15 Kasım 2008 Cumartesi
2 Takım
Husumet ( Bursa-Beşiktaş)

Bursa’nın maçları şu şekilde:
34. hafta Bursa 1-0 Samsun
33. hafta Diyarbakır 0-3 Bursa
32. hafta Bursa 4-2 Rize
31. hafta Bursa 4-0 Elazığ
30. hafta Sebat 0-1 Bursa
29. hafta Bursa 1-2 Trabzon
28. hafta Adana 0-3 Bursa
27. hafta Bursa 1-1 İstanbul
26. hafta Fenerbahçe 3-1 Bursa
25. hafta Bursa 3-2 Malatya
Bursa bu 10 haftada küme düşen ve küme düşme hattında olan Diyarbakır, Rize, Elazığ, Sebat, Adana ve İstanbul ile oynuyor. 2 maç zaten Fener ve Trabzon…Beşiktaş’ın bu 10 haftada topladığı puan sayısı 11. Bursa’nın yarısı kadar. Ki Beşiktaş 24. hafta sonra erdiğinde lider Fener’in 3 puan gerisinde. Puanı 51. Son 10 hafta oynadıkları 6 maç ortak. Beşiktaş 28. hafta Sami Yen’de Galatasaray’ı yendiğinde lig ikincisi. Zaten sonraki haftalarda galibiyeti yok Beşiktaş’ın. Hatta 6 haftada sadece 2 puanı var. 29 ve 30. haftalar sırasıyla Gençlerbirliği ve Konya maçlarını 2-2 tamamlıyorlar ve akabinde İnönü’de Fenerbahçe’ye 1-3 yeniliyorlar. 31. hafta bittiğinde Beşiktaş’ın lig 3.lüğü garanti. Başka da bir bok olmaz. 2. Trabzon’un 6 puan gerisindeler, 4. Denizli’nin 8 puan ilerisindeler. Buraya kadar iyi geldik. Buradan sonra Bursa’nın dellenmeleri başlıyor.
32. hafta Adana 1 BJK 0 (Adana zaten düşmüş)
33. hafta BJK 0 Sebat 2
34. hafta Rize 1 BJK 0
Yani Bursa’nın bizi düşürdünüz dediği maçlar 33. ve 34. hafta. Beşiktaş’ın Galatasaray’ı 28. hafta yendiği kadro Cordoba, Emre Aşık, Tayfur, Ahmey Yıldırım, Yasin, Pancu, Üzülmez, Giunti, Zago, Tümer, A. Hassan. 31. hafta Fener’e yenildiği kadro ise Cordoba, Ahmet Yıldırım, Yasin, Pancu, Sergen, Kaan, Üzülmez, Giunti, Zago, Serdar, Tümer…Rize maçını değerlendirmeye dahi almak istemiyorum ki senin ne olacağın 3 hafta öncesinden belli olmuş ve karşında seni mutlaka yenmek zorunda olan bir Rize var. Ve Rize kendi sahasında oynuyor. Ve Rize Bursa’yı da kendi sahasında 1-0 yenmiş o zaman. Tamam Beşiktaş bu 2 maçta bazı as oyuncularını kullanmamıştır, bazılarını da kulübede oturtmuştur, buna da amacı belli olmuş bir takım olarak saygı duymak gerekir. Şampiyonlar Ligi gitmiş, Beşiktaş Bursa mı düşmüş, Sebat mı düşmüş, İstanbul mu düşmüş diye mi düşünecek? Adama sen 25 hafta ne iş yaptın diye soralar. Asıl sorun Bursa’nın küme düşmesi ve göbeğini kendisinin kesememesi. Beşiktaş da bunun yansıtma mekanizması. Ve buralara kadar gelen durum. Bu kavgadan beslenen hiç kimse uzun süre yaşayamaz. Orhan Gencebay'ın dediği gibi "herkes gidiyor aya biz sonunda kaldık yaya, sen hep aynı yerdesin. Değiş bu kafayı değiş, aynı yerde kalma geliş..."
