Gazete etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gazete etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Eylül 2009 Pazar

Cumhuriyet ve Raydan Çıkanlar (Adana Demir-Livorno maçı üzerine)


Cuma akşamı saat 21:00'da karşılaştı Adana Demir ile Livorno. Maçtan önce iki kulübün tarihine ilişkin yazılanlara eklemeler yaparak konuyu dağıtmak yazımızın amacı değil. Cuma günü açıkçası maçın bir TV kanalından yayınlanmasını da pek istemiyordum. Sanki ertesi gün koşarak gazete alıp acaba neler olmuşu okumak bu maçın oynanma amaçlarından birine daha fazla hizmet edecekti. Ve bizim kıyısından yakaladığımız geçmişimize götürecekti. Hem devre arasına daya reklamları, daya maça Adana firmalarının bant reklamlarını derken daha da endüsrtiyel bir yapıyı cukkadanak oturtacaktık maçımızı. Sonra maçı anlatan başlardı ırkçılıktı da endüstriyel futboldu da, zarttı da zurttu da. Böylesi daha güzel oldu boşverin siz. Cumartesi günü Radikal gazetesi maça epey yer ayırmıştı. "Adana'da Kızıl Gece" diye açıp okuduk. Zaten önemli olan maçın atmosferinin anlatılmasıydı. Yoksa bu maç vesilesi ile Adana Demir ve Livorno tarihleri hakkında okuduklarımız yanımıza kar kaldı. Adana Demir'in defansının aksamasını, Livorno'nın orta sahada basmasını neyleyleyim. O yüzden pazar günü de biraz Cem Dizdar'dan faydalandık Milliyet'te. Aynen düşündüğümüzü yapıp o ortamı bize yaşatmak için çaba sarfetmişti. Yeri biraz daha geniş olsaydı daha bir güzel olurdu ya neyse. Eline sağlık diyelim. Kalkmış gitmiş Adanalara. Bunun dışında takip edemeyip maçta yaşananları yazan ulusal basınımız varsa kendilerinden özür dilerim. Asıl geleceğimin yeri ise sona sakladım. Cumartesi günü Cumhuriyet'i açtım. Bakalım maçla ilgili neler vardı diye. Normal bir maç yazısı. Dostça bitti falan filan. Oyunculara yıldız falan da vermişler. E dedim normaldir. Maç bitti 23:00'da. Yazmaya zaman yok. Pazar günü geniş geniş girerler maçı pazar ekinde. Spor sayfasına girmesinlerdi zaten. 2 sayfalık cumhuriyet sporun 1 sayfasının %70'i ilan olur genelde. Diğer sayfada da "ulusal maç"ın olması normaldi. Nitekim 3. sayfada haber vardı. Başlık "Yoldaşlar Bulştu". Yusuf Baştuğ'un haberi. Tamamen şu oldu bu oldu diye yazılan, hiçbir duygunun yer almadığı, her muhabirin rahatlıkla yazacağı bir yazı. Tribünlerde şu pankartlar vardı, bu pankartlar vardı, şu pankart asılınca polis müdahale etti. Bitti, gitti maç da berabere bitti. Şimdi soruyorum gazetenin spor müdürü Arif Kızılyalın'a. Böyle mi girmeliydi bu maçı Cumhuriyet gazetesi. Maçtan 1-2 saat önce bir arkadaşımız tribün liderleriyle konuşsaydı, maçı onlarla seyretseydi, Livorno'nun tribün liderlerinden birinden görüş alınsaydı, tribünler daha bir güzel anlatılsaydı, biraz içinizde hissedilseydi bu maç. Fena mı olurdu? Biz her pazar hükümete giydirdiklerinizi okuyalım diye Cumhuriyet gazetesi almıyoruz. Anlamadınız galiba?

