22 Ocak 2009 Perşembe

Kanun Yapmak mı Uygulamak mı?

TFF Levent Bıçakçı başkanlığındaki 2005 yılının Temmuz ayında "Türkiye'de Futbol Algısı" isimli bir araştırma yaptırmıştı. 30 ilde 1223 kişiyle görüşüldü. Bu araştırmaya katılan 1223 kişinin %40'ının futbol deyince "şike ve şiddet" i hatırlıyor. Bir güruh vardır ve bu güruh sürekli yurtdışındaki uygulamalardan örnekler verir durur. Söylediklerinin özeti orada öyle burada neden böyleden başka birşey değildir. Ortaya ne somut bir şey koyarlar ne de yurtdışındaki başarılı bir sistemi revizyonlarla bize uyarlamayı düşünürler. Sadece örnek verirler. Bu örnek veren arkadaşlar Fenerbahçe Stadı'na doğru yürürken ellerindeki boş paketi yere atarlar ama Emirates'e yürürken çöp kovası ararlar. Yine bu ankete katılan arkadaşlarımızın %55'i medyayı inandırıcı bulmuyor. Siz buluyor musunuz diye ben size sorayım? Fener yensin de daha çok gazete satalım ya da Fener yenilsin de akşama "Haykıracak nefesim kalmasa bile" belgeseli patlatalım zihniyeti beyinleri kurcaladıkça...Bu ülkenin 28 Nisan 2004 tarihinde kabul edilen "Sporda Şiddet Kanunu"var. 33 maddelik ve "Bu kanunu bakanlar kurulu yürütür" diye biten bir kanundur. Bu kanunun 16. maddesi şöyle der
"MADDE 16. - Spor müsabakalarını canlı olarak yayınlayan yayın kuruluşu ile diğer yazılı ve görsel yayın kuruluşları, bu kanunun amacına aykırı nitelikteki afiş, pankart, söz, fiil ve davranışları yayınlayamaz. Canlı yayın halinde vuku bulan yasak söz, fiil ve davranışlar, haber amaçlı da olsa birden fazla yayınlanamaz. Basın ve yayın organları; söz, yazı veya davranışlarla spor kulüplerini, taraftarlarını, spor adamlarını şiddete, kulüpler arası husumete veya suça teşvik edici eylem ve davranışlarda bulunamaz, eleştiri amacı dışında aşağılayıcı yorum veya haber yayınlayamaz."

Yine aynı kanunun 11. maddesinde "ben stadyuma sokulmaması gereken maddeleri belirlerdim. Bunları sokarsan 750 TL para cezası ve 4 ay hak mahrumiyeti alırsın. Yine sokarsan 2.500 TL sana ceza keserim ve hak mahrumiyetin 8 ay olur" diyor. Hamidiye kaynak sularının Galatasaray'a sponsor olduğu maçtaki trübnlerden kaç kişi ceza aldı? Galatasaray ne ceza aldı? Galatasaray'a verilen ceza tek taraflı ceza değil mi?

Kanun yapmak inanın hiç zor değil. Bu ülkenin beyinleri bu kanunun alasını yapar. Ne zaman bu kanun muhabbeti açılsa Atatürk ve İnönü arasında geçen Medeni Kanun muhabbeti aklıma gelir. Neyse. Yapar yapmasına da biz bu kanunları uygulamayız. Kanunu irdelemem haddimi aşar. Ama yukarıda verdiğim örneklerden anlatmaya çalıştığım şey şudur. Madem adam gibi uygulamayacağız o zaman neden kanun çıkarıyoruz.

21 Ocak 2009 Çarşamba

Beyazıt Kütüphanesinin Astımı Tetiklemesi Üzerine (Medya ve Sporda Şiddet)


Bir iletişim mezunu olarak bazı çıkıntıların törpülenmesi tabi ki kayıtsız kalabileceğimiz bir şey değil. Anketimizi doldurduk ve gönderdik. Bu anket umarım faydalı olur. Bu köşede daha önce de bahsetmiştik. Bitirme projemiz "Medya ve Futbolda Şiddet" idi. Beyazıt kütüphanesinin tozlu ciltlerinin içinde epey Fotomaç, Fanatik ve diğer gazetleri irdelemiştik. Vaka incelememiz ise Galatasaray-Leeds maçı idi. Maç öncesi ve maç sonrası yazılanlar ve çizilenler tek tek arşivden çıkarılmıştı. Sizleri aşağıdaki bölümle baş başa bırakıyorum. "Medya ve Devletin Sporda Şiddet Üzerine Ters Etkileri" çalışmasının sonuçlarını beklemek üzere defter kapanmıştır.


Osman Tamburacı “Bırakın ahkam kesmeyi. Türk milletini suçlu gören bütün görüşleri protesto ediyorum. Bir avuç fişlenmiş holiganın her ülkeye bela taşıması karşısında kendisini suçlayan tek ülke biziz. İki holiganın ölümündeki ayıp İngilizlere, üzüntüsü bize düşer”.


Yine Temel Özalak yazsından bir alıntı yapmak istiyorum “ Ama İngiliz gazeteleri olayları çarpıtıp, Türkleri ve Galatasaray’ı suçlamayı sürdürüyorlar. Üstelik Leeds’li fanatiklerin tehtidleri de ortada. Türklerden kurşunu esirgemeyeceğiz. Onlara kurşun serbest diyorlar. Esirgemesinler bakalım ne olacak? Orada Türkler hem Türkiye’den hem de Avrupa’nın çeşitli yerlerinden gelip, tribündeki yerlerini alacaklar. Kimden korkacaklar ki?” Yazının sonunu getirin ben kaçtım.

