12 Eylül 2009 Cumartesi

Tabata Sendromu (Devre Arası yazısı)


Geç kalmış bir yazıdır bu. Bir yönetim düşünün ki Demirören'in başkanlığı boyunca Türkiye Kupaları'yla taraftarını uyutmaya çalışsın? Bir yönetim düşünün ki 6 senede bir sadece forması bile şampiyonluk için yeterli olmasının bilincinde olmasına rağmen taraftarına sözde muhteşem başarılar kazanılmış soslu yemekler servis etsin? Bir yönetim düşünün ki son şampiyonluğunu 2003'teki son şampiyonluğun aksine FB ve GS ligde olmadığı için kazansın? Bir takım düşünün ki taraftarı da bunun bilincinde olsun? Bir takım düşünün ki Demirören başkan olduğu sürece 6 sene daha FB ve GS çuvalladığı zaman şampiyon olması mümkün olsun? Bir başkan çıkıyor ve 10 numara adam alacağım diyor. Denizli de yok yok 10,5 numara lazım diyor. Delgado gibi durumu belli bir adamı 5 ay bekliyorsunuz, sonra transferin bitmesine 2 gün kala Tabata'yı alıyorsunuz. Sonra başlıyorsunuz Tabata'ya sallamaya. Taraftarı Tabata'ya karşı kışkırtıyorsunuz. Neymiş Antep'ten Manchester United maçınaymış. Diego'yu mu bekliyorsunuz son 2 gün Juve'den? O kadar para verilir miymiş? Siz dua edin Antep 8'e değil 18'e çakmadı Tabata'yı size. Ben Antep Başkanı olsam BJK'nın malum durumlarını da göz önünde bulundurarak son 2 gün 12-13 derdim. Paşa gönlünüz bilir. Kaşınıp dur 5 ay boyunca sonra vay efendim Tabata'ya UCL'de piyasa mı yaptıracağız? E seni Yusuf şampiyon yaptı ya. Tabata'nın günahı ne? Ernst diyorsun, Fink diyorsun, Yusuf diyorsun, Serdar Özkan diyorsun, Ekrem diyorsun sonra oooooo Tabata sen kimsin diyorsun? Ha sanki kadroda Alex'in, Elano'n, Santos'un, oyun buyun var, sen Tabata'yı beğenmiyorsun? El birliğiyle adamı yemeye çalışacağınıza el verin de takıma biraz katkı sağlasın. Suç Tabata'nın değil. Tabata Beşiktaş için yeterlidir.

Milli Marş Komedisi


Avrupa Baketbol Şampiyonası'ndaki ilk maçımız olan Litvanya maçından beri milli marşımızın ilk kıtasını dinliyoruz sonrası kayıp. Koskoca Türkiye Basketbol Federasyonu'ndan yok mu bir uyanan? Allah aşkına çocuklar İstiklal Marşını söylemeye başlıyor sonra kafalarına göre tamamlamak zorunda kalıyor.

10 Eylül 2009 Perşembe

Senden, Benden, Bizden...


İçim yanıyor desem ne kadar kendimi ifade edebilmiş olurum bilemiyorum. 2010'a 1 kala İstanbul'u sel vurdu. Trakya'da hayatını kaybeden vatandaşlarımızla ölü sayısı 31. Zaman'ın manşeti "Yüzyılın Felaketi". İç sayfalarda da "Erdoğam DSİ'yi 2006 yılında uyarmış" başlıklı bir başka ayrıntı. Bugün sabahtan akşama kadar tek bir şeyi düşündüm. "AKP oy oranını sürekli arttırıyor ama İstanbul'u bir türlü alamıyor. 20 seneden bu yana da bu şehri RP-AKP yönetmiyor. X parti yönetiyor. Bu giriş inanılmaz sert oldu. Bu sebeple ben bile korktum. Biraz yumuşatmak lazım. Değiştiriyorum. Son belediye seçimlerini Topbaş kazanamadı ve Kılıçdaroğlu kazandı. 5,5 aydan bu yana da İstanbul'u yönetiyor. Sizce bu felaketten sonra ne olurdu? Geçtim 20 seneden beri bu şehrin tek elden yönetilmesini? Artık bu ülkede doğru ya da yanlış yok. Bizimkiler ve diğerleri var maalesef. Kılıçdaroğlu ya da bir başkası 20 sene değil 5,5 aydan beri bu şehri yönetseydi 10 Eylül sabahı Zaman gazetesinin manşeti ne olurdu? Yüzyılın Felaketi mi yoksa Yüzyılın İhmali mi? Oturur ağlarım bu zihniyete. Senden, benden, bizden zihniyetine. Hangi TV kanalını izliyorsam, hangi gazeteyi okuyorsam kafam puslu. Hep puzzle birleştiriyorum. Peki sorarım size siz ne için varsınız? Sendeni, bendeni, bizdeni korumak için mi kamu yararı için mi?

6 Eylül 2009 Pazar

Cumhuriyet ve Raydan Çıkanlar (Adana Demir-Livorno maçı üzerine)


Cuma akşamı saat 21:00'da karşılaştı Adana Demir ile Livorno. Maçtan önce iki kulübün tarihine ilişkin yazılanlara eklemeler yaparak konuyu dağıtmak yazımızın amacı değil. Cuma günü açıkçası maçın bir TV kanalından yayınlanmasını da pek istemiyordum. Sanki ertesi gün koşarak gazete alıp acaba neler olmuşu okumak bu maçın oynanma amaçlarından birine daha fazla hizmet edecekti. Ve bizim kıyısından yakaladığımız geçmişimize götürecekti. Hem devre arasına daya reklamları, daya maça Adana firmalarının bant reklamlarını derken daha da endüsrtiyel bir yapıyı cukkadanak oturtacaktık maçımızı. Sonra maçı anlatan başlardı ırkçılıktı da endüstriyel futboldu da, zarttı da zurttu da. Böylesi daha güzel oldu boşverin siz. Cumartesi günü Radikal gazetesi maça epey yer ayırmıştı. "Adana'da Kızıl Gece" diye açıp okuduk. Zaten önemli olan maçın atmosferinin anlatılmasıydı. Yoksa bu maç vesilesi ile Adana Demir ve Livorno tarihleri hakkında okuduklarımız yanımıza kar kaldı. Adana Demir'in defansının aksamasını, Livorno'nın orta sahada basmasını neyleyleyim. O yüzden pazar günü de biraz Cem Dizdar'dan faydalandık Milliyet'te. Aynen düşündüğümüzü yapıp o ortamı bize yaşatmak için çaba sarfetmişti. Yeri biraz daha geniş olsaydı daha bir güzel olurdu ya neyse. Eline sağlık diyelim. Kalkmış gitmiş Adanalara. Bunun dışında takip edemeyip maçta yaşananları yazan ulusal basınımız varsa kendilerinden özür dilerim. Asıl geleceğimin yeri ise sona sakladım. Cumartesi günü Cumhuriyet'i açtım. Bakalım maçla ilgili neler vardı diye. Normal bir maç yazısı. Dostça bitti falan filan. Oyunculara yıldız falan da vermişler. E dedim normaldir. Maç bitti 23:00'da. Yazmaya zaman yok. Pazar günü geniş geniş girerler maçı pazar ekinde. Spor sayfasına girmesinlerdi zaten. 2 sayfalık cumhuriyet sporun 1 sayfasının %70'i ilan olur genelde. Diğer sayfada da "ulusal maç"ın olması normaldi. Nitekim 3. sayfada haber vardı. Başlık "Yoldaşlar Bulştu". Yusuf Baştuğ'un haberi. Tamamen şu oldu bu oldu diye yazılan, hiçbir duygunun yer almadığı, her muhabirin rahatlıkla yazacağı bir yazı. Tribünlerde şu pankartlar vardı, bu pankartlar vardı, şu pankart asılınca polis müdahale etti. Bitti, gitti maç da berabere bitti. Şimdi soruyorum gazetenin spor müdürü Arif Kızılyalın'a. Böyle mi girmeliydi bu maçı Cumhuriyet gazetesi. Maçtan 1-2 saat önce bir arkadaşımız tribün liderleriyle konuşsaydı, maçı onlarla seyretseydi, Livorno'nun tribün liderlerinden birinden görüş alınsaydı, tribünler daha bir güzel anlatılsaydı, biraz içinizde hissedilseydi bu maç. Fena mı olurdu? Biz her pazar hükümete giydirdiklerinizi okuyalım diye Cumhuriyet gazetesi almıyoruz. Anlamadınız galiba?

31 Ağustos 2009 Pazartesi

Fener taraftarının kadro yapma hastalığı


Şu yazıyı yazmamın sebebi Alper'dir. Ne zaman Fener köy meydanındaki mayıslar gibi ortalığı öbek öbek kirletmeye başlar o zaman Fenerli refleksi devreye girer ve hemen kadrolar yapılır. Fener taraftarında kadro yapma hastalığı vardır. Sion maçından beri kadro yapıyorum da yazma gücü bulamıyorum. Yaz bakalım bir Fener 11'i? Öncelikle şuna inanıyorum ki benim düşündüklerimi Daum gani gani düşünüyordur. Bak mesela Aragones bunu düşünüyordur diye hiç yazamadım geçen sene. Neyse...Kazım'ı uzun kış gecelerinde Nu Teras'a bağlayacaksın, Carlos'a da mektup atacaksın. Brezilya'da okusun bol bol. Kazım-Alex-Santos 3'lüsü var olduğu sürece Emre üst üste 3 maç oynayamaz. Ya sakatlanır ya kart cezlısı olur. Kemalettin Efendi'ye bağlar. Maç bir ara Manisa orta sahası ile Emre arasında oynanıyordu. Baroni'ye hiç girmeyeceğim. Onun daha kredisi var. Bu şekilde devam ederse bizim oralarda bir laf vardır onu kendisine ileteceğim. "Tavşan Boku". Yani ne kokar ne bulaşır. Öyle. Emre ve Baroni'nin Hint fakirini oynamasını istemiyorsan Alex'i Topuz'la desteklemek zorundasın. İster Topuz'u sağ bek Gökhan'ı orta saha yap ister tam tersi. Ben sağı beraber paylaşmaları gerektiğini düşünüyorum. Yetti mi? Yetmedi. Çünkü Carlos Efendi'nin yerine Uğur ya da Vederson yapacaksın ki Emre ve Baroni biraz daha Allah razı olsun desin. Bir tarafı yedeklemek işe yaramıyor. Uğur'un kafasına vura vura sol bek yaparım. Santos'la markete yolların, Reina'ya yollarım, yollarım. Ki Uğur'a az sallamadım buradan. Ama hücum gücü yüksek bir oyuncunun defansif özelliklerini geliştirerek iyi bir bek olması benim için lütuf ötesidir. Baş harfi Ayhan Akman. Antep ya da Beşiktaş'taki gibi oynamaya devam etseydi şu an Ayhan'ı Gaziosmanpaşa'dan alırdık Tarık Daşgün formatında. Döve döve öğreteceksin sol bek oynamayı bu adama. Sadece Emre ve Baroni'nin keyfi için değil. Lugano ve Bilica gibi iki aşırı seri adamın soluna ve sağına iki pır pır koymuş olursun ki tuvalet kağıdını kolay yetiştirebilsinler. Şimdi gelelim neden bu şekilde yazdığıma. Ben Daum'un 4-2-3-1'inden kolay kolay vazgeçeceğimi zannetmiyorum çünkü problemin orta sahadan kaynaklandığını biliyor. Alex'den vazgeçeni futbol tanrıları çarpacağı için konu Semih mi Güiza mı değil. O başka bir yazının konusu. Yukarıda sıraladıklarımı doğrultusunda benim takımım ahanda budur.