14 Kasım 2008 Cuma
Ben olmuşum
13 Kasım 2008 Perşembe
Yükselişe Geçmek? Fenerbahçe??

07-08 Fenerbahçe 2 Galatasaray 0
Akabinde Gençler 1 Fenerbahçe 2
06-07 Fenerbahçe 2 Galatasaray 1
Akabinde A.Gücü 0 Fenerbahçe 1
05-06 Fenerbahçe 4 Galatasaray 0
Akabinde Trabzon 2 Fenerbahçe 3
04-05 Fenerbahçe 1 Galatasaray 0
Akabinde Konya 4 Fenerbahçe 2 (şampiyonluk sonrası)
03-04 Fenerbahçe 2 Galatasaray 1
Akabinde Gençlerbirliği 0 Fenerbahçe 1
02-03 Fenerbahçe 6 Galatasaray 0
Akabinde Samsun 1 Fenerbahçe 3
01-02 Fenerbahçe 1 Galatasaray 0
Akabinde Denizli 1 Fenerbahçe 2
00-01 Fenerbahçe 2 Galatasaray 1
Akabinde Erzurum 1 Fenerbahçe 2
Yani Galatasaray maçından sonraki maçlarda (Fener’in şampiyonluğun garantileyerek çıktığı Konya maçı hariç) takım sürekli galip. İlgili 7 sezondan beri ilk defa takım Kadıköy’deki bir Galatasaray maçı sonrası yine Kadıköy’e çıkacak. Hem de lig ikincisi Ankara ile oynayacaklar. İlk golü atan kazanır istatistiğinin eksik kalan psikolojik travması bu istatistikleri de tersine çevirir mi orasını göreceğiz. Zira ben uzun uzun nedenlerini yazarak bu sene Beşiktaş’ın şampiyon olacağını yazarak bu hakkımı kullanmış oldum. Galatasaray maçıyla sadece düşüşünü engelleyen Fenerbahçe için Ankara, Ankaragücü ve Beşiktaş maçları en az Galatasaray maçı kadar önemli…Zira ekonomide düşüşün yavaşlaması ne zamandan beri yükseliş oldu gibi bir durum söz konusu Fenerbahçe için. Düşüş yavaşlamıştır, Fenerbahçe çıkışa geçmemiştir. Fener’in çıkışa geçeceği maç Galatasaray maçı değil Ankara ve Ankaragücü maçlarıdır.
12 Kasım 2008 Çarşamba
Mazot Terbiyecisi

Kanal A 21:45
Wenger'in Bebeleri 2

Ramos Tiyatrosu Sunar

11 Kasım 2008 Salı
Retired
Sarajevo Ljubavi Moja (FK Sarajevo)

10 Kasım 2008 Pazartesi
Geri Dönüşler
Bruno Mezenga

Telegol (Gökmen)
9 Kasım 2008 Pazar
Boğaz Köprüsü
Boğaz Köprüsü bugün çubuklu...Kusura Bakmaya
Oradaydım Belgeseli 2