19 Ocak 2009 Pazartesi

Biz Canımız Sıkıldıkça Bursa'yla Oynarız, Biz de Fener'le

Beşiktaş'la Bursa Fortis Kupas'ında aynı grupta olup 1-2 çıksaydı ve çeyrek finalde de birbirleriyle eşleşselerdi bu husumet yorgunluktan sona ererdi. Küfür etmekten ağızları yorulur, yahu biz artık dost olalım "bu kavga niye" derlerdi birbirlerine. Bu işe yarardı o zaman belki Fortis Kupası'nın formatı. Ligi ilk 4'te bitiren takımları kafadan ilk 20 takım arasına alıyorsun ve gruplara kalma başarısı gösterdiği için alkışlıyorsun. Lig'deki başarın kafadan gruplara kalarak kupada ilk 20 takımdan biri olmanla sınırlı kalmıyor. Oooo son 20'ye kalmışsınız ne kadar da başarılısınız denerek bir de 86'şar bin USD ödeme yapıyorlar size. Neden? Bir önceki sezon ligi ilk 4'te bitirmişsiniz. Gruplarda galibiyete 100 bin USD beraberliğe ise 50 bin USD veriliyor. UEFA nasıl UEFA Cup'taki bu saçma sistemi tarihe gömmüştür, TFF de bunu yanlış sistemi düzeltecektir. Ligi ilk 4 sırada bitiren takımların da inşallah birgün 1.turda Bafra Spor'la maç yaptığı günleri görürüz. Hadi 4'er gruptan 5'er takımlı sisteminizi anladık. Aynı gruptan 1-2 çıkan takımları neden birbirleriyle eşleştirirsiniz. Bereket Fener Antalya'ya gitmedi. Orada da Bursa ile oynasaydı bir sezonda 6 maç olacaktı. Süper Amatör hariç at bakalım birinci turdan itibaren torbaya. Koy o torbanın da içine Fener'i, Galatasaray'ı, Beşiktaş'ı da. 1.tur, 2.tur, 3.tur, 4 turu bir görelim bakalım. 1. turda Cizre'ye, 2. turda Pursaklar'a, 3. turda Van Belediye'ye gitsin bakalım Fener. Kafadan gruplara gir, lig başarısından dolayı 86.000 USD'yi indir. Ne güzel Fortis Türkiye Kupası be.

18 Ocak 2009 Pazar

Herşey bu kadar kolay olaydı

W. Bouma is not sale at any price diye diye 4-5 sene önce Bouma'yı Milan'dan Real Madrid'e 80 milyon Euro civarında bir paraya çakmıştım CM'de. Kaka gitmek istiyorsa kendi bileceği iştir aslonan Milan'dır. Eğer Araplar 130'u çıkarıp veriyorsa Kaka da I belong to Man City diyecekse ne yapacaksın? Oturursun konuşursun. Ben sana şunu yaparım dersin. Şöyle bir iyileştirme yapabilirim dersin. Ha gene olmuyorsa yapılacak bir şey yoktur. Teklifin City'den gelmesini Benjamin'in gücü olarak algılıyorsa Kaka ne yapacaksın? Böyle bir ortamda Milan taraftarının orayı burayı basmasını pek anlayamadığımı açıklamak isterim. Güle, güle...Kaka'nın gideceğini hala tahmin etmeyerek La Gazzetta Dello Sport'a geçelim. Adile Naşit o paraya öküz alırız diyordu Kibar Feyzo'ya ama para maalesef başlık parasına gitti. Gazete diyor ki; kardeşim 100 milyona 4 tane aslan gibi adam alırsın. Defansın göbeğinde geleceği belirsiz Nesta'nın yokluğunda Maldini ve Favalli diyorsun hala. Al sana Chelsea'den Alex. 10 milyon. Jankulovski'nin yerine de koy 15 milyona Clichy'i. Etti mi sana 25. Essien ve Adebayor'u da 35'e bağladın mı 100 lirayı toparladın. Üstüne de para kalır. O kadar da kolaydı sağdan soldan böyle adam almak.

Bucket List

  • Sarejevo Ljubavi Moja'yı ezbere söyleyerek Sarajevo- Zeljo maçını Saraybosna'da seyretmek
  • Mourinho'nun basın toplantısına sızıp canlı yayında "bugün size ne güzel geçirdiler" tarzı bir soru sormak

ARTIK ÇOĞALTIN NE BİLEYİM BEN?

