4 Aralık 2008 Perşembe

Ne Yazar?


Galatasaray Berlin'i fethedince (biz de spor gazetesi medyasına döndük) 2000 yılının bir manşeti geldi aklıma. Ohahaa şeklinde hatırlananlar vardır, bir de küfür ederek hatırladıklarımız. Hani 90'ların ikinci yarsından sonra spor gazetelerinin de etkisiyle diye başlayan cümleler kurarız. Oraya geleceğim. Dün iş gereği Ankara'ya gittim. İsmail Abimizle beraber bir iş gezisi. Futbolla fazla alakası yok. Kıyısından Fenerli. Bir hikaye anlattı ki bugün yaşadıklarımızı alır, çırpar, çırpar tuş eder. Onun ağzından dinleyelim. "25-30 sene önce Fener'e Romen takımı çıktıydı. Arges Piteşte mi ne? Eeee abi. İlk maçı Fener orada 2-0 kaybetmişti. Eeee. Orada galiba bazı olaylar yaşanmıştı ve ortam biraz gerilmişti. O gün maçı radyodan dinleyemediğim için ertesi günü ilk işim bir gazete almak oldu. Bizim Fener 5-1 kazanmış. Gollerin 3'ünü Cemil Turan birini Mustafa birini de yanlış hatırlamıyorsam Ogün attıydı. Napiim Abi. Gazete şöyle devam ediyordu. Çocuklardan 3'ü Cemil'in diğer ikisi Mustafa ve Ogün'ün. Ohaaa İsmail Abi. Valla be oğlum aynen böyle" İsviçreli futbolculara ruj sürüp "futbol erkek oyunudur buyrun er meydanına" şeklinde atılan manşetten pek de farkı yokmuş 25 sene öncesinin. Neyse asıl bize bu yazıyı yazdıran manşete gelelim ve 8 sene öncesine gidelim. Galatasaray Hertha Berlin'in 4-1 yener, Star gezetemiz manşeti çakar. HER TARAFIN BERLİN OLSA NE YAZAR?

3 Aralık 2008 Çarşamba

Keser döner sap keser

D Smart kendini şımartta Karameehmet'in Skytürk'ü 95. kanalda. Grubun kanalı CNN 30'da, NTV 31'de. Habertürk ve 24 kanalı da bu aralarda. Yaklaşık iki seneden bu yana iki grup arasında yaşanan husumetten kaynaklı Turkcell reklamları Doğan Grubu TV'lerinde yer almıyor biliyorsunuz. Öteki tarafta Yaprak Dökümü olduğu için sesimizi fazla çıkaramıyoruz malum. Kitlenip seyrediyorlar. Ben de Galatasaray maçı başlayana kadar Efes-Partizan maçını seyredeyim dedim. Ne hikmetse geçen hafta yağmurdan dolayı maç zamanı Skytürk sinyalinde sorun vardı bu hafta da gece yıldızlar sayılıyor diye sinyal seviyesi düşük. Doğan Grubu bu küçük hesapları ile Çukurova Grubu'nu mu cezalandırıyor yoksa kendi müşterisini mi bilemiyorum. Bu ülkenin 2007 yılı reklam harcamalarının 3 milyar 300 milyon YTL olduğunu ve 2008 kapanışının 3 milyar 595 milyon YTL olacağını öngörürsek bu rakamları daha gerçekçi değerlendirmek gerekir. 16.000-17.000 reklamveren yarattığı bu sığ sularda yüzmeye devam ediyor. Hangi 2 digital platformdan bahsediyoruz. TSL kimdeyse digital platformun ekmeğini o yiyecektir. Dolayısıyla böyle küçük hesaplarla müşterileri cezalandıracak küçük hesapların kime ne faydası vardır bilemiyorum. Yapmayın etmeyin...Keser döner sap keser, hesap döner.

2 Aralık 2008 Salı

Venedik


Vendik sular altında ama dayıların keyfi bulutların üstünde. S.S Calcio Venezia desen o da sular altında, Serie C..

