geriye kalan 8 grubun 2.'leri ise aralarında play off oynayacak. 9+4=13 Avrupalı katılacak turnuvaya. İspanya'nın Belçika'yı Güiza'nın asistiyle yenmesi gayet iyi oldu. 1. çıkacak halimiz yok. Gerçeklere göre hareket etmek daha mantıklı. Rakiplerimizle yani Bosna ve Belçika ile deplasmanda oynamak dezavantaj gibi görünse de bizim için neyin dezavantaj neyin avantaj olduğunu ben çözemedim. İçerideki Ermenistan ve Estonya maçlarını bir kenara koyarsak zaten 4 maçımız kaldı. 2 İspanya, Belçika ve Bosna. 4 kritik maçın %75'ini deplasmanda oynayacağız. Bu realiteye göre hareket etmek durumundayız. Sorun Belçika ve Bosna'nın ikisinin birden devrede olması. Bir play off koltuğuna 3 aday var. Bu savaştan kim çıkar göreceğiz? İspanya'ya ile oynayacağımız 2 maçtan birinde mutlaka ama mutlaka kazanmalıyız. Puana ihtiyacımız olmasının yanında İspanya'nın Belçika ve Bosna maçlarında gereğinden fazla yaymaması için. Yoksa Krkiç'lerle çıkarlar yine de grubu 1 bitirirler. Biz de çelik çomak oynarız. Bunun dışında fazla analiz yapmanın bana göre anlamı yok çünkü ezber bozan absürd bir takım olduğumuzun farkındayım. Bekleyip sonuçları görmek lazım. Ya da çıkıp göbeğimizi keseceğiz diyelim. Şimdi...Gelelim grublardaki play off rakiplerimize. 1. grupta Macaristan hesapları alt üst etse de Danimarka ya da Portekiz'den biri ile oynayabiliriz. 2. grupta 2.lik İsviçre ve İsrail dışına pek çıkmaz gibi. Bela anlayacağınız. 3. grupta şu an 2. Polonya. Slovakya lider. Slovenya ve Çekler diğer takımlar. Kimin lider kimin 2. olacağı tam bir muamma. Tu ki Çekler oldu. Buyrun cenaze namazına. 4. grupta 2. lik için Rusya'yı bekliyoruz. 6. grup Hırvatistan ve Ukrayna dışına pek çıkmaz. 7. grup Fransa ve Romanya'yı yukarı çekecektir. Yani yine bela. 8. grup da İrlanda ve Bulgaristan dışına pek çıkmaz gibi görünüyor. 9. grup zaten ikinci çıkarmıyor. Tablo budur. Doğmamış çocuğa don mu biçiyoruz acaba? Yok canım o kadar da umutsuz değiliz.

15 Ekim 2008 Çarşamba

Bu haftanın maçı


Bu haftanın maçı Galatarasay-Trabzon maçı gibi görünse de bana göre değildir efendim. Yıllar sonra Bursa ve Eskişehir'in karşı karşıya gelmesi tam Four Four Two'ya malzeme şeklindedir. Bu konu hakkında daha uzun yazacağım zira Bursa-Eskişehir husumetine ilişkin kaydı arşivlerden buldum. Ama kısaca bir ön giriş yapayım dedim. Eskişehir'e Bursa'da otellerin dolu olduğunun söylenmesi, takımın Mudurnu'da konaklaması, stadda kova yüzünden çıkan olayın Eskişehir'e bire 10 milyon katılarak anlatılması sonucu bütün Bursa dönercilerinin camının çerçevesinin şehirde inmesi, 16 plakalı bir mercedes'in porsuk çayına atılması, 16 plakaların Eskişehirden geçerken 26, 26 plakaların Bursa'dan geçerken 16 olması, daha sonra olayın tatlıya bağlanması...Nereden nereye...Daha detaylarla ballandırmak üzere şimdilik hoşçakalın...
Mudurnu nereden çıktı yahu. Yeni fark ettim ki Mudanya. Kendimizi ayıplıyoruz.

Karaaa Gümrük


Beşiktaş trübünlerinde Karagümrük taraftarının oldukça fazla olması sebebiyle aşağıdaki Karagümrük'ün efsane marşı Beşiktaş tribünlerine de sirayet etmiştir. Semtin ağırlıkla Beşiktaşlı olmasından dolayı da hiçbir sorun olmamıştır. Hatta yakışmıştır İnönü'ye. Vefa'da geçmiş yıllarda Karagümrük maçı seyretmişliğim vardır. Bu sebeple Beşiktaş taraftarı ne zaman "Kara" dese ben arkasından "Gümrük" diyesim gelir. Yumruklar havaya diyerek başlar. Yakışıklı marştır vesselam.