Aradan geçen 12 sene bizi ne kadar sağlıklı bir şekilde maziye götürür orasını kestiremeden sözlerime başlıyorum. 11 Nisan 96’daki maçta Aygün’ün penaltıyı dağlara taşlara attıktan sonra takındığı şapşalik yüz ifadesinin lise defterlerime, sıralarıma, montumun içlerine yapıştırılması sınırlarımı zorlamakta ki rahatsızlık boyutlarındayım. Beni gören Galatasaraylı elinde basketbol topu dahi olsa yere dikiyor penaltı atıyor. Sonra Aygün’ün yüz ifadesini takınıp ha ha hi hi hi…Bokunu çıkardılar ki ne çıkardılar. Ki bunlar maçtan sonra 1 gün okula gitme cesareti gösterememe rağmen yaşanmakta. Ulan sınıfta 5 kardeşiz, 3’ü Galatasaraylı biri Beşiktaşlı. Çekildik kavuğumuza 24 Nisan’ı bekliyoruz. Ulan dedim ben bu maça gidiyorum. Gidiyorum ve dönüşüm muhteşem olacak. O zamanlar cep telefonu denen meret de yok…Amıcaoğlu Ömer İstanbul İşletme’de. Avcılar’da yurtta kalıyor. Alo, alo, alo…Ömer şu an yurtta yok, şu an yemekhanede, he de de hö dö dö. Yahu benim bu maça gitmem lazım o Aygün uykularıma giriyor. Anlamıyor doğal olarak. Daha sonra arayın. ÖSS sınavı öncesi zaten gerginim, sıkıntı had safhada. Ders çalışıyoruz, Fener kovalıyoruz, okulda basket, toprak sahada futbol yılları…Ömer maça bilet alın, geliyorum…İyi de bakalım, falan eee ööö. Alın olum bulun geliyorum. Açık alıyoruz. Yok kardeşim efsane maraton alıyorsunuz. Ben yemiyorum içmiyorum, biriktiriyorum. Siz de maraton alıyorsunuz, bir hafta az yiyin için dııııttttttt dıııtttttt ddııııtttt…Biletlerin çıkmasına daha var…Bu sebeple Aygün kabusuna devam. Telefon geliyor, biletler alınmış…Dünyalar benim. İyi de ben ne diyeceğim de gideceğim İstanbul’a. Neyse ÖSS’ydi, çok bunaldımdı derken tamamdır Melahat Hanım ve Kazım Bey. Bi sorun daha var ki Ömer’e ulaşmam lazım. Gel beni Otogar’dan al. Ulan bi yenelim soracam hepinize okulda. 7’de kapıdayım. İçtima var Edirne Lisesi’nin sarı kırmızı ambleminin önünde…Aygün, Aygün, hayır hayır derken uyanıyorum. Sabah 7’de İstanbul otobüsündeyim. Havsa, Babaeski, Burgaz…Çalı kıpırdasa yolcu diye duracak pezevenkler…Ve kavuşma anı…Ömer (ammo)…Kadıköy’de Ömer’in diğer elemanları ile buluşma ve maratondayız. 1,2,3,4,5,6,7,8,9,10 şeklinde Galatasaray seyircisini sayıyoruz. Maçtan önce içtiklerimizi tabi ki saymıyorum. Ne yani ayık kafa ile mi seyredeceğiz maçı…(Biz buna Trakya’da arabada içtiklerimi saymıyorum deriz. Araba bar.) Tarih 24 Nisan 96.
Fenerbahçe: Rüştü, İlker, Uche, Högh, Oğuz, Erol, Tayfun, Kemalettin, Boliç, Bülent, Aykut.