Racon


Lincoln psikolojisi üzerine kalem sallamak kimseyi haklı çıkarmayacaktır. O psikolojiyi farklı açılardan yaşayan biri olarak bir iki kelam etmek istedim sadece. Bu konu biraz nereden tutacağınıza bağlı. Lincoln’ün beynini açıp "sen o an neler düşünüyorduna bakma" gibi bir şansımız yok. Ama ne düşündüğü belli. İşi …….vurmuş durumda Lincoln. Zor bir maçın psikolojik rahatlamasını kendi karakteri ile örtüştürmüş durumda. Ben Lincoln olsam yapar mıydım? Yapmazdım. Neden? O zaman maçtan önce “her takımın gücüne saygımız var demek anlamsız olurdu” bana. Prekazi ve Kovacevic’in 4-3’lük Fener maçında sırasıyla röveşata yapmalarını aklıma getirdi Lincoln. Sahadaki şovu Galatasaray mağlupken yapsan “havan kime güzelim” derler, Galatasaray galipken ise “rakibe saygısızlık” olur bunun adı. Sıkıntı biraz da Hacettepeli oyuncuların bu maçı alabileceklerine dair ışığı görmüş olmaları kırmızı kart gelinceye kadar. Böyle aymaz bir Galatasaray’ı bir daha ne zaman bulursun ki? Ya da kendi kendinin ipini nasıl çekersin? Lig başlamadan önce sıfır yazdığın maçı kazanmanın direğinden dönüyorsun. Hem de kendi kendi yakıyorsun. Sonra da birileri sahada çalıyor ve oynuyor? O an ne düşünürsün? Sinirin zaten tepende. Lincoln o hareketleri maç berabere iken yapar mıydı? Yapmazdı. Dünyanın her liginde rakip takım bunu küfür olarak algılar. Ama git adama geçir değil ki Erman kardeşim bunun yansıması. Basarsın delikanlı gibi, topunu kapmaya çalışırsın. Kendine daha fazla küfür ettirmezsin. Sahada o an görevini yapmayan bir hakem yok ki sen racon kesiyorsun. Neden sektiriyorsun topu Lincoln’cüğüm al sana sarı mı diyecek hakem. Herkes Miroğlu memleketimde. Delikanlılığın tanımını herkes kendi sözlüğünden okuyor.

30 Kasım 2008 Pazar

Issız Adam-Palermo ve Pembe'nin şekeri


Brezilya ve Arjantin ligi maç görüntülerinin ekrana yansıması gibi Palermo-Milan maçı. Siyah beyaz görüntülerden hallice renkli görüntüler. Ne yazayım bu maçla ilgili derken meslekten algıda seçicilik imdada yetişti. Bugün gecikmeli de olsa "Issız Adam"a gittim. Film çözümlemesi yapmayacağım. Çağan Irmak filmin içerisine epey "product placement" yerleştirmiş. Marlboro, Domestos, Mersin Vip Turizm, Ulusoy, Chrysler PT Cruiser, Leblon, Bordo Şarapları benim hatırlayabildiklerim. İlla unuttuklarım vardır. Hatırlatanlar olursa seviniriz. Bildiğiniz üzere Nike yeni bir krampon çıkardı. Pembemsi bir krampon. CR7'nin, Materazzi'nin ya da Nike'nin anlaşmalı olduğunuz bilimum topçuların ayağına bu şeker pembesini taktırıyorsunuz da pembe formaları ile sahada salınan Palermo'yu neden boş geçiyorsunuz? Hadi Palermo'yu Lotto giydiriyor. Özellikle dikkat ettim ki -hani belki Nike giyen yoktur- belli başlı anlaşmalardan dolayı diye ama var. Miccoli'nin ayağında markasını anlayamadığım turuncu birşeyler var. Yahu ne bileyim Miccoli olmaz Simplicio olur ya da birileri şeker pembesini ayağına geçirir. Pembelilerin pembe krampon giyen futbolcusu dedirtmek bu kadar zor olmamalı. Palermo'yu marketing'in içine katardım Nike'nin yerinde olsam. Hikaye çıkar oradan.
Late Post: Fotoğraf makinesinin markası NIKON gözümün içine giriyordu filmde. Bir de Alper'in telefon numarası 0532 ile başlıyordu ve telefon Apple idi.

