30 Kasım 2008 Pazar

Issız Adam-Palermo ve Pembe'nin şekeri


Brezilya ve Arjantin ligi maç görüntülerinin ekrana yansıması gibi Palermo-Milan maçı. Siyah beyaz görüntülerden hallice renkli görüntüler. Ne yazayım bu maçla ilgili derken meslekten algıda seçicilik imdada yetişti. Bugün gecikmeli de olsa "Issız Adam"a gittim. Film çözümlemesi yapmayacağım. Çağan Irmak filmin içerisine epey "product placement" yerleştirmiş. Marlboro, Domestos, Mersin Vip Turizm, Ulusoy, Chrysler PT Cruiser, Leblon, Bordo Şarapları benim hatırlayabildiklerim. İlla unuttuklarım vardır. Hatırlatanlar olursa seviniriz. Bildiğiniz üzere Nike yeni bir krampon çıkardı. Pembemsi bir krampon. CR7'nin, Materazzi'nin ya da Nike'nin anlaşmalı olduğunuz bilimum topçuların ayağına bu şeker pembesini taktırıyorsunuz da pembe formaları ile sahada salınan Palermo'yu neden boş geçiyorsunuz? Hadi Palermo'yu Lotto giydiriyor. Özellikle dikkat ettim ki -hani belki Nike giyen yoktur- belli başlı anlaşmalardan dolayı diye ama var. Miccoli'nin ayağında markasını anlayamadığım turuncu birşeyler var. Yahu ne bileyim Miccoli olmaz Simplicio olur ya da birileri şeker pembesini ayağına geçirir. Pembelilerin pembe krampon giyen futbolcusu dedirtmek bu kadar zor olmamalı. Palermo'yu marketing'in içine katardım Nike'nin yerinde olsam. Hikaye çıkar oradan.
Late Post: Fotoğraf makinesinin markası NIKON gözümün içine giriyordu filmde. Bir de Alper'in telefon numarası 0532 ile başlıyordu ve telefon Apple idi.

Diyarbakır Yeşil Bağlar (Sami Yen)


Meira ile ilgili tam kılıçları çekmiştim ki Skibbe yazının kısa yollu olmasını sağladı. Emre'nin "yazdıklarınızı değiştirin" demesi gibi oldu bu bana. Skibbe'nin hayırlı yaptığı işler de oluyor bazen ki Meira hayatının en kötü maçlarından birine doğru gidiyordu. Bırakın beni de gideyim der gibi bir ilk yarı oynadı Meira. Bunu Servet'e alışmışken kendini Ayhan'ın yanında bulduğuna mı bağlayalım yoksa bugün Servet'in de inanılmaz hatalarına devam etmesine ayak uyduramamasına mı bilemiyorum. Keza Ayhan da Servet de en kötü maçlarından birini oynuyor bugün. Meira'nın durumu da biraz kültür şoku yaşar gibi. Neyse...Asıl konumuza gelelim sonuçta devre arası yazısı yazıyoruz. Bazı özel oyuncuların özel tezahüratları vardır. Onlara özeldir. Kewell'in Daddy Cool'u gibi. Bunu alıp "Ümit Ümit Karan" yapmayın. Yapmayın çünkü Kewell bu özelliği hakeden özel bir oyuncu. "Diyarbakır yeşil bağlar canım hey lorke'yi" Nobre için Çarşı'dan bir kere bile duymamışsınızdır. Nobre'yi lorke lorke şeklinde çağırmaz Çarşı. Fener tribünlerinin 5 yılda bir hatırladığı yaratıcılığı sokmaz İnönü'ye. Doğrusu da budur. Hadi Daddy Cool'u "Fener geliyoruz Fener geliyoruz" yaptın. Bari oyuncu bazında Kewell'e özel kalsın Daddy Cool. Arda ve Ümit'i de araya sokuşturarak tezahüratın etinden sütünden faydalanılmasın. Aha buyur. Araya Emre Güngör'ü ve Barış Özbek'i de sıkıştırdılar. Bir de Ahmet Çakar versiyonu var, ona girmeyelim.

29 Kasım 2008 Cumartesi

Eyt Babalar

Dereağzı'nda 10, 35 ve 71'de Batuhan 3 gol atmış PAF maçında. Maçı izleyen futbol hocası arkadaşımla bir iki kelam laf ettik Beşiktaş maçı öncesi. "Sahada 21 oyuncu var bir tane de Batuhan var. Diğer oyuncularla arasında bu kadar fark olabileceğini gözlerimle görmesem inanmazdım" demekte. Beşiktaş maçı koparınca diğerlerini ezercesine ve rakibi tahrik edercesine "eyt babalar be bugün ne top oynuyorum" diyerek sahada bağırarak dolaşmasını "18'lik beyaz Nouma'dır ne yapsa yeridir" şeklinde yorumlamak biraz Batuhan'a kötülük yapmak olur kanımca. Hadi sen cahilsin. Fener'den de bir cahil senin dizine baltayı indirdi. Sonrada dönüp "eyt babalar be ne geçirdim tekmeyi" dedi. Sen de 3 ay yattın. Olmayacak şey değil. Çünkü o PAF maçlarında bu çucuklar inanılmaz bir hırsla sahaya çıkıyor. Sende kazanmak isteyen rakibine kendi sahasında 4 atıyorsun. Olur olur, olmaz değil. Demek ki bu vukuatlar sistemetik. E o zaman en son konuşması gerekenler bizleriz. Keza Batuhan bu tip hareketleri milli forma altında dahi rahatlıkla yapıyor. Daha ötesi ne diyeyim.

Bünye


Yanıldık. Beşiktaş kazanır demiştik ama bizim Fener kazandı. Cisse- Sivok ikilisi yolda yürürken bile 100 metrede takılıp düşme ihtimali yüksek olan ya da paltosunu çalılara taktırıp platonun astarını yırtan Uğur Boral'a yenik düştü. Hakem de çanak yuyunca film koptu. İlk sarı ağır, ikinci sarı sarının ağası. Neyse...Zaten herkes neyin ne olduğunu gördü. Resim net. Fener puan olarak potada ama Galatasaray ve Beşiktaş'a göre "puan kaybetme potansiyeli en yüksek takım hala". Asıl beni endişenlendiren şu. Benim bünyem bu maçın özellikle ikinci yarısının üzerine Sevilla-Barcelona maçını nasıl kaldıracak? Kaç ülke yayınladı maçımızı? Yayınlamaz. Siz bu maçı yayınlayın bakalım ikinci yarı ekran başında kaç kişiyi bulacaksınız? İtalyan bile dayanamaz Modeno maçına dönüş yapar. Ya da yatar.

Hüzün

Bu fotoğrafın üzerinden tam 10 sene geçmiş. 29 Kasım 1998 Blackburn Rovers maçı. Gerard'ın debutu. Umarım kaderi Fatih Terim'e benzemez. EPL'yi kazanması için 4-5 senesi var. O formayla bir EPL şampiyonluk kupası kaldıramadan yeşil sahalara veda ederse...Etmesin be...

Haydi Hareketli Gençler


Eğer ki Ertuğrul Sağlam Mustafa Denizli’nin yaptıklarını yapsaydı ve aynı sonuçları alsaydı bugünkü maç Fener’e yakın durabilirdi. Sağlam defansı 3’lü yapacak, Bobo’yu paslandıracak, Sivok-Zapo’yu bozup dahiyane bir İnceman kurtuluşu sergileyip 2 Maldanolu orta sahayı ittirecek…Ve basın “Sağlam”a mık demeyecek. Sanırım buraya kadar yazdıklarıma hiç kimseden eleştiri gelmeyecektir. Sonuçlardan dolayı değil Ertuğrul Sağlam futbolu bilmiyora kadar giden bir süreç yaşardık. Denizli ile yönetim kendini rahata attı. Uğraşmıyorlar artık bunlarla. Daha önce Fener kazanırsa bana sürpriz olur demiştim. Şimdi bana başka ne sürpriz olur onunla devam edeyim. Bu hayra yatıp, maçı oynayıp yaşadığım bir süreç olduğu için kafam epey temiz. Denizli Zapo’nun yanına Sivok’u çekerse Aragones maçı durdursun zil takıp oynasın. 60-70 yapsın. Bunu yaparsa Denizli işte bu bana maçın sürprizi olur. Beşiktaş’ın 3-1 ya da 4-1 kazanması değil. İnceman ve Cisse verimsizliğini Scholes, Mascherano, Alonso, Deco gibi adamlarla aşacak halin yok. Bu verimsizliği Sivok-Cisse ile de tam anlamıyla aşacak değilsin ama 1) Top daha fazla sende kalır 2) Selçuk-Josico’ya ağır basarsın 3) Maçın daha fazla Fener sahasında oynanmasını sağlarsın. Fener’in duran toplarında Sivok-Zapo-Cisse-Zan daha ne kardeşim. Soldan sağdan oyunu rakip sahaya yıkan, rakip defansa çöken bir Fener mi bekliyoruz? Hiç kimse merak etmesin bu maçta orta sahayı elinde tutan 3 puanı cebe atar. Diyeceğim Zapo-Zan ikilisi, Cisse-Sivok ikilisi yaratacağından Zapo-Sivok ve Cisse-?’den daha fazla Beşiktaş’a yarar sağlayacaktır. Panayırlardaki uçan sandalyeleri satan cazgırlar şöyle bağırırdı “Haydi kızlar, haydi hareketli gençler…Son tur, son şans” Aragones’e diyorlar diyeceğim ama o panayırda o son şans hiç bitmezdi. Yahu bu adam Udinese'de ve Çek Milli Takımı kademelerinde oynadığı 80'e yakın maçta genelde orta sahada kullanıldı hatta CM'de de böyle safsatalarını bir kenara koyalım. Biri yazdı birileri de ondan kopya çekerek Zapo-Sivok bozulmaz diye yazdı çizdi. Bozuluyor işte neden bozulmasın.

Bazen Susmak

Çok şey anlatmaktır. Sadece büyük maçları kazanarak şampiyon olunmuyor. 70 -73 puan aralarına doğru gidiyor lig. Zaten Ersun Yanal'ın da bu işi bu kadar rahat götürmesinin sebebi bu. Şimdiye kadar;

Trabzon 0 Beşiktaş 0
Galatasaray 3 Trabzon 0
Trabzon 0 Sivas 0
Kayseri 1 Trabzon 1 (yan hakemin ikramı)

Hani kalburistü takımlar deriz ya, işte onlar. Neredeyse golü yok Trabzon'un. Fener bizi kurtarır diyebilirler. Ya da hala lideriz diyebilirler. Büyük maçlar takımı şampiyon yapmaz. Ama hiçbir takım yoktur ki büyük maç kazanamadan şampiyon olmuş.

28 Kasım 2008 Cuma

Semih Ne İş?


Top oynarken farklı sakatlıklar geçirdim. Daha ortaokulda üst adeleyi yırttım. Dizimden sağlam bir sakatlık geçirdim. Lisede başlayan disk problemi beni bıçak altına kadar götürdü. Ayak bileğim yumruk gibidir mesela hala. Kasık 65. dakikada pıt pıt atardı bir aralar. Hiç şaşmazdı. Hele saha ağırsa. Aslında her futbolcunun başına gelebilecek sakatlıklardı. Ama bizimkiler uzun sürüyordu ne hikmetse. Gözümün önünde adam uyluk kemiğini kırdığında sağlık çantası ile koşan sağlıkçının ardından "yok lan anda birşey paytar dön geri" diye bağıranı hala hatırlarım. Doktor falan hak getire idi bizde. Ayak döndü mü çıkıkçıya gidilirdi. Halbuki sorun bağlardaydı. Dizdeki bağları kopardığımda koltuk değnekleri ile okula gittim geldi kendi kendine iyileşir dendi. O iyileşti ben tedirginlikten 15 gün sadece sahada dolaştım. Bu sakatlanma psikolojisi çok farklı bir durum. Beynin hükmetmesi ama adelenin "ne diyon lan sen manyak mısın" deme durumları. Bir de manyak hocamız vardı o aralar. Ayak gitmezdi idmana çıkarırdı. "Ciğerinde de sorun yok ya" derdi. Semih'in durumuna geleceğim. Ya ben yetersizim ya da ortada gerçekten bir acziyet var. Bu adam arka adalesini tutarak Ankara maçında dışarı çıktı. Ankaragücü maçına yetişecek dendi, idmanda yoktu. Porto maçı olabilir dendi çıkamadı. Beşiktaş maçı geldi acaba Semih sezonu mu kapattı deniyor. Belki de kulüp durumu biliyor ama basın safya dolduruyor orasını da bilemiyoruz tabi. Semih sadece bir örnektir. Bunun niceleri var. Sakatlığı şudur, durumu şudur, tedavi süreci budur demek yok. Bu nasıl bir iş ben anlayamıyorum. Birileri ha bu hafta ha 3 gün sonra oynayacak şeklinde dillenip "tedaviye cevap vermedi" dendiği zaman bir bit yeniği olduğunu düşünmeye başlıyorum. Yahu çıkın ve deyin şu adamın durumu budur diye. Şimdi dizinden ameliyat olabilir deniyor. Daha çok bağırın Güüüüüiizzaaaaaaaa güüüiizaaaaaa diye belki duyar Semih.
Late post: Torres 14:30'da MR'a girer 17:30'da 2 hafta oynayamayacağı açıklanır.