Yedekler: Engin, Tarık, Halil İbrahim, Atkinson, Saffet Akbaş
Galatasaray: Friedel, Van Gobbel, Bülent, Feti, Tugay, Arif, Sounders, Hakan Ünsal, Hakan Şükür, Suat, Ergün
Yedekler: Hayrettin, Mert, Okan, Ufuk, İlyas
Maç başlıyor. O zamanlar Türkiye’nin en sorunlu, en sabırsız, kendi takımını rakipten daha fazla strese sokan bir maraton. Homur, homur…Galatasaray iyi başlıyor çünkü. 10. dakikada Kemalettin bir pozisyonda maratona geliyor ve elini burnuna götürüp “susun” işareti yapıyor. Ama bu “susun” daha çok sakin olun anlamında. Baskıyı görebiliyor musunuz? Fener çıkacak, 10 dakikada 2 olacak, maç 4-5 farklı bitecek. Bu homurlar, biraz da bunların homurları. Ota boka tepki anlatamam size. O zaman tribün kovalayan birileri yazsa da anlatabilsek derdimizi. Bülent Uygun takıntısı had safhada. Galatasaray kendisine ayrılmış yerin yarısını doldurmuş durumda. Hala gözümün önündeki Van Gommel’in tabanını Aykut’un kafa hizasında görüyorum. Sonra da kendimi 5-6 sıra aşağıda buluyorum. Ulan oğlum öndeyiz, bekleyin geliyorum yarın okula…Aygün’ü göstereceğim hepinize. Sevinmeye başladıktan 5-6 dakika sonra o zamanlar eline baktığımız, bir sezonda 7-8 maç cezalı duruma düşerek bizi Serkan’a mahkum eden, Okacha’ya düğün, Uche’ye sünnet derken kaçan şampiyonluğun mimarlarından Kemalettin Efendi sakatlanıyor. Sıçtık…Saffet Akbaş içeri, Högh Kemalettin’in yerinde. Deplasmandaki Manchester maçının reenkarnasyon hali. Galatasaray’ın kadrosunu maksimumda kullanan Ulubatlı 65’de Arif’i alıyor yerine Okan Buruk’u sokuyor. Zaten ezilmekte olan orta saha Galatasaray’a geçmiş durumda. Okan, Arif, Ünsal, Şükür, Bülent, Tugay, Suat, Ergün…Yaaa…UEFA Kupası fotoğrafına bakalım, top tüfek atalım. Biten Aykut’ın yerine 70’de Uche nasilsin? Maraba Televole Atkinson giriyor…Zaten herkes çok bekletildiğinin farkında. Olmuyor, Fener fazla da pozisyon bulamıyor ve penaltıları bekliyoruz. Aklımda Aygün. Sounders parçalı forma ile atıyor, yine bize hüsran oluyor. Ağlayanlar, çıldıranlar. Ama büyük bir tepki yok. Çünkü herkes Fener’in iyi oynadığının farkında. Büyük bir tepki yok. Derken Souness bayrağı dikiyor ve olanlar oluyor. O gün bir facianın eşiğinden dönüldü Kadıköy’de. Maratonun ön bölümü olduğu gibi tellere yüklendi. Sonradan Galatasaray tribünlerinde olduğunu öğrendiğim arkadaşım aynen şu ifadeleri kullandı. “Abi sevinmeyi bıraktım. Telleri yerde gördüm çünkü”. O gün Süleyman Demirel olmasaydı gerçekten istenmeyen olaylar yaşanabilirdi. Cep telefonu, ayakkabı ne varsa yağıyor. Demirel de ayrandan nasibini almış. Ve Emniyet’in dahiyane fikri. Fener taraftarını çıkaracak, dağıtacak, sonra Galatasaray taraftarına yol verecek. Gitmiyor Fener taraftarı. Bekliyor. Ve gariptir oraya gidiyoruz salmıyor, buraya gidiyoruz salmıyor…Yani Fener taraftarı da bir yere gidemiyor. İstenmeyen olaylar ve gecenin bir yarısı otogar. Sabaha karşı Havsa’dayız. Yürüyecek halim yok. Ayakta durmakta zorlanıyorum. Aygün’e bir de Sounders eklenmiş beynimde. İçtima yalan olmuş. Okulu asma zamanı. Uğraşılmaz bunlarla. Ben en iyisi dershaneye gideyim. Aaa deneme sınavında "Ali Şen" birinci olmuş. Vallahi benim, billahi benim diyorum kimse inanmıyor. Yahu benim. Vallahi Burcu’ya sadece takıldığım 5 soruyu sordum. Daha doğrusu fikir tealisi diyelim. Sevgiyle kalın…
8 Kasım 2008 Cumartesi
Lacivert Kar Belgeseli

GALATASARAY: Claudio Andre Taffarel, Bülent Korkmaz, Carlos Alberto De Oliveria Capone, Ergün Penbe, Okan Buruk, Emre Belözoğlu, Sergen Yalçın (Dk.46 Ahmet), Suat Kaya, Gheorghe Hagi, Arif Erdem, (Dk.79 Mandingo Dos Santos Marcio), Hakan Şükür
İsim?