Volkan

G.Gönül-Lugano-Bilica-Uğur Boral

Baroni-Emre

Topuz-Alex-Santos

Şentürk

21 Ağustos 2009 Cuma

Sahalarda Kırıtan

Yıllar önce Galatasaray SION'la oynadıktan sonra Kadıköy'de şöyle bir tezahürat yapılıyordu.

Takmış kafasına Şampiyonlar Ligi'ni Kadıköy'e gelmiş hava atıyor
Mahalle takımı SION'u da yenmiş Cim Bom havalarda uçuyor
Seni gidi sahalarda kırıtan
İlie, Hagi, Şaban
Fenerbahçe geliyor arkadan
Yakalarsa beş beş (Tarkan'ın yakalarsam muck şarkısının melodisi ile okuyunuz)

Sürekli dilim beynime yapışmış şekilde ENEZ'de bir kahveye oturdum. Bi arkadaş zoruyla oldu biraz."Seni gidi sahalarda kırıtan"..."Seni gidi sahalarda kırıtan"...Sol el ve sol ayağını kullanan biri olarak PAITO ne zaman Kazım'a çakacak diye bekledim durdum. Bi niyetlendi ama...Sahaların kırıtanını da bulmuş ve rahatlamıştım. Daum Deniz sakatlanmasaydı daha fazla sabreder miydi? Sabrederdi. Ama ben sabredemedim. Biri anlatsın yoksa Abdülkerim tarzı birine denk gelecek gereğini yapacak. Bir gün Kadıköy'e giderseniz Şentürk'ü toplu ve topsuz özellikle seyredin. Özellikle topsuz seyredin. Hele hele Alex'siz bir Fener'de ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız. Ayrıntıya girmeme gerek yok. Ha Koch takımı öttürüyor anladığım kadarı ile. Canı sıkılan arka adaleyi tutuyor ki ben anlıyorum neden olduğunu...Topuz Bey bu Kazım'ı seyrettikçe sen benim Mc Manaman'ımsın. Fener'in daha çok işi var. Emre Tilev'in ağzına bakarsak. Ver gazı da DSmart satılsın. Sağlıcakla kalın.

11 Haziran 2009 Perşembe

Messi Fener'de (alem tık olmuş)

Hürriyet Spor'un internet sayfası Fotomaç'ın webteki yansımasıdır. Fotomaç'ın bu kadar sık güncellenen bir web sitesi olsaydı herhalde Hürriyet'in eline su dökemezdi. Önce "Ronaldo Real Madrid'de" diye tıklattırdılar, ondan sonra "Arda seneye yok" dediler. Arda-Ribery-Bayern üçgeni olmasa hadi lan diyeceğim ama...Acaba mı dedim? Daha önce adını hatırlayamadığım bir gazeteci yazmıştı konuyu. Adını hatırlayamadığım için huzurlarınızda kendisinden özür diliyorum. "Hani Ankara'da Cindy isimli bir travesti öldürülmüştü. Hemen sayfanın altında da Cindy'nin fotoğraf galerisi konulmuş. Bir insan bıçaklanmış ve ölmüş birileri de o insan üzerinden rating kavgası yapıyor " tarzı birşeyler yazmıştı. Öldürülen Ankaralı travesti Cindy'nin fotoğrafları için tıklayınız...Neyse...Ronaldo haberine tıklıyorsunuz, "Man U şu kadar teklif etti "diyor, Arda'ya tıklıyorsunuz "Arda bir sene daha Galatasaray'da" diyor. Şimdi burada boş boş yazı yazıyoruz. Çünkü bilişimle ilgili yasaları bilmiyoruz. Var mı bu işlerden anlayan hukukçu bir kardeşimiz. Hürriyetin ahlakını tartışmıyorum dikkat ederseniz. Tıklattı da, vay efendim kandırıldık da demiyorum. Diyorum ki yok mu bunun yasal bir süreci. Fazladan 50.000 tıklattırdın ya...Sana tıklatacak bir kanun var mı bu ülkede yok mu? Eğer sana tıklatacak bir kanun yoksa yarın "Messi Fener'de" diye bir başlık atıp tıklayınca da başkanlar görüşüp 2025 için sözleştiler diye bir haber yapar mısın benim hatırıma...Hadi kırma beni...

29 Mayıs 2009 Cuma

Hep Çuvallayacak Değiliz Ya


Vay Be. Arada sırada doğru tahminlerimiz de oluyormuş. Belediye düşer dedik. Tokat gibi çarptı. Hatta hükümet düşmesini istediği için düşecek dedik üzerine bir de Kasımpaşa çıktı. Arada sırada doğru yazdıklarımız da oluyormuş. 29 Ekim tarihinde Mustafa Denizli Şampiyon Yap Bizi başlığında bir yazı yazarak Beşiktaş'ın şampiyonluğunu ilan etmişim. Zamanı olan linkten bir okusun. İşin garibi Sami Yen'de Galatasaray Beşiktaş'ı 4'lük yaparken Galatasaray taraftarı "Beşiktaş Kümeye" diye bağırıyordu. Nereden nereye? Belki biraz absürd olacak ama ben olsam Mustafa Denizli'ye teşekkür ederim, yollarımı ayırırım. Mustafa Denizli Beşiktaş'ı şampiyon yapar ama ileriye taşıyamaz. Yani Avrupa'da başarı gelmez. Tabi bu benim şahsi düşüncem. Denizli, Denizli'ye bir güzellik yapıp yazdıklarımızı yine yedirir mi? Bekle gör ama pek sanmıyorum. Denizli giderken yanında birilerini de götürecektir. Yani Denizli Demirören'in son şansı. Güle güle demek bir kenara dursun daha sıkı sarılacaklardır birbirlerine.

26 Mayıs 2009 Salı

Koş Neretva Koş


5. Fıratpen Koşusu 7 Haziran günü saat 10:00'da Belgrad Ormanı Neşet Suyu parkurunda gerçekleşecektir. Katılım ücretli olup bana mail atanlara ücretsizdir. Mailde isim soyisim ve yaş bilgilerinin olması yeterli olacaktır. Aksilik çıkmazsa her pazar spor salonlarından kendimizi kurtarıp Belgrad'a uğrarız. 12,000 metremizi yaparız. Bunun daha sıkı kahvaltı yapabilmek için olduğu söylense de asıl amaç sağlıklı bir yaşamdır. Koşuyla ilgili daha fazla bilgi için http://www.istanbulmasterleri.org.tr/ adresi ziyaret edilebilir. Yarışta ister koşun, ister yürüyün. Taktir sizindir. İlla da atlet olmanıza gerek yok. Herhangi bir sağlık sorunu için ambulansımız ve doktorumuz hazır bulunacaktır. Ha bu arada Belgrad'a giriş ücretlidir. Bu konuda bir şey yapamıyorum Orman Genel Müdürlüğü her araçtan 8 TL'yi anında alır gözünün yaşına bakmadan. Bahar geldi her yer yemyeşil bu arada. İyi olun, iyi kalın. Sporla kalın. Sportif kalın. Hayatınıza spor katın. Bir maç eksik seyredin spor yapın. Kenara yazın.
Late Post: Turuncu şortlu benim. Ödül verdiğim arkadaş parkuru 20 dakika tam koştu. 18.20 koşanı duydum. Daha ötesi efsane.

16 Mayıs 2009 Cumartesi

Biz Karşıyakalıyız


Tabi ki gönlümüz Karşıyaka'dan yana. Bunun sebebi de İzmir'den bir takım olsun, ligin güzelliğine güzellik katsın değil. 4-5 sene önce İzmir'in 3 kulübünün göğüs sponsoru çalıştığım firma olmuştu. 3 markayı paylaştırmıştık. Sözleşmeyi imzalamak için bastık İzmir'e gittik. Yanlış hatırlamıyorsam bir tenis kulübünde imzalar atıldı. Kulüpten ayrılırken bizi alma sırası Karşıyaka yöneticilerindeydi. Havaalanından imzanın atılacağı kulübe kadar bize Altay eşlik etmişti. Araç KSK plakalıydı. Göztepe Spor Kulübü'nün müzesine götürdü bizi. Abi dedi siz girin ben dışarıda kalayım arabanın başına bir şey gelmesin. Yahu ne olacak deyince "ben o müzeye girmem" dedi. "İyi"dedim. Sonra, çıktık Karşıyaka'ya doğru. Bir köprüyü geçtik aracı sağa çekti. "Kutsal topraklara hoşgeldiniz" dedi. "Hacı mı olduk lan yoksa" oldum. Meğer köprünün ötesi Karşıyaka semtinin girişiymiş. Yeşil'in İslamını Kırmızının Türklüğünü anlattı. Karpuz rengi değil yani dedi. Suyun Ötesinden gelenlerin çok olduğu bir semttir Karşıyaka. Suyun Ötesi deyince durur bizim gibiler. Çünkü bilirler ki mübadele zamanı neresi derlerse oraya gideceklerdir. İzmir olur, Edirne olur, Samsun olur, Aydın olur...Her yer vatandır. Bu sebeple memleketçilik biraz hikayedir. Ulan senin dedene suyun ötesinden gelirken oraya değil buraya gideceksin dediklerinde kafa kağıdında İzmir değil Edirne yazacaktı belki onu diyorum. O yüzden bizim gibilere her yer vatandır. E bu yüzden İzmir de memlekettir bize. Karşıyaka isyanın adıdır. 1910'larda İzmir'de kurulan ilk kulübümüzdür. Gayrimüslim takımlarına karşı kurulmuştur. Vesile olunmuş diyelim. Yeşil ve kırmızının anlamı da o zamanlardan kalmadır. E o zaman siz Karşıyalıyısanız, biz de Karşıyakalıyız ulan.

9 Mayıs 2009 Cumartesi

Özür

Buna istinaden özür.

30 Nisan 2009 Perşembe

Kutlu Olsun


Günlerin bugün getirdiği baskı zulüm ve kandır

Ancak bu böyle gitmez sömürü devam etmez

Yepyeni bir hayat gelir bizde ve her yerde

1 mayıs 1 mayıs işçinin emekçinin bayramı

devrimin şanlı yolunda ilerleyen halkların bayramı
İlk dörtlükle idare edelim. Bilenler gerisini getirirsin. 32 sene öncesi hala karanlık. Kazancı yokuşunun başı. Neresinin başı? Bugünler daha da karanlık. O günlerden öte. Höt desen al sana ... diyecek bir nesili yetiştirmeyi başardınız. Susan, sesini çıkarmayan, sabahtan akşama bilgisayarda oyun oynayan, okumayan, araştırmayan, bilmeyen. Hepinize helal olsun. Aslanlarım benim. Küçük yazdım ki kimse okuyamasın. Yoksa neyin devrimi? O gün de böyle bir devrim yoktu...Maksat halkların bayramı.


25 Nisan 2009 Cumartesi

Belediye


Önce şunu diyelim. Eğer yanılıyorsak özür dileyeceğiz. Ankaragücü'nün, Konya'nın, Eskişehir'in Gençler'in, Denizli'nin kafası rahat olsun. Yaklaşık 4-5 haftadır sinyallerini veren durum bana göre netleşmiştir. Bu Belediye bu ligde futbol kalitesi olarak düşüyorsa...İşin içinde başka numaralar vardır. Kimden toplanan paralarla hangi kulübü finanse ediyorsunun % 39'a yansıması oldu. Abdullah Avcı'ya da yazık oldu. Alt taraf belli oldu, üst tarafa bakalım. Çok uzar bu yazı ya kısa keselim.