27 Kasım 2008 Perşembe

O günden bugüne

Normalde Beşiktaş ligde Fener galibiyeti görmek için bu kadar beklemez. Epey zaman geçmiş üzerinden. Kadıköy Panteri Pancu 17.04.2005'te idi. Koray Avcı'nın avladığı Rüştü bugün Beşiktaş kalesinde. Fener'in forveti Nobre de Beşiktaş'ın ileri ucunda. O günden kalan tek adam Toraman Beşiktaş'ta. Her iki takımında birbirini içeride dışarıda rahat paketlediği için absürd ötesi maçlar olabiliyor bu maçlar. Tuncay'ın fantastik asistler yaptığı, Rico Paşa'nın altıpastan yerde yatan Volkan'ın göbeğine plaselediği, Kezman'ın gol attığı, Anelka'nın "dur ben bi oynayayım bugün"dediği anormal durumlar olabiliyor bu maçlarda. Tek sürpriz Fener'in yenmesi olur bana bu maçta. Ulan bi "bu bu bu sebeplerden bu sene Beşiktaş Mustafa Denizli ile şampiyon olur" diye yazdık habire Beşiktaş'a çalışıyoruz. Dirençli olanın, ilk golü bulanın, orta sahayı elinde tutanın Beşiktaş olacağını düşünüyorum. İsmet Badem yorumlarına gerek yok. Yok Sivok ve Cisse ağır basar, Holosko Fener'in Nobre uğraşmalarında geriden gelen Özgür Willy olur demeyeceğim. Yanılırsak, yanıldık deriz.

Scolari & Demirel


"We need to win at home," said Scolari, although his team could yet edge through with less if the result in the Roma v Bordeaux game goes their way. "I think if my team do not have the quality to win against Cluj at home, it's better that I go home to Brazil." Bu futbolda yaşımız ne olursa olsun 50.000 versiyonunu görmüşüzdür. 4-0'dan 4-4'ler, 3-0'dan 3-3'ler. Alt küme takımlarının, dünya takımlarını ısırması. Köy takımlarının şampiyon olması. Scolari Cluj'u evimizde yenecek kapasitemiz yoksa Brezilya'ya -evime- dönerim daha iyi demiş. Yani var ya tam da Süleyman Demirel tarzı bir beyanat olmuş. Gazeteci maçtan sonra naber Scolari Cluj tıkladı dese "ben yeneceğiz demedim ki, yenecek kapasitemiz var dedim" cevabını yapıştır hiç korkmadan. Ege bir Yunan gölü değildir. Ege bir Türk gölü de değildir. Binaenaleyh, Ege bir göl de değildir. Scolari senin daha çook ekmek yemen gerek be canım. Dur sana başka bir örnek daha vereyim Baba'dan. Hem blogun anlam ve önemine uygun olsun. "Galibiyetin sahibi çoktur, mağlubiyetin sahibi yoktur. Yenilgi yetimdir"

Sarper Semiz (Olur Mu?)


Müziğe adanmış 30 sene. Ekrana kilitlendiğimiz yıllarda Timur Selçuk ve ekibi ile ülkemizi Eurovision’da temsil eden değerli müzisyen. “Sen Oldum” ile ilk albümünü çıkarıyor. Albümünde 11 şarkı var ve 8’inin söz ve müziği kendisine ait. 2 şarkı İlhan Şeşen’den bir diğeri de Timur Selçuk’tan Beyaz Güvercin. SARPER SEMİZ. Tanıyanlar kendisini Arnavutköy Eylül’den hatırlayacaktır. Albüme eli değenler Timur Selçuk, İlhan Şeşen, Ercüment Vural, Özer Taşkın, Serhan Yasdıman, Onur Mete,Bülent Özdemir, Levent Altındağ, Orçun Açabey, Erkan Bediroğlu, Serdar Ağırlı,Levent Demirbaş, Levent Dönmez gibi değerler…Hala Cuma akşamları Eylül’de gerçek müzik severlerle buluyor. Pazar günleri ise Beyoğlu Jazz Stop’da döktürüyor. Eline emeğine sağlık diyoruz. Saper Abimiz “ben hoppa cuppa müzik yaparak, müziğe ihanet edemem” demekte. Albüm Kasım sonu çıkıyor. Albümün çıkış şarkısı “Keşke” by İlhan Şeşen. Aşağıda da “Olur Mu?” şarkısının sözleri. Hatununuza aşkınızı bir kez daha ilan etmek isterseniz "Keşke" ile girin. İşinizi kolaylaştıran albüm:))

Olur mu?

Senin resmini çizdim,
Fırçam yüreğimdi,
Renklerimde sen vardın,
Manzaram anılardı,

Aşkımla bezedim
Her bir kıvrımını,
Ruhumdan boya kattım,
Seni şaheser yaptım,

26 Kasım 2008 Çarşamba

Hilton sandalyeler

Aslında hiç aklımdan çıkmıyordu ve kabus derecesinde beynimin derinliklerinden dönem dönem çağrılıyordu...O dönem bu döneme denk geldi. Eminim ki çoğunuz "evet, evet ya" demeye başladınız.Düğün salonu mu kardeşim orası? Konferans salonu mu? Saha içine yıllardır koyduğunuz o iğrenç sandalyeleri diyorum. Yeter yahu...Hesapta VIP yapıyorsunuz? Allah aşkına baktıkça çıldırasım geliyor. Swiss Otel marka konferansı sanki. Ve işin şaşırtıcı tarafı ne biliyor musunuz? O kasvetli konferans rengi bordo kaplamalar yıllarca değişmedi. Hayır yüzleri de eskimiyor kaldırıp atsınlar. Yoksa aynı renge İnegöl mobilyacısında yüzlerini mi değiştirip değiştirip duruyorlar? Düğüne spor ayakkabı ile gitmek gibi. Avrupa'da hangi salonda var böyle bir kadife çakma Osmanlı tarzı. Hay sizin zevkinize ...

Get up stand up


İkisi de efsane, ikisi de "get up, stand up, don't give up the fight" diyor ama sorun kafalarda. İkisi de uyuşmuş:))

Barselona (başka bahara)


Dün Fabregas’ın kaptanlığı ile bir post girmiştik. Bugün yaptığı bazı açıklamaları sizlerle paylaşmak isterim. Fabregas’ın kaptanlık bandını daha önce koluna takmışlığı var. Carling Cup Finali’nde 2 dakikalığına da olsa bu şerefe nail olmuş kendisi. Fabregas diyor ki “11 yaşımdan 16 yaşına kadar Barcelona genç takımının kaptanlığını yaptım. Aynı zamanda İspanya U17’nin de kaptanıydım. Bu tabi ki Arsenal’de kaptanlık benzemez ama kaptanlık benim için yeni bir şey değil.” Herhalde Barcelona ve İspanya takımlarında da “ulan takımın en iyisi sensin o yüzden bu bant en çok sana yakışır” dediler. Yoksa bu çocukta hiçbir liderlik vasfı yok. Mahalle maçlarında “topu en çok kim havaya dikerse” hesabı. Fabregas yaptığı açıklamalarla, bantın saha içi ve saha dışı ağırlığının bilicinde olduğunu hissettiriyor. Viera’nın ne kadar relax olduğunu, şakalar yaptığını, herkesle konuştuğunu anlatıyor. Maçta onunla savaşa girebileceğinizden emin olurdunuz diyor. Henry’nin dünyanın en iyisiyken Arsenal kaptanlığı yaptığından bahsediyor. Gallas’a laf söyletmiyor. Ona saygı duyuyorum ve o ne yaptıysa kulübü için yaptı diyor. Adams’a yetişemedi ama Arsenal’in son 3 kaptanı ile çalıştı. Onlarla da aldı verdi. Dün de dediğimiz gibi 5 senedir bu kulüpte bu adam. Ve dün bir bilgi yanlışı yapmışız ki oynadığı maç sayısı 250'ye yakın. Olması gereken kişi Arsenal’in kaptanıdır bana göre. Sol koluna da yakışmıştır bant. Ve Barcelona’nın Fabregas sevdası belki de başka bir bahara kalmıştır. Kaptan gemiyi terk etmez keza…

Kim Yetişirse Yakalar

Akşam patlattı bir iki bomba daha ama aklımda başlıktaki kalmış.

25 Kasım 2008 Salı

Win & Win


A.R.O.G’da hem teknik direktör, hem de iyi bir futbolcu olarak izleyeceğimiz Cem Yılmaz, Fuat Akdağ ve Rıdvan Dilmen’le haftanın “en”lerini seçecek. Fuat Akdağ ve Rıdvan Dilmen, not defterlerini açıyor, haftanın oyuncusunu, teknik direktörünü, hakemini, gollerini değerlendirirken, futbolun eğlenceli yönünü de gözler önüne seriyor. İkilinin konuğu ise ünlü komedyen Cem Yılmaz.


AROG'un içine futbolu da sıkıştıran Cem Yılmaz, Rıdvan Dilmen'le bir win & win programı yapacak. Kaybeden yok. Aralık başı vizyona girecek AROG'un tanıtımını bir güzel yapacak Cem Yılmaz. Rıdvan tercihi de gayet olumlu. NTV de Cem Yılmaz'ın ratinglerinden faydalanacak. Bir de Fener-Beşiktaş maçının olduğu gün Maraton yaparsa, milleti yararlar. Şansal Erman'ı zaten zor frenliyor ikisi bir olursa program uçar gider. Mağluba, mağlubiyeti unutturan bir profram olur. Ha bu arada insanların bu kadar gülmeye ihtiyacı olduğu bir dönemde filmin zamanlaması inanılmaz. Program yarın 20:10'da. Canlı...

Schalke 04 & Ağrı 04


Malumunuz dün gazetelerdeki Nouma vakasının Ağrı versiyonunu öğrendikten sonra Ağrı 04 isimli bir amatör küme takımımızın olduğunu öğrendik. Tabi tombalayı çekince saha karışmış birbirine girmiş millet. Ağrı'nın profesyonel ligde takımı yok. Ağrı 04 Spor'un başkanı olsam ne yapar ne eder Abdürrahim Albayrak'ı bulurum. Albayrak'tan Schalke kulübü başkanı ile bir randevu ayarlamasını isterim. Albayrak'ın arası iyidir kulüple. Kulübün durumunu, ilin durumunu anlatırım. Güzel bir mektup yazarım. Halil'i devreye sokarım. Gelin 04 kardeşliği yapalım derim. Siz de 3 kuruş formaydı, şorttu, ekipmandı, oydu buydu desteği verin derim. Bu işi bir sosyal sorumluluk projesi kapsamına sokarak değerlendirmeye çalışın derim. Baştan da ürkütmemek gerek adamları. Sahanın, soyunma odalarının fotoğraflarını çekerim. Altyapıdan bir hoca senede 1 kez gelsin bir haftalığına ne olur ki Schalke'den...Dolar taşar orası. Kulübün broşürlerine koyup şöyle destek olduk, böyle bilmem ne olduk diye anlatırlar. Halil'le Ağrı'nın santroforunu çamurda oynat bir de Adidas'ın Türkiye kampanyasında kullan. Birbirlerine çamurlu suratlarla sarılırken falan...Üffff. Nike'ye kapak. Schalke ne kaybeder? 3 kuruş...Ne kazanır, itibar. Ağrı 04 ne kazanır? Yahu hiç olmadı şehre bir heyecan gelir be...Hayal değil olur bu iş...Satarım ben bu projeyi başkana...En free'sinden.