Katalan Radyosu

Barça La Liga için "All Apologies"i istek yapar, La Liga da Barça için "Rape Me"yi uygun görür. Bu işin en kısa açıklaması bence budur. NIRVANA böyle birşey olsa gerek

17 Ocak 2009 Cumartesi

Sheva'nın Forması ve ŞL Finali

Geçen gün "Biggins"in blogunda konu olmuştu sonunda buldum. Yukarıdaki bayrağı ben yaptırdım desem. Milano uçağından falan inmedi o bayrak. Bir büyüğümüz hasta derecesinde Milan taraftarıdır. Milan'ın İstanbul şubesi gibi. San Siro'da kombinesi vardır, Commandos Tigre ile iyi ilişkileri bulunur. Grubun üyesidir. Commandos Tigre maç için İstanbul'a geldiğinde herşeyleriyle yakinen ilgilenmişti. Konaklama dahil olmak üzere. Ha bayrağın parası da tabi ki bizim cebimizden çıkmadı. Biz bayrakçıya yaptırdık, devre arasında da fotoğrafladık. Sonra olanlar malum. Hem Liverpool'u destekle hem de Milan'lıların arasında maç seyret. Bilet bulduğuna şükret be adam derler adama. Zaten o gün bir avuçtular. Ricky'yi yani Commandos Tigre'nin liderini Sheva 4 çeker maçından önce FB TV'ye alıp röportaj yaptırmıştık. Çok mutlu olmuşlardı. Liverpool maçında Sheva'nın giydiği forma üst katta çerçeveli. O forma Türkiye'de. O günden beri de pek iflah olmadı hani.

Bilmiyorum Öğrenmek İstiyorum



Hafta içi Juventus'un kupa maçını seyrederken aklıma geldi. O siyah Beyaz formaya sarı renkli "New Holland" reklamı ve formanın küçük yerlerine sıkıştırılmış fosforlu sarı ne kadar da yakışmış. Beşiktaş'ın bu sene kullandığı 3. renk gri. Fener ve Galatasaray'dan dolayı sarı olmaz da canlı bir kırmızı olur. Formanın %1'ini bile kaplamayacak şekilde. Neyse delikanlı adam renki takım tutmaz, tuttuğu takımın forması siyah beyazdan başka olmaza kadar gider bu muhabbet. Gelelim asıl konumuza.
Fener'in klasik forması "yüreğimdeki sevdan çubuklu forman"dır. Galatasaray'ın forması parçalı formadır. Fener tarihi boyunca parçalı forma giymemiştir ama Galatasaray özellikle Terim döneminde çatır çatır çubuklu forma giymiştir. Sonuçta her Galatasaraylı bir Fener maçına parçalı forma ile çıkmak ister. Mustafa Denizli 2000'de Sami Yen'de oynanan maça bembeyaz formalarla çıkmıştı. Aman Allahım. İngiltere'den kulübe mail atmıştım. Tamaaamm. Çubuklu ve parçalı da anlaştık. Gelelim Beşiktaş'a.
Yaş itibariyle Beşiktaş'ın bana göre klasik forması beyaz forma siyah şort, beyaz çoraptır. Ama Beşiktaş tarihinde 1920'lerde çubuklu da giymiştir, 1920'lerin sonunda siyah polo yaka forma beyaz şort da giymiştir, 1950'lerden sonra beyaz forma siyah şort da giymiştir.
Beşiktaş Store de tarihte var olduğu için doğal olarak çubuklu forma da vardır, düz beyaz forma da. Hatta enine çubuklu dahi vardır. Fenerium efsane forma satar, GS Store efsane forma satar ama Kartal Yuvası satmaz. Bunun sebebi bana göre daha uzun süre kullanıldığı için Beşiktaş'ın klasik forması olması gereken beyaz forma siyah şortun klasik forma olarak kabul görmemesidir.

Gerçekten Beşiktaş taraftarının gözünde klasik forma hangisidir? Bence Sanlı Kaptan'ın hemen sol başta yer aldığı formalardır ama bilemiyorum. Ya da Fener'in sahiplendiği çubuklu bir forma ile neden Fener maçına çıkayım? Konuyla ilgili arkadaşlar bilgilendirirse sevinirim. Klasik forma var mıdır, varsa bu mudur, yoksa bir başkası mıdır?

Rekabet

Bu adres Fenerbahçe ve Galatasaray için nettir. İbrahim Altınsay hafta içi Mehmet Ayan'ın konuğu idi. Fenerbahçe ve Galatasaray maçlarının özel olmasına değindi. O günler benim için farklıdır dedi. Bir Fenerbahçe ve Galatasaray taraftarına göre de birbirleriyle oynadıkları maçlar ve Beşiktaş maçları farklıdır ama...Ama...İbrahim Altınsay'ın Fener-Galatasaray maçlarının önem derecesi puan durumuna göre değişebilirken bu değişim Fenerbahçe-Galatasay maçlarında pek hissedilmez. Beşiktaş'ın bundan rahatsızlığı var mıdır? Bence yoktur. Gelelim asıl konumuza. Yukardıaki fotoğraf Galatasaray'ın resmi web sitesinde. İlk Fener-Galatasaray maçından. Galatasaray'ın 2-0 kazandığı maç. Hem ilk maçtan bir kare olması önemli hem de Galatasaray'ın bu ilk maçı kazanarak web sitesine rekabete de vurgu yaparak taşıması. Adı üzerinde rekabet. Fenerbahçe'ye teşekkürlerini iletiyorlar. O sırada Fenerbahçe sitesinde ne var? Voleybol erkek takımının Avrupadaki başarısı ve Oğuz Savaş'ın haftanın MVP'si seçilmesi. Rekabetin 100. yılı. Şu saate kadar Fenerbahçe resmi web sitesinde herhangi bir şey yok. Olması gerekir miydi? Bence gerekirdi. Hem de gece yarısından sonra.