Akıl akıl gel ağlara takıl


Eş durumundan Aşk-ı Memnu'yu seyrediyoruz. Bitmeden Inter maçına bağlanıyoruz. Türkiye'nin en önemli firmalarından birinin sahibi olan Adnan Bey'in kayınvalidesi kumar partisinde yakalanıyor. Basını oraya indiren Adnan Bey'in rakibi. Sonra da basını tekrar arıyor ve haberi sansürlüyor. Haber değeri var mı var. Ertesi gün herkesin eline bir gazete acaba haber çıkmış mı telaşı. Bihter Hanım da Hürriyet okuyor. Kıyısından köşesinden gazetenin Hürriyet olduğunu anlıyoruz. "Ohh haber çıkmamış oluyor" daha sonra. Hürriyet magazin muhabiri haberi veriyor ama x şirket-patron tarafından haber sansürleniyor. Çünkü genel yayın yönetmeni aranıyor ve rica ediliyor. Ve sizde Aydın Doğan'ın kanalı Kanal D'de Hürriyet'in reklamını yaptığınızı zannediyorsunuz. Sansürlenen gazete Sabah olsa daha sağlıklı olacak valla. Sansürü yiyen, reklam gelirlerinden dolayı gökyüzüne bakarak ıslık çalan Ertuğrul Özkök, siz Hürriyet gösteriyorsunuz, product placement yapıyorsunuz. IQ, beyin, hepiniz...Demek ki böyle oluyor. Eğer Hürriyet'e çatır çatır ilan veriyorsanız bir falsonuz olduğunda bir telefonunuzla şirketinizin aleyhine olan haber es geçiliyor. Akıl akıl gel ağlara takıl...

5 Nisan 2009 Pazar

Daha çook yolumuz var bizim


İlk 45 dakika sona erdiğinde yazayım zaten ne değişecek diyordum ama bir cin tonik yapınca 70. dakikayı gördük Trabzon maçında. İlk yarı Behram'ın yerine kalede ben olsam ilk yarı 1-0 biterdi. Ki Colman'ın topunu da belki çıkarabilirdim bir şey diyemiyorum. Bunun dışında iki yalandan pozisyon var kaleyi bulmayan. Deniz Çoban ilk yarının sonuna 1 dakika ilave etti ben çalınan faul düdüklerini saymayı bıraktım. Herhalde 20 küsur faul çalındı ilk yarı. Bilemedin 25. 15'er saniyeden 5 dakika yapıyor kısa bir hesapla. Deniz Çoban 1 dakika uzattı. Trabzon'un rakibi Belediye olmasaydı seyretmezdim bu maçı. Güzel futbol adına az da olsa beklentim vardı. Yattara kes oğlum arka direğe yok. İbrahim Akın Efe ortada simit satıyor kes ona yok. Deniz Çoban iki düdük az çal bekçi Murtaza'ya bağladın yok. Serkan Balcı 15 metre top atacaksın soldan gelen Colman'a yok. Colman Delgado'yu az seyret uzun zamandır oynamıyor yok. Biri şampiyonluğa oynuyor bir diğeri düşme hattında olsa da bu ülkenin Antep'le ayağa oynamaya çalışan takımlarından biri. Dakika 78 oldu gene yok. Spiker bir gol daha kaçtı diyor benim keyfim kaçıyor. Trabzon'un 9-10 kaleyi bulan pozisyonu olması lazım ki gol bulsun. Bakın 9-10 pozisyon demiyorum kaleyi bulan pozisyon diyorum. Deniz Çoban serbest vuruşları kullandırırken topa kıçını dönüyor 18'in göbeğine konuşlanıyor. Nerden biliyon be kardeşim doğrudan 18'e o topun ortalanacağını? Belki adam geriye oynayacak. Pahada Avrupa 6.'sı başarıda Avrupa 11.'si TSL. Bu gidişle 13'te oluruz 15'te oluruz. Baksana Beşiktaş-Hacettepe maçından sonra giden Ertuğrul Sağlam'ın ardından yazmışız yazıyı. Aylar önce. Demişiz ki bu Beşiktaş Mustafa Denizli ile evire çevire şampiyon olur. Ki o zaman Ernst de yok. O bile gel Yusuf'um sen bana Delgado'nun yokluğunda lazımsından gel Yusufum sen benim has adamımsına dönmüş. Vay benim TSL'min başına gelenler. Bu arada zaman kazanıp hinlik yaparak maçı bitrdik. Trabzon 0-Belediye 0. Tribünler bağırıyor. Lay lara lay lara lay lara lay lay lay lara lay lara lay lara lay lay lay lara lay lara lay lara lay lay Fa tih Tek ke. Hayattan bir 90 dakika daha çaldık. Yazık oldu beyler. Serdar Bali de diyor ki Hüseyin'i almasaydı da Tayfun da, hoptidi zoptidi. Dur hemen Juve maçına bağlanalım hazır hatun da ütü yapıyokene.

21 Mart 2009 Cumartesi

Trakya Gücü (Hepimiz Zlatan'ız)


2007 Genel seçimlerinde Keşan'a lütfedip Edirne'ye lütfetmeyen Deniz Baykal dün Edirne'deymiş. Boynunda Sarı-kırmızı bir Edirnespor kaşkolu. Edirnespor amatörde. Durumu nedir bilmiyorum. Bu kaşkol bana bu yazıyı yazdırtıyor o da ayrı mevzu. 81 ilimiz var. 81 ilimizden sınırları içinde profesyonel takım bulundurmayan 21 il var. Bu 21 ilin 2'si Tekirdağ ve Edirne. Lüleburgaz hem Kırklareli'nin hem de Trakya'nın namusunu kurtarıyor. Bir zamanlar Edirne, Tekirdağ, Burgaz, Babaeski, Uzunköprü, Keşan, Kırklareli DSİ profesyonel takımlardı. Diğer illerin bazıları Ağrı, Artvin, Bitlis, Hakkari, Muş, Tunceli, Bayburt, Şırnak, Ardahan, Iğdır. Bir de kendini asan Zonguldak var. Buradan defalarca söyledim yine söylüyorum. Bu bölgede göçmen çok fazla olduğu için kemik yapısı Türkiye genelinden farklıdır. Ve çoğu bir spora yönlenemeden bir fabrikada ekmek peşinde koşar. 25-30 dönüm tarladan para kazanılmaz çünkü. Üç ilin ilçelerle 1.354.658 nüfusu sadece Burgaz'ı çıkarır. Ben takım derdinde değilim. Ama takım olmayınca iyi antrenörler olmayınca çocuklar nerde oynasın oluyor. Üç ili birleştirin bir Trakya Gücü yapın bari. İl merkezleri bir profesyonel takım görsün. Neden Metin'in, Rıdvan'ın, Ünal'ın futbolculuğunu sevdim biliyor musunuz? Çünkü onlar tamamen farklıydılar. Sıfıra indim, orta yaptım, onun gibi çalım atmaya çalıştım. Durmaya çalıştım. Defansın önünden topu aldığım gibi kimseye bakmadan rakip kaleye koştum. Yara yara. Ünal Karaman kızacak ama Türk futbolcu tipi değildi onlar. Eksikleriyle, fazlalarıyla. Ey TFF şuraya bir el at diyorum artık. Belki birileri çıkar şu defansın göbeğine.

10 Mart 2009 Salı

Kendine Saygı


Kayseri maçını seyrederken hep aklıma Meira geldi. Meira'yı bana sürekli anımsatan ise Lugano idi. İkisi arasında beynim mekik dokudu. Lugano ve Meira'nın işe bakış açısını sorguladım sürekli. Meira'nın Stutgart kaptanlığını, yaşadığı şampiyonluğu. Kimine göre Lugano'nun Lazio transferi tamam. Kimine göre ise fiyat yükseltiyor. Kayseri maçında Lugano'yu seyrettiniz mi bilmiyorum? Ben seyrettim. Sahada öyle bir adam var ki sonuna kadar o formanın hakkını veriyor. Verebileceği ne vara sahaya koymaya çalışıyor. Meira için ağır bir yazı yazmıştık. Lugano için de yazılacak çok şey var. Lazio'ya mı gidiyorsun, Juve'ye mi gidiyorsun, nereye gidersen git kardeşim. Ama böyle oynayarak git. Pasif yıkıcı olarak gitme. Camiayı satarak gitme. Galatasaray Meira'yı Hamburg maçından sonra satsaymış? Pehhh. Adam seni savaşta satmış. Galatasaray'ı sahada satan bir gün oradan da sıkılır Zenith'i de sahada satar.

Siyah-Beyaz


Siyah beyazdı hayatımız eskiden.
Siyah beyaz bakardık renkli gözlerden
Yaşama dair ne varsa…

Siyah devlet, beyaz hizmet demekti o zamanlar
Siyah, çatık kaşlılar,
Beyaz, mutlu halka
Siyah takım elbiseleriyle,
Beyaz vaatler verirlerdi hiç gerçekleşmeyen.

Siyah beyaz televizyonlarda,
şerefli yenilgiler seyrederdik.

Gururlu, mağrur,
ama biraz da ezik…

Siyah forma,

beyaz yaka önlüklerimiz vardı okullarda.
Bir harf öğreten öğretmene

köle olma saygısıyla

kara tahta önünde

beyaz tenli mahcup çocuklardık.

Siyah beyaz aşklarımız vardı.
Siyah damatlık,
ve beyaz gelinliğiyle…
nikâh memurunu da içine alan
mutlu birer resimdik duvarlara asılan.

Siyah beyaz fotoğraflarda,
siyah saçlı,
beyaz gülen düşler yaşardık
Siyah, beyaz solgun fotoğraflarda,…
aslında canlı ruhlar taşırdık.

Siyah beyazdı her şey.
Beyaz güler, siyah ağlardık.
Ağıtlar yakar, karalar bağlardık.
Beyazlar giyer,
Çalar oynardık.

Ya siyah düşünürdük,

ya beyaz.
ortası yoktu fikirlerin.
Ya kara şahin olurduk

ya da beyaz güvercin.


M.Erdal Karakaş (Hasta Fenerlidir)

6 Mart 2009 Cuma

Ben bu yaz nerdeydim? Futbol Maçında.


Aslında tam bir Yılmaz Özdil yazısı olur ya neyse. Çorum, Adana, Artvin, Kayseri, Amasya, Yozgat, Kastamonu ve bilemediklerim. Her mitingte şehir kulübünün atkıları Başbakan'ın boynunda. Bu kulüplerin futboldan başka branşları var mı? Bazılarının var bazılarının yok. Amasya Şeker'in Güreş takımı Türkiye ve Avrupa Şampiyonu olur kimse sallamaz. O kaşkol güreş takımının büyük başarıları için de takılmaz. Koskoca Adanaspor'un web sitesine girersin futboldan başka branşla karşılaşmazsın. Zaten bunları da anlayamam. O zaman adına Çemişgezek Futbol Kulübü de daha iyi. Kış Olimpiyatlarında bu ülkenin şimdiye kadar tek bir madalya kazanamaması bana nasıl açıklanır bilemem. Güreş, Halter, Atletizm, Taekwondo, Boks, Judo...Bitti gitti. 28 spor dalında bize son 16 yılda madalya getiren spor dalları. Ha 2006 Torino'ya 6, 48'e de 6 sporcu göndermişiz orası ayrı. Yollar kapanıyor, millet doğuma yetişemiyor, kar yerden kalkmıyor, kar bol ama biz yokuz. Güneş bol yine yokuz. Tıkılmışız salonun içine kalmışız. Bu futbol taraftarı atkısı zihniyetinden kurtaralım kendimizi artık. 2012 gelecek yine aynı şeyleri tekrarlıyor olacağız.

5 Mart 2009 Perşembe

Yaşanmış Trakya Hikayeleri


Uzun zamandan beri bu bölüme ara vermiştik. Bu sefer hikaye bizden değil Hürriyet yazarı Mehmet Yılmaz'dan. Yazarı kapatsan Hasan Pulur derdim.