Kaptan Fabregas


Fabregas’ın kaptan olmasına gireceğim, kusur kalırım yoksa…Takımın en yaşlısı, takımın en eskisi, 10 numara giymeden taraftarın 10 numarası. Saygı duyulanı…En’i…Ya da içinde aslan büyüten adam. Kim? Kaptan. Tanju Fener’e geldiğinde idmanda Krallllll diye bağırıp Tanju dönüp bakınca “sen değil Aykut” diyen kaptanlar. Ya da kaptanım “sen sahada ol da ben senin yerine 5 kere adama basarım” denen kaptanlar. Saha içi yönlendirme panoları gibi dinlenen kaptanlar. Ailenin reisi diyorum bazen. Yaşlı ama “Allah seni başımızdan eksik etmesin” denen reis. Varlığı, birçok yokluğu örseleyen kaptan. Çocukların maddi katkısı daha fazla olsa da göle çaldığı mayayı tutturan adam. Köşkünden giderse özellikle saha dışında arayacağın adam. Gittiğinde seni çıplak bırakan adam. Saha içi liderliğe pek fazla inanmıyorum diyerek “ille de ben” diyen Wenger’in benden daha zeki olduğuna dair şüphem yok. “İlle de ben” mi demek istedi yoksa Fabregas’a ortam hazırlayarak daha en baştan omuzlarındaki yükü mü azalttı? Eğer sorun yaşsa Tony Adams 14 sene kaptanlık yaptı bu takımda. 21 yaşında bantı koluna taktı. P.Vieria 26 yaşındaydı. Henry zaten Patrick’i bekledi. Gallas ise tam bir facia idi. Yapmış olduğu açıklamaların bazılarına katılıyorum. En baştan kaptan olması facia idi. 2003’ten beri Arsenal’de bu çocuk. 30’a yakın golü, 60’a yakın asisti var. EPL’de asist krallığı var. 150 maçı var Arsenal’de. Gelelim asıl konuya. Lider olunmaz, lider doğulur safsatası yapmayalım. Wenger bu takımın başındaysa bu takımın kaptanının Fabregas olması gayet mantıklı. Mantıksız olan Gallas’ın kaptan olmasıydı. Liderlik testinden bir çıkacak adamların belli olduğu takımlar Inter, Milan, Juventus, Real Madrid, Barcelona, Chelsea, Liverpool…Herkesin saha dışında da önünü iliklediği adamlar. Amaaaa…Wenger’in kurduğu imparatorlukta ya çökeceksin ya da bir kaptan seçmek zorundaysan Fabregas’ı seçeceksin. Wenger’in Arsenal’ini tartışalım bence Fabregas’ın kaptanlığını değil. Yoksa Gallas'ınki biraz çobanlığa benziyordu.

24 Kasım 2008 Pazartesi

Benzer gol sevinçleri



Bir benzer gol sevinci yazısı da bizden olsun. Bu hafta Getafe maçında Keita golünü attıktan sonra korner direğine yakın bir yerde secdeye gitti. Dini inanışının bir yansımasıydı tabi bu sevinç. Bu sevinç beni 2002-2003 sezonunda Beşiktaş-FK Sarajevo UEFA Kupası 1.tur maçına götürdü. Sarajevo maçı burada 2-2 biterken Emir Obuca golünü attıktan sonra neredeyse sahanın aynı yerinde secdeye gitmişti. Keita ve Emir aynı postta...Garip geldi şimdi yazınca.

Kutlu Olsun

Babamın, Nebahat teyzemin, Nezahat teyzemin, Mustafa eniştemin, teyzemin kızı Seren'in, Sabahat halamın, Saadet halamın, Sabahat halamın kızı Gökçenin, Gökçe'nin babası Mehmet eniştenin, amcamın kızı Ülkü'nün, yine amcamın kızı Yasemin'in, sülalede unuttuğum bütün eğitmenlerin ve tüm öğretmenlerin öğretmenler gününü kutlarım. Keşke baştan topluca bir kutlama geçeydim, bu kadar süreceğini tahmin edemedim.

İyi niyet, kötü niyet


Hakan Şükür'lü Stadyum izlenmedi başlığı ile hurriyet.com.tr haberi aşağıdaki gibi vermiş. TRT Şükür Edemedi...

Galatasaray'la ilişkisini kesen ve daha sonra hakkında birçok iddia dolaşan; en sonunda kararını 'spor yorumculuğundan' yana kullanan Hakan Şükür, dün ilk programına çıktı. TRT'de yayınlanan "Stadyum" programında yapacağı yorumculuk için yılda 700 bin YTL alacak olan Kral'ın ilk programı AB grubu ve tüm izlenme oranlarında ise istenileni vermedi. Dün akşam yayınlanan (23 Kasım 2008) Stadyum programı; AB grubunda % 11,5'le 10. sırada yer alırken, tüm izlenme oranlarında % 10,4'le 17. sırada yer aldı. Aynı programın geçen hafta ki izlenme oranları ise şöyleydi: AB grubu izlenme oranlarında %15,5'le; Tüm izlenme oranlarında 14,9'la her iki kategoride de 4. olmuştu.

Bu yazının Hakan Şükür'le yakında uzaktan alakası yoktur. Haberi hazırlayan arkadaşın kötü niyetli olduğunu bir iletişim fakültesi mezunu olarak -"Galatasaray'la ilişkisini kesen ve daha sonra hakkında birçok iddia dolaşan; en sonunda kararını 'spor yorumculuğundan' yana kullanan Hakan Şükür, dün ilk programına çıktı."- daha ilk cümleden anlıyorum. Bu adamın ratingi ile Galatasaray'la ilişkisinin kesilmesinin ne alakası var. Niye anlamsız bilgileri örtüştürerek....Töbe töbe...Neyse başka yere geleceğim. Aynı programın geçen haftaki ratingleri de verilmiş. Bu ülkenin en büyük 2 ratingi hangi takımlardır? Fenerbahçe ve Galatasaray. Peki ne zaman oynadı bu iki takım maçlarını. Cumartesi. Seyretti mi bu takımların taraftarları cumartesi günü bu maçların özetlerini? Seyretti. Neden bu detayı da girmiyorsun o zaman güzel kardeşim. Neden misinformation yapıyorsun. Neden haberi çarpıtıyorsun. Okuyan da "bak Hakan'i kimse seyretmiyor" diye ortalarda dolanacak. Problem haberi yapanın kafasının içinde ve bu habere gir koçum diyen editörde. Bi de sırtını sıvazlamıştır, iyi yakalamışsın diye.

Eskişehir'in Sulak Ovası


Dün akşam Beşiktaş maçını seyrederken maç boyunca Nadarovic, Vucko ve Tayfun’un ne kadar uzun boylu olduklarını dinledik. Sanki basketbol takımı tarzındaki yakıştırmalar…Youla Eskişehir’in ileride yalnızlığa mahkum ettiği bir adam. Voronin Serdar aslında takımın Voronin’i değil cesur yürek Tuncay’ı pozisyonunda. Beğen beğenme ama çırpınıyor. Tuncay’ı da beğen beğenme…Doğa ve Emre de agresiflikte Serdar’a ayak uydurmaya çalışıyorlar ama biraz çift yönlü oynayın dediğinde kusura bakma benim işim değil diyorlar. Beşiktaş’ın bu Eskişehir karşısında sadece %53’e 47 topla oynama üstünlüğüne sahip olması şaşırtıcı. Poljak’ın dirençsizliği ana sorunu değil aslında bu takımın. Öyle 1.95, böyle 1.90 şöyle 1.88….Eeee yenilen ilk gole bak, Beşiktaş’ın verilmeyen golüne bak. (varsayalım gol) Ne defansta doğru düzgün bir adam paylaşımı söz konusu, ne de bu sulak yerde yetişmişlikten hücumda faydalanılması. Top gittiğinde Zapo ve Sivok gibi bu adamları göndereyim dersen mütemadiyen kendi ağlarından topu alırsın ki Serdar bi uçuyor -ya da Poljak-Youla’ya salıyor Es Es defansı onsekizden çıkayım mı çıkmayayım mı durumlarında? Buralar fantezi. Mantıklı yürümeye çalışıyorum. Devre arası transfer döneminde, topu ayağında tutup orta sahayı biraz çağırabilecek bir adam bu takıma doğru duran top organizasyonlarıyla fazladan 6-7 gol attırır. Bu fanteziyi geçmiştik ya…E o zaman bu adamlara hadi git demen için ya korner kazanacaksın ya da rakip sahanın yarısından duran top organizasyonlarına gideceksin…Elin adamı taçtan leblebi gibi gol atarken duran topların ne kadar önemli olduğunu tekrar tekrar konuşmamızın anlamı yok. Bu basketbolcuları hücumda kullanmanın yollarını arardım Çalımbay’ın yerinde olsam. Bunun için de Serdar ve Poljak’ın Youla’nın yalnızlığından –ve Şotasızlığından-medet ummaması gerekiyor. Bu kadroya topu ileride Youla’dan daha fazla tutacak bir adam lazım. Böyle oynayacaksan bu adam Youla değil kardeşim. Haddimi bilerek yazmaya çalışıyorum ki Eskişehir’den Barcelona çıkaracak değilim. İsmet Badem’i bilirsiniz değil mi? Şöyle başlarsı sözlerine: Eğer bugün iyi savunma yaparsak, üçlükleri sokarsak, erken faul problemine girmezsek, topu uzunlara indirebilirsek vs. vs…Kardeşim o zaman bizim takım her takımı yener zaten. Kafanızı daha fazla şişirmeyeyim. Bu adamları bu yalnızlıkta hücumda kullanacaksın. Kullanmalısın. Bu da orta sahayı ileri itmekle, itilen orta sahanın biraz orada kalması ile olur ki 1-2 duran top yapasın. Çok mu zor şeyler istedim Çalımbay’dan…

Her Yerdeyiz

23 Kasım 2008 Pazar

Futbol Herzaman

Meşin yuvarlağın peşinden gitmek değildir.

Su Tercihleri


Fenerbahçe-Gençlerbirliği maçında Emre kafasına Erikli suyu dikince Fener'in Erikli'yi tercih ettiğini öğrenmiştik. Bugünkü Beşiktaş maçında Beşiktaş'ın da tercihini öğrenmiş olduk. Bir sakatlık pozisyonunda Lig Tv kameraları yakın plana geçince yerde yatmakta olan Saka Su'yu ayan beyan izledik. Bu görüntüler arttıkça Lig Tv ile Erikli & Saka Su arasında gizli bir reklam anlaşması var mı diye insan düşünmüyor değil? Parasız reklamını yapıyor Lig Tv Saka ve Erikli'nin. Bir Galatasaray'ın suyunu göremedim. İki sene önce Sami Yen'deki Fener maçında Hamidiye kaynak suları Galatasaray taraftarının su sponsoru idi ama takımın su sponsoru hangi firmadır bilemiyorum. Yakalarsak onu da yazarız.

Saydırma

Beşiktaş seyircisi Eskişehir maçında Fener'e ne zaman sataşmaya başlar? İlk golü attıktan sonra.

Bir Eczacıbaşı Hikayesi


Valide hanım -Neretva' nın da teyzesi oluyor- eski voleybolcu. Öyle okul takımı falan değil, Eczacıbaşı' nın ve Milli takımın kaptanlığını yaptı 77' ye kadar. Hal böyle olunca hikayesi çok, sıkıştırınca biraz utana sıkıla anlatıyor maç hikayelerini, biz de haha hihi gülüyoruz. Gene sıkıştırdık geçenlerde, bir fenerbahçe maçı hikayesi anlattı. Eczacıbaşı maç öncesi kampa girmiş otelde, gece beraber kalacaklar, ertesi gün de Fenerle oynuyorlar. Anne takımın yıldızı o dönem, smaçör. Neyse, maç öncesi bizim validenin odasını arayıp duruyor Fenerbahçe yöneticileri, laf atıyorlar. Anne dedim ne diyorlar telefonda? Arayıp şöyle yenecez sizi, böyle mahvedecez tarzı talihsiz beyanatlarda bulunmuşlar. Anne de gelmez böyle şeylere, hem yıldız hem hırçın o zamanlar, vurdu mu deviriyor. " Sanıyorlar öyle rahatsız edince benim moralim bozulacak, halbuki daha çok hırslanıyorum" diyor bize. Efendim ertesi gün başlıyor maç, anne hırs küpü tabi. Kesmiş şöyle bir karşı takımı. 2 numara varmış bir tane ondan bahsediyor, saçlara perma falan yaptırmış, süslü bir hatun. Karşıdan da laf falan geliyor bu arada. Filiz(Hakyemez) teyzeyle-pasör- beraber annem de bu sırada. Anlattığına göre Filiz teyze kaldırıyor topu valideye, annem permalının kafasına kafasına çakıyor topu. " 5 dakika sonra ne perması kaldı ne boyası" diyor valide. 10 dk sonra da dayanamayacam bu kadın öldürecek beni, alın beni oyundan diyerek haliyetini ortaya koyuyor permalı abla. Valide de gaza gelip sıkıyor mu buraları bilemiyoruz tabi. Lakin Türkiye' nin kırmızı kart gören ilk voleybolcusu olduğunu düşündüğüm zaman, bu tarz olaylara girebileceğine ihtimal vermiyo değilim. Kırmız kart olayı da başka bir postun konusu olsun..

