12 Şubat 2009 Perşembe

Milli Marş Komedisi


Milli marşımızı hep bir ağızdan söylemeyi beceremediğimiz için başlatılan bir uygulamaydı hoparlörden sesi vermek. Malum Türk insanının müzik kulağı inanılmazdır. Her Türk müzisyen doğar. Her TSL maçından önce milli marşımızı "birlik ve beraberliğimizi arttırmak için" okuyup hemen arkasından slogan atıyoruz ya. Biz her maçta İstiklal marşımızı okuduğumuz için pek de bir farkı olmuyor milli maçların. Sadece bando geliyor ek olarak. Dün 50.000 kişi bandoyu duydu mu duymadı mı hiç belli değil. Tribünler marşı bitirdikten 15-20 saniye sonra bando marşı bitirdi ambianstan dolayı. İşte bu bana ister istemez TSL maçlarından önce okunan milli marşları bir kez daha hatırlattı. Hangi ülkede lig maçlarından önce milli marş okunuyor bilemiyorum. Bilen varsa ve paylaşırsa sevinirim. Ve bilemediğim biz lig maçlarından önce neden milli marş okuyoruz. Birliğimiz mi artıyor, beraberliğimiz mi pekişiyor, iki takım taraftarları birbirlerine daha saygılı mı davranıyor? Neden? Lig TV tribünlerin üzerine sanal Türk Bayrağı uygulaması yapsın diye mi?

Selocanlar'ın Kahve Kültürü

Ülke olarak çok seviyoruz çocukları. Dünyada bizim kadar çocukları reklam malzemesi yapıp bundan nemalanan başka bir ülke var mıdır acaba? Martin Lindstrom işin buralara geldiğini bilse bilmem kaçıncı baskısını yaptığı kitabı bir kez daha gözden geçirirdi herhalde. İş oralara kadar geldi. Önce hızlı trenin yanında makinistin yanına soktunuz. Sonra numaraları taşıttınız. Şimdi de nar yapıyor, nar yağıyor diyerek çocukları kahveye soktunuz. Allah aşkına bu film çocuklar kahveye girmeden yapılamaz mıydı? Bir de kahveye sevimli sevimli amcalar koyulmuş ki bu amcalar "gel selocan okeye 4. lazım" hayatta demezler. Ya da bugün Selocan ilk 6'lı ganyanını oynuyor demez bu tipler. Zararsızlar. Ama Selocanların kahvede olmasında hiçbir sorun yok. Selocanlar her yerde. Selocanları sen heryere soktun. Sen selocanla abonene abone katarken Selocan kahveye de girer, internet kafeye de girer, spor salonunda numara taşıyarak kas da yapar.

Neyse...

Ekşide ribbons sağolsun bizim yerimize Linnea Smith'in açıklamalarına yer vermiş. Kendisine böyle bir konuya değindiği için teşekkür ederek alıntılıyoruz. Diyebilirsiniz ki "ne alakası var kardeşim Selocanların cinsel obje ile"...Okan Bayülgen'li hazır kart reklamlarını hatırlayın Turkcell'in. 15'lik kızı Okan Bayülgen'e bırakıyordu aile...O kızın tavır ve hareketleri için "hayır böyle bir kız yok" diyen dernek yok. Adam Yapı Kredi reklamlarında bir kese attı bütün tellaklar ayağa kalktı böyle bir tellak yok diye. Linnea Smith'in açıklamaları aşağıdadır efendim.

“Reklamlarda:
•kız çocuklarının cinsel mesajlı pozlar vererek erişkin gibi göründüğü,
•çocukların makyajla ya da giysilerle erişkin gibi görünmesi sağlanarak izleyicilerin cinsel dürtülerini uyandırmaya yönelik,
•erişkin yaştaki kişilerin çocuk gibi giyinerek cinsel içerikli mesajlar verdiği,
•yaşı her ne olursa olsun, çocuk gibi görünen herhangi bir modelin cinselliğini öne çıkartan biçimde kendini sergilediği,
•yaşı her ne olursa olsun, bir modelin çocuksu ifadelerle istismar edilebilir ve çaresiz yüz ifadeleri takınarak cinsel bağlamda görüntülendiği,
•cinsel içerikli ya da çıplak pozlar veren bir erişkin ile bir çocuğun birlikte göründüğüher türlü çalışma, çocuk istismarı kapsamına girer.

Reklamlardaki çocuk istismarının toplumsal sonuçları arasında ise

•çocukların uygunsuz ve cinsel içerikli bağlamlarda sergilenmesinin yaygınlaşması
•kamuoyunun kabul edilebilirlik standartlarının değiştirilmesi
•pedofililerin çocukların seks istediği argümanının güçlendirilmesi
•çocukların rızaları dışında sömürülmeleri ve insanlık dışı muamelelere maruz kalmaları
•çocukların cinsel nesneler olarak kutsanması
•çocukların zihinlerinde, erişkinlerin kendilerinin cinsel nesne olduklarını kabul ettikleri imajının uyanması
•bütün çocukların sevilebilir olmaları için reklamlardaki gibi görünmelerini gerektiğini düşünmeye başlamaları sayılabilir.