Flamengo-Fluminense (Fla-Flu)
Celts-Rangers (Old Firm)
Liverpool-Everton (Merseyside)
Flamengo-Vasco De Gama (The Millons’ Derby)
Ajax-Feyenoord (Klassieker)
Copenhagen-Brondby (New Firm)
Barcelona-Real Makrid (El Clasico)
Benfica-Porto (O Classico)
S. United-S.Wednesday ( The Steel City Derby)
Yukarıdaki örnekleri çoğaltabiliriz. Bu yazıyı okuyan yukarıdaki takımlardan birine gönül vermiş biri “neden ulan önce o takımın ismi yazılmış” dahi diyebilir. Türkiye’nin en büyük maçının adı ne? Yok. Bu derbiye bir isim lazım. “Merseyside bugün kırmızı” ya da “Merseyside bugün mavi”yi sport marketing eşliğinde satmayı dahi bilmiyoruz. “Boğaz’ın derbisi” olabilir mesela. Ya da “Avrasya derbisi”. İstanbul’a bu maç için tur düzenleyen kaç turizm şirketi var. Bu maçın her anını yaşamak isteyen, Meşalede ya da caddede maçın havasını Türk taraftarlarla soluyalım diyen, Galatasaray Store ve Fenerium’lardan formasını, kaşkolunu alan bir organizasyon var mı? Satar mı peki bu organizasyon? Satar…Bu maçı sattığımız kaç ülke var? 3-5?…Bu arada Aceto televizyonda Fenerbahçe-Galatasaray derbisinin pazarlamasından bahsediyor ki pişti olduk. Neyse biz Fenerbahçe-Galatasaray maçıyla ilgili şunu diyelim. Barca-Real Madrid maçı 160 ülkede yayınlanıyorsa bu sadece tansiyonun yüksekliğinden kaynaklı bir durum değil. Bileşenlerinden biri. Bizim derbimiz sadece Türkiye sınırları içinde büyük. Çünkü bizim derbimiz “tansiyonu yüksek derbiler” arasında üst sıralarda. Buna bir şeyler daha eklemek gerekir. Boca-River maçını kaç ülke TV’si yayınladı orasını bilemiyorum ama geçen ay sahada bu derbinin fare doğurduğu ortada. Tansiyonu yüksek derbi…Ama en çok sevdiğimiz derbi.
Fotomaç Top 5- #1
Fiziksel olarak güçsüz kaldıklarını düşünen sarı-lacivertliler daha çok salona girip kendilerini geliştirmeye karar verdi.
Şampiyonlar Ligi'nde sonuna kadar mücadele etmelerine karşın Chelsea'ya elenen F.Bahçeli futbolcular, güçlenme kararı aldı. Milli Takım'da da görev yapan Selçuk, Uğur, Semih, Gökhan, Yasin gibi isimlerin biraraya geldiklerinde "Biz onlardan teknik ve taktik olarak daha iyiydik. Sahada daha akıllı düşünebiliyoruz ama fiziksel
olarak güçsüz kaldığımız bir gerçek'' diye konuştukları öğrenildi.
YOKSA BAŞARI ZOR
Sarı-lacivertliler, rakipleri gibi güçlü bir fiziğe sahip olmadıktan sonra Avrupa'da başarının zor olduğu konusunda görüş birliğine varırken, 2008 Avrupa Şampiyonası'na katılacak olan milliler finallere kadar daha çok salona girerek güçlenme kararı aldılar. Futbolcuların bundan sonra Samandıra'da fizik geliştirici çalışmalara daha çok önem vermeleri bekleniyor.