15 Ocak 2009 Perşembe

Şak Şak Şak

Oha falan olduğum filmdir. 74 yılında çekilen bu filmi çocukkene 80'lerin sonunda seyrettiydim. Çok iyi hatırlarım ki cumartesi öğlenden sonra idi. Pazar günü de Beşiktaş'ın maçı vardı. Param yok şak şak şak. Pulum yok şak şak şak melodilerinin üzerinden 24 saat geçmeden. Ali koy, Metin koy, Haydi bastır Kral Feyyaz sende koy. Ne Fener ne Cimbom bu sene de Beşiktaş'ım şampiyon tezahüratı çıkmıştı. Zaten film çok hoşuma gitmiş ooo. Yalnız benim dikkatimi çeken hep şu olmuştur. Zaten yazıyı yazmamızın asıl sebebi de odur. Filmde Kadir İnanır Fener'e transfer yapmış, tezahürat Beşiktaş tribünlerinden çıkmıştır. Pazar günü Fener'in maçı olsaydı bu tezahürat Fener tribünlerinden çıkar mıydı? Gene çıkmazdı.

Edirne Köprüsü (Dayler Dayler)

Ne pankarttı be. Mustafa Kemal Atatürk'ün de sevdiği türkülerdendir. "Mı" takısı ayrı yazılmamış ama olsun. Edirne'den gelirken ne pankart yazalım diye düşünsen daha anlamlısı olur muydu acaba? Bahadır diye bir arkadaş yazdırıyordu bu pankartı galiba. Yanılıyor da olabilirim. "Dayler dayler" diye başlayınca tüylerim diken diken olur. Ayırdılar 5 kardeşten derken gözlerim dolar. "Estergon Kalesi"nden daha az mesaj kaygısı taşıyor bari. Edirne'den lise yıllarında kaçıp geldiğimiz Legia maçından beri hatırlarım bu pankartı. Beşiktaşlı bir arkadaşımıza yol arkadaşlığı yapmıştık. O kadar eski mi gerçekten bu pankart?
Dayler dayler viran dayler
Yüzüm güler kalbim ağlar
Yüreğimden kanlar damlar
Edirne köprüsü taştan
Sen çıkardın beni baştan
Bir olaydı bir olaydı
Ne olur benim olaydı

Türkülerimizin tribünlerde tezahürata malzeme yapılması vardır bazen. Bursa'nın ufak tefek taşları mesela. (Haydi birlikte bütün eller havaya, ....geliyor) Varsa tribünlere malzeme olan türkülerimiz hatırlamak isteriz. "İnleyen Nağmeler" sanat müziğidir, aman girmeyelim oralara.
Late post: Kzılcıklar oldu mu selelere doldu mu heyyyyy, gönderdiğim çoraplar ayağına oldu mu mendili eline, mendil verdim geline....Oooooohhhh, oooohhhhh. Çok ağırdı mesela bu türkümüz. Bilen bilir.

Türk Sanayisi & Kaka & Hidromek Hidrolik

City'nin Arapları Kaka'ya yıllık 15 m Euro Milan'a da 120 m Euro veriyor. Eğer Kaka'nın gönlü olsa ve biraz kıpırdasa bu rakam 130 da olur yıllık 17,5 da. Ekonomist değilim. Ama bir ülkenin Turkcell'le değil bilgi üretip satan Nokia ile malı götürdüğünü biliyorum. Bir ülkenin ürettiği katma değer kadar daha doğrusu sanayisi kadar konuşması gerektiğini de biliyorum. Ve Dünyada cirosal büyüklükte 16. sırada olan Türk sanayisinin aslında montaj sanayisi olduğunu da biliyorum. Yani nihai ürün operasyon sanayisi. Makineyi Almanya'dan al, hammaddeni oradan buradan getirt -ki plastik sanayisi olarak bakarsak PETKİM bu ülkenin sadece %20'sine yetiyor- sonra da hammaddeyi kalıba ver mal aşağıdan çıksın. Sana makineyi çakan Alman'ın mı karı acaba daha fazladır yoksa senin ürettiğin ürünün mü? Bilginin üretildiği yerde yokuz, nihai ürün sanayisiyiz. Dolayısıyla da %3'lere 5'lere çalışmaya mahkumuz. Kaymağı elin adamı yer biz piramidin en altında Dünyanın 10. büyük sanayisi olmak için çabalarız. Kaldı ki PETKİM'i de özelleştirmişiz elin adamına vermişsiz, bilmem anlatabildim mi?
Neyse bu kısa ve can sıkıcı girizgahtan sonra gelelim asıl konumuza. İstanbul Sanayi Odası her seninin Temmuz ayında Türkiye'nin 500 büyük sanayi firmasını açıklar. Aradan 1 ay geçtikten sonra da 2. 500 büyük sanayi kuruluşu açıklanır. Mesela bu senenin Temmuz ayında 2008'in verileri açıklanacak. Araplar'ın Kaka'ya verdiği 252 milyon YTL aslında şu demek. Bu ülkenin 2007 yılı rakamlarına göre 186. büyük sanayi firması Ankara'lı Hidromek-Hidrolik Ltd. Şti. 2007 yılı cirosu 252.456.490 TL. 2. 500 büyük firmanın en tepesinde Graniser Granit 96 milyon TL ile oturuyor. Kaybolan futbola mı yanarsın, Türk Sanayisinin durumuna mı yanarsın...Mal üretme Kaka üret diyeceğim Türk Sanayisine ayıp olacak. Kalıpları iyi galiba Kaka'nın. Ha buarada bu rakamlar 2007'nin. Temmuz gelse de bir de 2008'in rakamlarını görsek. Belki o zaman bu ülkenin 150. büyük sanayi firmasının yıllık cirosu bir Kaka eder.