22 Kasım 2008 Cumartesi

Mik Mikrofonlarımız


“Seviyorum ulan” diye haykırmak istiyorum. Seviyorum. “Az sonra” demek yok, “bakalım neler olmuş” demek yok, rekabet yok, “flash flash” yok, menüde bugün bu yemek var o da istersen yılları. “Mikrofonlarımız” kelimesi radyo yayınına yetişemeyenler için çok şey ifade etmez belki ama bizim için heyecandan kalbimizin güm güm atması ile eş değerdi o zamanlar. Mikrofonlarımız Kadıköy’de dediği zaman spiker radyoya yapışırdık. Zaten “mik” demesini beklerdik. “Mik” demesi yeterliydi o zamanlar. Hadi maça bağlandın. Maç ev sahibi takımın sahasında ise spiker söze girmeden anlardın zaten kimin ne yaptığını. Ulan bekle söyleyecek zaten 1 saniye sonra ne olacağını. O derece uzmanlaşmıştık. Mikrofonlarımız Sami Yen’de deyip arkadan “eeee ööööö heyyyyooooo” seslerini duyduğumuz zaman tüh be Galatasaray atmış deyip üzülürdük. Maçı anlatan bir önceki bağlantısına atıfta bulunarak “size Beşiktaş’ın sağlı sollu ataklarla rakip kaleyi zorladığını söylemiştim” gibilerinden gol geliyordu -anlayın işte lan- hissettirmesini sokuştururdu araya. Maçı anlatanları sesinden tanırdık o zamanlar ve o ses tonuna sahip adamın radyo başındakini sokmaya çalıştığı formu bilip önlemlerimizi alırdık. Reksan Reklam ve Kurt Ajansı dinlerdik. İlk yarı ve ikinci yarı maçlar oynanırken de girerdi reklam kuşağı ayar olurduk. (Zafer ağabeycim hiç kızma, severiz seni) Apikoğlu, Apikoğlu… Seyidoğlu reçel, Seyidoğlu helva hiç doyulmuyor tadına, Seyidoğlu helva ve reçelleri…Stil stil stil boya, boyayın doya doya, Stil Boya…O yıllar işte. Helva desen Seyidoğlu, ayakkabı boyası desen Stil, sucuk desen Apikoğlu demem kusura bakmayın bizim köydeki Aile Kasabı 10 numaradır. Neyse 26 Ağustos saat 15:30. Çok iyi hatırlıyorum ki maçın hakemi Erman Toroğlu. Bizim amcaoğlunun ilk Fener maçı. 90-91 sezonunun ilk haftası, AYDIN MAÇI. (Var mı böyle bir debut bilmiyorum. En mazoşit debuta Ömer Yıldırım’ı yazarım) 47’de İlker Aydın’ı 2-1 öne geçiriyor, ama o psikolojik işkence 6-1’den daha kötü sallıyor bizi. O gün Galatasaray ve Beşiktaş’ın maçı yoktu galiba, onlar cumartesi oynamıştı. Beşiktaş 25 Ağustos günü Antep’e gittiydi ve 15:30’da oynadıydı. Ölüsü 45 derecedir. Neyse…Arada sırada reklam giriyor ve diğer maçlara bağlanıyor. Bundan eminim. Eminim çünkü radyo başında “bağlan la bağlan” diye bekliyorum. Bekle Allah bekle. Daha beraberlik golü gelecek de ardından galibiyet gelecek. 82’ye kadar bekledik. İlker, Hikmet, Mustafa hooop 6. Ne zaman “mik” dese kalbimiz güm güm ama bize kapak oldu o maç. 6-1’e mi üzülsem, 30 dakika boyunca her an sanki doğum yapacak karından gelecek haberi verecek hemşireyi bekleyerek yaşadığım psikolojik baskının sarsıntısını mı silmeye çalışsam? Yoksa Ömer’e mi üzülsem vah garibim. Ben size bahardan kalma bir günü anlatırken diye başlar, Levent Özçelik. Okuldan eve nasıl geldiğimi bilmem. Kaypaklık yoktu o zamanlar, ya da azdı, hem çocuktum hem de çocuk gibi sevinmiştim N. Xamax maçına. Bir de kupa ve Avrupa maçlarını derste dinleme çabaları vardır ki onlar da ayrı bir post konusudur. Çarşamba öğlenden sonra derslerinize kimin girdiği önemlidir bu açıdan vesselam.

21 Kasım 2008 Cuma

Henry&Gerard


Whenever you play Liverpool you know you have to get him out of the game. If not, it's all over for you. He's a midfielder and if you look at all the important goals he's scored - well I can't even think of a striker in the world who has scored as many important goals, never mind a midfielder. How many times has he done it in the dying seconds of a game? I am trying to think of a striker now who does it - there aren't any. Think about it. 99 yılında sahada ilk tanıştıkları maç Liverpool'daki Arsenal maçı. Maçtan sonra Viera'ya kim bu çocuk diye soruyor Henry. Viera'da "büyük futbolcu olacak" diyor. Aradan 9 sene geçtikten sonra da yukarıdaki sözleri sarf ediyor Henry Gerard için. Gerard'la oynayamamk içinde kalmış Henry'nin. Çıkmayacak gibi de? Çünkü Henry bir daha EPL'ye dönmeyi düşünmüyorum diyor. Gerard Liverpool'dan ayrılır mı? Şimdilik hayır.

İlk 11

Yüreğimdeki sevdan çubuklu forman. Gün doğdu hep uyandık stadlara dayandık...Arjantin'in aşkıyla da bayraklara dolandık. Semtimiz...............Arcen tina.......Arcen tina
Late Post: Hangisi kaleci bu vatandaşların? Ya da hangisi olsun?

20 Kasım 2008 Perşembe

Boro Tarihi


Boro tarihinin milli forma ile hattrick yapan 4. oyuncusu Tunny Şanlı. 1929'da George Camsell Galler ve Belçika'ya karşı, Wilf Mannion İrlanda'ya karşı bu başarıyı elde etmişler İngilitere forması ile. Her ikisi de şu an yaşamıyor. Diğer oyuncu ise C. Ziege. Kuzey İrlanda'ya karşı. Bir de bizim Tuncay Şanlı. Boro kulübünde oynayıp milli forma altında hattrick yapan yaşayan 2 oyuncudan biri Tuncay. Anlamsız görünür bu istatistikler bize ama İngilizler için öyle değildir. Bana ne faydası var gözüyle bakmazlar. Yazarlar tarihin bir tarafına ve unutmazlar.

Moyes'in Bebesi


Hep Wenger’in Bebeleri’ni yazacak değiliz ya bir de Moyes’in bebesini yazalım. Diğer bebesini de zaman bulduğumuzda karalarız. İlk bebe Jose Baxter. 92 Liverpool doğumlu. Ama JC da küçüklüğünde Everton’luydu, ama SG da küçüklüğünde Everton’luydu didişmesinin Everton versiyonu. Küçüklüğünde Liverpool fanatiği imiş. (Zaten 16 yaşında yahu neyin küçüğü büyüğü) Bir de şunu hatırlatalım ki bu çocuk 6 yaşından bu yana kulübün içinde. Liverpool’lu olsa ne yazar olmasa ne yazar. 16 yaş 191 günlükken sonradan Blackburn maçına dahil olarak takım arkadaşı James Vaughan’ın en genç debut rekorunu da kırmış durumda. (Bu arada zaman bulduğumuzda yazarız dediğimiz diğer bebe Jack Rodwell) Jose WBA maçına ilk 11 başlayarak Everton tarihinin en genç ilk 11 debutuna da sahip olan oyuncu oldu. Everton Akademi Direktörü Ray Hall’e göre (bu ifade Jose 14 yaşındayken kullanılmıştır) kahrolası:)) Rooney’den bile iyi. Tabi orada kahrolası ifadesi yok. O Aragones’in Reyes’e Henry karşılaştırması yaparken kullandığı ifade. Neyse…Biz çok gördük “şundan iyisin bundan iyisin” laflarını. İzlemek görmek gerek. Jose şimdiden Nike ile sponsorluk anlaşması imzalamış durumda. Everton taraftar forumları heyecanlı ama 2-3 sene bize oynar sonrasında ya Londra’nın ya da Manchester’in yolunu tutar, -bu durumda bize ne- diyenler de çoğunlukta…Zaten şimdiden Chelsea ve Man United ilgilendiğini açık açık belli etmiş durumda. 14 yaşında Everton U18’de ve England U17’de oynayan bir çocuktan bahsediyoruz bu arada. Milk Cup’ta gol krallığı var. Bu çocuk Everton’da fazla durmaz. Akademi biter, Baxter gider.

19 Kasım 2008 Çarşamba

Efsane Tezahüratlar


Milli maçlar okunurken efsane tezahüratı girelim dedik Avustuya maçının anısına. Şşşşt şşşşt Lindenberger. Şşşşt şşşşt Lindenberger.Şşşşt şşşşt Lindenberger. Rıdvan'ın o gün kafa ile attığı gole ek olarak bir de jübilesinde kafayla golü var. Başka var mı, bilmiyorum...Bir de Ravelli Ravelli Fuck You Fuck You Ravelli var ki melodisiyle söylenince tadından yenmiyor. Emre Aşık ne yüklenmişti be. Oğuz da Sergen'e ne ters top attıydı. O günün sabahında dayımla maçı konuşuyorduk. İyi güzel de biz Milli Takım olarak hiç büyük kazanamıyoruz ki demiştim. Bugün kazanacağız demişti. Kazandık...

Akademi Lig?


Akademi Lig için bazı araştırmalar yaparken Ali Okancı’nın yazısına rastladım ki buradan ulaşabilirsiniz. Bizim Coca Cola Akademi Lig’imizin statüsü’nün 1. maddesi şöyle diyor. “TSL, Bank Asya, 2. Lig, 3. Lig ve amatör liglerde tescilli futbol takımları bulunan kulüplerin genç Oyuncularını geliştirmek ve Genç Milli Takım kadrolarına yetenek seviyesi yüksek oyuncular kazandırmak amacıyla U 14 ve U 15……diye devam ediyor. Kulüpler hem U 14 hem de U 15 ligine katılmak zorundalar birinden biri olmuyor maalesef. Maçlar seçilen pilot bölgelerde karayolu ile birbirine en fazla 3 saatlik mesafede olan bölgeler arasında oynanmakta. (iyi düşünülmüş)Çukurova, Ege, İç Anadolu ve Marmara olmak üzere 4 pilot bölge var. Toplamda da 35 takım.

Çukurova Grubu: Gaziantep, Adana Gençlerbirliği, Adana Demirspor, Gaziantep BŞB, Tarsus İY, Gaski Spor, İskenderun DÇ
Ege: Buca, Denizli, Turgutlu, Manisa, Göztepe, İzmir, Altay, Karşıyaka, Nazilli Belediye, Akhisar Belediye
İç Anadolu: Gençlerbirliği, Ankaraspor, Eskişehir, Ankaragücü, Etimesgut Şekerspor, Hacettepe, Türk Telekom, Konya, Bolu
Marmara: Beşiktaş, Galatasaray, Bursa, Fenerbahçe, Sakarya, Kartal, İstanbul BŞB, Pendik, Kocaeli