Diyarbakır Yeşil Bağlar (Sami Yen)


Meira ile ilgili tam kılıçları çekmiştim ki Skibbe yazının kısa yollu olmasını sağladı. Emre'nin "yazdıklarınızı değiştirin" demesi gibi oldu bu bana. Skibbe'nin hayırlı yaptığı işler de oluyor bazen ki Meira hayatının en kötü maçlarından birine doğru gidiyordu. Bırakın beni de gideyim der gibi bir ilk yarı oynadı Meira. Bunu Servet'e alışmışken kendini Ayhan'ın yanında bulduğuna mı bağlayalım yoksa bugün Servet'in de inanılmaz hatalarına devam etmesine ayak uyduramamasına mı bilemiyorum. Keza Ayhan da Servet de en kötü maçlarından birini oynuyor bugün. Meira'nın durumu da biraz kültür şoku yaşar gibi. Neyse...Asıl konumuza gelelim sonuçta devre arası yazısı yazıyoruz. Bazı özel oyuncuların özel tezahüratları vardır. Onlara özeldir. Kewell'in Daddy Cool'u gibi. Bunu alıp "Ümit Ümit Karan" yapmayın. Yapmayın çünkü Kewell bu özelliği hakeden özel bir oyuncu. "Diyarbakır yeşil bağlar canım hey lorke'yi" Nobre için Çarşı'dan bir kere bile duymamışsınızdır. Nobre'yi lorke lorke şeklinde çağırmaz Çarşı. Fener tribünlerinin 5 yılda bir hatırladığı yaratıcılığı sokmaz İnönü'ye. Doğrusu da budur. Hadi Daddy Cool'u "Fener geliyoruz Fener geliyoruz" yaptın. Bari oyuncu bazında Kewell'e özel kalsın Daddy Cool. Arda ve Ümit'i de araya sokuşturarak tezahüratın etinden sütünden faydalanılmasın. Aha buyur. Araya Emre Güngör'ü ve Barış Özbek'i de sıkıştırdılar. Bir de Ahmet Çakar versiyonu var, ona girmeyelim.

29 Kasım 2008 Cumartesi

Eyt Babalar

Dereağzı'nda 10, 35 ve 71'de Batuhan 3 gol atmış PAF maçında. Maçı izleyen futbol hocası arkadaşımla bir iki kelam laf ettik Beşiktaş maçı öncesi. "Sahada 21 oyuncu var bir tane de Batuhan var. Diğer oyuncularla arasında bu kadar fark olabileceğini gözlerimle görmesem inanmazdım" demekte. Beşiktaş maçı koparınca diğerlerini ezercesine ve rakibi tahrik edercesine "eyt babalar be bugün ne top oynuyorum" diyerek sahada bağırarak dolaşmasını "18'lik beyaz Nouma'dır ne yapsa yeridir" şeklinde yorumlamak biraz Batuhan'a kötülük yapmak olur kanımca. Hadi sen cahilsin. Fener'den de bir cahil senin dizine baltayı indirdi. Sonrada dönüp "eyt babalar be ne geçirdim tekmeyi" dedi. Sen de 3 ay yattın. Olmayacak şey değil. Çünkü o PAF maçlarında bu çucuklar inanılmaz bir hırsla sahaya çıkıyor. Sende kazanmak isteyen rakibine kendi sahasında 4 atıyorsun. Olur olur, olmaz değil. Demek ki bu vukuatlar sistemetik. E o zaman en son konuşması gerekenler bizleriz. Keza Batuhan bu tip hareketleri milli forma altında dahi rahatlıkla yapıyor. Daha ötesi ne diyeyim.

Bünye


Yanıldık. Beşiktaş kazanır demiştik ama bizim Fener kazandı. Cisse- Sivok ikilisi yolda yürürken bile 100 metrede takılıp düşme ihtimali yüksek olan ya da paltosunu çalılara taktırıp platonun astarını yırtan Uğur Boral'a yenik düştü. Hakem de çanak yuyunca film koptu. İlk sarı ağır, ikinci sarı sarının ağası. Neyse...Zaten herkes neyin ne olduğunu gördü. Resim net. Fener puan olarak potada ama Galatasaray ve Beşiktaş'a göre "puan kaybetme potansiyeli en yüksek takım hala". Asıl beni endişenlendiren şu. Benim bünyem bu maçın özellikle ikinci yarısının üzerine Sevilla-Barcelona maçını nasıl kaldıracak? Kaç ülke yayınladı maçımızı? Yayınlamaz. Siz bu maçı yayınlayın bakalım ikinci yarı ekran başında kaç kişiyi bulacaksınız? İtalyan bile dayanamaz Modeno maçına dönüş yapar. Ya da yatar.

Hüzün

Bu fotoğrafın üzerinden tam 10 sene geçmiş. 29 Kasım 1998 Blackburn Rovers maçı. Gerard'ın debutu. Umarım kaderi Fatih Terim'e benzemez. EPL'yi kazanması için 4-5 senesi var. O formayla bir EPL şampiyonluk kupası kaldıramadan yeşil sahalara veda ederse...Etmesin be...