Gün Doğdu Hep Uyandık Statlara Dayandık

Gün Doğdu Hep Uyandık Statlara Dayandık


Karagümrük Uğruna da Bayraklara Dolandık

Karagümrük Uğruna da Bayraklara Dolandık


Semtimiz erkek semti aşık eder herkesi

Semtimiz erkek semti aşık eder herkesi


Üzerimden eksilmesin bayrağımın gölgesi

Üzerimden eksilmesin bayrağımın gölgesi


İşte biz kötü günde hep Omuz Omuzayız

İşte biz kötü günde hep Omuz Omuzayız


Övünmek gibi olmasın biz Karagümrüklüyüz

Övünmek gibi olmasın biz Karagümrüklüyüz


Karaaa Gümrük Karaaa Gümrük

Üfff Püff


Marsilya maçında çıkan olaylardan dolayı UEFA V.Calderon'u 2 maç kapatınca işler biraz arap saçına döndü. Madrid'den en az 300 km uzakta oynanacak maç yerini A.Madrid yarın öğlene kadar UEFA'ya bildirecek. Mestalla olabilir. 3000-3500 Liverpool taraftarı Madrid'e uçak bileti parasını ödemiş ve konaklama için yer ayırtmış durumda. Ödeyen var ödemeyen var. Liverpool Supporters' Union da demiş ki "Marsilya maçı oynanalı 2 hafta oldu. Karar alınması çok gecikti. Başkalarının hatasını biz neden çekmek durumunda kalıyoruz". Hani bazen Galatasaray'a böyle cezalar verilirdi de Almanya'da 60.000'e oynardı takımımız...Misal Monaco maçı. Bizim basın da taklalar atardı 20.000 değil 60.000 kişiyle bekliyoruz diyerek. Bu sefer Liverpool da A. Madrid de V.Calderon da oynamak istiyor maçı. Buna yaptığı açıklamalardan anladığımız Torres dahil. Bu arada Aguirre de 2 maç cezalı. Marsilyalı Mathieu Valbuena'ya mütemadiyen küfür ettiği için. Ayrıca FIFA bu maçın öyle ya da böyle Madrid'de oynanmasını 4 sene önce Madrid'deki İspanya-İngilitere maçındaki ırkçı tezahüratlardan dolayı istemediği için UEFA üzerindeki baskısını saklı tutuyor. Geçmiş de peşinizi bırakmıyor. Sanki Valencia'ya Atletico taratarı değil de Valencia taraftarı gidecek.

Sirk


Rio Ferdinand: Capello'dan önce İngiltere milli takımı "sirk" gibiydi.

14 Ekim 2008 Salı

Alpet ve NTV


Alpet istasyonlarında akaryakıt deyince bardak da akla geliyordur artık. Ne kampanyaymış be. İnanılmaz başarılı reklamlarından:)) sonra az önce bir reklam daha seyrettik. Arka fonda Beşiktaş'ın "hadi hisset bu hislerimi" şarkısı. Bardaklar ise 4 takımın bardağı. "Taraftarınızla içtiğiniz ayrı gitmesin diye" diyerek bitiriyorlar. İngiltere'den iki kere sekiz yedikten sonra Yaşar'la Fatih o kadar iyi arkadaş ki yedikleri içtikleri ayrı gitmiyor muhabbeti insanın aklına gelmiyor değil. Neyse konu bu değil. 4 takımın şarkılarıyla bunu yapıyorlarsa yani biz reklamın sadece Beşiktaş versiyonunu seyrettiysek ehhh hadi...Ama hadi hisset bu hislerimi tek reklamsa bu biraz şuna benzemiş. NTV'nin yıllarca La Liga tanıtım müziği olarak Barcelona'nın şarkılarını kullanması gibi bir durum. Belki ben Valencia'lıyım belki de Trabzon'lu. Alpet ve NTV.
AZ ÖNCE SEYRETTİM Kİ HER TAKIMA BİR ŞARKI EŞLİĞİNDE BARDAK KAMPANYASINI GERÇEKLEŞTİRMEKTELER. EHH İŞTE.