4 pilot bölgeden ilk 3 sırayı alan takımlar ve bu pilot bölgelerde ilk 3 sırayı alamayan takımlardan oluşan bir pilot karma takımı; 4 grupta 4’er takımlı toplamda 16 takımlı bir oluşuma giderler. Burası da güzel ki elenen takımlardaki iyi oyuncular oynamaya devam ediyorlar. Sonrası çeyrek final, yarı final ve final…Yeri gelmişken ifade edelim ki bu ligin finalini kesinlikle dolu tribünler önünde yapmanız gerekir. Bunun için büyük bir maçtan önce olması uygundur. Ve bu maçı bir TV kanalımızın canlı olarak şifresiz yayınlaması daha da uygun olur kanımca. TFF ilk 3 sırayı alacak takımlara ödül verecekmiş. Ama o ödüllerin ne olduğunu şimdiden belli etseler daha iyi olmaz mı? En uygunu burs olur bence bu yıldız adaylarına diye düşünüyorum. Zaten büyük takımlar bu ligi takip ediyorlardır çünkü zaten kendileri ligde oynuyorlar. Allah’a şükür scout problemi yok bu açıdan. U15 liginde 94 doğumlu ve sonrası U14 liginde ise 95 doğumlu ve sonrası oynayabiliyor. Batuhan’la arasında 5 yaş var yani bu küçük adamların. Çok da uzak değiller günümüze. Efendim bu ligde güzel bir uygulama var ki o da ilk 16’da yer alan oyuncuların tamamının oyuna girmesi zorunlu. Ve 2. yarı başlamadan bu 5 hakkın 3’ünü kullanmak durumunda takımlar. Antrenörler UEFA B tipi Lisans’a sahip olmak durumundalar. Maçları çim saha veya suni çimde oynamak zorunlu. Maçlar 35’er dakikadan 2 devre ve devre arası 10 dakika. Maçların hepsi şu an 14:15’te başlıyor. Bu çocuklar zaten 2-3 saatlik yolculukla evlerine dönüp ertesi gün de okullarına gidiyor gece maç oynatacak halin yok. Maçlarını cumartesi oynuyorlar ki bu da olması gereken. Pazar günü ancak okul hazırlıkları, banyo neyin…Cumartesi A takımların gündüz oynadığı maçların önüne bu çocukların maçlarının alınmasında fayda var. Adam pardon çocuk 16 yaşında EPL maçına çıkıyorsa şimdiden o atmosferi çocukların yaşamasında fayda var derim. Şimdi konuyu ters yüz edelim. Ligimizin adı Coca Cola Akademi. Ligimizin adının Akademik olması için biz bu çocuklara ne eğitim veriyoruz? Sakın yanlış anlaşılmasın ki PAF Ligi’nden 5 kere daha faydalı bu lig bana göre. Turgutlu ve Akhisar’da nasıl bir akademik gelişme programı uygulanıyor bu çocuklara. Haftada 2-3 gün idman, veliden izin ve maça çıkış. Bu ligin adı bu durumda olsa olsa Coca Cola U14 ya da U15 ligi olur. Çocuk akademik eğitimini kulübün bünyesinde almıyor ki başarısı doğrultusunda devam ediyor okuluna. Zaten ilköğretimi bitirdiğinde 14 yaşında bu çocuk. Neyin U14’ü neyin Akademisi. Liverpool Akademi diyor ki çocuklar buradan mezun olduğunda ve futbolculuk kariyerleri sona erdiğinde dahi “donanımlı” olmalı. Zaten bu yüzden oranın ve ligin adı Akademi. Kulübün bünyesinde akademisyenler tarafından eğitime tabi tutuluyor bu çocuklar. Sosyal bilimlerinden tutun da fen bilimlerine oradan tutun da anatomi ve beslenmeye kadar. Ve öncelik eğitim. Ondan sonra top tepme. Lige eyvallah ama bizim ligin adının akademi olması için biraz erken. Coca Cola U14-U15 uygundur.
Coca - Cola Akademi Lig ile ilgili bir değerlendirme yapan Futbol Geliştirme Merkezi Direktörü Ahmet Güvener
"14-15 yaş çocuklarımızın mücadele ettiği bu lig yetenekli ve gelişime açık futbolcuların teşhisi ve futbol eğitiminde kalitenin yükselmesi konularında büyük fayda sağlayacak. Futbol Geliştirme Merkezi olarak sadece iyi futbolcu değil aynı zamanda iyi vatandaş yetiştirilmesi gerektiğini de inanıyoruz. Bu yüzden de bu ligde oynayan çocuklarımızın eğitimlerini de yakın takibe almış durumdayız. Örneğin bu sene Seviye Belirleme Sınavı'nda 500 üzerinden 200'in altında alan ilköğretim öğrencileri ile yıl sonu not ortalamaları 5 üzerinden 2'nin altında olan ortaöğretim öğrencileri gelecek sezonda ligde yer alamayacaklar" diye konuşmuş. Yukarıda da dediğim gibi siz burada denetlemecilik yapıyorsunuz akademi lafı altında. Sizin yaptığınızı MEB’de yapar eğer çocukların isimlerini MEB’e verirseniz.
TFF’nin bu ligi hayata geçirmesi dahi çok güzel. Biz burada sadece gördüğümüz eksikleri sıralıyoruz. Yoksa derdimiz futbolu bu kadar seven insanlar olarak tabi ki üzüm yemek.
TFF, 17 - 31 Ağustos ve 07 - 17 Ekim 2008 tarihlerinde iki aşamalı olarak gerçekleştirilen Hasan Doğan Akademi Ligleri çalıştırıcıları Sertifikasyon programında UEFA Belgesine sahip 124 çalıştırıcıya eğitim verdi. (TFF’nin sitesinde hepsi var) Sertifika programı kapsamında katılımcılara sporcu sağlığı, pedagoji, teknik taktik eğitsel oyunlar (15 yaş altı çocuk ve gençlerde), antrenman bilgisi temel ilkeleri, yüklenim ilkeleri (Ölçüm - Testler, Yetenek- Yetenek sezimi - maç gözlem analizi), gençlik geliştirme ilkeleri başlıklı eğitimler verildi. Program içeriğinde, 15 yaş altı gençlerde ve çocuklarda kişilik gelişimi, yöneticilik, iletişim, motivasyon, güven, hedef, odaklanma, pekiştirme, stres, takım olma, zihinsel antrenman konuları yer aldı.

Burası da gayet güzel hoş tabi. Çocukların teslim edileceği antrenörlerin bu eğitimlerden geçmesi gerekir. Ama bu 15-20 günde verilen bu eğitimler antrenöre ne verir, orası tartışılır. Ligin adının Akademi olabilmesi için bu çocukların kulüp bünyesinde akademik kariyerlerine devam etmesi gerekir ki hadi onu geçtik Türkiye şartlarında. O zaman bu çocuklara antremanlardan önce 1 saat beslenme, spor sağlığı vb. konularsa dersler verilmesini sağlamak gerekir. Onda da ne yapacağız? Antreman saatlerine göre çevredeki üniversitelerle işbirliği yapılacak ki buna da TFF’nin ön ayak olması gerekir. Hocalarımız da ücretsiz olarak zamanlarını ayıracak bu kardeşlerimize 1-2 saat haftada.

Uzun lafın kısası, TFF çok doğru bir iş yapmıştır. Umarız yukarıda sıraladıklarımız doğrultusunda bu eksiklerin üzerine her sene koyarlar. Ve belki de 10 sene sonra bizim de bir Akademi Ligi’miz olur.

Göbeğim kaşınıyor


Milli Takım defans göbeğinde ciddi sıkıntılar yaşıyor. Biz de bazen bu sorunu dile getirmeye çalışıyoruz. Estonya maçında ilgili yerin alternatifi kimdi? Sahadaki Hakan Balta. Kulübede öyle bir aday yoktu. Her ne kadar sakatın olursa olsun? Turnuva oynamıyorsun ki 2 maçlık serin var. Estonya maçındaki İbrahim Kaş’ın neden çağrılmadığına dair malumatım yok. Sakat mı? Bilmiyorum. Ben zaten bu adamı çok iyi biliyorum defansın göbeği için bu sebeple tercihimizi Zan, Güngör ve Gülselam’dan yana kullandık diyebilir Terim. Ama eğer ki biz bu hazırlık maçını İspanya maçları için yapıyoruz o zaman İspanya’da top tepen İbrahim Kaş’ın bu kadroda olması gerekirdi diye düşünüyorum. Eren Güngör ve Ceyhun Gülselam U21’den transfer diyebiliriz. Eren Kayseri’de Ali Turan’la banko oynuyor ve Kayseri ligin en ez gol yiyen takımı. Orta saha ve Tolunay’ın kurgusunda başka bileşenler de devreye girer ama Ali Turan-Eren Güngör uyumu Kayseri’nin az gol yemesinde önemli bir yer tutuyor. Kaş, Can Arat, Yasin, Zan, Emre, Eren, Ceyhun, Servet. Alpay-Bülent Korkmaz diyebileceğimiz bir ikili her durumda yok. Tabi ki Fatih Terim’in Eren ve Ceyhun’u U21’den A Takım kadrosuna almasına seviniyorum ama bir İspanya maçını düşündüğümde afakanlar basıyor adamı. Ceyhun ne yapıyor derseniz 89’da giriyor 90’da çıkıyor bu aralar. 2-3 ayda bir sakatlık geçiren Zan’a o dönem bir şeyler olsa İspanya’daki maçta Servet’in yanına Eren’i lönk diye Torres’in karşısına koyarım dersen hiç sorun yok. Eskiden neden Ali Turan’ı milli takıma almazsın der dururdum. Malum Eren U21’lerin hedefe koşan takımında yer almaktaydı. Almadı Ali Turan’ı. Şimdi U21’ler büyük bir revizyona gitmişken neden Ali’yi değil de Eren’i alıyorsun demem tabi ki? O taktir hakkına saygım var. Ama göbeğimiz kaşınıyor, onu biliyorum. Al-veri dünyada en iyi yapan takımlardan birine karşı oynayacağız. Oyunu bu trafikle diğer tarafa yıkan bir takımla oynayacağız. Bireysel hataya zorlayan bir takımla oynayacağız. Düşünüyorum, düşünüyorum Zan ve Çetin ikilisinin dışına çıkamıyorum İspanya maçlarında. Biz hiç mi adam yetiştiremedik 5 senede bu bölgeye. Alternatif diyorum Zan ve Çetin'e sallamak değil niyetim. Ya da sallıyorum.

Noat Samisa'nın Yazısı Üzerine


Noat Samisa'nın omuz vakası ile ilgili yazısını okuyunca başımdan geçen bir olayı sizlerle paylaşmak istedim. Teyzemin oğlu ile o yıllar beraber kalıyoruz. İTÜ'de basket oynayalım dedik ve gittik. Sert bir maç oldu. Bir pozisyonda bizimki düştü, bağırıp çağırıyor. "Kalk la" diyorum bende "ne oldu ki"? Hatta elinden tutup kaldırmaya kalktım ki iki kat bağırmaya başladı. Neyse bir şekilde kaldırdık ki o da ne? Omuzun biri 10-15 cm aşağıda. (ölçemedim göz kararı konuşuyorum) Yerinde duramıyor. Adamın biri geldi yere yat dedi. Hah dedim işi bilen biri geldi. Ama ne zaman ki yerde yatan adamın elini tutup bir ayağını da çıkan omuzunun üzerine koyup "biraz acıyabilir" dedi hooop dedim ister istemez. O zaman aklıma geldi "kimsin sen" diye sormak. Bana "ben İTÜ'nün doktoruyum, lütfen başımdan çekil de işimi yapayım" bakışı attı. Yoksa "beğenmiyorsun hastaneye git kardeşim" bakışı mıydı? İkisinden biri olacak. Omuza ayağının altıyla bir koydu, omuz yerine oturdu. Elden de destek alıyor tabi. Omuz tekrar yukarı çıktı. Ortalık inledi biraz orası ayrı. Tekrar "şimdi anladın mı cahil" bakışını yedik tabi. Asıl sorun bundan sonra başladı. Aynı evde kaldığımız için omuz sorunsalını sürekli yaşadım bende. Yanılmıyorsam aynı omuz 3-4 kere daha çıktı. Meğersem omuz çıkarken bütün bölge kaslarını yırtarak çıktığı için daha sonra defalarca çıkabiliyormuş. 10'un üzerinde tekrar tekrar omuzu çıkan adamlar varmış. Bu sorunun yaşanmaması için oradaki kasların mutlaka kuvvetlendirilmesi gerekiyormuş. Kendi haline bırakırsan benzer sorunlar yaşanmaya devam edermiş. Ve o bölgedeki kaslar da biraz ters yerde olduğu için kuvvetlendirmesi güçmüş. Vesaire, vesaire...Tabi ki tıp bilgimiz yok. Sadece yaşadıklarımızı yazıyoruz. Ama bu omuz vakasınının eski haline gelmesi ne kadar çalışsan da biraz eksik kalıyor galiba. En iyisi omuzunu hiç çıkarmamak:))) Bir gün geldim gene omuzu çıkmış. Neyse bir şekilde halletmişler. Nasıl oldu diye sordum. Dolaptan tencereyi kaldırırken oldu dedi? Buyurdum buradan soktum, pardon yaktım.

16 Kasım 2008 Pazar

Küfür etme ettirme

Bursa-Beşiktaş maçı başlamadan önce İstiklal Savaşımızın son gazisi Mustafa Şekip Birgöl için saygı duruşu var. Bu ulvi sessizlikten utanmadan faydalanan 2-3 kişinin bağırışlarını ekran başındaki çoluk çocuk, genç, yaşlı aynen duyuyor. İbrahim Üzülmez'e ağır küfürler geliyor tribünlerden. Yazmanın anlamı yok. Ekrem de dayanamıyor bu küfürlere ve yüzüne hafif bir gülümseme yapışıyor. Maçtan önce de Bursaspor yönetimi "küfür etme, ettirme" sloganını 15.000 adet bastırıp tribünlere dağıtmış. Daha maç başlamadan oluyor bu olay. Burada yazmayı bırakayım mı yazmaya devam edeyim mi?