24 Şubat 2009 Salı

Güzel Basın Bunu da Yazın


Milliyet'in internet editörü cin gibi. Fotomaç'a, Fanatik'e taş çıkarır. Ne olursa olsun bizi tıklasınlar tarzında devam ediyor çalışmalarına. 1-3-5 devam ediyor. Gazete Takvim, Posta o bu değil ki...Milliyet...Sen de rahatsız oluyorsun tabi. Baş sayfada bir haber. Bülent Korkmaz için şöyle bir başlık atılmış. "Daha 11 gün önce söyledikleri yenilir yutulur gibi değil" Allah allah diyorsun acaba yenilir yurulur olmayan ne demiş Bülent Hoca. Tıklıyorsun, giriyorsun.


Bülent Korkmaz, bundan sadece 12 gün önce Lig TV'de 2'ye 1 programına konuk olmuş ve konu Galatasaray'a geldiğinde çok çarpıcı tespitlerde bulunmuştu. Lincoln konusunda tavrını çok net ortaya koyan Bülent Korkmaz, Lincoln'ü kazanmak için çok fazla taviz verildiğini söyleyerek "Siz 1 takım mı kazanacaksınız? Yoksa tek 1 oyuncuyu mu kazanacaksınız? Ben, takımı kazanmak isterim. Oyunculara istisnai durumlar haricinde eşit mesafede durmalısınız." demişti. Lincoln'e böyle tavır alan Korkmaz, kaptanlık konusuna da Arda'ya destek vermişti. Efsane kaptan, pazubandı Arda'nın takması gerektiniği savunmuş, bu düşüncesini Galatasaray Başkanı Adnan Polat'a söylediğini de belirtmişti. Bülent Korkmaz, 2 hafta önce bu sözleri söylerken, kısa sürede Galatasaray'ın başına geçeceğini bilmiyordu tabii ki... Ama kötü giden maçlar, 5-2'lik şok yenilgi derken Skibbe gönderildi ve Bülent Korkmaz kendini Florya'da buldu. Şimdi gözler Bülent Korkmaz'da... Çünkü ipler onun elinde... Bakalım 2 hafta önce Lincoln'ü yerden yere vuran, kaptanlığa da Arda'yı aday gösteren Bülent Korkmaz ne yapacak?


Yenilir yutulur değil....Brannnnnnnnn.Az sonra...Brannn...Bunu bu şekilde veren zihniyet daha 2.günden itibaren duaya başlamış ki Bülent Hoca Arda'yı kaptan yapmasın, Lincoln'ü kesmesin. Bunu demişti "bakalım ne yapacak" demek ayrı, Bülent Hoca yenilir yutulur sözler etmedi demek ayrı. Lincoln de zaten kendisine hiç çeki düzen vermez. Aynen devam eder. Eşit mesafede duracaksın demiş. Benim olduğum yerde Brezilya'dan 10 gün sonra gelirse sonuçlarına katlanır demiş. Yenilip yutulmayacak sizin zihniyetiniz. Zarar veriyorsunuz bu şekilde futbola. İnsanları gereksiz yıpratıyorsunuz. Haberi basın ahlakına uymayacak şekilde veriyorsunuz. Buldunuz internet dene açık kapıyı istediğiniz gibi at oynatıyorsunuz. Yapmayın.

