Reklam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Reklam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Şubat 2009 Salı

Son Dakika

Meslek gereği reklamlardan iyi malzeme çıkıyor. Ak Sigorta'nın kasko ödemeleri ile reklamını seyredeniniz var mı? Şu an çoğu kanalda dönmekte. Bir son dakika gelişmesi denerek açıklama yapan Ak Sigorta yetkilisine bağlanılıyor. Ak Sigorta ekonomik krizde hasar ödemelerini iki kat hızlı yapmaya karar vermiş. Ortam bir basın açıklaması şeklinde. Son dakika diyerek basın toplantısına bağlanılmaz. Oradaki acar muhabirde artık bu açıklamadan sonra Ak Sigorta'lıların sayısı artar falan gibilerinden bir açıklama yapıyor. İyi de kardeşim. Vatandaş Ak Sigorta acentasına gelsin de sonrasına bakarız. Daha önce ne kadar sürede yapılıyordu ki bu hasar ödemeleri onu iki kat arttırdın. Onu acentada öğreneceksiniz artık. Hele bir gidin acentaya orada kıvama gelirsiniz. 2,5-3,1,5 kat daha hızlı. Sanki her hasarın süresi belli. İyi de ben nereden bileceğim senin iki kat hızlı ödeme yaptığını. 10 günü çak 20'ye, sonra yine öde 20 günde, sonra dön bana de ki iki kat hızlıyım. Milliyet kom tere çakmaları sizi. Muğlaklıktan yararlan vatandaşı acentaya sok.

12 Şubat 2009 Perşembe

Selocanlar'ın Kahve Kültürü

Ülke olarak çok seviyoruz çocukları. Dünyada bizim kadar çocukları reklam malzemesi yapıp bundan nemalanan başka bir ülke var mıdır acaba? Martin Lindstrom işin buralara geldiğini bilse bilmem kaçıncı baskısını yaptığı kitabı bir kez daha gözden geçirirdi herhalde. İş oralara kadar geldi. Önce hızlı trenin yanında makinistin yanına soktunuz. Sonra numaraları taşıttınız. Şimdi de nar yapıyor, nar yağıyor diyerek çocukları kahveye soktunuz. Allah aşkına bu film çocuklar kahveye girmeden yapılamaz mıydı? Bir de kahveye sevimli sevimli amcalar koyulmuş ki bu amcalar "gel selocan okeye 4. lazım" hayatta demezler. Ya da bugün Selocan ilk 6'lı ganyanını oynuyor demez bu tipler. Zararsızlar. Ama Selocanların kahvede olmasında hiçbir sorun yok. Selocanlar her yerde. Selocanları sen heryere soktun. Sen selocanla abonene abone katarken Selocan kahveye de girer, internet kafeye de girer, spor salonunda numara taşıyarak kas da yapar.

Neyse...

Ekşide ribbons sağolsun bizim yerimize Linnea Smith'in açıklamalarına yer vermiş. Kendisine böyle bir konuya değindiği için teşekkür ederek alıntılıyoruz. Diyebilirsiniz ki "ne alakası var kardeşim Selocanların cinsel obje ile"...Okan Bayülgen'li hazır kart reklamlarını hatırlayın Turkcell'in. 15'lik kızı Okan Bayülgen'e bırakıyordu aile...O kızın tavır ve hareketleri için "hayır böyle bir kız yok" diyen dernek yok. Adam Yapı Kredi reklamlarında bir kese attı bütün tellaklar ayağa kalktı böyle bir tellak yok diye. Linnea Smith'in açıklamaları aşağıdadır efendim.

“Reklamlarda:
•kız çocuklarının cinsel mesajlı pozlar vererek erişkin gibi göründüğü,
•çocukların makyajla ya da giysilerle erişkin gibi görünmesi sağlanarak izleyicilerin cinsel dürtülerini uyandırmaya yönelik,
•erişkin yaştaki kişilerin çocuk gibi giyinerek cinsel içerikli mesajlar verdiği,
•yaşı her ne olursa olsun, çocuk gibi görünen herhangi bir modelin cinselliğini öne çıkartan biçimde kendini sergilediği,
•yaşı her ne olursa olsun, bir modelin çocuksu ifadelerle istismar edilebilir ve çaresiz yüz ifadeleri takınarak cinsel bağlamda görüntülendiği,
•cinsel içerikli ya da çıplak pozlar veren bir erişkin ile bir çocuğun birlikte göründüğüher türlü çalışma, çocuk istismarı kapsamına girer.

Reklamlardaki çocuk istismarının toplumsal sonuçları arasında ise

•çocukların uygunsuz ve cinsel içerikli bağlamlarda sergilenmesinin yaygınlaşması
•kamuoyunun kabul edilebilirlik standartlarının değiştirilmesi
•pedofililerin çocukların seks istediği argümanının güçlendirilmesi
•çocukların rızaları dışında sömürülmeleri ve insanlık dışı muamelelere maruz kalmaları
•çocukların cinsel nesneler olarak kutsanması
•çocukların zihinlerinde, erişkinlerin kendilerinin cinsel nesne olduklarını kabul ettikleri imajının uyanması
•bütün çocukların sevilebilir olmaları için reklamlardaki gibi görünmelerini gerektiğini düşünmeye başlamaları sayılabilir.