Çok üzgünüm


U21'ler Belarus'a 2-0 yenildi. Avrupa şampiyonası ve Olimpiyatlar da böylece ellerimizden kaydı gitti. Takviyeli milli takım mağlup takviyesiz galip. Maçı 2. yarısından itibaren sessiz olarak takip ettim. Ve şu fotoğrafı çektim. Cuma günü oynayan arkadaşlarımız yü rü dü. Resmen kaldıramadık iki Belarus maçını. 75. dakikada bulduğumuz pozisyon konrataktı. Galip gelecek pozisyonları bulduk bulmasına ama kolayca harcadık. İki takım var. Biri çok daha yetenekli ama fizik olarak ilk maçtan haşamat olmuş. Diğeri ise hızlı oynamaya çalışan ve fizik olarak diğeriyle kıyaslandığında oldukça kuvvetli. Bu takımlar halısahada. Yetenekli olan takım kaleci dahil 6 kişi diğer takım ise kaleci dahil 8 kişi. Topu aldığın gibi karşında birini görüyorsun. Amip gibiler. Heryerden çıkıyorlar. Bozuyorlar. Sinir katsayını artırıyorlar. İstediklerini yapamadıkça çıldırıyorsun. Bulduğun pozisyonları da harcadıkça umutların tükeniyor. Ve soyunma odasına çıldırmış bir halde gidiyorsun. Cebinde kalmamış umutlarınla. Şu takımın Avrupa Şampiyonası'nda dışarıda kalması çok acı. Ardalı U21'ler şampiyonada iyi işler yapabilirdi. Eren Güngör 85'de sanki karşısındaki adam Messi'ymiş gibi boynuna dolanarak kendini attırdı. Ayakları yerden kalmaz gibiydi. O adam 5 kere kaleciyle karşı karşıya kalsa birini atardı eminim. Ama Eren'in aradaki 50 cm için bu kadar çaresizce rakibin boynuna atlaması yaşadığımız çaresizliğin bir göstergesiydi. A Milli Takıma 4 oyuncu veren U21'lerimizin durumu buydu. Arda Turan, Aydın Karabulut, Aydın Yılmaz, Eren Güngör, Ferhat Öztorun, Ceyhun Gülselam, Sercan Yıldırım, Mustafa Pektemek, Özer Hurmacı, Caner, Serdar Kurtuluş vs vs.....Avrupa Şampiyonası'nda yoklar.

İyi oldu

Belçika-İspanya maçı bizim maçtan 15 dakika sonra başlasa da yayınlanması iyi oldu. Devre arası falan derken yakalayabiliriz kıyısından köşesinden. Birileri dediğimize geldi sonuçta. Grubumuzdan maç görebileceğiz. 21:45 Futbol Smart efendim.

"Bela" Rus Belarus


Perşembe sabahı The Sun'un "Bela Rus" tarzında bir başlık atıp İngiliz topçulara ve Capello'ya giydirmesi pek de şaşırtcı olmayacak bizim için. Beklentimiz o yönde. İngilizler tehlikenin farkında. Hem Kazakistan karşısındaki oyunun bir kandırmacadan ibaret olduğunu biliyorlar hem de yarın "Andorra" ile oynamayacaklar. Bakın ne kadar zor maç demek için Belarus'un Arjantin, Almanya ve Türkiye ile oynadığı hazırlık maçlarının beraberliklerle bitmesi kullanılıyor. Euro 2008 elemelerinde Hollanda'nın Belarus'a 2-1 keybetmesi keza. U21'lerinin Türkiye ile play-off oynaması ve şansının hala devam etmesi alttan gelenlerin durumu hakkında da bilgi veriyor. Bate'nin Juve ile 2-2 berabere kalması korkuları biraz daha arttırmış durumda. Bate'nin kadrosunun %85'i Belaruslu. Takımdaki 4 Rus'u saymazsak 3 yabacı var. Hleb, Kutuzov ve bu senenin başında Spartak Moskova'ya giden Filipenko Bate'nin yetiştirdiği değerler. Bate U21'e 3 Dinamo Minsk ise 4 futbolcu veriyor. Bate'nin kadrosuna bakarsanız zaten 85 ve yukarı doğumluların kolej takımı gibi. A.Hleb ve Kutuzov'u biliyoruz asıl tehlike bunlar değil Bulyga ve Kulchy diyen İngilizler analizlerle Kulchy'nin defansın arkasına bıraktığı topları anlatıp duruyor. Terry ve Ferdinand beraber oynasa bu analizlere belki bu kadar yer vermezler ama Upson'dan çekiniyorlar. Hele James'e bıraktığı bir top vardı ki hepsi Torsten Frings oldu Wembley'de. Ukrayna'ya golü 95'de Sheva'nın penaltısından yemeleri ayrı bir detay. Son maçta gelen 3 golü de Belarus liginde oynayan oyuncuları keydetti. 3'lü orta saha kurgusu ile başladığı Kazakistan maçının ilk 45 dakikasında sıfır pozisyon üreten Capello'nun aslına dönmesini bekliyoruz. Bunula beraber, problem 4-4-2'ye döndükten sonra Walcott, SRP ya da Rooney değil orta sahanın ne yapacağıdır. Yani Lampard ve Gerard'ın Kazak maçındaki turistik hücum hattı denemeleri. Orta saha hücum hattına yölendirme görevini yerine getiremedikçe bir duran top bekliyorlar. Gelse de gol yapsak. Perşembe günü The Sun'u bekliyoruz. Olumlu ya da olumsuz.

