Pazarlama etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Pazarlama etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ağustos 2008 Perşembe

İsmail Ayaz



Eskişehir-İstanbul arası hatta çalışan İsmail Ayaz seyahate bir önerim var. Logonuzu değiştirin. İsmail Ayaz yazıp yazı karakterini aşırı hızdan arkaya esnemiş gibi yaparsanız insanlara hızı çağrıştırırsınız. Uçak değil ki bu otobüs şirketi. Ne gerek var. İsmail Ayaz’ın içersindeki 10 harfin hepsi böyle. Daha da büyük bir hız sinerjisi oluşmakta anlayacağınız. Bana böyle çağrıştırdı. Başka kime çağrıştırır, çağrıştırabilir?

Ford ve Çiçek Abbas


Ford’un zaman tüneli reklamı vardı bir aralar bilmem hatırladınız mı? Mini mini birler, çalışkan ikiler...Polis, ambulans. Ve tabi ki Çiçek Abbas. Reklam filmindeki Çiçek Abbas’ı görünce Şener Şen’in oynadığı bir sahne aklıma geldi. Şener ağabeyimiz Çiçek Abbas’ın Ford’unun yanına yaklaşmış aynen şunu diyor. Bu ne? FORD. ( Tükürür ve etrafına bakıp kimsenin olup olmadığını kontrol ettikten sonra lastiğe tekme atar) Renocuyuz olum biz. Hahh... Sene 1982. Aradan 23 sene geçmiş. Ne kadar uzun zaman olmuş. Ne kadar kolaymış o zamanlar bu işler. Karışan yok görüşen yok. Şimdi yap bakalım Ford ne yapıyor adamı?

Örnek Sponsorluk Çalışması..


Cnntürk güzel bir kampanya başlattı bu hafta. Güneş ülkesi Türkiye’mizde güneş enerjisinden sadece su ısıtmak için faydalanıyoruz maalesef. Daha fazlası yok ya da yok denecek kadar az. AB’nin 2020 hedefi ise enerji ihtiyacının %20’sini yenilenebilir enerjiden sağlamak. Cnntürk’ün web sitesinde ülke olarak bu işin neresinde olduğumuza dair güzel bilgiler yer almakta. Bu bilgileri kopyala yapıştır yapmak yerine ilgilenenleri Cnntürk’ün web listesine yönlendirmek bence en iyisi. Gelelim güneş enerjisi ve Cnntürk’te geçtiğimiz yıl izlediklerimin beni afallatıp, geçmişe hafıza yolculuğu yapmama sebep olan vakaya. Tübitak tarafından organize edilen “Formula G” Güneş Arabaları Yarışı’nın geçtiğimiz yıl 2.si düzenlendi. 18 aracın katılımıyla. Alın teri akıtan tüm gençlerimize, katılımı destekleyen üniversitelere helal olsun. Neden? Ürettiler çünkü. Hem de bu dünyayı kirletmeyen alternatif bir enerjiye ön ayak oldular. Hele hele başkasının ürettiği cep telefonuyla dahiyane bir şekilde kredi alıp, hem Amerikalının hem Japonun hesabını ödeyen bununla da övünen bir milletsek eğer bence çok önemli gençlerimizin yaptığı. Her ne kadar Ali Atı Bir bu şekilde düşündüğümüz için bizleri yargılasa da. İyi de siz değil miydiniz “insanın ne dediği önemli değildir, karşısındakinin neyi algıladığı önemlidir” diye. Yok Don Shultz demişti. Ben de böyle algılıyorum hala. Neyse geçelim bu serüveni. CNN’de yarışı seyrederken arabaların birinin üzerinde Petrol Ofisi’nin (PO) amblemini gördüm. Bilim ve Teknik Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Raşit Gürdilek’in Dünya gazetesinde 27.11.2003 tarihinde yayınlanan bir yazısı şöyle diyor. “ Güneş enerjisinin, fosil yakıt kullanımının dünyanın geleceğini tehtid etmeye başladığı günümüzde ileri sanayi ülkelerinin gündeminde tırmanmaya başlamıştır.” Ve güneş enerjisinin ülkemiz için önemini sıralamaya devam ediyor Gürdilek. Şimdi efendim…Petrol Ofisi, yarışmaya gençlerimizi desteklemek için sponsor olmuş. Belli ki Petrol Ofisi’nin katkılarıyla bu araçların tekerleri döndü. Ne kadar vermiş bilmiyorum. Ama “zorlama sponsorluk” derler ya. Aynen öyle olmuş. Hani karşınızdakinin yüzü güler ama kalbi gülmez ya…Aynen öyle bir durum söz konusu. Petrol Ofisi, Formula 1 Turkish Grand Prix’inin isim sponsoru olduğunda hem yüzü hem kalbi gülüyordu. İletişim de böyle değil midir? Zorlama iletişim olur mu? Alma verme işidir. Sponsorluğun amacı tabiî ki kurumu ya da ürünü tanıtarak imajı kuvvetlendirmek. İndirekt olarak ticari amaçlara hizmet eden bir araç. İyi de kardeşim sen hem dünyanın geleceğini tehdit et hem de güneş enerjsi ile çalışan araçlara sponsor ol. Ben de böyle bir dünya istiyorum ama elimden gelmiyor mu diyorsun ne diyorsun Allah aşkına.