Şimdi bunun neresinden tutayım neyini anlatayım. Gözünde canlandırabilen varsa anlatsın, ben yapamıyorum. Gökhan, Yasin, Uğur gibi isimler bir araya geliyorlar, antrenman çıkışı otoparkta bunların arabaları yan yana misal, arabaya binecekken anahtarlar elde ayaküstü bi konuşmaya başlıyorlar. Sonra mesela Uğur teknik, taktik ve akıl! olarak Kalou' dan daha iyi olduğu iddia ediyor anahtarını elinde sallayarak, "Hacım bende biraz güç olsa şu Kalou kadar, koridor yapardım sol kanadı" diyor. Yasin, Gökhan gibi isimler de destekliyorlar bunu, " Tabi lan öle tabi!!" diyerek gazlıyorlar. Neyse muhabbet gidiyor bir 15 dakika falan, dağılması gerekiyor tabi ekibin haliyle, herkes işine gücüne gidecek. Yasin gibi bir isim diyor " Baba bundan sonra her sabah idmanı sonrası salona takılıyoruz o zaman, delikanlı gibi kararlaştıralım" diyor. Gökhan Uğur gibi isimler de ayarı kökten verip " Gelmeyen top olsun, ful ağırlık basıyoruz bundan sonra" diyerek onaylıyorlar arkadaşlarını. Arabalara binip bi kaç araba şakası yaptıktan sonra da ayrılıyorlar tesislerden. Aslında güzel canlandırdım gözümde, isteyince oluyor demek ki..
Fotomaç Top 5- #2
Fenerbahçe'ye beni de götür
Brezilyalı futbolcu, Almanya-İspanya finali öncesi F.Bahçe'nin yeni hocasını arayarak önce başarılar diledi sonra da "Seninle birlikte Türkiye'ye gitmeye hazırım" ifadesini kullandı
FENER'İ ÇOK İSTİYOR
F.Bahçe'de yabancı futbolcu transferinde heyecanlı bekleyiş sürerken, ilginç gelişmeler de yaşanmaya devam ediyor. Bir dönem Fenerbahçe ile adı sıkça anılan Baptista, sarılacivertli ekibin yeni teknik direktörü Luis Aragones'e çok çarpıcı sözler söyledi. Brezilyalı yıldız, EURO 2008 finali öncesi İspanya Teknik Direktörü Aragones'i arayarak tarihi maç için başarılar diledikten sonra sözü Fenerbahçe'ye getirdi ve açıkça "Şunu bil ki seninle birlikte Türkiye'ye gitmeye hazırım" dedi.
ZORLUK ÇIKMAZ
Yeni sezonda da Real Madrid'de yedek kalacağını anlayan Baptista'nın, Aragones'e içini döktüğü ve "Kulübede oturmak beni üzüyor. Yedek kalacak oyuncu değilim. İlk 11'de oynayıp gerçek potansiyelimi ortaya koymak, takımıma yararlı olmak istiyorum. Eğer istediğim bir takıma transfer ihtimali belirirse, kulübümün anlayış göstereceğini tahmin ediyorum" dediği kaydedildi. Aragones'in, bu net sözlerden sonra Baptista ile ilgili nasıl bir tavır geliştireceği merak konusu oldu.
Konuşma nasıl öğrenildi bu bölüme hiç girmiyorum bu sefer. Baptista' nın sözlerine bakar mısınız, ne kadar içten, ne kadar iddialı. Şunu bil ki diye başlıyor sözlerine, tüm benliği Fenerbahçe ve Aragones' in adeta, salıvermiş kendini. Lakin yeteneklerinin de farkında, yedek kalacak oyuncu olmadığını biliyor Baptista. Bilsin, söylesin ki Baptista' yı tanımayan vatandaş "İyi futbolcu alıyoruz bak!" diyebilsin. Kulüp de anlayış göstersin ki, herkes inansın transferin olacağına..