"Yanlış hatırlamıyorsam gazetesi İsmet Solak anlatmıştı. Kendisi Trakya Yağlı Tohumlar'da başkan iken bir köy kahvesinde Bülent Ecevit'in ne kadar dürüst olduğunu anlatırken şöyle bir örnek vermiş. Bir evinden başka bir şeyi yok. Bunun üzerine kahvedeki yaşlılardan biri şöyle seslenmiş. Desene bunun kendisine bile bir faydası olamamış bize nasıl olacak? Bugün de böyle bir anlayış geçerliyse gemiciklerden, kuyumculardan, mısır işinden, yumurtalardan söz etmek seçmen üzerinde tam tersine bir etki yaratıyor olmalı."


Netleşmeyen bir konu üzerinde yazamam. Şu seçimlerin bitmesini bekliyorum. Bitsin, sonra "az sonra".

Meslek Yazısı (Bağcılar'daki Sırça Köşk)


"İlk bilen siz olun". Dünya üzerinde bir kurumun kullandığı en iddaalı sloganlardan biridir. Sorumluluğu oldukça ağır. Karasal frekansını TNT'ye devrettikten sonra CNN'in izlenme paylarında set düşüşler yaşandı. Ölçüm yapan AGB hanelerinin %50'sinin karasaldan TV izleyenler olması bunda etkiliydi. Aynı örneği Kanal 1'in karasal frekansını alan Habertürk'ün müthiş sıçraması olarak da verebiliriz. Yazımızın asıl konusu bu değil. CNN Mart itibariyle yeni yayın dönemine başladı. Kanal D ve CNN'in haber merkezleri birleştirildi. Ve kanalda değişim başladı. Yıllarca CNN'in "be first to know"unu Bağcılar'da oturarak "ilk bilen siz olun"a çeviren CNNTURK nihayet sokağa indi. Birand mucizevi bir şey mi yaptı? Hayır. Bir haber kanalını hele hele Doğan Haber Ajansı gibi bir gücü olan bir haber kanalını olması gerektiği yere gönderdi. Sokağa. Ne kadar bocalayacaklarını göreceğiz. NTV bile haber kanalı kimliğini yititrirken gitti vatandaşa sordu. CNNTURK daha yeni uyandı. Kanal yöneticilerine günaydınlar. Uzuuun bir kış uykusu idi.

4 Mart 2009 Çarşamba

Şakacı Basın

Satna Cruz vakası ortaya çıkınca İngiliz basını diğer vakaları da döktü tabi ki. Bizde yaşanan Sarbi vakası sonucu bir gazetemiz "eskiden tarih yazıyordu şimdi adını dahi yazamıyor" şeklinde başlık atmıştı. Acaba The Sun Satna Cruz vakasında 90'lı yılların başındaki efsane günlere gitmiş midir? Takip edemedim bilemiyorum.

3 Mart 2009 Salı

Çocuklar Nerde Oynasın, Nerde Oynasın Çocuklar?


Bilmem başlıktaki kampanyayı hatırlayanınız var mı? Beton blokların içerisinde çocuklar kendilerine oyun oynayacak alan arıyorlardı. Melodisi hala kulağımda. 18 Şubat 2008'de Kasımpaşalı Batista'nın darbesi ile sakatlanan Uğur Uçar bugün PAF takımı ile yapılan antreman maçının ikinci yarısında oyuna girmiş. Ne mutlu. O gün o sakatlık yaşandığında Batista'nın hiç mi suçu yok demiştim tek suçu zemine yükleyenlere. Şimdi de ben susuyorum Hakan Balta konuşuyor. "Allah Konyasporlu oyunculara yardımcı olsun. Zemin patates tarlası gibi" Ne değişmiş o karlı buzlu havadan bu zamana. Havalar biraz daha iyi o kadar. Nemeth, El Zhar, Ngog, Drogba, Essien, Quaresma, Cudicini, Rafael, Wilshere. Bu oyuncuların hepsi 09-10 sezonunda bir kereliğine de olsa reserv lige uğramış oyuncular. Uğur Uçar 5 Nisan 1987 doğumlu. PAF Ligi'nde 01.01.90 günü ve sonrasında doğanlar forma giyebiliyor. A takımın PAF takımı ile oynadığı maça çıkar Uğur. Ya da Uğur'a özel Beylerbeyi ile maç yaparlar. Çocuklar nerde oynasın? Nerde oynasın çocuklar?

41-45 Arası


Mehmet Ayan'a hak vermemek elde değil. Özellikle kendisinin şahsen giderek aktardığı Anadolu izlenimlerini TV karşısından az da olsa yaşayabiliyorsunuz. Konuyu dünkü Manisa-Kasımpaşa maçına getireceğim. Manisa şehri 10.000'e yakın bir seyirciyle stadı doldurmuş. Maçın 41. dakikasında 25 metreden Nizamettin güzel bir gol attı. Hemen akabinde Kasımpaşa'nın kornerden gelen topunda Manisa defansındaki Kalabane voleybol oynadı. Bünyamin Gezer pozisyonu göremedi ya da süzemedi. Devam dedi. Daha sonra 4. hakemle önce kulaklık vasıtasıyla daha sonra da yüzyüze görüştü. Ve kararını değiştirip penaltıyı verdi. Ortalık karıştı. Tam karıştı hem de. Kasımpaşa golü attı ve maç 2-2 oldu. Erhan tribünleri penaltıdan sonra kışkırttı. Bir Manisaspor taraftarı sahaya indi, Kasımpaşa kalecisine yabancı maddeler yağmaya başladı. Kaleci Onur sırıtına gelen demir bir paradan dolayı Otto Bariç kıvamında yere yattı. Ne için bütün bunlar? Hakem tereddütünden dolayı. Pozisyon panaltı mıydı? %100 penaltıydı. 4. hakem neden var, bu sebeplerden dolayı var. Futbolcular hakemin seyirciden dolayı baskı altında olduğunu hissettiği an yerden kalkmamaya başladı. Dün maçı seyrederken Mehmet Ayan'ı düşündüm. Adam haklı. Bütün şehri stada toplamakla kombine satmak farklı şeyler. Yani hepsini geçtim de pozisyonun tartışılacak bir tarafı yok. Bunun bir üst modeli Van-Beşiktaş maçındaki smça herhalde.

2 Mart 2009 Pazartesi

Fair Play Ligi

TFF Turkcell Fair Play liginin sıralamasına buradan bakabilirsiniz. En az puan toplayanın şampiyom olacağı ligimiz. Turkcell Fair Play Ligi Tablosu, 18 takımın sezon sonuna kadar oynadığı her maçta aldığı her sarı kartın 1 puanla, her kırmızı kartın 3 puanla, saha kapatma-seyircisiz oynama cezalarının maç başına 5'er puanla ve hak mahrumiyeti cezasının da 6 puanla değerlendirilmesiyle oluşturulmakta. Beşiktaş hak mahrumiyetinden kaybettiği 144 puan düşüldüğünde 9. sıraya yükselmekte. Sadece sarı ve kırmızı kartları devreye aldığımızda Galatasaray 16. sırada küme düşmekte. Antep 22. hafta sonunda ligin tepesinde. Trabzon Antep'ten sonra en centilmen takım.

28 Şubat 2009 Cumartesi

Kafa Topunun Açılımı ve Optimum


Popescu gibi defans oyuncusu...Olsun şu kadar borcum olsun. Ben hariç kaç kişiden bu repliği dinlediniz? Kafa toplarına öyle hakim bir defans oyuncusuydu ki Malatyalı bilmem kim üfff püff. Çok da pırasa böreği tadında değil. Servet Denizli'deyken bam bam indiriyordu kafa toplarını. Hele Sami Yen'de bir Denizli maçı hatırlarım ki herhalde martılarla kafa vurdu. Kafaya çıkıyor, kafayı çakıyor top orta saha ile GS defansının arasında bie yerlere düşüyor. Aynen geri geliyor orası ayrı. Peki siz hiç " kafa değil alın topudur onun adı ve heyy siz defanstakiler o alın yeri geldiği zaman ayak içi gibi kullanılmalıdır" diyen bir teknik direktör duydunuz mu? Bu kelimelerle duymamışsınızdır. Ama birilerinin hava hakimiyeti olan adama "bize oynamadığın sürece bilardo masasında ıstaka sallayan adamsın" sözünü hatırlatması gerekir. Popescu'nun yanında uçana kaçana vuran adamın beyninde "aynı anda iki işi yapmalıyım" klişesi olmadığı sürece Denizli'deki Servet olarak yaşamına devam eder. Bizim defans oyuncularımıza rakipten gelen her hava topunu kestiğinde "afffeerin oğlummmm" diye bağıran futbol adamları ile o kafayı vuran adamın pek de bir farkı olmayacaktır gelecekte. İkisi aynı anda bilardo oynayacaktır. Gelelim "kafa topuna hakim oyuncu" zımbırtısına. Kafa topuna hakim adam yukarıda yazdıklarımdır. Peki size Suat ve Alex desem. Bu iki adamın ortak özelliği nedir diye sorsam? İkisi de çok koşar? Pres yapar? İkisinin de sol ayağı? İkisi de optimumda kafa atar. Boy pos önemli değildir. Sezgilerini de kullanarak o topa optimum da kafa atarlar. Benim Suat ve Alex'le görüşme şansım olsa ilk soracağım bununla ilgili özel bir çalışmanız oldu mu olacaktır. Ve ilk aklıma gelen oyuncuların defans değil birer orta saha oyuncusu olmaları tesadüf değildir. Çıkabilecekleri en tepede kafa vuran iki isim. Optimumda. Kafa topunun timingi Lugano ya da Servet değil Suat Kaya ve Alex'dir.

27 Şubat 2009 Cuma

Aynı Saatlerde


Galatasaray'ın Avrupa macerasından uzak kalması taraftarı da etkliyor. Dün akşam 2-3 pozisyonda İskoç hakemin kararlarını beğenmediler ama daha sonra "ulan galiba sorun bizimkilerde" anlayışı hakim geldi. Bir bayrak ve 1-2 pozisyon haricinde bir maç daha nasıl yönetilir bilemiyorum. Ama bu maç Kayseri maçı olsaydı Adnan Polat tüm ekibi toplar bir önceki basın toplantısından daha şiddetli bir basın toplantısı sergilerdi. Herkes alışacak. C. Thomson'un düdüğü öttürmediği adamlar Lincoln ve Baros. (taraftarın düdük beklediği anlarda) İçerideki maçlarda "Selçuk Dereli söyle anan nereli" diye bağırtan da bu adamlar. Genelliyorum derdim Kayseri maçı değil. Bu adamlar yedirdiği bir hakem buldukları zaman yorganı, döşeği yanlarına hemen istetiyor. Thomson devam dediği zaman "adam haklı homurtuları" Dereli dediği zaman "vuuuuuu". Şu Bordo maçı gibi içeride her sene 3-4 maç oynansa TSL'de oynanan Kadıköy, Sami Yen, İnönü maçlarına da yansır bu. Aynı saatlerde Selçuk Dereli City-Kopenhagen maçını yönetiyordu. Dün gece sizi andım. Fotoğraftaki maçın hakemi Dereli. Kahramanlar sahnede zaten.

Eşleşmeler

2008/09 UEFA Cup Round of 16First leg: 12 MarchSecond leg: 18/19 March

Werder Bremen (GER) v AS Saint-Etienne (FRA)
PFC CSKA Moskva (RUS) v FC Shakhtar Donetsk (UKR)
Udinese Calcio (ITA) v FC Zenit St. Petersburg (RUS)
Paris Saint-Germain FC (FRA) v SC Braga (POR)
FC Dynamo Kyiv (UKR) v FC Metalist Kharkiv (UKR)
Manchester City FC (ENG) v Aalborg BK (DEN)
Olympique de Marseille (FRA) v AFC Ajax (NED)
Hamburger SV (GER) v Galatasaray AŞ (TUR)

16 takımın 5'i SSCB'den. 3'ü Fransa'dan.