Amigo Yaşar


"Amigo Yaşar biz ölürüz" Bursaspor'un efsane amigosu Yaşar rahmetli olduğunda açılan pankarttır.


“Yeşil Beyaz formamız açar, Bursasporluyuz yıkılsa cihan, Bursasporluyuz yıkılsa cihan, Güm bom güm bom güm bom güm bom şutlar çekeriz, Hasım kalesini deler geçeriz.”

Devam

Yükselişe geçmek yazımızda belirtmiştik. Fener, Kadıköy'deki Galatasaray maçlarından sonra kazanmaya devam ediyor. Maçın başındaki penaltıyı çalsa maç nerelere giderdi bilemiyorum. Bana göre net bir penaltıydı. Edu aslında gereğini yaptı ama hakem es geçti.

15 Kasım 2008 Cumartesi

2 Takım

TSL 08-09 sezonunda, amblemlerinde ay-yıldız bulunduran 2 takım vardır. Bu takımlar husumet yazısının özneleridir.

Husumet ( Bursa-Beşiktaş)


Şu 2003-2004 sezonundan kalma Bursa-Beşiktaş husumetini biraz irdeleyelim dedim. Sen ona yenildin, ben şunu yendim tartışmalarını bir hatırlamakta fayda var. O sezon Bursa 40 puanla küme düştü. Hemen üstünde İstanbul 41, Rize 42, Sebat 42 ve D.Bakır 43 puanla kümede kaldılar. O sezonun ilk 24 haftasında 18 puan toplayan Bursa inanılması güç bir istatistik yakalayarak 10 haftada 22 puan topladı fakat bu da kümede kalması için yeterli olmadı. Bu son 10 hafta içerisinde Bursa ile BJK karşılaşmadı.

Bursa’nın maçları şu şekilde:

34. hafta Bursa 1-0 Samsun
33. hafta Diyarbakır 0-3 Bursa
32. hafta Bursa 4-2 Rize
31. hafta Bursa 4-0 Elazığ
30. hafta Sebat 0-1 Bursa
29. hafta Bursa 1-2 Trabzon
28. hafta Adana 0-3 Bursa
27. hafta Bursa 1-1 İstanbul
26. hafta Fenerbahçe 3-1 Bursa
25. hafta Bursa 3-2 Malatya

Bursa bu 10 haftada küme düşen ve küme düşme hattında olan Diyarbakır, Rize, Elazığ, Sebat, Adana ve İstanbul ile oynuyor. 2 maç zaten Fener ve Trabzon…Beşiktaş’ın bu 10 haftada topladığı puan sayısı 11. Bursa’nın yarısı kadar. Ki Beşiktaş 24. hafta sonra erdiğinde lider Fener’in 3 puan gerisinde. Puanı 51. Son 10 hafta oynadıkları 6 maç ortak. Beşiktaş 28. hafta Sami Yen’de Galatasaray’ı yendiğinde lig ikincisi. Zaten sonraki haftalarda galibiyeti yok Beşiktaş’ın. Hatta 6 haftada sadece 2 puanı var. 29 ve 30. haftalar sırasıyla Gençlerbirliği ve Konya maçlarını 2-2 tamamlıyorlar ve akabinde İnönü’de Fenerbahçe’ye 1-3 yeniliyorlar. 31. hafta bittiğinde Beşiktaş’ın lig 3.lüğü garanti. Başka da bir bok olmaz. 2. Trabzon’un 6 puan gerisindeler, 4. Denizli’nin 8 puan ilerisindeler. Buraya kadar iyi geldik. Buradan sonra Bursa’nın dellenmeleri başlıyor.

32. hafta Adana 1 BJK 0 (Adana zaten düşmüş)
33. hafta BJK 0 Sebat 2
34. hafta Rize 1 BJK 0

Yani Bursa’nın bizi düşürdünüz dediği maçlar 33. ve 34. hafta. Beşiktaş’ın Galatasaray’ı 28. hafta yendiği kadro Cordoba, Emre Aşık, Tayfur, Ahmey Yıldırım, Yasin, Pancu, Üzülmez, Giunti, Zago, Tümer, A. Hassan. 31. hafta Fener’e yenildiği kadro ise Cordoba, Ahmet Yıldırım, Yasin, Pancu, Sergen, Kaan, Üzülmez, Giunti, Zago, Serdar, Tümer…Rize maçını değerlendirmeye dahi almak istemiyorum ki senin ne olacağın 3 hafta öncesinden belli olmuş ve karşında seni mutlaka yenmek zorunda olan bir Rize var. Ve Rize kendi sahasında oynuyor. Ve Rize Bursa’yı da kendi sahasında 1-0 yenmiş o zaman. Tamam Beşiktaş bu 2 maçta bazı as oyuncularını kullanmamıştır, bazılarını da kulübede oturtmuştur, buna da amacı belli olmuş bir takım olarak saygı duymak gerekir. Şampiyonlar Ligi gitmiş, Beşiktaş Bursa mı düşmüş, Sebat mı düşmüş, İstanbul mu düşmüş diye mi düşünecek? Adama sen 25 hafta ne iş yaptın diye soralar. Asıl sorun Bursa’nın küme düşmesi ve göbeğini kendisinin kesememesi. Beşiktaş da bunun yansıtma mekanizması. Ve buralara kadar gelen durum. Bu kavgadan beslenen hiç kimse uzun süre yaşayamaz. Orhan Gencebay'ın dediği gibi "herkes gidiyor aya biz sonunda kaldık yaya, sen hep aynı yerdesin. Değiş bu kafayı değiş, aynı yerde kalma geliş..."

14 Kasım 2008 Cuma

Ben olmuşum

İstiklal Savaşı'mızın son gazisi emekli binbaşı Mustafa Şekip Birgöl'ü bugün toprağa verdik. Ben cenazeye gidemedim. 2 saatliğine iş yerinden izin alamadım. Daha önemli işlerim vardı ve bu sebeple son görevimi yerine getiremedim. Sizlerin savaşarak bizlere emanet ettiği bu vatanın yine topla, tüfekle savunulacağını zannettim. Hala da öyle zannediyorum. Zannettiriyorlar mı yoksa. Yok canım. Tarım arazilerini TOKİ yaptım, çiftçiyi bitirdim. Bankaları yabancılara sattım. Çiftçinin aldığı kredileri ödeyemesin diye düzen yarattım, bağını bahçesini elinden aldım. E banka zaten yabancıların... Bu sebeple toprağın tapusunu da çiftçiden ödeyemediklerine karşılık alıp milletin yeni efendilerine teslim ettim. Yeni dünyanın düzeni bu dedim. Bankalar millete maaşının 5 katı kredi kartı limiti verirken sesimi çıkarmadım. Elimde avucumda ne varsa yeni dünyanın düzenine uyarak yabancıya sattım. Fazla değil 5 sene önce bir şehit haberi aldığımda Türkiye'nin her yerinden çığlıklar duyarken artık kanıksadım. Kanıksattılar mı, zannetmiyorum. Yok canım. Türk'ü, kürdü, lazı çerkezi, boşnağı göğüs göğüse piyonlara sıkarken ben liflerime ayrıldım. Bendensin, ya da değilsin dedim. Şimdi sınıra git deseler herkesten önce giderim. Gitme kardeşim Hasan Engin Erhan, sen olmuşsun. Ellerinden öperim, beni affet.

13 Kasım 2008 Perşembe

Yükselişe Geçmek? Fenerbahçe??


Bir Galatasaray maçıdır Fener’i düzlüğe çıkaran düzmecesi sürüp gitse de 99 yılının o soğuk, yağmurlu ve inanılmaz rüzgarlı Kadıköy akşamında gelen mağlubiyete kadar gidip orada bir durmak gerekir. (O golü Moldovan mı attı rüzgar mı attı hala belli değil) 99-00 sezonunu bir kenara koyarak 07-08 sezonundan 00-01 sezonuna kadar geçen 7 sezonda şöyle bir tablo var karşımızda.

07-08 Fenerbahçe 2 Galatasaray 0
Akabinde Gençler 1 Fenerbahçe 2
06-07 Fenerbahçe 2 Galatasaray 1
Akabinde A.Gücü 0 Fenerbahçe 1
05-06 Fenerbahçe 4 Galatasaray 0
Akabinde Trabzon 2 Fenerbahçe 3
04-05 Fenerbahçe 1 Galatasaray 0
Akabinde Konya 4 Fenerbahçe 2 (şampiyonluk sonrası)
03-04 Fenerbahçe 2 Galatasaray 1
Akabinde Gençlerbirliği 0 Fenerbahçe 1
02-03 Fenerbahçe 6 Galatasaray 0
Akabinde Samsun 1 Fenerbahçe 3
01-02 Fenerbahçe 1 Galatasaray 0
Akabinde Denizli 1 Fenerbahçe 2
00-01 Fenerbahçe 2 Galatasaray 1
Akabinde Erzurum 1 Fenerbahçe 2

Yani Galatasaray maçından sonraki maçlarda (Fener’in şampiyonluğun garantileyerek çıktığı Konya maçı hariç) takım sürekli galip. İlgili 7 sezondan beri ilk defa takım Kadıköy’deki bir Galatasaray maçı sonrası yine Kadıköy’e çıkacak. Hem de lig ikincisi Ankara ile oynayacaklar. İlk golü atan kazanır istatistiğinin eksik kalan psikolojik travması bu istatistikleri de tersine çevirir mi orasını göreceğiz. Zira ben uzun uzun nedenlerini yazarak bu sene Beşiktaş’ın şampiyon olacağını yazarak bu hakkımı kullanmış oldum. Galatasaray maçıyla sadece düşüşünü engelleyen Fenerbahçe için Ankara, Ankaragücü ve Beşiktaş maçları en az Galatasaray maçı kadar önemli…Zira ekonomide düşüşün yavaşlaması ne zamandan beri yükseliş oldu gibi bir durum söz konusu Fenerbahçe için. Düşüş yavaşlamıştır, Fenerbahçe çıkışa geçmemiştir. Fener’in çıkışa geçeceği maç Galatasaray maçı değil Ankara ve Ankaragücü maçlarıdır.

12 Kasım 2008 Çarşamba

Mazot Terbiyecisi


Lig Radyo ve bazı radyolarda Mitsubishi Fuso Canter'in reklamına denk gelmiş olabilirsiniz. Söyleeeee eeee eeee eeee eeee can dostun kim? diye başlar ve Mitsubishi Fuso Canter diye devam eder. Asıl vurmak istedikleri aracın gücü ve mazotu inanılmaz derecede tasarruflu kullanması. Oooooo, mazot terbiyecisi falan diyordu Beyaz Show kıvamında...Bunu dinlerken hep şunu düşündüm. Sen reklamı Lig Radyo'da blog okuyucusuna vermiyorsun ki kardeşim...Ticari araç reklamı yapıyorsun ve bu aracı kime satacağına benden daha iyi biliyorsun. Fenerbahçe tarafından sahiplenilmiş "terbiye" kelimesini o kitleye sunarken bu detayın rahatsızlık boyutlarını nasıl düşünmezsin? Gerek var mı? Hadi bunu ajans alladı, pulladı onaylattı...Bunu onaylayanların arasında yok mu bir tane hooop diyen kimse... Kaç aydır dönüyor bilmiyorum valla? Neden bunları yazıyorum biliyor musunuz? İlk dinlediğimde dikkatimi çeken mevzunun şu an revizyona uğramış olması. Bu akşam denk geldi dinledim. Mazot tasarrufu yine ön planda idi ama mazot terbiyecisi demiyordu bu sefer...

Kanal A 21:45

Aslında bu postu unutanlara bir faydamız olsun diye giriyoruz. Hafta içi Kanal 24 ve Kanal A'da yayınlanan iyi maçlar bazen güme gidebiliyor çünkü. Bu akşam Kanal A 21:45'de Spurs-Liverpool maçını naklen veriyor. EPL'de yenilmezliği White Hart Lane'de bırakan Liverpool'da Gerarad ve Keane yok. Torres büyük ihtimalle oynayacak. FA Cup ve Lig Kupasında 12 şampiyonluğu bulunan Spurs (Arsenal ve Liverpool kadar olduğu göze alınırsa fena sayılmaz) fantastik bir geri dönüşü hesaplasa da kupaya sarılacaktır. Redknapp 1-2 rotasyona gidecektir. Açıklamalarına cumartesi günü oynayacağı Fulham maçını da sıkıştırmış. Seyredelim yazımızı yazarız...

Wenger'in Bebeleri 2


Eylül ayının başlarında Wenger'in bebeleri ile ilgili Sachin Nakrani'nin aşağıdaki yazısını girmiştik. Dün akşam 19 yaş ortalaması ile Arsenal sahaya çıkınca bu yazıyı hatırlatmak istedim. Ne güzeldir ki aşağıdaki yazıda yer alan 5 oyuncu da dün Wigan karşısında sahadaydı.