Haydi Hareketli Gençler


Eğer ki Ertuğrul Sağlam Mustafa Denizli’nin yaptıklarını yapsaydı ve aynı sonuçları alsaydı bugünkü maç Fener’e yakın durabilirdi. Sağlam defansı 3’lü yapacak, Bobo’yu paslandıracak, Sivok-Zapo’yu bozup dahiyane bir İnceman kurtuluşu sergileyip 2 Maldanolu orta sahayı ittirecek…Ve basın “Sağlam”a mık demeyecek. Sanırım buraya kadar yazdıklarıma hiç kimseden eleştiri gelmeyecektir. Sonuçlardan dolayı değil Ertuğrul Sağlam futbolu bilmiyora kadar giden bir süreç yaşardık. Denizli ile yönetim kendini rahata attı. Uğraşmıyorlar artık bunlarla. Daha önce Fener kazanırsa bana sürpriz olur demiştim. Şimdi bana başka ne sürpriz olur onunla devam edeyim. Bu hayra yatıp, maçı oynayıp yaşadığım bir süreç olduğu için kafam epey temiz. Denizli Zapo’nun yanına Sivok’u çekerse Aragones maçı durdursun zil takıp oynasın. 60-70 yapsın. Bunu yaparsa Denizli işte bu bana maçın sürprizi olur. Beşiktaş’ın 3-1 ya da 4-1 kazanması değil. İnceman ve Cisse verimsizliğini Scholes, Mascherano, Alonso, Deco gibi adamlarla aşacak halin yok. Bu verimsizliği Sivok-Cisse ile de tam anlamıyla aşacak değilsin ama 1) Top daha fazla sende kalır 2) Selçuk-Josico’ya ağır basarsın 3) Maçın daha fazla Fener sahasında oynanmasını sağlarsın. Fener’in duran toplarında Sivok-Zapo-Cisse-Zan daha ne kardeşim. Soldan sağdan oyunu rakip sahaya yıkan, rakip defansa çöken bir Fener mi bekliyoruz? Hiç kimse merak etmesin bu maçta orta sahayı elinde tutan 3 puanı cebe atar. Diyeceğim Zapo-Zan ikilisi, Cisse-Sivok ikilisi yaratacağından Zapo-Sivok ve Cisse-?’den daha fazla Beşiktaş’a yarar sağlayacaktır. Panayırlardaki uçan sandalyeleri satan cazgırlar şöyle bağırırdı “Haydi kızlar, haydi hareketli gençler…Son tur, son şans” Aragones’e diyorlar diyeceğim ama o panayırda o son şans hiç bitmezdi. Yahu bu adam Udinese'de ve Çek Milli Takımı kademelerinde oynadığı 80'e yakın maçta genelde orta sahada kullanıldı hatta CM'de de böyle safsatalarını bir kenara koyalım. Biri yazdı birileri de ondan kopya çekerek Zapo-Sivok bozulmaz diye yazdı çizdi. Bozuluyor işte neden bozulmasın.

Bazen Susmak

Çok şey anlatmaktır. Sadece büyük maçları kazanarak şampiyon olunmuyor. 70 -73 puan aralarına doğru gidiyor lig. Zaten Ersun Yanal'ın da bu işi bu kadar rahat götürmesinin sebebi bu. Şimdiye kadar;

Trabzon 0 Beşiktaş 0
Galatasaray 3 Trabzon 0
Trabzon 0 Sivas 0
Kayseri 1 Trabzon 1 (yan hakemin ikramı)

Hani kalburistü takımlar deriz ya, işte onlar. Neredeyse golü yok Trabzon'un. Fener bizi kurtarır diyebilirler. Ya da hala lideriz diyebilirler. Büyük maçlar takımı şampiyon yapmaz. Ama hiçbir takım yoktur ki büyük maç kazanamadan şampiyon olmuş.

28 Kasım 2008 Cuma

Semih Ne İş?