MÖ&MS (Maç Öncesi ve Maç Sonrası)


Maç öncesi Nonda: Skibbe'nin otorite eksiği vardı. Geç bile kalındı


Maç sonrası Arda: Bu günlere gelmemizde Skibbe'nin payı büyük. Kendisine teşekkür ediyoruz.

26 Şubat 2009 Perşembe

Yazının Başlığı ve Lekip


Kendimi Galatasaray yazarı gibi hissetmeye başladım. Yazının başlığı Arda Turan olacaktı ama sığdıramayacağım için vazgeçtim. Kerik-Fleçır, Maskerano-Alonso, Muntari-Kabiasso'yu Topal-Akman ile bitirebilseydik Galatasaray bu turu geçer miydi bilemiyorum. Topal ne zaman kendini toparlasa başına bir haller geliyor. Barış'ın hem sağda hem de ortada oynayabilecek yetisinin olması Kevıl'ın oyuna dahil olmasını daha da meşrulaştırdı. Deyvid harici Fener 11'inde farklı yerde oynatabileceğin adam var mı? Uğur'u sol bek yapar mısın mesela? Aragones kadar taş düşsün başınıza. Topal sakatlandığında ilk sözüm belki de hayırlısı oldu idi. Nonda Lekip'e açıklama yapmış daha yazımızın mürekkebi kurumadan. Otorite sağlayamıyordu Skibbe demiş. Geç bile kalındı demiş. Oldum olası arkadan konuşmaları sevmem. Ama yazdıklarımızı dillendirmiş. Sahaya yansıyanı yazmak haricinde biz ne yapabiliriz ki? Baros gözümde her zaman kaçak güreşen bir futbolcu olmuştur (bunun dünyadaki en önemli örneği de Kostadinov'dur) ama bu maç yorulana kadar kendisinden beklenmeyen bir tarz sergiledi. Daha ne olsun. Meira-Emre'nin ayakta kalabilmesi Akman ve Barış Özbek'e bağlıydı. Gard düştü, kel göründü. Skor 3-1'ken geciken bir Mehmet Güven değişikliği GS'nin başını yakıyordu. Bülent Hoca belki de düşünüyordu ama gol Kavanegi'nin oyuna dahil olmasından sonra o kadar erken geldi ki Güven ismi oldu Nonda. E Lincoln'e de biraz destek olur musun Akman-Özbek'e denmiyor. Harcı değil. Bülent Hoca daha iyi oynadığı bir maçı kazanmasını bildi. Arda Turan için diyeceğim hiçbir şey yok. 10 numara oynadı. Hem defansif hem ofansif. Son sözüm Uğur Boral'a. Carlos'un yanında arada Hakan Balta'yı da izle de gerektiği zaman nasıl sağ ayağını kullanıyor gör. Adam hala Sevilla'dan dönemedi ülkeye. Hamburg? Teşekkürler Galatasaray.

Hürriyet ve Emirates'de Olanlar


Umarım böyle devam etmez diyeceğim. Fakat burada şunun net olarak bilinmesini istiyorum ki bu tarz yazılar yazmamın sebebi "medya okuryazarlığı"nın bir toplumda ne kadar önemli olduğuna olan inancımdır. Her haber yenmez. Okunur ama yenmez. THY'ye Sabah'ın neden anında sahiplendiğini düşünmek gerekir. Daha hiçbir şey belli değilken. Yoksa dünya ortalamasının çok çok üzerinde bir hava yolları şirketinden bahsediyoruz. Zamanında Hıncal'ı bile pes ettiren Sabah'ın Fener düşmanlığını iyi düşünmek gerekir? O zaman Altaylı zamanıdır. Neden 2007 Temmuzuna kadar RTE-DOĞAN'ın arası iyiydi de sonrasında bozuldu iyi düşünmek gerekir? Hemen yememek gerekir. Hazırlanan haberlerin ne kadarı kamu yararı ne kadarı beyfendilerin yararı iyi düşünmek gerekir? Millet açlıktan kırılırken bazı gazetelerin sabahtan akşama neden miting yayınladıklarını iyi düşünmek gerekir? Hangi grubun tv ve gazete yayın organları nedir bilmek gerekir? Bu millet bu tepside sunulan bu haberlerin ne kadarının içinde vardır ne kadarının içinde yoktur iyi düşünmek gerekir? Neyse...Uzar gider bu yazı. Özellikle gazetelerin kendi sayfalarında yapamadıklarını internet sayfalarında tıklanma uğruna yapmalarına feci takılmış durumdayım. Kınama yok, denetim altında tutacak bir kurum yok...Ver yansın...Olayı ilk Noat Samisa yazmıştı. Fazla detaya girmeyeyim linkten okuyabilirsiniz. Aynı olayı Hürriyet'in web sitesi de verdi. Çok da güzel. Okunası bir haber. Ama kardeşim sen gidiyorsun bu haberin üzerine "hürriyet özel" yazıyorsun. İngilitere'deki tüm gazeteler çatır çatır yazıyor seni bunu alıyorsun "özel haber" olarak veriyorsun. Ne yaptın yani gidip Kolo Toure ile röportaj mı yaptın? Neyi ortaya çıkardın? Ha Türkiye'de basınımız bunu atladı ilk de sen verdin. Peki bu "özel haber" midir? Çeviri ne zamandan beri özel haber oldu.

25 Şubat 2009 Çarşamba

Bir Takım

Jose hakeme fırça atmaya başladığı zaman "ben bunları galiba yenemeyeceğim" kafasına dank etti galiba. Hırçınlaşmaya başladı. Fleçır ve Kerik'i izlerken hep Selçuk ve Emre'yi düşündüm. Ya da Fener'deki muadillerini. Az pas hatası, sürekli rakibe baskı, Ronaldo-Giggs ve Park'ı arkadan itme. Eğer Emre ve Selçuk (bundan sonra ya da muadilleri yazılmayacaktır) Gençler'den ve ligin diğer 10 takımından bu baskıyı yiyorsa -buna ek olarak- İtalya'da Inter'e karşı Fleçır ve Kerik yemiyorsa nasıl bir bağlantı kurarsınız? Fenerbahçe'de alveri en kuvvetli adamlar kimler? Var mı demeyin canım o kadar da değil? Alex, Semih, Emre, Selçuk. (Bir zamanlar kendi aralarında Uche-Högh-İlker-Erol.) Aragones'in her maç kulağından tutarak oyundan çıkardığı soldaki ve sağdaki adamlar -git gel öldüm bittim valla demelerine rağmen- Emre ve Selçuk'un en fazla baskı yemelerine sebep olan adamlardır. Bir de buna Alex'i eklediğiniz zaman 50 metrelik bir alanda forvete ulaşmak için uzun atlama yapmaya çalışan bir Emre ve bir Selçuk ortaya çıkıyor. Konu Fener neden Man U gibi oynamıyor falan değil. Eğer öyle bir algı varsa şimdiden yazıyı okumayı kesebilir. O zihniyete yükleme yapamam. Uğur-Kazım-Vederson ve Deyvid'in kanatlarda çok koşmaları bir şey ifade etmiyor. Mehmet Terzi de koşardı. Koy takıma koşsun.
Uğur Boral 15.000 metre koşsa da Aragones Uğur'u 60'da çıkaracak. Ya da aynı durum Kazım için geçerli. Koşarak Emre ve Selçuk'u koruyamazsın. Hele hele bir de önünüzde Alex varsa. Basacaksın, ikiliyi koruyacaksın, hücum edeceksin? Sen Ronaldo musun, Giggs misin? Diyeceğim Aragones'in senden istediklerini sen bu şablonda 60 dakika yap ben seni kafamda taşıyım. Ki inanılmaz kötü bir pas yüzdenizi de buraya yazıyorum ki Aragones için en önemli şeylerden biri de bu. Elindeki misketleri sıkıyı gördü mü hemen mahallenin kabadayısına verip sonra da peşinden koşturan adam ister misiniz? Verme misketleri o senin peşinden koşsun. Aragones'in de istediği bu. Gigs-Ronaldo ve Park versus (okunuşları böyle Gigs arada güme gitti) Uğur-Deivid-Alex. İçeride bile kontraatak oynarım bu Fener kadrosu ile. Maça gelirsek...Inter'in her iki maçta Man U'ya gol atamadan eleneceğini düşünüyordum. İlk etap tamamlandı. (Çok mu aşağıladım Jose'yi. Bunu yazabileceğim tek takımdır Man U şu an. Yoksa bu kadar kolay ukalalık yapamam)
Bir takım (Inter) hücumda sadece forvetlerinin kişisel becerilerinin eline bakıyorsa burada bir sorun vardır. Inter'i en üst segmente koyduğum için bunu yazıyorum. Yoksa kim Inter'in gücünü inkar edebilir? Defans dörtlüsünün önüne koyduğun Stankovic, Cambiasso, Zanetti, Muntari bana -yaktın beni Mancini, Quaresma mahkum ettin bu orta sahaya- sözlerini hatırlatıyor. Sanki Mourinho bilmiyor mu takımın istediği gibi oynamadığını. Bu 4'lü ile her takımla kafa kafaya oynarsın. Ama iş böyle bir maçta gol atmaya geldiği zaman İbrahim'in götünü yalarsın. Maicon'un götünü yalarsın. Gol atmadan da maç kazanamazsın. Bu 4'lü bal yapıyor yapmasına da ilk yarı kendi sahasında ikinci yarı kendi sahasında bal yapıyor. İleri dürtsen yok.

Son söz: Evra inanılmaz bir maç çıkardı. Ama ben bir ara sahadaki herkesi çekik gözlü görmeye başladım. Bilmem anlatabildim mi? Yuh be kardeşim.

24 Şubat 2009 Salı

Son Dakika

Meslek gereği reklamlardan iyi malzeme çıkıyor. Ak Sigorta'nın kasko ödemeleri ile reklamını seyredeniniz var mı? Şu an çoğu kanalda dönmekte. Bir son dakika gelişmesi denerek açıklama yapan Ak Sigorta yetkilisine bağlanılıyor. Ak Sigorta ekonomik krizde hasar ödemelerini iki kat hızlı yapmaya karar vermiş. Ortam bir basın açıklaması şeklinde. Son dakika diyerek basın toplantısına bağlanılmaz. Oradaki acar muhabirde artık bu açıklamadan sonra Ak Sigorta'lıların sayısı artar falan gibilerinden bir açıklama yapıyor. İyi de kardeşim. Vatandaş Ak Sigorta acentasına gelsin de sonrasına bakarız. Daha önce ne kadar sürede yapılıyordu ki bu hasar ödemeleri onu iki kat arttırdın. Onu acentada öğreneceksiniz artık. Hele bir gidin acentaya orada kıvama gelirsiniz. 2,5-3,1,5 kat daha hızlı. Sanki her hasarın süresi belli. İyi de ben nereden bileceğim senin iki kat hızlı ödeme yaptığını. 10 günü çak 20'ye, sonra yine öde 20 günde, sonra dön bana de ki iki kat hızlıyım. Milliyet kom tere çakmaları sizi. Muğlaklıktan yararlan vatandaşı acentaya sok.