22 Aralık 2008 Pazartesi

Mitsubishi ve McDonald's


Mc Donald's ile ilgili şöyle bir yazı yazmıştık. Bu sabah itibari ile "parton bana dese ki bu yıl hiç zam yok yineeeeee, keyfim kaçmaz bugün bana ne bana ne" bölümünü çıkardıklarını gördüm. Bir zamanlar Mitsubishi Fuso Canter Lig Radyo'da spotlarını döndürüyordu. Onunla ilgili de bir yazı karalamıştık zamanında. Fuso Canter orada "mazot terbiyecisi"yim diyordu. Hem de Lig Radyo'da. Zamanında o bölümü de çıkarmışlardı. Galatasaraylı'lardan tepki aldıklarını varsayıyoruz. Reklam yazarı aslında metni sokakta yazar masa başında değil diyerek sözlerimize son verirken bize takılan pazarlama sapmalarına yer vermeye devam edeceğimizi de yinelemek isteriz.

20 Aralık 2008 Cumartesi

Mekdomalsta kahvaltı keyfinin verdiği haz


Mc Donald'sta kahvaltı keyfi. Her pazar sanki bir pazar neşesi. Kahvaltımı yaparım, tadını çıkarırım, Mc Donald'sta kahvaltı keyfi. Trafik umrumda olmaz, falan dı filandı diye devam ediyor bu radyo reklamının cingılı. Ama asıl tüylerimi diken diken eden yeri "patron bana dese ki bu yıl hiç zam yok yine, kefyim kaçmaz bugün bana ne, bana ne" Kahvaltı da yukarıda. Osmanlı menüsü, tatlı, vejeteryan menü, oydu buydu derken sıra kahvaltıya da geldi. Yukarıdaki menüyü ye sonra işe git. Patron seni çağırsın ve "maalesef bu sene de zam yok" desin. Sende hoppidi hoppidi masana doğrı sek. Sabah zıkkımlanmışsın ya Mekdomalsta, keyfini hiçbir şey kaçırmaz artık senin. Diyeceğim şudur. Zannediyorsunuz ki Maekdomalsın reklam ajansına ve bunu onaylayan müdürlerine giydirmeye başlayacağım. Hiç de öyle değil. Bu ülkede adam hala çıkıp "ama Melih Gökçek ortaya sayaçları koydu, sayaçlarla geldi, demek ki saklayacağı bir şey yok, Kılıçdaroğlu ne getirdi?" diyorsa ben size daha ne diyeyim. Kömür kokulu memleketimin, ezan okunana kadar oynadığım futbol sahaları. Hey de hey be. Kömür kokusunun ruhumdaki anlamlarını değiştiren zihniyet. Mekdomals'ın reklamında patron elemanı çağırıp "oğlum bu sene de senin manitayı ben götüreceğim kusura bakma, para bende" dese ve bizim eleman "keyfim kaçmaz bugün bana ne, Makdomalsta kahvaltı soktum bugün" dese yeridir valla. Ertesi gün yine Mekdomalsta kahvaltı sok ki manitanın gittiğine üzülme.

1 Eylül 2008 Pazartesi

Algida'nın Halleri


Algida reklamını az önce serettim. Yan yana dükkanları olan esnaf kardeşlerimizin biri tel kadayıf satıyor bir diğeri ise dondurma. Biri tatlıların şahı tel kadayıf diyor diğeri ise dondurma. Hadi dondurmayı tatlı olarak Türk milletine sokuşturma zorlamasını anladık. Neyse...Bu iki kardeşimizin eşleri ise o kadar güzel anlaşıyor ki demeyin gitsin. Beylerin tam aksi istikameti yani. Bir gün markette bir şey buluyorlar ki aman aman. İki aile akşam yemeğini yiyor hepberaber. İki esnaf kardeşimiz de kendi tatlılarının sofraya geleceğini beklerken o da ne? Sofraya ne dondurma geliyor ne de tel kadayıf. Sofraya tel kadayıflı ALGİDA dondurmayı koyuveriyor evin hanımı. Bayıla bayıla yiyorlar. Yahu. Yahuuuuuuu. Siz ekmek paranızı nereden kazanıyorsunuz? Biriniz dondurmadan biriniz tel kadayıftan. Hadi "dondurmam gaymak" filmini seyretmediniz. Hadi eşlerinizin kafası basmıyor gidiyor tel kadayıflı dondurma alıyor.Siz neden bayıla bayıla yiyorsunuz bunu. İnanılmazsınız vesselam. Bunların hepsini bir kenara koyalım da Türk esnafı bu kadar keriz yerine az konulmuştur. Ajans bu kadar zorlama reklam yapabilirdi ancak. Bunu onaylayan arkadaşlara da selam olsun. Zorlama ki ne zorlama.