Top oynarken farklı sakatlıklar geçirdim. Daha ortaokulda üst adeleyi yırttım. Dizimden sağlam bir sakatlık geçirdim. Lisede başlayan disk problemi beni bıçak altına kadar götürdü. Ayak bileğim yumruk gibidir mesela hala. Kasık 65. dakikada pıt pıt atardı bir aralar. Hiç şaşmazdı. Hele saha ağırsa. Aslında her futbolcunun başına gelebilecek sakatlıklardı. Ama bizimkiler uzun sürüyordu ne hikmetse. Gözümün önünde adam uyluk kemiğini kırdığında sağlık çantası ile koşan sağlıkçının ardından "yok lan anda birşey paytar dön geri" diye bağıranı hala hatırlarım. Doktor falan hak getire idi bizde. Ayak döndü mü çıkıkçıya gidilirdi. Halbuki sorun bağlardaydı. Dizdeki bağları kopardığımda koltuk değnekleri ile okula gittim geldi kendi kendine iyileşir dendi. O iyileşti ben tedirginlikten 15 gün sadece sahada dolaştım. Bu sakatlanma psikolojisi çok farklı bir durum. Beynin hükmetmesi ama adelenin "ne diyon lan sen manyak mısın" deme durumları. Bir de manyak hocamız vardı o aralar. Ayak gitmezdi idmana çıkarırdı. "Ciğerinde de sorun yok ya" derdi. Semih'in durumuna geleceğim. Ya ben yetersizim ya da ortada gerçekten bir acziyet var. Bu adam arka adalesini tutarak Ankara maçında dışarı çıktı. Ankaragücü maçına yetişecek dendi, idmanda yoktu. Porto maçı olabilir dendi çıkamadı. Beşiktaş maçı geldi acaba Semih sezonu mu kapattı deniyor. Belki de kulüp durumu biliyor ama basın safya dolduruyor orasını da bilemiyoruz tabi. Semih sadece bir örnektir. Bunun niceleri var. Sakatlığı şudur, durumu şudur, tedavi süreci budur demek yok. Bu nasıl bir iş ben anlayamıyorum. Birileri ha bu hafta ha 3 gün sonra oynayacak şeklinde dillenip "tedaviye cevap vermedi" dendiği zaman bir bit yeniği olduğunu düşünmeye başlıyorum. Yahu çıkın ve deyin şu adamın durumu budur diye. Şimdi dizinden ameliyat olabilir deniyor. Daha çok bağırın Güüüüüiizzaaaaaaaa güüüiizaaaaaa diye belki duyar Semih.
Late post: Torres 14:30'da MR'a girer 17:30'da 2 hafta oynayamayacağı açıklanır.

27 Kasım 2008 Perşembe

O günden bugüne

Normalde Beşiktaş ligde Fener galibiyeti görmek için bu kadar beklemez. Epey zaman geçmiş üzerinden. Kadıköy Panteri Pancu 17.04.2005'te idi. Koray Avcı'nın avladığı Rüştü bugün Beşiktaş kalesinde. Fener'in forveti Nobre de Beşiktaş'ın ileri ucunda. O günden kalan tek adam Toraman Beşiktaş'ta. Her iki takımında birbirini içeride dışarıda rahat paketlediği için absürd ötesi maçlar olabiliyor bu maçlar. Tuncay'ın fantastik asistler yaptığı, Rico Paşa'nın altıpastan yerde yatan Volkan'ın göbeğine plaselediği, Kezman'ın gol attığı, Anelka'nın "dur ben bi oynayayım bugün"dediği anormal durumlar olabiliyor bu maçlarda. Tek sürpriz Fener'in yenmesi olur bana bu maçta. Ulan bi "bu bu bu sebeplerden bu sene Beşiktaş Mustafa Denizli ile şampiyon olur" diye yazdık habire Beşiktaş'a çalışıyoruz. Dirençli olanın, ilk golü bulanın, orta sahayı elinde tutanın Beşiktaş olacağını düşünüyorum. İsmet Badem yorumlarına gerek yok. Yok Sivok ve Cisse ağır basar, Holosko Fener'in Nobre uğraşmalarında geriden gelen Özgür Willy olur demeyeceğim. Yanılırsak, yanıldık deriz.

Scolari & Demirel


"We need to win at home," said Scolari, although his team could yet edge through with less if the result in the Roma v Bordeaux game goes their way. "I think if my team do not have the quality to win against Cluj at home, it's better that I go home to Brazil." Bu futbolda yaşımız ne olursa olsun 50.000 versiyonunu görmüşüzdür. 4-0'dan 4-4'ler, 3-0'dan 3-3'ler. Alt küme takımlarının, dünya takımlarını ısırması. Köy takımlarının şampiyon olması. Scolari Cluj'u evimizde yenecek kapasitemiz yoksa Brezilya'ya -evime- dönerim daha iyi demiş. Yani var ya tam da Süleyman Demirel tarzı bir beyanat olmuş. Gazeteci maçtan sonra naber Scolari Cluj tıkladı dese "ben yeneceğiz demedim ki, yenecek kapasitemiz var dedim" cevabını yapıştır hiç korkmadan. Ege bir Yunan gölü değildir. Ege bir Türk gölü de değildir. Binaenaleyh, Ege bir göl de değildir. Scolari senin daha çook ekmek yemen gerek be canım. Dur sana başka bir örnek daha vereyim Baba'dan. Hem blogun anlam ve önemine uygun olsun. "Galibiyetin sahibi çoktur, mağlubiyetin sahibi yoktur. Yenilgi yetimdir"

Sarper Semiz (Olur Mu?)