Güzel Basın Bunu da Yazın


Milliyet'in internet editörü cin gibi. Fotomaç'a, Fanatik'e taş çıkarır. Ne olursa olsun bizi tıklasınlar tarzında devam ediyor çalışmalarına. 1-3-5 devam ediyor. Gazete Takvim, Posta o bu değil ki...Milliyet...Sen de rahatsız oluyorsun tabi. Baş sayfada bir haber. Bülent Korkmaz için şöyle bir başlık atılmış. "Daha 11 gün önce söyledikleri yenilir yutulur gibi değil" Allah allah diyorsun acaba yenilir yurulur olmayan ne demiş Bülent Hoca. Tıklıyorsun, giriyorsun.


Bülent Korkmaz, bundan sadece 12 gün önce Lig TV'de 2'ye 1 programına konuk olmuş ve konu Galatasaray'a geldiğinde çok çarpıcı tespitlerde bulunmuştu. Lincoln konusunda tavrını çok net ortaya koyan Bülent Korkmaz, Lincoln'ü kazanmak için çok fazla taviz verildiğini söyleyerek "Siz 1 takım mı kazanacaksınız? Yoksa tek 1 oyuncuyu mu kazanacaksınız? Ben, takımı kazanmak isterim. Oyunculara istisnai durumlar haricinde eşit mesafede durmalısınız." demişti. Lincoln'e böyle tavır alan Korkmaz, kaptanlık konusuna da Arda'ya destek vermişti. Efsane kaptan, pazubandı Arda'nın takması gerektiniği savunmuş, bu düşüncesini Galatasaray Başkanı Adnan Polat'a söylediğini de belirtmişti. Bülent Korkmaz, 2 hafta önce bu sözleri söylerken, kısa sürede Galatasaray'ın başına geçeceğini bilmiyordu tabii ki... Ama kötü giden maçlar, 5-2'lik şok yenilgi derken Skibbe gönderildi ve Bülent Korkmaz kendini Florya'da buldu. Şimdi gözler Bülent Korkmaz'da... Çünkü ipler onun elinde... Bakalım 2 hafta önce Lincoln'ü yerden yere vuran, kaptanlığa da Arda'yı aday gösteren Bülent Korkmaz ne yapacak?


Yenilir yutulur değil....Brannnnnnnnn.Az sonra...Brannn...Bunu bu şekilde veren zihniyet daha 2.günden itibaren duaya başlamış ki Bülent Hoca Arda'yı kaptan yapmasın, Lincoln'ü kesmesin. Bunu demişti "bakalım ne yapacak" demek ayrı, Bülent Hoca yenilir yutulur sözler etmedi demek ayrı. Lincoln de zaten kendisine hiç çeki düzen vermez. Aynen devam eder. Eşit mesafede duracaksın demiş. Benim olduğum yerde Brezilya'dan 10 gün sonra gelirse sonuçlarına katlanır demiş. Yenilip yutulmayacak sizin zihniyetiniz. Zarar veriyorsunuz bu şekilde futbola. İnsanları gereksiz yıpratıyorsunuz. Haberi basın ahlakına uymayacak şekilde veriyorsunuz. Buldunuz internet dene açık kapıyı istediğiniz gibi at oynatıyorsunuz. Yapmayın.

Simli Hançer ve Meira (Biraz ağır oldu)


Dünkü yazımda suçu %100 Skibbe'nin üzerine yüklemenin son derece yanlış olduğunu yazdık. Aklı selim çoğu kişi de böyle düşünüyor. Dün çok absürd bir yerde NTV Spor seyrediyorum. Daha doğrusu seyretmiyorum da önümde açık. Program galiba Video Lig idi. Neyse Galatasaray-Kocaeli maçı başladı. Bir kez daha otrudum ve pozisyonları dikkatlice seyrettim. Ve birşey daha dikkatimi çekti. Pazar akşamı böyle bir şeyi nasıl yakalayamadım diye düşündüm. Ve daha sonra yapbozlar kafamda birleşmeye başladı. Dün özetleri seyrederken dikkatimi çeken isim Meira idi. Özellikle de 3. ve 5. golde. Ne bir müdehale, ne bir baskı. Ne bir çaba. Göstermelik iki depar, yalandan savunma. Sonra maçın tamamına yakınını seyrettim. Mal gibi seyretmişim maçı dedim. Sonra şu maç için stadda olsaydım şimdi acaba çok mu ağır yazıyorum diye düşünmezdim dedim. Akşam bu yazıyı yazacaktım ama zaman bulamadım. Keşke yazsaydım. Çünkü dün sadece Meira'nın Zenith transferi aklımda vardı. Bugün hürriyet sporu tıkladım. Şöyle bir haber.


Meira'ya Servet Freni. Galatasaray’da Servet Çetin’in sakatlığı Fernando Meira’nın planlarını bozdu, Portekizli futbolcunun canını sıktı.Zenit’ten 2.1 milyon Euro’yu bulan transfer teklifi alan Meira, Rus ekibinin cazip önerisi üzerine G.Saray’daki kariyerine erken nokta koyma kararı verdi. Zenit, bu hafta G.Saray Yönetimi’ne teklif verecekti. Ve Meira hakkındaki bu teklife olumlu yanıt verilmesi bekleniyordu. Bundan GS Futbol Komitesi’nin de haberi vardı ve resmi teklifi bekliyordu. Ancak yöneticiler Servet Çetin’in sakatlığı sonrası Fernando Meira ile görüşerek, "Sana ihtiyacımız var" cümlelerini kullanıp Zenit’in yapacağı teklifin ne olursa olsun transferine izin vermeyeceklerini bildirdi. Bu haber üzerine Meira’nın da keyfi kaçtı.


Meira'nın Servet'i beklediği falan yok. Bence GS kariyerini çoktan noktalamış Meira. Simli Hançer dışarı kan vermezmiş, içeri akıtırmış. 15 saatte operasyon tamam. Yeni hoca tamam. Şimdi futbolculardan ilk kim çıkıp Skibbe ile ilgili açıklama yapacak ve Bülent Hoca ile kendimizi bulduk diyecek onu bekliyorum. Aynı Antalyalı futbolcuların Şifo geldikten sonraki açıklamaları gibi. Vuran kaçar, vurduran gelir Orhaaaaaaannnnnn. Benim sana bir daha saygım olur mu Meira?

23 Şubat 2009 Pazartesi

Futbol Nerede Biz Oradayız

Kılıçarslan: Baros abanmaca yok ama teknik vurcan

Baros: Nasıl yani?


Sen Hami Mandıralı tarzı atsana be kardeşim ne reklamın etkisinde kalıyorsun

Kelle


Merak ediyorum kadro dışı kalacak oyuncu olacak mı Galatasaray'da. Suçu alıp da %100 Skibbe'nin üzerine mi yükleyecek Galatasaray yönetimi? Merakla bekliyorum. Ümit Karan gibi aslanların önüne atılmak için biçilmiş bir kaftan var takımda. Acaba Ümit Karan'ı kadro dışı bırakıp "dümenden" futbolculara da ceza kestiğini mi gösterecek yönetim. Merakla bekliyorum. Acaba hiçbir futbolcu ile yollarını ayırmadan ya da ceza vermeden "çocuklar sizin hiçbir suçunuz yok, tek suçlu Skibbe'dir gerisi yalandır" mı diyecekler. Merakla bekliyorum. Kadro dışı bırakıp diğerlerine mesaj vermek doğru mudur? Bunun başka yolları da var mıdır? Merakla bekliyorum. Yoksa Bordo elenir de her şey güllük gülistanlık devam mı eder? Merak ediyorum. Merak etmediğim tek şey şu...Galatasaray formasının ağırlığının bir an olsun bile unutmayacakların o firmayı giymeleri gerektiği. Bekliyorum.

Kusura Bakmayın


Kusura bakmayın bazen bazı şeyler o kadar çok üzerime geliyor ki futbol ya da spor dışı da olsa yazmak zorunda hissediyorum kendimi. Daha önce Kılıçdaroğlu'nun (İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayı olmadan önce) AKP'ye çalıştığını bunun sebebinin de CHP'nin kasası büyük ama motoru küçük bir araba olmasından kaynaklandığını yazmıştık. Kılıçdaroğlu sürüklemeye çalışıyor ama arkadan gelen kimse yok. Vuruyor ama nafile. Sokak "bak istifa ettiler kardeşim" diyor yine AKP'ye çalışıyor ister istemez Kılıçdaroğlu. Yazık oluyor. Sevigen olayında da Kılıçdaroğlu bir açıklama yaptı ve "gereğini yapsın" dedi. Önceki vakalarda DMMF ve Dişli partideki görevlerinden istifa etti. Dokunulmazlıkları ise milletvekilliklerinden istifa etmedikleri için devam etti. Tayyip Erdoğan şimdi diyor ki "al sana Kadir Topbaş. Milletvekili olmadığı için dokunulmazlığı da yok. Buyrun sizindir. Yolsuzluk varsa çıkar ortaya ey CHP". Sevigen bu esnada partideki görevinden istifa etti. O zamanlar çıkıp "partideki görevlerinden istifa etmeleri yetmez yargılanmaları için milletvekilliklerinden de istifa etmeleri gerekir diyordun ey CHP" Ettir o zaman Sevigen'i. Düşür milletvekilliğini. Olmuyor değil mi? Atılır mı bunca yıllık dava arkadaşına böyle kazık değil mi Baykal? Hem Sevigen'in durumu diğerlerinden farklı. Senin söylemlerin burada AKP ile birebir örtüşüyor Sayın Baykal. Ama ne oluyor? Alan razı satan razı oluyor. Kendiniz çalıyorsunuz kendiniz oynuyorsunuz.

Otoritesiz Galatasaray


Maç Oğuz Sarvan istifa diyerek başladı. İkinci yarı Skibbe istifa diye devam etti. Siktir ol Sabri siktir ol git şeklinde sona yaklaşıldı, alemci futbolcu istemiyoruz diye noktalanırken araya "yönetim istifa" da sokuşturularak tamamlandı. Skibbe inanılmaz hatalar yapıyor. Fakat benim asıl üzerinde durmak istedğim Skibbe'nin ruh halinin takım üzerindeki etkileri ve futbolcuların bu ruh haline çanak tutması. Bordo'da 3'lü defans oynarken methiyeler düzdünüz. Şimdi mi 3'lü defans sorun oldu. Sorun 3'lü defans ya da Arda'nın, Baros'un, Balta'nın kenarda oturması değil. Balta'nın dinlendirilmesi uğruna 3'lü çıkalım durumu da söz konusu değil. Örneklerini bolca yaşadık bu 3'lü defans veryasyonlarının Skibbe ile. Teknik Direktör Arda'yı, Baros'u, bazen Lincoln'ü, onu, bunu yanında oturtur. Skibbe'de çok büyük bir yanlış yapmamıştır bu konuda. Ama sorun Galatasaray'ın bu maça enseye tokat g...parmak şeklinde hazırlanması. Bu bariz bir şekilde sahaya yansıdı. Sonra maç kadrosu açıklandı. Arda, Baros, Balta kenarda. Sahadaki 11'in üzerine iyice rehavet çöktü. Skibbe bu maçı çok rahat kazanacağımızı düşünüyor, e biz de öyle. Topal da maçın başında çaktı mı? Ve bu dakikadan sonra özellikle Kayseri maçının ikinci yarısında da yaşadığımız "aktif dinlenme" sendromu başladı. Sorun tamamen otorite sorunudur. Bu kadar net. Kocaeli maçına GS 2 idman yaparak çıkmıştır. Bitse de gitsek tadında. Skibbe "cumartesi günü, ya da maç günü ya da devre arasında ipleri eline alamamıştır" Dün sahada isyan eden bir Ayhan olsa bu maç böyle bitmezdi. Ha sahadaki 11'e diyeceğim "ağır gelen çıkarsın". Yata yata karpuz büyüyor ama maç kazanılmıyor. Şimdi oynayın Bordo maçını.