14 Ocak 2009 Çarşamba

Suat Karaliç & Fatih Terim

Suat Karaliç'i herkes 84 yılında oynanan Fenerbahçe-Galatasaray maçından hatırlar. 1 sezon Fener'de oynayan libero Karaliç 1 gol atmıştır, o da Galatasaray'a. Ve frikikten. Galiba diğer yabancı Repçiç'ti. Maçtan sonra Fatih Terim'in Karaliç'i tokatlaması maçın hatırlarda kalmasının bir diğer sebebidir. Fener-Galatasaray maçının olduğu 8 Nisan 84 günü Lüleburgaz'da Edirne'nin maçı vardır. Smayıl sakat. O zamanlar Sarıyer'de değil Edirne Spor'da.Halil İbrahim ile dayımların muhasebe dükkanına gelirler. Oradan da dayım, Levent Dayım, Smayıl ve Halil İbrahim Burgaz'a Edirne'nin maçına giderler. Yolda fikir değişir. Ne yapacağız biz Burgaz maçında yürüyün Fener maçına gidelim. Tokat olayını birebir yaşayan ekiptir kendileri. Daha sonra Karaliç'in yolu Edirne Spor'a düşer. Smayil'li, GS'li Muhammed'li, Karaliç'li, Arda'lı Edirne Spor. Zaten bir de 90'ların ortasında Selim'li, Hakan Keleş'li, Nurullah Sağlam'lı kadro var başka da yok. Bir maçtan sonra Edirne'de park gibi bir yerde oturmuşlar muhabbet ediyorlar. Levent Dayım "ya Suat sana bir şey soracağım" demiş. Fatih Terim'in Osmanlı Tokat'ının hatırlatmış Karaliç'e. Karaliç demiş ki "yahu o akşam ben neredeydim biliyor musunuz? Taksim'deki Etap Oteli'nde (ismini yanlış hatırlıyor olabilirim) Fatih Terim'le oturduk saatlerce muhabbet ettik. Orada oldu ve bitti. Taraftar yaygarayı koparttı, tribünler karıştı, saha karıştı ama oldu ve bitti. Bitti, gitti.

500. Yazı Anısına (Trakya Hikayeleri)

500. postu giriyoruz. İyiden iyiye kantarın topuzunu kaçırmaya başladığımızı hissediyorum ki tipik "bir "Engin Ardıç" uslübu dört bir yanımı sarmaya başladı. 500. postta bir anımı sizlerle paylaşmak istedim. Ortaokul 1. sınıftayız. Edirne ili Havsa İlçesi Havsa Ortaokulu. Köhne bir konferans salonumuz var. İngilizce sınavlarını ispirtolu kağıtlara oluyoruz. Kafa bi dünya. Trakya itibari ile şikayetçi olan fazla yok. İngilizce sınavlarına A,B,C ve D'ler aynı anda giriyoruz. Tek seferde temizlik uygulaması. Seviyorum ingilizceyi. Fena değilim ingilizcede. Sınıfımızın yarısı köylerden sabah gelip okul çıkışı dönen arkadaşlarımız. İçlerinde tarım ve hayvancılıktan dolayı derslere zaman ayıramayanların sayısı çok fazla. Sabah süte gidip okula gelen arkadaşlarımız var.

Neyse sınava girdik. Duvar dibi kapma telaşı. Ezilenler falan. Bizim ekibin ortalarında ben varım. Arkama doğru da 5-6 kişi var. Sorulardan biri aynen şöyle. "Where do you go to see animals?"Sokağa çıkarım, köye giderim tövbe yarabbi. Hani önceden çalışılmış sorulardan gelir ya sınavda. Cevap "I go to zoo."En yakın hayvanat bahçesi Gülhane'de. Sınıftan kaç kişi İstanbul'a ayak basmıştır bilinmez. Suç bizde ki cevap olarak "I go to Köseömer" (bizim köy) yazmadık. I go to zoo yazdık gitti. Ezberine bilmem ne yaptığımın sistemi. Yalnız sorun şu ki benim "z" harfi "2" gibi.

Neyse...Aradan 10 gün geçti İngilizce dersindeyiz. En arkada 6-7 kişi oturuyoruz. İngilizceci derse geldi ve kafadan bize bakarak kalkın ayağa dedi. Bilemiyorum ki ne b..yedik. Adam disiplin kurulunda olduğu için konunun tuvalatlerin kabile gibi olmasına gelmesini bekliyoruz. Biri paketi sıkıştıyor masa altına. Ulan dedi "hadi hepiniz "zoo"ya gidemediniz. Hem kopya çekiyorsunuz hem de yutturmaya çalışıyorsunuz. Hepiniz "zoo"ya gitseniz sorun olmayacak ama biriniz 300, biriniz 500 biriniz 600'a gitmişsiniz." Benim arkamdaki Cino kopya çekmesi belli olmasın diye 200'ü yani zoo'yu 300 yazmış. Son iki rakamı da değiştirmiyor ki doğru da güme gitmesin. Arkasındaki Çukurköy'lüye demiş ki bana bak ben 300 yazıyorum sakın 300 yazma. Ne yazayım? 400 yaz. 500,600,700,800. Masanın altına girmişim, gözümden yaşlar akıyor gülmekten. Bereket önümde birileri var ki soteleniyoruz. Sen git "I go to 500" yaz. 500. post da böyle olsun.