27 Ağustos 2008 Çarşamba

Psikomarketing Bozukluk?


“Bir gün her evde Likidgaz olacak” yazıyordu önümdeki tüp kamyonunun arkasında. Beşiktaş Likidgaz Bayii. Beşiktaş’ın dar sokaklarından Barboras’a çıkar gibi bir andan genişledi düşüncelerim. Annemin ördüğü kazağı söker gibi yürüdü gitti. Her evde birgün Likidgaz olacaksa Milangaz üretilmeyecek mi? Firma bu sloganın altında ne kadar eziliyor? Ya da tüketici vay be adamların inancına bak, azmine bak diyerek satınalma kararlarının içerisine daha mı fazla Likidgaz sıkıştırıyor? Acaba neden ayrı ayrı Milangaz ve Likidgaz bayilikleri verilmiyor? İstanbul’a gelen doğalgaz Likidgaz’ı hiç mi etkilemedi? İnsanlar doğalgazı sadece ısınmak için kullanıyor da mutfaklarına bağlatmıyor mu yoksa? Bağlatıyorsa bu sektörün geleceği ne olacak? Demirören’de çalışanların mutfağında doğalgaz olsa dahi Likidgaz ya da Milangaz mı kullanılıyor? Birgün herkesin Fenerbahçeli olacağına Fenerbahçe taraftarları ne kadar inanıyorsa Likidgaz bayileri de o kadar mı inanıyor? Galatasaray taraftarı bu gidişle hiç Fenerbahçeli kalmayacak düşüncesini Aygaz bayileri Likidgaz bayileri için mi düşünüyor? Yıldırım Demirören bu slogana Aziz Yıldırım’dan önce mi yoksa sonra mı tamam dedi? Ya da ben manyak mıyım yoksa pazarlama mı manyak? Ya da birgün baklavanın yanında 20 küçük şişe suyu ve ıslak mendil getirdiğim zaman mı manyak olacağım. Ya da tatlıyı karışık aldığım zaman mı? Yoksa hep manyak olmak için mi çabamız.

Hamidiye Kaynak Suları


Ne zaman uçsam bir şeyler yakalıyorum. Biri “kaybettiğimiz mesafeyi havada kapatacağımızı düşünüyorum” der biri kolonyalı mendili unutur. THY Ankara seferinde Hamidiye Kaynak Suları dağıtıyor. Suyun üzerinde aynen şu yazıyor. Sipariş Hattı 4441902. Yani diyor ki Hamidiye beni sipariş için ara arkadaş şikayet ya da memnuniyetini bildirmek için arama. Paradan haber ver bana. Sudan ne şikayetin olacak senin. Arasan arasan sipariş için ararsın. Kendimi 100 YTL'lik banknot gibi hissettim. CRM'de son nokta. Alo sipariş hattı. Hamidiye'de.