22 Şubat 2009 Pazar

20 Şubat 2009 Cuma

Pixi (Dragan Stojkovic)

Ne hikmetse seni Crvena Zvezda forması ile hatırlarım. Nasıl hatırlarım, nereden hatırlarım bilemiyorum. TRT'de kaç maçın verildi acaba o zamanlar? Sen o sene Marsilya'ya transfer olup o efsane kupayı kaldıramamıştın. Prosinecki "ey Baggio sen gidersen Del Piero var" tadında ortalığı kırıp geçirmişti o sene. Marsilya'da tutunamamıştın. Zaten bir Crvena Zvezda bir de Yugoslav milli takımının haricinde ne yaptın ki? Sen, Pancev, Prosinecki...Belki çöplüğünüzde öttünüz sadece. Ama ben bir Bayern-Crvena Zvezda yarı final ilk maçı hatırlarım bir de Prosinecki resitali...Yetenek delisi Pixi. Gol makinesi Pancev. Tutunamayanlar. Hem Prosinecki'nin hem de Pixi'nin stili Hagi'den daha yumuşaktır, göze de daha hoş gelir. Gelir gelmesine de Hagi heryerde çok büyük oyuncudur. Pixi ve Prosinecki sadece kendi çöplüğünde.
Beograd'daki maçta maç sonu yere yığılan ince uzun bacaklı adam Effenberg'dir. Onu yerden kaldıran ise Augenthaler. Jupp Heynkes'in kadrosu şu şekildedir. Aumann-Schwabl-Bender-Grahammer-Augenthaler-Effenberg-Strunz-Reuter-Wohlfart-Thon-Laudrup... Ljupko Petrovic'in takımı ise Stojanovic-Radinovic-Marovic-Sabanadzovic-Beledodic-Jugovic-Prosinecki-Mihajlovic-Pancev-Savicevic-Binic....İnatçı Almanlar 1-0'dan 1-2 yapmıştır. Önce Augenthaler'in frikiğinde Stojanovic yumurtlamış ardından boy fakiri Aumann havadan gelen topu yumruklayamamış, içeri almıştır. Dramatik bir geceydi...

Ters Açı (Yarı Final Maçları)


Fortis Türkiye Kupası yarı final maçları arasındaki 49 gün arayla ilgili maç trafiğinin organizasyonu başlığıyla bir yazı yazmıştık. Tekrar detaylara girmeden ters açıdan konuya bakmaya çalışalım. Tabi bizim ülkemizin şartlarını da değerlendirerek. Tut ki TFF beni dinledi. Ve aynen şunu dedi."Yahu 2 maç arasında 49 gün mü olur. Biz bunu takımlarımızın Avrupa Kupası maçlarında sonuna kadar gideceğini varsayarark ayarlıyoruz. Aynı zamanda İspanya maçları bu tarihlerin belirlenmesinde etkili. Ama yarı finale kalan hiçbir takımımız Avrupa'da yoluna devam etmiyor. Bu 49 günlük fark da bizi rahatsız ediyor. Biz maçları 4-18 Marta aldık" 20-22 Mart haftası FB-Bursa, Sivas-Beşiktaş maçları var. Varsayalım ki Sami Yen'de Fenerbahçe maçı var. Hadi buyur. Bir kere 4 takımı ikna etmeden hiçbir şey değiştiremezsin. Hadi 2 maç arası 49 gün olmaz dedin ve bunu "sezon başında böyle böyle böyle olursa değiştirilebilir demeden" başına buyruk olarak değiştirdin...Bu sefer Galatasaray ve Trabzon "bir saniye arkadaş sen kimin federasyonusun?" diyecek. Şunu da hatırlatmak gerekir ki sezon başı maç trafiği belirlenirken kulüplerde masaya oturuyor. O zaman bu işin çözümü şudur. 2008-2009 sezonu sona erip 2009-2010 planlaması yapılırken TFF masada şunu diyecek. "Değerli kulüp temsilcileri...Bu aradaki 49 günlük farkla ilgili şöyle bir önerimiz var. Eğer ki yarı finale kalan kulüpler Avrupa'da yollarına devam etmiyorsa milli maç trafiği de uygunsa iki hafta sonra rövanş maçı oynanır. Tarih değişikliğine gidilir. Bu takımların devamlılığı için daha sağlıklıdır. Eğer yok devam eden varsa bu senenin tarihi olan 22 Nisan'da rövanş oynanır."Eğer TFF sezon başı bunu masada söylemezse bu ülkede töhmet altında kalır. Aradaki 49 günlük farkı Fener'in Sivas'ta karda buzda oynamamasına bağlayan bir zihniyetten söz ediyoruz. Ortalık karışır, siz ne diyorsunuz.

19 Şubat 2009 Perşembe

CM ama Düşündüğünüz Değil

Yerim Kopa Mundial teleffuzunu. Topçuların arasındaki adı "Kupa Mendıl"dı yukarıdakilerin. Daha rahatını hiç giymedim. Acaba daha iyisi var mıdır diye hiç düşünmedim. Bir diğer Adidas efsanesi de budur benim için. Toprak sahaya sürecek kadar sadist, her maçtan sonra şıkır şıkır temizleyerek okul ayakkabılarımdan daha temiz hale getirecek kadar hastasıydım. Toprak sahada 12 dişi çabuk giderdi ama çok rahattı. Nike ne kadar basketbol kokarsa bizim nesile Adidas da o kadar futbol kokar. Formalarda Adidas yazmasından ziyade yukarıdaki mavi zemine oturmuş amblemdir bizi geçmişe götüren. Çok yakışıklı krampondun be. Hala öylesin.

Stan Smith

Efsane...Ayağımızda Stan Smith'lerle sabahtan akşama kadar top teperken Stan Smith'e dönüp kusura bakma abicim diyemedik. Sorsalar büyük bir futbolcudur herhalde derdik. Tenis ve futbol hiç birbirlerinden bu kadar bi haber bir o kadar da beraber olmamıştı herhalde o günlerde.

Trabzonspor Tv Geç Kalmıştır


İlk önce FB TV, daha sonra BJK TV daha sonra da GS TV yayın hayatına başladı. Fenerbahçe şu an yöneticilerin de desteği ile kendi canlı yayın aracına sahip tek kulüp TV'si. Uydu, kablolu, D Smart ve digitürkten yayın hayatını süredürmekte. Aynı zamanda 3 kanal arasında erişimi en geniş olanı. 70'e yakın çalışanı var. GS TV ve BJK TV bu işi Doğan Tv'nin bünyesinde götürdükleri için 10 çalışanla idare etmekteler. GS TV ve BJK TV'nin reklam satışı da Doğan Grubu bünyesinden yapılmakta. FB TV ise bu işi kendi bünyesinde götürüyor. Ama Başkan Aziz Yıldırım'ın direktifleri ama dayatmaları ile diyerek bir değerlendirme yaparsak...FB TV'de Ocak-Şubat 2009 arası reklam giren 50'ye yakın reklamveren var. Bu sayı BJK TV ve GS TV'de 10-15 arasında değişmekte. Telekom, Ülker, Doğuş, Koç, Kiğılı, Akkök, Avea FB TV'nin reklamverenleri arasında. FB TV'nin reklam geliri BJK TV + GS TV x 10 seviyelerinde. Tabi ki bu isimler arasında Fenerbahçe ile gönül bağı olan isimler var. Fakat sahiplenme anlamında aradaki farkın bu kadar olmaması gerektiği de aşikar. Şimdi Bursaspor TV kuruluyor. Türkiye'nin 4. spor kulübü kanalı olacaklar. Önce internet üzerinden yayın yapacaklar daha sonra da uydudan devam edecekler. Sadece uydu lisansının 180.000 TL olduğunu hatırlatmak isteriz. (Kamera, ışık, KC operatörü, Ana Masa, up link desen 75.000-150.000 arası değişir. Öyle ha deyince olacak işer değil yani) Gelelim asıl konuya. Trabzonspor'un uzun zamandan beri kanal kurmak için hazırlık içerisinde olduğunu biliyorum. Show Tv Genel Müdürü Saner Ayar şu an Trabzonspor'da Başkan Yardımcısı olarak görev yapmakta. Türkiye'de bu işi en iyi bilen 10 adam varsa biri Saner Ayar'dır. Ne zaman ki Kanal D'nin karşısında Show Tv sıkıntılı bir dönem geçirse şapkadan tavşan çıkaran adam olmuştur kendisi. Bölüm başı 15.000 TL'ye "Yemekteyiz" yapar 13-14 rating toplar, Var mısın Yok musun? der 12-13 rating toplar. Kanal D'den çok daha düşük bütçelerle mucizeler yaratmaya devam eder. Trabzonspor kanalı kurma konusunda biraz geç kaldı. Saner Ayar gibi birinin varlığı dahi o işin doğru adımlar atılarak yapılacağının göstergesidir. Güzel rekabet yaşanır. Trabzonspor Tv'de inşaat firmalarının reklamlarından geçilmez artık. Emlak Tv kadar sektör için önemli bir kanal olur peşinen ifade edeyim. Trabzonspor Tv Türkiye'nin dört bir yanına dağılan taraftarı için önemlidir. Yurtdışı bağlantıları için önemlidir. İşi bu kadar iyi bilen bir yönetcinin varlığına rağmen de geç kalınmıştır.

18 Şubat 2009 Çarşamba

Maç Trafiğinin Organizasyonu (TFF)


TFF Fortis Türkiye Kupası yarı final kuralarını bugün çekti. Fenerbahçe Sivas'la, Beşiktaş Ankaraspor'la eşleşti. İlk maçlar 4 Mart tarihinde, 2. maçlar ise 22 Nisan tarihinde oynanacak. İlk dikkatimi çeken maçlar arasında 49 gün fark olmasıydı. 49 günde lifi atan iyileşir, form düşüklüğü yaşayan takım raya girer. Normal şartlarda arada sadece 28 Mart ve 1 Nisan tarihlerindeki İspanya maçları görünüyor. Çok da dert değil yani. İşi kaynağından öğrenmek için TFF'yi aradım. TFF'de bu işlerle Maç Planlama ve Organizasyon Bölümü ilgileniyor. Departman yetkilisi ile görüştüm. Bana verilen bilgi şudur. "Biz maç planlamasını sezon başı yapıyoruz. Tüm milli maçlar, milli takımların hazırlık maçları ve takımlarımızın Avrupa Kupası maç tarihlerini dikkate alıyoruz. Takımlarımız Avrupa'da finale kadar gidebilir diye planlama yapıyoruz." Bu açıdan bakıldığında TFF sonuna kadar haklı. Ama bir de şu açıdan bakmak gerek. İspanya maçlarının tarihleri belli. Yarı finale kalan 4 takımdan hiçbiri Avrupa'da devam etmiyor. Sadece Galatasaray devam. Burada bir maç tarihi değişikliği yapılamaz mı? Hiç fikstüre bakıp da acaba 4-18 Mart oynasalar haftasonu hangi maçlara denk geliyor diye bakmıyorum. Fakat 22 Nisan şampiyonluğun daha da civcivli olduğu bir zamana denk gelecek. Hepsinden öte 49 gün sonra yapılacak rövanş maçından nasıl bir konsantrasyon çıkar? Aaaa bizim rövanş maçı vardı gibi bir durum. Bu zaman diliminde hangi hesaplar değişir? Fener Sivas'ta karsız buzsuz zeminde maça çıkar mı? Çıkar. TFF planlamasını yılbaşında yapar yapmasına da küçük revizyonlar bazen faydalı olabilir.