13 Ocak 2009 Salı

Sabah & Fotomaç

Sabah gazetesi. Gazetenin Dinç Bilgin'den TMSF'ye oradan da 1,1 milyar dolara "bizim Çalık"a satılmasıyla ilgili yazılacaklar beni aşar. Hürriyet, Milliyet ve Sabah gazeteleri spor sayfalarında gözlemlediğim bir durumu sizlere aktarmak istiyorum. Konu ne Ercan Saatçi'nin Hürriyet'te yazmasının dayanılmaz ağırlığı ne de Milliyet'in Uğur Meleke, Rıdvan Dilmen ve Demirkol'u bir potada buluşturması. Konu şu. Çalık Grubu'nun spor gazetesi Fotomaç, Doğan Grubu'nun ise Fanatik. Fotomaç gazetesi bu blogda da sıkça değindiğimiz üzere masa başı haberleri yaratmada oldukça başarılı. Fanatik eline su dökemez Fotomaç'ın. Fotomaç da Fanatik'ten daha fazla satar ya neyse. Sabah Grubu kardeş Fotomaç'ın haberlerini hem internet sayfalarına hem de sayfalarına sıkça taşırken Hürriyet ve Milliyet çok daha temkinli davranıyor. Bu arada bu yazı son 3-5 günlük periyod dikkate alınarak yazılmamaktadır onu da bilmenizi isterim. Bu süreç son zamanlarda düzelme eğilimindedir. Ama yine de Hürriyet ve Milliyet'i çok taktir ettiğimizden değil. Sabah gazetesinin spor sayfalarının Fotomaç'tan tek farkı köşe yazarları olacaksa ne anladım ben bu işten. Daha bağımsız, daha sorgulanan haberlerin Sabah'ta olması gazete için daha iyidir diye düşünüyorum? Sabah'ta atılan "Ersun Yanal açıklama yaparken Anlayanal, Tokat maçı sonrası Kanaatkar Fener" manşetleri ile Fotomaç'ta Fatih Tekke'nin Beşiktaş'a transferi ile ilgili kullanılan "Tekkelimeyle Kartal" benzer etkinin gazete sayfalarına yansımasıdır. Dikkate mi alırlar, içlerinden küfürü mü basarlar bilemem. Bir yönetici müşterinin şikayetini dinlemiş ve şunu demiş "Bana, benim ürünümü kullanmak için bir şans daha verdiğin için size teşekkür ederim". Şikayetlerin sadece %6'sının dillendirildiği dikkate alınırsa...Matematiğim zayıftır.

12 Ocak 2009 Pazartesi

Yine Yeniden Fotomaç


Sınavlar projeler derken sıyırdık kafayı iyice. Gece gece projeyle uğraşırken saat ikiye yaklaştığı zaman direk giriyorum Fotomaç' ın sitesine, güncelliyorlar 2 civarı. Okumadan olmuyor bombaları. Top#5 yazmıştık zamanında, bi tane daha hazırlasam düşünmeden koyarım bu haberi. Senna demiş ki;

F.Bahçe'nin eski gözağrısı Senna'da sürpriz gelişmeler yaşandı. Villarreal'in gözden çıkardığı yıldız futbolcu, teknik direktör Aragones'i arayarak, "Burada benim için işler pek iyi gitmiyor. Eğer beni hâlâ istiyorsan gelmeye hazırım"
Hadi buraya kadar olan kısma tamam diyelim, bildiğimiz Fotomaç istihbarat servisi konuşma ele geçirme departmanı. Devamı ise yaratıcılığı bir adım ileriye taşımış;

Çok şaşıran Aragones, "Bu
konuşmadan kimseye bahsetme. Seni arayacağım, benden haber bekle"
yanıtı verdi.
Şimdi ya Senna kaypak adam ağzında bakla ıslanmıyor, ya da Fotomaç' ın yeni yatırımı insansız uçaklar. Gizlice sokulup tepeden kameraya çekip ses falan kaydediyorlar. Ben çözemedim bu işi. Akıl mantık biraz yahu..

11 Ocak 2009 Pazar

Allah Aşkına Ömer Abi (Slow)


Barnetta ilk golü attı. Spiker ancak darbe olursa TRT kadrosundan ayrılacak Ömer Üründül'e sordu.
S: Gole ne diyorsunuz?
ÖÜ: Tipik bir Alman şeysi. E tabi...Leverkusen tam kadro. Galatasaray epey eksik öööeee.
Ömer Abi olimpiyatlara bile el attın...Litvanyalı Yasikeviçyus'u senden dinledik. Az innovasyon be abi. Az alan daraltma...Bol tandem. 5 sene önce Serie A anlatırken bi takım gol yediydi şunu dediydin. E tabi tipik İtalyan takımı. Defansa çekildi golden sonra falan. La la lay lay lay saldır Galatasaray...Siz bağırın ben Levent Özçelik Abi'yle sizi ortaya karışık yapıyorum. Bira, çerez ohhh. Kayınçoyu da çağırdım. Yoksa bizim hanımın bünyesi arka arkaya Tokat-Fenerbahçe, Siena-Juventus, Mallorca-Real Madrid, Galatasaray-Leverkusen, Osasuna-Barcelona, Milan-Roma kaldırmaz. Akın kardeşim her haftasonu BEKLİYORUZ.