Müziğe adanmış 30 sene. Ekrana kilitlendiğimiz yıllarda Timur Selçuk ve ekibi ile ülkemizi Eurovision’da temsil eden değerli müzisyen. “Sen Oldum” ile ilk albümünü çıkarıyor. Albümünde 11 şarkı var ve 8’inin söz ve müziği kendisine ait. 2 şarkı İlhan Şeşen’den bir diğeri de Timur Selçuk’tan Beyaz Güvercin. SARPER SEMİZ. Tanıyanlar kendisini Arnavutköy Eylül’den hatırlayacaktır. Albüme eli değenler Timur Selçuk, İlhan Şeşen, Ercüment Vural, Özer Taşkın, Serhan Yasdıman, Onur Mete,Bülent Özdemir, Levent Altındağ, Orçun Açabey, Erkan Bediroğlu, Serdar Ağırlı,Levent Demirbaş, Levent Dönmez gibi değerler…Hala Cuma akşamları Eylül’de gerçek müzik severlerle buluyor. Pazar günleri ise Beyoğlu Jazz Stop’da döktürüyor. Eline emeğine sağlık diyoruz. Saper Abimiz “ben hoppa cuppa müzik yaparak, müziğe ihanet edemem” demekte. Albüm Kasım sonu çıkıyor. Albümün çıkış şarkısı “Keşke” by İlhan Şeşen. Aşağıda da “Olur Mu?” şarkısının sözleri. Hatununuza aşkınızı bir kez daha ilan etmek isterseniz "Keşke" ile girin. İşinizi kolaylaştıran albüm:))

Olur mu?

Senin resmini çizdim,
Fırçam yüreğimdi,
Renklerimde sen vardın,
Manzaram anılardı,

Aşkımla bezedim
Her bir kıvrımını,
Ruhumdan boya kattım,
Seni şaheser yaptım,

26 Kasım 2008 Çarşamba

Hilton sandalyeler

Aslında hiç aklımdan çıkmıyordu ve kabus derecesinde beynimin derinliklerinden dönem dönem çağrılıyordu...O dönem bu döneme denk geldi. Eminim ki çoğunuz "evet, evet ya" demeye başladınız.Düğün salonu mu kardeşim orası? Konferans salonu mu? Saha içine yıllardır koyduğunuz o iğrenç sandalyeleri diyorum. Yeter yahu...Hesapta VIP yapıyorsunuz? Allah aşkına baktıkça çıldırasım geliyor. Swiss Otel marka konferansı sanki. Ve işin şaşırtıcı tarafı ne biliyor musunuz? O kasvetli konferans rengi bordo kaplamalar yıllarca değişmedi. Hayır yüzleri de eskimiyor kaldırıp atsınlar. Yoksa aynı renge İnegöl mobilyacısında yüzlerini mi değiştirip değiştirip duruyorlar? Düğüne spor ayakkabı ile gitmek gibi. Avrupa'da hangi salonda var böyle bir kadife çakma Osmanlı tarzı. Hay sizin zevkinize ...

Get up stand up


İkisi de efsane, ikisi de "get up, stand up, don't give up the fight" diyor ama sorun kafalarda. İkisi de uyuşmuş:))

Barselona (başka bahara)