13 Ekim 2008 Pazartesi

EPL'deki Brezilyalılar


Bir araştırma okudum. EPL tarihindeki en başarılı Brezilyalıları belirlemişler. 10) Geovanni. Geçen sene City forması ile United'e çakmıştı bir benzerini bu sene Hull forması ile Arsenal'e yaptı 9) Mirandinha. Taa 87'de EPL'ye gelen Brezilyalı. Gazza ile birlikte Newcastle'yi 8. yapmışlıkları var. Sonra küme düştüler ayrı. 8) Lucas. Rafa'nın 8 milyon verdiği adam. Vardır bir hikmeti. Lucas bu abi derseniz ne olur ne olmaz Brezilyalı değil mi derim. EPL'de Brezilyalı. Hep bir risk vardır. 7) Afonso Alves. Boro'nun 12 milyon saydığı adam. Geçen sene 13 maçta 7 gol attı. 6) Denilson. Nuri'leri ve Caner'leri 90. dakikada paketleyen takımın aslarındadı kendisi. Adam olanlarından da ayrıca. Yazık oldu bizim çocuklara o maçta. 5) Elano. İşini yapan City'li. En son Venezüela maçında ilk 11 oynadı. Ericsson getirdi, Hughes devam ediyor. 4) Anderson. Sevemediğim Brezilyalılardan biri. Scholes'un veliahtı hesapta. Bir de Roy Keane deyin de...Anderson da Denilson ile beraber 3-4'lük maçtan adam olanlar arasında. Ne üzülmüştüm o maça. 3) Edu. Valencia doğru iş yaptı. Edu gitti gideli Highbury'e kupa gelmedi. Çok mu hamaset oldu? 2) Gilberto Silva. Elano ile bir güzel oynadı dün akşam. Arsenal'in sadece işini yapan onun dışında etliye sütlüye karışmayan Brezilyalısıydı. Heryerde öyle ya. 1) Juninho. Boro'nun küçük dev adamı diyelim.


Robinho, Jo ve Gomes "daha dur bakalım" denildiği için Keleberson, Jardel ve Roque Junior ise performans yetersizliğinden top 10'da kadro dışı bırakılmıştır. Alex, Kleberson, Zago, Bobo, Edu, Ricordinho, Carlos az daha performanslı olsalardı ve Gilberto Silva bu sene bizim lige gelseydi zorlardık EPL'yi TSL olarak. Korkulacak bir fark yok aramızda Brezilyalılar mevzusunda. Jo ve Robinho'nun performansı özellikle yüksek bütçeli Brezilyalılara EPL takımlarının bakış açısının belki de değişmesi için çok önemli.

Hak


Gerard: England fans did have the right to boo Ashley Cole following his mistake against Kazakhstan. Any supporter, when you pay money, you deserve to voice your opinion. But we need their support. If we're going to be successful in the future, we need them with us. It's not going to help Ashley and it's not going to help the team but the support we got was fantastic. They stayed with us throughout the game. He (Cole) is disappointed and the players are disappointed.


Gerard, "taraftar oraya para verip geliyor dolayısıyla topçuyu yuhalama hakkı da vardır" demekte. Ama bunu fikir özgürlüğüne bağlamış ki değme politikacıya taş çıkartır. Bizimkiler hariç. Hemen arkasından da bu hakları var ama başarılı olmamızı istiyorlarsa bizi desteklesinlere getirmiş. Siyasete göz kırpıyor galiba