Alin Taşçıyan, Recep İvedik, Gora, Arog, Galatasaray ve Diğerleri


Alin Taşçıyan, Sayım Çınar'a röportaj vermiş. Kafa hep futbola gidiyor b.. yiyesiye.
Son zamanlarda gösterime ardı ardına yüksek bütçeli Türk filmleri giriyor. Sizce sinemamız ticari olarak kaydettiği başarıyı sanatsal anlamda ne kadar yakalayabiliyor?
Sinemamız deyince ben evrensel nitelikli filmlerimizi düşünürüm. Zeki Demirkubuz'u, Nuri Bilge Ceylan'ı, Kutluğ Ataman'ı, Yeşim Ustaoğlu'nu, Derviş Zaim'i, Semih Kaplanoğlu'nu ve onların kuşağının uluslararası düzeydeki sinemasını. Onlar Türkiye'de değilse de dünyada ticari başarı elde ediyor ve sanatsal yetkinlikleriyle beğenilip saygı görüyor. Türkiye'deki ticari sinemanın teknik ve sanatsal düzeyi çok düşük. Eğer iddia edildiği kadar yüksekse o bütçeleri nereye harcadıklarını merak ediyorum doğrusu. Senaryolar senaryo yazım tekniğinden nasibini almamış. Görüntü ve ses kalitesi çok fena. Ses kurgusu bilinci hiç yok, miksaj usulen yapılıyor. Müzik kullanımı hepten yanlış. Zaten tamamen popülist yaklaşımlarla gişe geliri elde ediyorlar. İzleyici kitlesinin eğitimsizliğinden, yoksulluğundan, eğlence için televizyona teslim oluşundan yararlanıyorlar. Bari bilete ödedikleri paranın karşılığını versinler. Propaganda içeriğini hiç sevmediğim Hollywood yapımları bile mükemmeldir yapım olarak.

Benjamin Button & Aragones








Bu senaryo tutarsa Fener'i kimse tutamaz.

Allegri Affet Beni

Mourinho Inter'in başına geçtiğinden beri Serie A'yı izlemem için bir neden oldu. Özellikle Inter maçlarının takip etmeye çalışıyorum. Ekran başına da "bi Cagliari geçirse" diye oturdum. Her Inter maçının başına da bu şekilde oturuyorum. O oturuşlarımızı genelde Zlatan şapkadan tavşan çıkartarak bozuyor. Extra Maicon da destek veriyor buna. Gol gelinceye kadar maç Güntekin'le benim aramda gitti geldi. Allegri'ye "habire giydiriyordum". Güntekin'in en hakim olduğu lig Serie A. İtalyan Lisesi'nin bunda büyük etkisi var. Cagliari'nin takım savunmasını regular bir İtalyan takımı gibi nasıl başarıyla yaptığını anlatıyor. Doğruları söylüyor. Güntekin dedikçe de ben "iyi de Allegri kardeşim, insanın aklının ucunda bir kırıntı da olsa hücum olmaz mı diyorum". İçimden ekliyorum. "Elinde Aquafresca gibi bir tabanca var. Biraz orta sahayı itsene adamın ayağı topa değsin, bu adam zaten Inter'in topçusu. İyiden iyiye forvet arayan Inter'e hırs yapmıştır.". Ekliyorum "zaten deplasmanda şimdiye kadar tek galibiyetin var o da Torino'ya" Ekliyorum " sorun takımın güç sorununda değil senin zihniyetinde" Ekliyorum "Mourinho'ya bir kapak yapsananın etkisi var bunda çaktırmıyorum". Demeye kalmadı Walter Samuel sineklendi ve Aquafresca golü yapıştırdı. Maç başına 1 golü olan Cagliari golü buldu. Sonra da Zlatan'ın golü gelinceye kadar Biondini efendinin saçma sağan sağ ayak içi hesaplamasından solayı 1 puana razı oldular. Geleceğim yer şurasıdır. Allegri'den özür dilerim. Aquafresca'nın golünden dolayı değil golden sonra Mancini, Zlatan, Quaresma, Crespo'lu kadroyu görüp gereksiz bir yaslanma psikozuna girmeyip pozisyonlar arayıp bulduğu için. Mourinho'nun takımı yine çökemedi. Sevemedim gitti şu takımı.

Eski Fenerbahçe

NTV Spor'da Valencia-Villareal maçının devre arasında spor haberleri var. Haberleri sunan arkadaşımız diyor ki "Eski Fenerbahçe Teknik Direktörü Zico CSKA ile anlaştı". ÖSS sınavlarında arka arkaya 4-5 soru gelirdi arka arkaya. Aşağıdakilerden hangisinde anlatım bozukluğu vardır şeklinde. Haberi dinlerken o günler geldi aklıma. Eski olan Fenerbahçe değil teknik direktör. "Fenerbahçe eski Teknik Direktörü........" yani. Biz burada kim bilir ne yanlışlar yapıyoruz ama ÖSS'nin en kadim sorusunun NTV Spor'da yanlış işaretlenmesi dikkat çekiyor. Fuat Abi'ye iletelim.