Dün Fabregas’ın kaptanlığı ile bir post girmiştik. Bugün yaptığı bazı açıklamaları sizlerle paylaşmak isterim. Fabregas’ın kaptanlık bandını daha önce koluna takmışlığı var. Carling Cup Finali’nde 2 dakikalığına da olsa bu şerefe nail olmuş kendisi. Fabregas diyor ki “11 yaşımdan 16 yaşına kadar Barcelona genç takımının kaptanlığını yaptım. Aynı zamanda İspanya U17’nin de kaptanıydım. Bu tabi ki Arsenal’de kaptanlık benzemez ama kaptanlık benim için yeni bir şey değil.” Herhalde Barcelona ve İspanya takımlarında da “ulan takımın en iyisi sensin o yüzden bu bant en çok sana yakışır” dediler. Yoksa bu çocukta hiçbir liderlik vasfı yok. Mahalle maçlarında “topu en çok kim havaya dikerse” hesabı. Fabregas yaptığı açıklamalarla, bantın saha içi ve saha dışı ağırlığının bilicinde olduğunu hissettiriyor. Viera’nın ne kadar relax olduğunu, şakalar yaptığını, herkesle konuştuğunu anlatıyor. Maçta onunla savaşa girebileceğinizden emin olurdunuz diyor. Henry’nin dünyanın en iyisiyken Arsenal kaptanlığı yaptığından bahsediyor. Gallas’a laf söyletmiyor. Ona saygı duyuyorum ve o ne yaptıysa kulübü için yaptı diyor. Adams’a yetişemedi ama Arsenal’in son 3 kaptanı ile çalıştı. Onlarla da aldı verdi. Dün de dediğimiz gibi 5 senedir bu kulüpte bu adam. Ve dün bir bilgi yanlışı yapmışız ki oynadığı maç sayısı 250'ye yakın. Olması gereken kişi Arsenal’in kaptanıdır bana göre. Sol koluna da yakışmıştır bant. Ve Barcelona’nın Fabregas sevdası belki de başka bir bahara kalmıştır. Kaptan gemiyi terk etmez keza…

Kim Yetişirse Yakalar

Akşam patlattı bir iki bomba daha ama aklımda başlıktaki kalmış.

25 Kasım 2008 Salı

Win & Win


A.R.O.G’da hem teknik direktör, hem de iyi bir futbolcu olarak izleyeceğimiz Cem Yılmaz, Fuat Akdağ ve Rıdvan Dilmen’le haftanın “en”lerini seçecek. Fuat Akdağ ve Rıdvan Dilmen, not defterlerini açıyor, haftanın oyuncusunu, teknik direktörünü, hakemini, gollerini değerlendirirken, futbolun eğlenceli yönünü de gözler önüne seriyor. İkilinin konuğu ise ünlü komedyen Cem Yılmaz.


AROG'un içine futbolu da sıkıştıran Cem Yılmaz, Rıdvan Dilmen'le bir win & win programı yapacak. Kaybeden yok. Aralık başı vizyona girecek AROG'un tanıtımını bir güzel yapacak Cem Yılmaz. Rıdvan tercihi de gayet olumlu. NTV de Cem Yılmaz'ın ratinglerinden faydalanacak. Bir de Fener-Beşiktaş maçının olduğu gün Maraton yaparsa, milleti yararlar. Şansal Erman'ı zaten zor frenliyor ikisi bir olursa program uçar gider. Mağluba, mağlubiyeti unutturan bir profram olur. Ha bu arada insanların bu kadar gülmeye ihtiyacı olduğu bir dönemde filmin zamanlaması inanılmaz. Program yarın 20:10'da. Canlı...

Schalke 04 & Ağrı 04


Malumunuz dün gazetelerdeki Nouma vakasının Ağrı versiyonunu öğrendikten sonra Ağrı 04 isimli bir amatör küme takımımızın olduğunu öğrendik. Tabi tombalayı çekince saha karışmış birbirine girmiş millet. Ağrı'nın profesyonel ligde takımı yok. Ağrı 04 Spor'un başkanı olsam ne yapar ne eder Abdürrahim Albayrak'ı bulurum. Albayrak'tan Schalke kulübü başkanı ile bir randevu ayarlamasını isterim. Albayrak'ın arası iyidir kulüple. Kulübün durumunu, ilin durumunu anlatırım. Güzel bir mektup yazarım. Halil'i devreye sokarım. Gelin 04 kardeşliği yapalım derim. Siz de 3 kuruş formaydı, şorttu, ekipmandı, oydu buydu desteği verin derim. Bu işi bir sosyal sorumluluk projesi kapsamına sokarak değerlendirmeye çalışın derim. Baştan da ürkütmemek gerek adamları. Sahanın, soyunma odalarının fotoğraflarını çekerim. Altyapıdan bir hoca senede 1 kez gelsin bir haftalığına ne olur ki Schalke'den...Dolar taşar orası. Kulübün broşürlerine koyup şöyle destek olduk, böyle bilmem ne olduk diye anlatırlar. Halil'le Ağrı'nın santroforunu çamurda oynat bir de Adidas'ın Türkiye kampanyasında kullan. Birbirlerine çamurlu suratlarla sarılırken falan...Üffff. Nike'ye kapak. Schalke ne kaybeder? 3 kuruş...Ne kazanır, itibar. Ağrı 04 ne kazanır? Yahu hiç olmadı şehre bir heyecan gelir be...Hayal değil olur bu iş...Satarım ben bu projeyi başkana...En free'sinden.