6 Şubat 2009 Cuma

Siz Dediğinize İnanıyorsanız Sorun Yok


"Ülkemizdeki her spor gazetesinde transfer haberleri ile ilgili olarak farklı farklı değerlendirmeler yapılıyor. Biz de Fotomaç olarak kendi yayın politikamız doğrusunda, okurlarımıza olan saygıyı ve ilkeli habercilik anlayışımızı ön plana çıkararak asparagas transfer haberleri ile ilgili olarak kendi teyit ettirme mekanizmamazı devreye sokuyoruz. Ama ülkemizde eskiden beri haber atlama korkusu nedeniyle de bazen haberler teyit ettirilemden bile verilmek zorunda kalıyor. Çünkü gece baskının döndüğü geç bir saatte gelen bir haberi teyit ettirmek için yeterli zamana sahip olmuyorsunuz. Okura bir şekilde bu haberi sunmak zorundasınız" Bunu diyen kim? Fotomaç Genel Yayın Yönetmeni Zeki Uzundurukan. Haberi teyit ettiremediğinizden dolayı bir sıkıntı yaşamıyorsunuz ki siz. Yaşıyor musunuz? Adam ertesi gün gidiyor ve yine aynı gazeteyi satınalıyor. Ama "şu teyit ettirme mekanizmasını" bir görmek istiyorum Zeki Bey. Beni de tanıştırırsanız çok memnun olacağım. Gece hangi saatten sonra bu mekanizma devre dışı kalıyor soralım ki ona göre gazeteyi değerlendirelim. La havleeeee.

28 Ağustos 2008 Perşembe

Star Gazetesi Manşetleri


Özellikle Avrupa’yla spor müsabakalarımızdan sonra gazetelerimizin atmış olduğu manşetler daha fazla tiraj için bu ülkede neler yapıldığının sarih örnekleridir. Mide bulandırır. Bir anlık bir empati kursak ne demek istediğim çok iyi anlaşılır. Sakın yazdıklarım yanlış anlaşılmasın bu başlıklar Avrupa gazetelerinde yok değil. Orada da var. Onlar da mide bulandırır. The Sun’ın Turkey ve Hindi benzetmeleri sinirlerimizi tepemize çıkartır. Halbuki bizim ülkemizin adı nedir? TÜRKİYE. Turkey nedir? Neyse geçelim bunları çünkü bu sefer konu egemen dile gelecek. Bizim dilimizi korumamıza gelecek. Konumuz gazete manşetlerimiz. Ekşisözlük yazarlarımız sağolsunlar bir güzel toplamışlar hepsini. Bunların bir kısmını sizinle paylaşmak istedim. Bazı şeyleri arada sırada hatırlamak da fayda vardır. Unutkan milletiz ne de olsa. Leeds’e toprağı öptürdük. Dingiltere. Yendik mi lan? ( Milan maçı sonrası), Two Size ( Leeds maçı sonrası), Namaz kıldırdık ( Leeds maçı sonrası), Borussia Dortmund ( Boru kırmızı), Aslanos Kralos Realos Madaros ( Real maçı sonrası), Fincanı taştan oyarlar( Finlandiya maçı sonrası), Sahada da dışarıda da 2-0 ( İki Leeds’linin öldürülmesi olayı), Düdüklü Veli Göçer ( Maçın hakemidir kendisi), Ne prekoydu be ( preko kırmızı), Bayramda boğa keseceğiz ( Gs-Mallorca maçı) Monacoduk ( Monaco maçı sonrası), Her tarafın Berlin olsa ne yazar ( Hertha Berlin maçı). Yukarıdaki manşetlerimizin sahibi Star gazetesi. Gerçi bunlar sadece spor haberleri ile kısıtlı değil Mısır’daki bombalama olayından sonrada bu gazete “Mısır Patladı” diye manşet atmıştı ne diyebilirim ki. Ve tüm bunlar Star gazetesi ile sınırlı değil tabi ki. Makedonu indirdik ( Makedonya maçı-don kırmızı) de var, Suriye ile Apo gerginliği sırasında “Sabah girer öğlen çıkarız” da var. Nereye girersin nereden çıkarsın bahçe bağ mı orası yahu. Cemil İpekçi’nin Hollanda’da bir erkekle evlendiği haberi “ AB’ye tersten girdik”. de var. Buna da ancak çüş denir ne diyeyim. Hep televizyonlarımızı konuşuyoruz ama arada sırada şu yazılı basınımıza da bir göz atmamızda fayda var. Orada da düzeltilmesi gereken çok şey var.