Wembley Hatırası


Artık çok daha kolay

Belarus maçının önemi ve Estonya maçının kolay geçeceği düşünülerek Aydın, Ceyhun, Serdar ve Caner Minsk'e gönderildi. Fatih Terim'in işi artık çok daha kolay. Zaten kolaydı daha bir kolay oldu. Estonya maçı için 19 futbolcumuz var. Bırakalım ilk 11'i ilk 18 için bile sorun yok. 2 tane yedek kaleci almayacaksak ilk 18'e tabi. Estonya maçı bizim için çok kolay bir maç gibi görünebilir. Öyledir de. Bu durumda defansımızın göbeğinde yedek stoperimiz Hakan Balta kaldı. Biz 3 defans oynasak da yeneriz, Hakan'ı ihtiyaç olursa o bölgeye kaydırarak da yeneriz...Yeneriz. Ama şu Almanya maçı bize biraz kötü örnek oldu galiba. Ondan stoper yaparız, bundan Cafu yaparız durumları. Küllerimizden doğduk yine doğarız halleri. Ona saygımız var. Ama milli takımın bir turnuva maçı haricinde -rakip San Marino olsa dahi- bu kadar alternatifsiz kalması doğru birşey midir? Yendik o zaman haklıyız? demek "kazanan her zaman haklıdır" o zaman biz de susalım demek midir? Ya da nedir? Bizim buradan bazı noktaları bilemememiz gayet normal. Benim demek istediğim U21 ve Bosna-Estonya haftasının kadro yapısı olarak iyi okunamaması. Yoksa Estonya'yı yenemiyorsak biz zaten bu işi bırakalım. Ama Türk Milli Takımı'nı defansın göbeğinde bu kadar alternatifsiz bırakmak koskoca TSL'ye sizden ekmek çıkmaz, kusura bakmayın demek gibi. Bizce çıkardı...Çıkmasa dahi Hakan Balta'dan o bölgede daha çok iş yapacak bir TSL adamı mutlaka vardır. Fatih Terim'e göre yoksa herkesin şapkasını önüne koyup düşünmesi gerekir. Ali Turan'ların, Yasin'lerin, Can Arat'ların vs vs...

Inter ve Türkiye


Efendim buna benzer bir yazıyı daha önce de yazmıştım. Bosna maçından sonra tekrarlama gereği duydum. Çünkü rahatsız olmaktayım. Milli formanın karakteristik özelliğinin dışavurumu sözkonusu olduğunda malum Hırvatistan ve Brezilya örnekleri sıkça verilir. Bu örnekler çoğaltılabilir. Ama Adidas ve Nike'nin sadece forma renklerini değiştirerek federasyonlara yamadığı, federasyonların da kabul ettiği formalar da vardır. İnadına çokturlar. Hatta bu zamanında Danimarka ve Yunanistan karşı karşıya geldiğinde "bunların herşeyi aynı yahu, bu nasıl milli maç" dememe sebep olmuştur. Yukarıda 70'li yıllarda giydiğimiz forma var. Bu formanın aşağıdaki eksik versiyonunda bile "hatırlanmaması gereken günleri hatırlatıyor" diyenler olmuştur. İyi o zaman alın elinize silgiyi silin geçmişinizi. Yine bundan önceki yazılarda futbol federasyonunun amblemini formasında taşımayan numune ülkelerden biri olduğumuzu belirtmiştim. TFF'nin amblemini gariptir ama kullanmıyoruz. Bana göre yukarıdaki formada kullanılan beyaz ya da kırmızı göğüs bantında ay yıldız kullanılmayacaksak o zaman o bantı da kullanmanın ve "efsane forma"ya dönüş yaptık demenin hiçbir anlamı yok. Tabi bu benim kendi düşüncem. Göğüse numara koymak için böyle bir banta ihtiyaç var mı? Düşündüm, düşündüm bu durumu şu şekilde çözdüm. Inter'in haçlı forması sorun olmuştu ya bir aralar...Acaba bizim formamız da o hesap mı? Avrupa'ya bir meydan okuma olarak mı algılanıyor? Osmanlı egemenliğinde geçen yılların kötü bir hatırası olarak mı görülüyor o ay yıldız. Sol göğüsteki bayrağa birşey diyecek halleri yok....Koyarsın göğsüne ay yıldızı...Forma beyazsa sorun yok...Yok eğer kırmızıysa beyaz banta yuvarlak kırmızı içinde beyaz ayıldız koyarsın. Numarayı sağ göğse Nike logosunun olduğu yere alırsın. Hangisi üstte olursa olsun. Sol göğse de TFF'nin amblemini koyarsın. Bu forma "çok daha biz" olur. Daha tamam olur. Daha güzel olur. Daha şık olur. Allah aşkına biri bana o bantın orada kullanılmasının sebebi ne bu durumda. BEYAZ BİR SAFYA AÇIYORUZ MU? YA DA KIRMIZI? Ne ya?