1) Carlos Vela, Striker(19): 2007' de transfer olduğunu düşünürsek bu arkadaşımızın, debut' unun biraz geciktiğini söyleyebiliriz. Wenger kiraya falan da verdi bunu, artık hazır olduğunu düşünüyor demek ki. O da yazdığı 3 golle hocasının yüzünü kara çıkartmadı. Vela' nın Wenger yorumuyla bitirelim; "It was the reputation of Arsène Wenger that brought me to Arsenal in the first place because he is well-known for giving players a chance. He has given me a lot of advice already, mainly to keep working hard and take my opportunities when they come."


2) Jack Wilshire, Midfielder(16): Artık Arsenal' in ligde forma giyen en genç oyuncusu ünvanı Wenger' in takıma 2001 yılında kazandırdığı bu bacaksızda duruyor. Çok içine kapanıkmış kendileri. "İnsanlar onu Arsenal efsanelerinden Liam Brady' e benzetiyor" diyor Wenger. Yere çok dengeli basması ve çok kolay yön değiştirmesi onu Liam' a benzeten özelliklerinden bazıları.


3) Gavin Hoyte, Defender(18): Kaderi abisi Justin Hoyte' a benzemez umarız. Abisi Wenger' in istediği düzeye gelemeyip Boro' ya satıldı. Kendisi ise abisi gibi full-back değil centre-back oynuyor. Arsenal' de kalıcı olması temennimiz.


4) Fran Merida, Winger(18): Cesc gibi Barcelona' dan geldi o da, ama 2006' da. Geçen yıl Carling Cup' ta Newcastle' a karşı forma giydi ilk olarak. Wenger onun için şöyle diyor; " Absolutely amazing!"


5) Mark Randall, Midfielder(18): Arsenal akademisinin en uzun süreli hizmetkarlarından birisi. İlk 11 için ne kadar iddialı olduğunu şu sözler anlatıyor aslında; "I am really happy at Arsenal and I know I must keep working hard to get where I want to be, which is in the first-team"

Ramos Tiyatrosu Sunar


Cumartesi günü Higuain 4 tane sallayınca Sergio Ramos vakasını aklımızda olmasına rağmen es geçtik. Belki de önce onu yazmamız lazımdı. Hata bizdedir. Maçın 44. dakikası. Malaga maçı o dakikalarda 2-2. Maç kopmadıkça zaten zor kazanan Real Madrid'in sinir katsayısı da artıyor. Ramos Efendi değme tiyatroculara taş çıkartacak şekilde "muhteşem bir oyunculuk sergiliyor" diyeceğim diyemiyorum. Biz de öyle adam yok diye ayaklanır tiyatrocular. Sergio Ramos'un Malaga'lı Eli yerdeyken göğsüne bastığı pozisyonu seyredelim. Hani ben isteyerek adamın böğrüne basmıyorum, bu sebeple tiyizden bastım hakemcim sen de dikkat ettiysen, basacak adam lönk diye basar değil mi?, ek olarak daha bastım basmadım dönüp hemen özür dileme pozisyonuna girdim vs. vs...Maç 4-2 olsaydı Ramos aynı tiyatro oyununu sergiler miydi orasını bilemiyoruz tabi...İnanılmaz bir oyunculuk sergiledi cumartesi günü Ramos. Kara listededir artık bizim için. Bir oyuncu istediği zaman bu gibi pozisyonlarda rakibini korur. Pozisyon gereği kavramına sığınmalar bu blogda yemez Ramos Efendi...Yallah...

11 Kasım 2008 Salı

Retired


Andy Cole futbolu bırakmış. Mr. Goal Andy Cole yazardı Old Trafford'da. Diğer tarafta da King the Eric.

Sarajevo Ljubavi Moja (FK Sarajevo)


Bu şehirde ağlamak günah değildir diye söze başlarlar orada. Anlık sevinçleri ve hüzünleri insanlar yaşasa da Sarajevo hep kendi günahlarını sorgulayacaktır, yaşadıklarını gözden geçirerek. Unutma diye yazacaktır duvarına, ya da affet ama asla unutma...Zaman herşeyin ilacıdır derler ya onu bir de Sarajevo'ya sorun bakalım size ne diyecek? Saffet Susic, Asım Ferhatoviç, Fuat Muzuroviç, Faruk Hadzibegiç...Hepsi Fudbalski Klub Sarajevo'da oynadı. Son yıllarda Zeljo ile oynadıkları maçlarda, sevindiklerinde, üzüldüklerinde bıkmadan söylediler o şarkıyı...Kemal Monteno'nun Sarajevo Ljubavi Moja'sını ( Saraybosna aşkım benim). Danis Tanovic'in etliye sütlüye dokunmadan 2001'de çektiği No Man's Land'i her seyrettiğimde köyde duyduğum Boşnakça küfürler beni eskiye götürse de "filmi seyrederken düşündüklerim" acıların örselenmesinin daha da ötesinde oldu. Jasmile Zbanic'in Berlin Altın Ayı'lı filmi Grvica'nın film müziklerinden olan Sarajevo Ljubavi Moja'yı her dinlediğimde Sarajevo'nun kendine sorduğu günahları kendime sorarım. Grbavica mahallesini, Esma'yı, FK Sarajevo taraftarlarının şarkıyı söylerken ki hallerini düşünürüm. Youtube'a Sarajevo Ljubavi Moja yazar ve dinlerim. Sarajevo'nun içine işleyen o güzel şarkıyı dinlerim. İçinde nefret olmayan o güzel şarkı...Kemal Monteno da söylese, Horde Zla da söylese o şarkı sizi tek bir yere götürecektir. Bu şehirde ağlamak günah değildir.
Late post: Horde Zla FK Sarajevo'nun taraftar grubunun adıdır.

10 Kasım 2008 Pazartesi

Geri Dönüşler

Beşiktaş geçen sene Denizli ve Trabzon maçlarını 0-2'den 3-2'ye getirmişti. Bu sene Antalya ve Kocaeli maçlarını 0-2'den sırasıyla 3-2 ve 5-2 yaptılar. Beşiktaş geçen sene içerideki ve dışardaki Kasımpaşa, Manisa, Konya, Antep ve Rize'yi de eklersek 8 kez geri dönüş yapmış. 0-2'den geri bağlamalar çoğaldığı için araya sıkıştıralım dedim.

Bruno Mezenga


Bruno Mezenga Bank Asya 1. Ligi'nde 8 gol sallayınca bir kaz daha hatırlatalım dedik ki pclionfc gayet güzel yazmış. Eklemelerimiz olsun bu durumda. Bu arada Diyarbakırlı Emrah Altay'a 2 gol atarak gol sayısını 9'a çıkardı ve Mezenga'yı geçti. Maç hala devam ediyor. Ne zaman Diyarbakır-Altay maçı seyretsem o kara sezonu hatırlamadan edemiyorum ki bu yazının konusu başka. Abdullah Avcı'nın Caner'li, Tevfik'li, Nuri Şahin'li, Volkan Babacan'lı, Ferhat'lı, Aydın Yılmaz'lı, Özgürcan'lı kadrosu Peru'da U17 Dünya Şampiyonası'nda Türk Futbol tarihinin en büyük geri dönüşlerinden birini sergilerken sonunu getirememişti. O takımdan dünya futboluna Denilson, Anderson ve Marcelo gibi değerler sundu Brezilya. Değinmeden geçemeyeceğim ki Erkan atılmasına rağmen 0-3'ten 3-3'e getir sonra Igor 90'da skoru belirlesin. 3-4. O maçın 18'inde yer alan Bruno Mezenga o gün oynamadı ama bugün Ordu'da olmasında bu maçın etkisi vardır diye düşünüyorum. O Mezenga turnuvanın finali olan Meksika maçında (Brezilya 3-0 mağlup) kaptan Denilson'un yerine oyuna giriyordu...Bu adamın Ordu'da forma giymesinin Bank Asya'nın diğer takımlarına örnek teşkil etmesi dileklerimizle.

Telegol (Gökmen)

Mesaj Alper Erdem kardeşimden 23:22'de geldiğine göre o saatte daha aklı başında yorumların yapıldığını varsayabiliriz. Netekim konuşmalar da bunu doğrulamakta:))) Kanaltürk'te devam eden Telegol efsanesinde dün akşam Gökmen, Ziya, Sinan ve Tanju muhabbeti koyulaştırırken Gökmen Lugano'nun golünde kaleciye darlanıyor "ya bu desantis ne ya?" ve devam ediyor. "Birşey diyeceğim şimdi Sinan" Sinan da diyor ki "aman abi deme gene yu-tuba düşecen" Artık tecrübeli olan Gökmen cevap veriyor. "o zaman yu-tuba düştüğümüzde saat 04:00'dı" Kanat var, orta yok, orta var kanat yok...???Burası belirli bir bölge yaaav...

9 Kasım 2008 Pazar

Boğaz Köprüsü

Boğaz Köprüsü bugün çubuklu...
Late post: Büyük ihtimalle futbolcular turuncu forma ile çıkmak istedi. Ben Fenerbahçe'nin bir Galatasaray maçına çubuklu forma harici bir forma ile çıkmasını düşünemiyorum. Galatasaray benim ve Tardini'nin taktığı davanın üzerine üzerine gidiyor. Parçalı, parçalı illa ki parçalı...Haddimiz değil ama anlamakta zorluk çekiyoruz.

Kusura Bakmaya

E dün ve bugün yazdıklarımdan sonra "şu olursa bu olur bu olursa şu olur" diyemem. Bu maçın skor tahimini olmayacağını yıllar önce öğrendim ben.. Şu yener bu yener diyemem. İyi ki varsınız derim sadece...Nice Fener-Galatasaray maçlarına...Ve Galatasaray-Fenerbahçe...

Oradaydım Belgeseli 2

Aradan geçen 12 sene bizi ne kadar sağlıklı bir şekilde maziye götürür orasını kestiremeden sözlerime başlıyorum. 11 Nisan 96’daki maçta Aygün’ün penaltıyı dağlara taşlara attıktan sonra takındığı şapşalik yüz ifadesinin lise defterlerime, sıralarıma, montumun içlerine yapıştırılması sınırlarımı zorlamakta ki rahatsızlık boyutlarındayım. Beni gören Galatasaraylı elinde basketbol topu dahi olsa yere dikiyor penaltı atıyor. Sonra Aygün’ün yüz ifadesini takınıp ha ha hi hi hi…Bokunu çıkardılar ki ne çıkardılar. Ki bunlar maçtan sonra 1 gün okula gitme cesareti gösterememe rağmen yaşanmakta. Ulan sınıfta 5 kardeşiz, 3’ü Galatasaraylı biri Beşiktaşlı. Çekildik kavuğumuza 24 Nisan’ı bekliyoruz. Ulan dedim ben bu maça gidiyorum. Gidiyorum ve dönüşüm muhteşem olacak. O zamanlar cep telefonu denen meret de yok…Amıcaoğlu Ömer İstanbul İşletme’de. Avcılar’da yurtta kalıyor. Alo, alo, alo…Ömer şu an yurtta yok, şu an yemekhanede, he de de hö dö dö. Yahu benim bu maça gitmem lazım o Aygün uykularıma giriyor. Anlamıyor doğal olarak. Daha sonra arayın. ÖSS sınavı öncesi zaten gerginim, sıkıntı had safhada. Ders çalışıyoruz, Fener kovalıyoruz, okulda basket, toprak sahada futbol yılları…Ömer maça bilet alın, geliyorum…İyi de bakalım, falan eee ööö. Alın olum bulun geliyorum. Açık alıyoruz. Yok kardeşim efsane maraton alıyorsunuz. Ben yemiyorum içmiyorum, biriktiriyorum. Siz de maraton alıyorsunuz, bir hafta az yiyin için dııııttttttt dıııtttttt ddııııtttt…Biletlerin çıkmasına daha var…Bu sebeple Aygün kabusuna devam. Telefon geliyor, biletler alınmış…Dünyalar benim. İyi de ben ne diyeceğim de gideceğim İstanbul’a. Neyse ÖSS’ydi, çok bunaldımdı derken tamamdır Melahat Hanım ve Kazım Bey. Bi sorun daha var ki Ömer’e ulaşmam lazım. Gel beni Otogar’dan al. Ulan bi yenelim soracam hepinize okulda. 7’de kapıdayım. İçtima var Edirne Lisesi’nin sarı kırmızı ambleminin önünde…Aygün, Aygün, hayır hayır derken uyanıyorum. Sabah 7’de İstanbul otobüsündeyim. Havsa, Babaeski, Burgaz…Çalı kıpırdasa yolcu diye duracak pezevenkler…Ve kavuşma anı…Ömer (ammo)…Kadıköy’de Ömer’in diğer elemanları ile buluşma ve maratondayız. 1,2,3,4,5,6,7,8,9,10 şeklinde Galatasaray seyircisini sayıyoruz. Maçtan önce içtiklerimizi tabi ki saymıyorum. Ne yani ayık kafa ile mi seyredeceğiz maçı…(Biz buna Trakya’da arabada içtiklerimi saymıyorum deriz. Araba bar.) Tarih 24 Nisan 96.