17 Şubat 2009 Salı

En Güzel Tribün Tezahüratı


Yıllarca bu anı beklemişim. Recep İvedik olsam TV başında organizma oldum falan diye yazacağım burada..Öhö öhö...Daha öncede yazmıştım. İngiltere'de sokak futbolu mahallenin çimeni yemyeşil parklarında oynanıyor. Paris'in Eyfel Kulesi'nin dibindeki betonda oynayan gariplere üzülürsün. O çimlerde çift kalesi var, antremanı var vs vs. Ben gazozuna maçta dahi kendini yere atan bir adam görmedim. EPL'ye gelmeye hiç gerek yok. EPL'de Britanya dışından çok adam var. Sokakta dahi kendini yere atan adama karşı bir dışlama var. Bu kısa girizgahtan sonra konuyu "Gökhan Gökhan atan alır spor"a getireyim diyorum. Gökhan'a da kızamıyorum. Çünkü yanlış hatırlamıyorsam reklamda kale demir barlardan. Zamanında kurulmuş denize doğru. Fazla forvet yetişmiyordu herhalde o mahallede. Bu sebeple "ey Gökhan hadi o veletlerin kafa çalışmıyor sen neden kaleyi denize doğru kurduruyorsun" diyemiyorum. E malum Karadeniz. Dağlar da denize paralel. Çocukların yeri yurdu yoktur ki başka oynayacak. Bu sebeple Gökhan Ünal haklıdır bu konuda. Neye sardık yarabbim. Gelelim "en güzel tribün tezahüratı"na. 15 Şubat akşamı İnönü'de Gökhan Ünal'ın 1-0 öndeyken yerden kalkması biraz gecikince Beşiktaş tribünleri "ayağa kalkın erkek gibi oynayın" diye bir bağırdı. Gökhan o tezahürattan sonra bir daha yerde yattı mı orasını hatırlamıyorum ama bütün TSL futbolcularına daha anlamlı bir mesaj verilemezdi herhalde. Cem Yılmaz'ın dediği gibi ben buraya bırakayım üzerine alan alsın kıvamında bir özlü söz. Beşiktaş tribünleri İnönü'de Fener karşısında 1-0 önde olsa ve Fener de dalga dalga gelse. İbo da malum hareketlerine başlasa. İnönü "ayağa kalkın erkek gibi oynayın" diye bağırır mı? Youla'nın düşürülmesine "pozisyon penaltı Allah belanı versin" diye bağıranlar Deli İbrahim'e de "ayağa kalkın erkek gibi oynayın" diye bağırır bence. Hakemin işini kolaylaştıran, delikanlılığa dokunan, delikanlılığa bok sürdürmek istemeyenlerin alenen duyduğu, ve hepsinden öte benim duyduğum....Son zamanlarda TSL seyrederken hiç bu kadar mutlu olmamıştım. Ağzınıza sağlık.

16 Şubat 2009 Pazartesi

Sivasspor'un Medya Gücü


Bursa'daki Olay Gazetesi'nin satır aralarında geçen küçücük bir haber bu. "Sivas basını nerede! İki sezondur ligin zirvesinde dolaşan Sivasspor’un Bursa deplasmanına sadece bir-iki medya mensubunun gelmesi şaşkınlık yarattı". Sivas'ta öyle yada böyle 3 TV kanalı var. Sipas Tv, SRT ve Sivas Tv. Gazeteleri hiç saymıyorum. Yerel Medya'nın ekonomik olarak durumu ortada. Ama 2-3 kişilik bir medya ordusunun Sivas'ı takip etmesi sadece ekonomik sıkıntılarla açıklanacak bir şey değil. Bir takım var ki şehrinin, medyasının, ekonomisinin, otelinin, tesislerinin hepsinin önünde koşuyor. Şehir merkezi ayak uyduramıyor Sivasspor'a. Bir takım düşünün ki şampiyonluğa koşuyor. Fakat yerel medyadan sadece 2-3 basın mensubu Sivasspor'u takip etmek için Bursa'ya geliyor. Bursaspor Sivas'ın yerinde olsa acaba Bursa yerel medyasından kaç gazeteci deplasmanlara giderdi? Ya da şu an kaç basın mensubu Bursa'dan deplasmanlara gidiyor? Sn. Suat Paçacı'ya sormak gerek. Hepsini geçtim de Sivas Cumhuriyet Üniversitesi'nde İletişim Fakültesi ve Beden Eğitimi Spor Meslek Yüksek Okulu olduğunu biliyor musunuz? Oradan Sivasspor muhabiri de çıkar, köşeyazarı da çıkar. Wenger'e ayar veren Bülent Hocamız bu işe de el atsın. "Neden Fotomaç bize hergün tam sayfa ayırmıyor" ya da "neden Fanatik bize hergün tam sayfa ayırmıyor" diyerek kamuoyu oluşturan sizler değil miydiniz? O gün Sivas'a inen gazeteler aynı şekilde açılmadan geri gitmedi mi? El elin eşeğini türkü söyleyerek çağırırmış...Bunu derim başka bir şey demem.

14 Şubat 2009 Cumartesi

Bana Barko Deme

Şu aleti gördüğüm zaman aklıma Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş yönetimleri geliyor. Ve şunu da bilelim ki aslında bu alet işin görünen yüzü. TFF'ye bir de kulüplerimiz tarafından gönderilen VCD'ler DVD'ler var haftabaşında hazırlanıp gönderilen. Konulu film gibi. Bak şu takıma böyle yapılmıştı, bak bunlar bunlar bize yapıldı, eee artık akıllı olun tarzında konulu filmler. Yoksa sadece barkodan barkoya Yeşilçam'ın film hazırladığını zannetmeyin. Yasaklı filmler gibi. Evet hakemlerimiz takımlarımızın, milli takımımızın ve Türk Futbolunun gersindedir. Fakat gözden kaçırılmaması gereken bir konu var. Özellikle son 2 sezondur biraz çalınmaya başlanan cesaretli düdükler 3 büyüklerin dışındaki takımları yukarıya taşımaya yardımcı olmaya başladı. Etkenlerden sadece biridir diyorum. Üç büyükler yıllardır Türk futbolunun lokomotifliğini yaparken hep güç dengesinin ne kadar fazla olduğundan bahsettik. Barkoda bile hala ofsayt, çizgiyi geçti mi geçmedi mi, sarı kart, kırmızı kart vs. tartışıyoruz. Ya yıllarca küçük takımları yiyen taktir hakkı denen örtülü ödenek tarzı hesap sorulamayan uygulamalar. Neyse...Yıllarca bu ligi sömürenlerin koltuk altlarına koydukları barkoyla bağırıp çağırmalarına diyeceğim şudur. Alışacaksın. İnşallah da alıştıracaklar. Son 20 yıla sayın diyorum. Tabi kurulu düzenin biraz değişmesi bile zor oluyor. Ne yapacaksınız alışacaksınız...Artık maçlar daha bir 0-0 başlıyor sanki. Takımlarımızın da, milli takımımızın da gersiinde olsa da.

12 Şubat 2009 Perşembe

Milli Marş Komedisi


Milli marşımızı hep bir ağızdan söylemeyi beceremediğimiz için başlatılan bir uygulamaydı hoparlörden sesi vermek. Malum Türk insanının müzik kulağı inanılmazdır. Her Türk müzisyen doğar. Her TSL maçından önce milli marşımızı "birlik ve beraberliğimizi arttırmak için" okuyup hemen arkasından slogan atıyoruz ya. Biz her maçta İstiklal marşımızı okuduğumuz için pek de bir farkı olmuyor milli maçların. Sadece bando geliyor ek olarak. Dün 50.000 kişi bandoyu duydu mu duymadı mı hiç belli değil. Tribünler marşı bitirdikten 15-20 saniye sonra bando marşı bitirdi ambianstan dolayı. İşte bu bana ister istemez TSL maçlarından önce okunan milli marşları bir kez daha hatırlattı. Hangi ülkede lig maçlarından önce milli marş okunuyor bilemiyorum. Bilen varsa ve paylaşırsa sevinirim. Ve bilemediğim biz lig maçlarından önce neden milli marş okuyoruz. Birliğimiz mi artıyor, beraberliğimiz mi pekişiyor, iki takım taraftarları birbirlerine daha saygılı mı davranıyor? Neden? Lig TV tribünlerin üzerine sanal Türk Bayrağı uygulaması yapsın diye mi?

Selocanlar'ın Kahve Kültürü

Ülke olarak çok seviyoruz çocukları. Dünyada bizim kadar çocukları reklam malzemesi yapıp bundan nemalanan başka bir ülke var mıdır acaba? Martin Lindstrom işin buralara geldiğini bilse bilmem kaçıncı baskısını yaptığı kitabı bir kez daha gözden geçirirdi herhalde. İş oralara kadar geldi. Önce hızlı trenin yanında makinistin yanına soktunuz. Sonra numaraları taşıttınız. Şimdi de nar yapıyor, nar yağıyor diyerek çocukları kahveye soktunuz. Allah aşkına bu film çocuklar kahveye girmeden yapılamaz mıydı? Bir de kahveye sevimli sevimli amcalar koyulmuş ki bu amcalar "gel selocan okeye 4. lazım" hayatta demezler. Ya da bugün Selocan ilk 6'lı ganyanını oynuyor demez bu tipler. Zararsızlar. Ama Selocanların kahvede olmasında hiçbir sorun yok. Selocanlar her yerde. Selocanları sen heryere soktun. Sen selocanla abonene abone katarken Selocan kahveye de girer, internet kafeye de girer, spor salonunda numara taşıyarak kas da yapar.

Neyse...

Ekşide ribbons sağolsun bizim yerimize Linnea Smith'in açıklamalarına yer vermiş. Kendisine böyle bir konuya değindiği için teşekkür ederek alıntılıyoruz. Diyebilirsiniz ki "ne alakası var kardeşim Selocanların cinsel obje ile"...Okan Bayülgen'li hazır kart reklamlarını hatırlayın Turkcell'in. 15'lik kızı Okan Bayülgen'e bırakıyordu aile...O kızın tavır ve hareketleri için "hayır böyle bir kız yok" diyen dernek yok. Adam Yapı Kredi reklamlarında bir kese attı bütün tellaklar ayağa kalktı böyle bir tellak yok diye. Linnea Smith'in açıklamaları aşağıdadır efendim.

“Reklamlarda:
•kız çocuklarının cinsel mesajlı pozlar vererek erişkin gibi göründüğü,
•çocukların makyajla ya da giysilerle erişkin gibi görünmesi sağlanarak izleyicilerin cinsel dürtülerini uyandırmaya yönelik,
•erişkin yaştaki kişilerin çocuk gibi giyinerek cinsel içerikli mesajlar verdiği,
•yaşı her ne olursa olsun, çocuk gibi görünen herhangi bir modelin cinselliğini öne çıkartan biçimde kendini sergilediği,
•yaşı her ne olursa olsun, bir modelin çocuksu ifadelerle istismar edilebilir ve çaresiz yüz ifadeleri takınarak cinsel bağlamda görüntülendiği,
•cinsel içerikli ya da çıplak pozlar veren bir erişkin ile bir çocuğun birlikte göründüğüher türlü çalışma, çocuk istismarı kapsamına girer.

Reklamlardaki çocuk istismarının toplumsal sonuçları arasında ise

•çocukların uygunsuz ve cinsel içerikli bağlamlarda sergilenmesinin yaygınlaşması
•kamuoyunun kabul edilebilirlik standartlarının değiştirilmesi
•pedofililerin çocukların seks istediği argümanının güçlendirilmesi
•çocukların rızaları dışında sömürülmeleri ve insanlık dışı muamelelere maruz kalmaları
•çocukların cinsel nesneler olarak kutsanması
•çocukların zihinlerinde, erişkinlerin kendilerinin cinsel nesne olduklarını kabul ettikleri imajının uyanması
•bütün çocukların sevilebilir olmaları için reklamlardaki gibi görünmelerini gerektiğini düşünmeye başlamaları sayılabilir.