Kaptan Fabregas


Fabregas’ın kaptan olmasına gireceğim, kusur kalırım yoksa…Takımın en yaşlısı, takımın en eskisi, 10 numara giymeden taraftarın 10 numarası. Saygı duyulanı…En’i…Ya da içinde aslan büyüten adam. Kim? Kaptan. Tanju Fener’e geldiğinde idmanda Krallllll diye bağırıp Tanju dönüp bakınca “sen değil Aykut” diyen kaptanlar. Ya da kaptanım “sen sahada ol da ben senin yerine 5 kere adama basarım” denen kaptanlar. Saha içi yönlendirme panoları gibi dinlenen kaptanlar. Ailenin reisi diyorum bazen. Yaşlı ama “Allah seni başımızdan eksik etmesin” denen reis. Varlığı, birçok yokluğu örseleyen kaptan. Çocukların maddi katkısı daha fazla olsa da göle çaldığı mayayı tutturan adam. Köşkünden giderse özellikle saha dışında arayacağın adam. Gittiğinde seni çıplak bırakan adam. Saha içi liderliğe pek fazla inanmıyorum diyerek “ille de ben” diyen Wenger’in benden daha zeki olduğuna dair şüphem yok. “İlle de ben” mi demek istedi yoksa Fabregas’a ortam hazırlayarak daha en baştan omuzlarındaki yükü mü azalttı? Eğer sorun yaşsa Tony Adams 14 sene kaptanlık yaptı bu takımda. 21 yaşında bantı koluna taktı. P.Vieria 26 yaşındaydı. Henry zaten Patrick’i bekledi. Gallas ise tam bir facia idi. Yapmış olduğu açıklamaların bazılarına katılıyorum. En baştan kaptan olması facia idi. 2003’ten beri Arsenal’de bu çocuk. 30’a yakın golü, 60’a yakın asisti var. EPL’de asist krallığı var. 150 maçı var Arsenal’de. Gelelim asıl konuya. Lider olunmaz, lider doğulur safsatası yapmayalım. Wenger bu takımın başındaysa bu takımın kaptanının Fabregas olması gayet mantıklı. Mantıksız olan Gallas’ın kaptan olmasıydı. Liderlik testinden bir çıkacak adamların belli olduğu takımlar Inter, Milan, Juventus, Real Madrid, Barcelona, Chelsea, Liverpool…Herkesin saha dışında da önünü iliklediği adamlar. Amaaaa…Wenger’in kurduğu imparatorlukta ya çökeceksin ya da bir kaptan seçmek zorundaysan Fabregas’ı seçeceksin. Wenger’in Arsenal’ini tartışalım bence Fabregas’ın kaptanlığını değil. Yoksa Gallas'ınki biraz çobanlığa benziyordu.

24 Kasım 2008 Pazartesi

Benzer gol sevinçleri



Bir benzer gol sevinci yazısı da bizden olsun. Bu hafta Getafe maçında Keita golünü attıktan sonra korner direğine yakın bir yerde secdeye gitti. Dini inanışının bir yansımasıydı tabi bu sevinç. Bu sevinç beni 2002-2003 sezonunda Beşiktaş-FK Sarajevo UEFA Kupası 1.tur maçına götürdü. Sarajevo maçı burada 2-2 biterken Emir Obuca golünü attıktan sonra neredeyse sahanın aynı yerinde secdeye gitmişti. Keita ve Emir aynı postta...Garip geldi şimdi yazınca.

Kutlu Olsun

Babamın, Nebahat teyzemin, Nezahat teyzemin, Mustafa eniştemin, teyzemin kızı Seren'in, Sabahat halamın, Saadet halamın, Sabahat halamın kızı Gökçenin, Gökçe'nin babası Mehmet eniştenin, amcamın kızı Ülkü'nün, yine amcamın kızı Yasemin'in, sülalede unuttuğum bütün eğitmenlerin ve tüm öğretmenlerin öğretmenler gününü kutlarım. Keşke baştan topluca bir kutlama geçeydim, bu kadar süreceğini tahmin edemedim.