Fenerbahçe: Rüştü, İlker, Uche, Högh, Oğuz, Erol, Tayfun, Kemalettin, Boliç, Bülent, Aykut.
Yedekler: Engin, Tarık, Halil İbrahim, Atkinson, Saffet Akbaş
Galatasaray: Friedel, Van Gobbel, Bülent, Feti, Tugay, Arif, Sounders, Hakan Ünsal, Hakan Şükür, Suat, Ergün
Yedekler: Hayrettin, Mert, Okan, Ufuk, İlyas

Maç başlıyor. O zamanlar Türkiye’nin en sorunlu, en sabırsız, kendi takımını rakipten daha fazla strese sokan bir maraton. Homur, homur…Galatasaray iyi başlıyor çünkü. 10. dakikada Kemalettin bir pozisyonda maratona geliyor ve elini burnuna götürüp “susun” işareti yapıyor. Ama bu “susun” daha çok sakin olun anlamında. Baskıyı görebiliyor musunuz? Fener çıkacak, 10 dakikada 2 olacak, maç 4-5 farklı bitecek. Bu homurlar, biraz da bunların homurları. Ota boka tepki anlatamam size. O zaman tribün kovalayan birileri yazsa da anlatabilsek derdimizi. Bülent Uygun takıntısı had safhada. Galatasaray kendisine ayrılmış yerin yarısını doldurmuş durumda. Hala gözümün önündeki Van Gommel’in tabanını Aykut’un kafa hizasında görüyorum. Sonra da kendimi 5-6 sıra aşağıda buluyorum. Ulan oğlum öndeyiz, bekleyin geliyorum yarın okula…Aygün’ü göstereceğim hepinize. Sevinmeye başladıktan 5-6 dakika sonra o zamanlar eline baktığımız, bir sezonda 7-8 maç cezalı duruma düşerek bizi Serkan’a mahkum eden, Okacha’ya düğün, Uche’ye sünnet derken kaçan şampiyonluğun mimarlarından Kemalettin Efendi sakatlanıyor. Sıçtık…Saffet Akbaş içeri, Högh Kemalettin’in yerinde. Deplasmandaki Manchester maçının reenkarnasyon hali. Galatasaray’ın kadrosunu maksimumda kullanan Ulubatlı 65’de Arif’i alıyor yerine Okan Buruk’u sokuyor. Zaten ezilmekte olan orta saha Galatasaray’a geçmiş durumda. Okan, Arif, Ünsal, Şükür, Bülent, Tugay, Suat, Ergün…Yaaa…UEFA Kupası fotoğrafına bakalım, top tüfek atalım. Biten Aykut’ın yerine 70’de Uche nasilsin? Maraba Televole Atkinson giriyor…Zaten herkes çok bekletildiğinin farkında. Olmuyor, Fener fazla da pozisyon bulamıyor ve penaltıları bekliyoruz. Aklımda Aygün. Sounders parçalı forma ile atıyor, yine bize hüsran oluyor. Ağlayanlar, çıldıranlar. Ama büyük bir tepki yok. Çünkü herkes Fener’in iyi oynadığının farkında. Büyük bir tepki yok. Derken Souness bayrağı dikiyor ve olanlar oluyor. O gün bir facianın eşiğinden dönüldü Kadıköy’de. Maratonun ön bölümü olduğu gibi tellere yüklendi. Sonradan Galatasaray tribünlerinde olduğunu öğrendiğim arkadaşım aynen şu ifadeleri kullandı. “Abi sevinmeyi bıraktım. Telleri yerde gördüm çünkü”. O gün Süleyman Demirel olmasaydı gerçekten istenmeyen olaylar yaşanabilirdi. Cep telefonu, ayakkabı ne varsa yağıyor. Demirel de ayrandan nasibini almış. Ve Emniyet’in dahiyane fikri. Fener taraftarını çıkaracak, dağıtacak, sonra Galatasaray taraftarına yol verecek. Gitmiyor Fener taraftarı. Bekliyor. Ve gariptir oraya gidiyoruz salmıyor, buraya gidiyoruz salmıyor…Yani Fener taraftarı da bir yere gidemiyor. İstenmeyen olaylar ve gecenin bir yarısı otogar. Sabaha karşı Havsa’dayız. Yürüyecek halim yok. Ayakta durmakta zorlanıyorum. Aygün’e bir de Sounders eklenmiş beynimde. İçtima yalan olmuş. Okulu asma zamanı. Uğraşılmaz bunlarla. Ben en iyisi dershaneye gideyim. Aaa deneme sınavında "Ali Şen" birinci olmuş. Vallahi benim, billahi benim diyorum kimse inanmıyor. Yahu benim. Vallahi Burcu’ya sadece takıldığım 5 soruyu sordum. Daha doğrusu fikir tealisi diyelim. Sevgiyle kalın…

8 Kasım 2008 Cumartesi

Bi dur be adam

Bu da Eto'o için olsun. Devam edeceksen söyle ona göre afişi değiştirelim.

Tek kusuru

Kaşlarını aldırması...

Başka Sözüm Yok (Nilüfer)

Nilüfer Higuain için söylüyor...

Lacivert Kar Belgeseli


O zamanlar 22 yaşındayız. Erhan “adaş bu akşam Recep geliyor köyden” dedi. İş görüşmesi herhalde diye düşünürken “maça geliyor” diye ekledi. Ulan 5 gün önceden maça mı gelinir İstanbul’a? Recep arkadaşımız heyecanlandığı zaman kilitlenen, telaffuz problemi yaşayan sevdiğimiz bir kardeşimiz. Kıpkırmızı olur anında. İptal. Açamazsın. Uğraştırır adamı. Hasta değil ötesi Fenerli. Bırakırsın tartışmayı. Heyecandan TV’de maç seyredemeyen bir adamla hem de Sami Yen’de maç seyretmenin sorumluluğu beni germeye başlamış durumda. Etrafa hiçbir zararı olmayan ama kilitlendiği zaman dediğim gibi….Hiçbir Galatasaray maçını bu kadar yoğun bir şekilde yaşamadım daha önce. Recep de gelince Erhan evde tek Galatasaraylı kaldı ki bana zaten gerek kalmadı. Recep misyonu üstlenmiş durumda. Her akşam evde stand up. E Trakya evi malum…Alkol gırla. Muhabbetin nereden açıldığı hiç önemli değil geldiği nokta belli. Bazen “adaş bi sizi yenersek eve gelme” bazen de “adaş 3’ten fazla atmayın durumumuz ortada” kaçınmaları. Torsten Fink deriz kendi aramızda Frings’i anarak bu durumlara. Recep aslında kaybedecek hiçbir şeyi olmadığının farkında. Saldırıyor. Erhan hem Recep’in durumunu bildiğinden alttan alıyor hem de efendiliği elden bırakmıyor. Ama adam o kadar bokunu çıkarıyor ki bi noktadan sonra Kastroman olmamak elde değil. Castroman’ı da analım Frings gibi. Hayatımın en zevkli GS-FB maçı öncesini yaşıyorum. Maç günü. Kahvaltıdan sonra açılan biralar. Hala içimden “mazoşist miyiz olum biz” diye diye Fulya’daki evden stada doğru yürüyoruz. Saat 11:30. Hem Galatasaraylı Bora ve Engin’le buluşacağız hem de deplasmandayız erken gitmek gerek. Aklım hala Recep efendide. Saat 12:00’de adam 2,5 litre birayı içmiş durumda. “Aaaaaadaaaaaşşşşş yenilirsek ben eve gelmüyüm, dddiiiireeekkkkkk dönüyüm bu hayvan öldürür beeeeennnii evde” Birbirimizi her sonuçta kızdırmamak üzerine yapılacak bir centilmenlik anlaşması yapamayız çünkü Fener yenerse Recep’i Erhan’a karşı durduracak adam daha doğmadı. Allahım sen bize kaza bela verme yarabbim. Şu adam kendini kitlemeden eve dönelim. Eski açık önlerindeyiz. Full. Ulan diyorum, bu saatte bu kadar mazoşisti bir arada bulmak…O dakikada mazoşist psikolojisi ile “bu kadar adam mazoşist olamaz, acaba mı lan?” kırtlaması içimi dürtmüyor değil ama dillendirecek maça yok. Biz mecburiyetten Galatasaraylı arkadaşlarımız da metelik durumundan eski açıkta. Saat 13:00 içerideyiz. Aramızda sadece polis kordonu var. Sigara atıyoruz, hareket yapıyoruz birbirimize. Komedi. Ha ha ha, hi hi hi…Alper, Murat, Recep, ben vs. vs.. versus Bora, Engin, Erhan vs. vs…Murat’ı orada tanıdım. Gayet mantıklı bir arkadaşımız gibi duruyor kendileri ama…Geçer mi 6 saat. Uğraşmadan geçmez. 14:30’da “sığmıyoruz” tezahüratları başlıyor, hemen arkasından “Kayseri köşeye” uğraşmaları. Parmaklar kalkıyor tabi anında yan taraftan. Kapalı boş, yeni açık ehh, Numaralı malum…6 saat nasıl geçer. Yanımızdakilerle uğraşmaya devam. Bizim kapılar çoktan kanamış durumda. Fener taraftarının üzerini komple kapatan bayrağın üzerine zippoları yiyince ortalık karıştı. Vesaire, vesaire…

GALATASARAY: Claudio Andre Taffarel, Bülent Korkmaz, Carlos Alberto De Oliveria Capone, Ergün Penbe, Okan Buruk, Emre Belözoğlu, Sergen Yalçın (Dk.46 Ahmet), Suat Kaya, Gheorghe Hagi, Arif Erdem, (Dk.79 Mandingo Dos Santos Marcio), Hakan Şükür
YEDEKLER: Kerem İnan, Emrah Eren, Fatih Akyel, Hasan Gökhan Şaş, Hakan Ünsal
FENERBAHÇE: Rüştü Reçber, Mustafa Doğan, Ogün Temizkanoğlu, Fehmi Alpay Özalan, Serkan Özsoy, Samuel Johnson, John Leshiba Mosheou, Metin Diyadin (Dk.85 Saffet Akbaş), Tayfun Korkut, Süleyman Oulare (Dk.89 Gökhan Bozkaya), Yaw Preko
YEDEKLER: Engin İpekoğlu, Mehmet Ayaz, Tufan Apaydın, Uche Alozia Okechukwu, Ömer Karabacak
Yukarıdaki maçın 81 dakikası hepimizde kayıp. 81 dakika sürekli ibadet. Johnson 82’de atıyor, Recep bayılıyor, Murat’ı da tanıma şerefine nail oluyoruz. Recep 81’de “g” dedi 90’da kelimeyi tamamladı. “Gol”.Murat ağlıyor, elindeki tespih nerden çıktı oğlum ya…Manyak mısın nesin? Koltuklar kırık, yürüyecek halimiz yok. Polisten sopayı yiyoruz. Nedeni hatıra olsun diye kırdığı koltukları eve götürmeye çalışan antikacılar. Alayına cop. Eve ulaşıyoruz…Sonrası malum…Biralar açılsın, tezahüratlar başlasın. Centilmenlik anlaşması? Erhan’ım biz seni kızdırmıyoruz ki…Tezahüret da mı yapmayalım. Recep’den sonradan haber aldık. Sen git Havsa’daki eczanelerden ne kadar Johnson kolonyası varsa al, ne kadar Galatasaraylı varsa sık. 26 Mart 2000 böyle bir gündü bizim için. O sene Galatasaray UEFA Kupası’nı aldı biz de CM’de kupayı kaldırdık ve yattık. Playstation yoktu o zamanlar bizde. CM var mıydı hatırlayamadım şimdi. Ertesi gün Star’ın manşeti “Ve ihtilal oldu” idi. Neyin ihtilali anlayamadık? Galatasaray ne kaybetti, Fenerbahçe ne kazandı? Gökten lacivert kar yağdı sadece…

Savo Milosevic

Miss a lot ovic...91 maçta 29 gol Villa Park'ı kesmeyince İngilizlerin Savo'ya taktıkları isimdi. 35'likken şampiyonluk herkese nasip olmaz. 35'lik erik rakısının tadını da iyi bilir kendileri.