10 Ocak 2009 Cumartesi

Esinlenme Diyelim



"Esinlenmek" üzerine kısa yazılar.

9 Ocak 2009 Cuma

Kimden Korkarsın?

Okumuşun cahilinden korkarım. Çıplak cahile göre daha tehlikelidir gözümde. Daha dik kafalı ve "benim bildiğim doğru en doğrudur" zihniyetiyle hareket eder bu takım. Yazmak bugüne nasip oldu, geç kaldık. Ne idüğü belli olmayan bir anket yapılmış. Okumuş cahillere sormuşlar. Okumuş cahiller de "evet 10 yıl sonra insanlar bilgi ihtiyaçlarının %80'ini blog sitelerinden sağlayacak. Buna inanıyorum" demiş. Fatih Altaylı Sabah'ın başına geçtiğinde bazı açıklamalar yapmıştı. Beğenirsin beğenmezsin ama güzel sözlerdi. Uygularsın uygulayamazsın ama kulağa hoş geliyordu. "Bazı köşe yazarları ile yollarımızı ayıracağız. Dünyada bu kadar çok köşe yazarının bir gazetede toplandığı başka bir ülke yok. İyi muhabirlerin şartlarını iyileştireceğiz. Muhabir sayısını arttıracağız. Cepheden bildireceğiz falan" G... ıslatmadan balık tutulmaz, ayakkabılar çamurlanmadan mal satılmaz sözlerini çoğaltırız. Şimdi en tepedeki bilgi ihtiyacı kısmına geri dönüş yapalım. Çoğu zaman çevirisini yapıyoruz bir küçük bukle ekleyip "kaydı yayınla" diyoruz. Çoğu zaman alıyoruz "google"dan dataları çekip allayıp pullayıp "kaydı yayınla" diyoruz. Blog yazarının yapması gereken şeyi yapıyoruz aslında. Kötü bir şey yapmıyoruz. Sen, ben, o hepimiz. Ama tutup da ben artık x, y ve z gazetelerini okumuyorum, dergi almıyorum, bloglar beni doyuruyor demek bize doğru akan bilginin kaynağına hakarettir. Doymak değil, obezitedir. Bilmem hangi futbolcunun karısı kime ne demişi "google"dan öğrenirsin ama onu da mecrasına ileten bir muhabirdir. Birileri tepeden gelir gazeteye yazı yazar ve ben "köşe yazarıyım" der. Doğrudur. Köşesinde yazar. Güzel de yazar. Ama gazeteci değildir. Birileri de "balık tutmak için g... ıslatır". Şırrak diye yapıştırır soruyu. Araştırır. Bizim durumumuz muhabiri olmayan bir haber kanalı formatı. Muhabirimiz google. Muhabiri iyi olan, cephede olan, sorgulayan, kas değil refleks yapar. Yazın bir kenara.

7 Ocak 2009 Çarşamba

Zihniyet

Dün akşam Kral Kupası 5. tur ilk maçında Barcelona-ATM karşısındaydı. Maçın analizi ve her iki takımın eksikleri üzerine birşeyler yazmayacağım. Çünkü benim aklımda maçla ilgili net bir çıkarım var. Hakem ITTURALDE GONZALEZ. Taktir ettiğim bir hakem değildir. Ama dün iyisiyle kötüsüyle önce hakemi tuttum ondan sonra maçı seyrettim. ATM hala 6-1'in şokunu üzerinden atamamış. İlk maçın kahramanı Heitinga'ya bir de Pernia eklenmiş Baki Mercimek tadında. İkisi de bas bas bağırıyor "önce ben madara olacağım, önce ben madara olacağım" diye. Bir tarafta top oynamaya gelmiş bir takım. Diğer tarafta ise "oldu oldu olmadı baltalar elimizde uzun ip belimizde kıvamında ormancılar". ATM'nin planı ilk maçta tutmuştu. Baltalarla beraber 9-10 olacak maç 6'da kaldı. Ama bu maç planları GONZALEZ bozdu. Görevini yaptı. Biraz art niyet gösteren oyuncuya carrrttttt diye çekti kartı. Mendirek gibi kendini yere atan Maniche'ye o pozisyondan da çekecekti ki kartı anlayış gösterdi. Hakem işte böyle yanına alınır ve 12'ye karşı 11 oynanır. Bir de Heitinga gitti oldu 12'ye 10. Futbolu sevenlerin ITTURALDE GONZALEZ'in zihniyetini anlamaya çağırıyorum. Afadersiniz küçük küçük o........larla kotarırız zihniyetine çanak tutmadı. Çatır çatır çıkarttı kartları. Kart çıkarmak marifet değil ama kötü zihniyeti hissedip tiyatroya alet olmamak güzel. Geçmiş maceralarını bir kenara koyuyorum. ITTURALDE GONZELEZ demeyelim de maçın hakemi diyelim isterseniz. Futbol kazandı dün akşam bana göre. ATM'nin hinlikleri de güme gitti. Sinama Pongolle, Simao, Maniche, Pernia, Assuncao, Ujfalusi...Sonrasını sayamadım kartların. Bir de Pernia'nın Baki Mercimek'e bağlamasını seyrettim. ATM bana göre ilk maçtan daha acizdi. Teşekkürler ITTURALDE GONZALEZ ZİHNİYETİ. FUTBOLU KURTARDIN DÜN AKŞAM