23 Şubat 2009 Pazartesi

Futbol Nerede Biz Oradayız

Kılıçarslan: Baros abanmaca yok ama teknik vurcan

Baros: Nasıl yani?


Sen Hami Mandıralı tarzı atsana be kardeşim ne reklamın etkisinde kalıyorsun

Kelle


Merak ediyorum kadro dışı kalacak oyuncu olacak mı Galatasaray'da. Suçu alıp da %100 Skibbe'nin üzerine mi yükleyecek Galatasaray yönetimi? Merakla bekliyorum. Ümit Karan gibi aslanların önüne atılmak için biçilmiş bir kaftan var takımda. Acaba Ümit Karan'ı kadro dışı bırakıp "dümenden" futbolculara da ceza kestiğini mi gösterecek yönetim. Merakla bekliyorum. Acaba hiçbir futbolcu ile yollarını ayırmadan ya da ceza vermeden "çocuklar sizin hiçbir suçunuz yok, tek suçlu Skibbe'dir gerisi yalandır" mı diyecekler. Merakla bekliyorum. Kadro dışı bırakıp diğerlerine mesaj vermek doğru mudur? Bunun başka yolları da var mıdır? Merakla bekliyorum. Yoksa Bordo elenir de her şey güllük gülistanlık devam mı eder? Merak ediyorum. Merak etmediğim tek şey şu...Galatasaray formasının ağırlığının bir an olsun bile unutmayacakların o firmayı giymeleri gerektiği. Bekliyorum.

Kusura Bakmayın


Kusura bakmayın bazen bazı şeyler o kadar çok üzerime geliyor ki futbol ya da spor dışı da olsa yazmak zorunda hissediyorum kendimi. Daha önce Kılıçdaroğlu'nun (İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayı olmadan önce) AKP'ye çalıştığını bunun sebebinin de CHP'nin kasası büyük ama motoru küçük bir araba olmasından kaynaklandığını yazmıştık. Kılıçdaroğlu sürüklemeye çalışıyor ama arkadan gelen kimse yok. Vuruyor ama nafile. Sokak "bak istifa ettiler kardeşim" diyor yine AKP'ye çalışıyor ister istemez Kılıçdaroğlu. Yazık oluyor. Sevigen olayında da Kılıçdaroğlu bir açıklama yaptı ve "gereğini yapsın" dedi. Önceki vakalarda DMMF ve Dişli partideki görevlerinden istifa etti. Dokunulmazlıkları ise milletvekilliklerinden istifa etmedikleri için devam etti. Tayyip Erdoğan şimdi diyor ki "al sana Kadir Topbaş. Milletvekili olmadığı için dokunulmazlığı da yok. Buyrun sizindir. Yolsuzluk varsa çıkar ortaya ey CHP". Sevigen bu esnada partideki görevinden istifa etti. O zamanlar çıkıp "partideki görevlerinden istifa etmeleri yetmez yargılanmaları için milletvekilliklerinden de istifa etmeleri gerekir diyordun ey CHP" Ettir o zaman Sevigen'i. Düşür milletvekilliğini. Olmuyor değil mi? Atılır mı bunca yıllık dava arkadaşına böyle kazık değil mi Baykal? Hem Sevigen'in durumu diğerlerinden farklı. Senin söylemlerin burada AKP ile birebir örtüşüyor Sayın Baykal. Ama ne oluyor? Alan razı satan razı oluyor. Kendiniz çalıyorsunuz kendiniz oynuyorsunuz.

Otoritesiz Galatasaray


Maç Oğuz Sarvan istifa diyerek başladı. İkinci yarı Skibbe istifa diye devam etti. Siktir ol Sabri siktir ol git şeklinde sona yaklaşıldı, alemci futbolcu istemiyoruz diye noktalanırken araya "yönetim istifa" da sokuşturularak tamamlandı. Skibbe inanılmaz hatalar yapıyor. Fakat benim asıl üzerinde durmak istedğim Skibbe'nin ruh halinin takım üzerindeki etkileri ve futbolcuların bu ruh haline çanak tutması. Bordo'da 3'lü defans oynarken methiyeler düzdünüz. Şimdi mi 3'lü defans sorun oldu. Sorun 3'lü defans ya da Arda'nın, Baros'un, Balta'nın kenarda oturması değil. Balta'nın dinlendirilmesi uğruna 3'lü çıkalım durumu da söz konusu değil. Örneklerini bolca yaşadık bu 3'lü defans veryasyonlarının Skibbe ile. Teknik Direktör Arda'yı, Baros'u, bazen Lincoln'ü, onu, bunu yanında oturtur. Skibbe'de çok büyük bir yanlış yapmamıştır bu konuda. Ama sorun Galatasaray'ın bu maça enseye tokat g...parmak şeklinde hazırlanması. Bu bariz bir şekilde sahaya yansıdı. Sonra maç kadrosu açıklandı. Arda, Baros, Balta kenarda. Sahadaki 11'in üzerine iyice rehavet çöktü. Skibbe bu maçı çok rahat kazanacağımızı düşünüyor, e biz de öyle. Topal da maçın başında çaktı mı? Ve bu dakikadan sonra özellikle Kayseri maçının ikinci yarısında da yaşadığımız "aktif dinlenme" sendromu başladı. Sorun tamamen otorite sorunudur. Bu kadar net. Kocaeli maçına GS 2 idman yaparak çıkmıştır. Bitse de gitsek tadında. Skibbe "cumartesi günü, ya da maç günü ya da devre arasında ipleri eline alamamıştır" Dün sahada isyan eden bir Ayhan olsa bu maç böyle bitmezdi. Ha sahadaki 11'e diyeceğim "ağır gelen çıkarsın". Yata yata karpuz büyüyor ama maç kazanılmıyor. Şimdi oynayın Bordo maçını.

22 Şubat 2009 Pazar

20 Şubat 2009 Cuma

Pixi (Dragan Stojkovic)

Ne hikmetse seni Crvena Zvezda forması ile hatırlarım. Nasıl hatırlarım, nereden hatırlarım bilemiyorum. TRT'de kaç maçın verildi acaba o zamanlar? Sen o sene Marsilya'ya transfer olup o efsane kupayı kaldıramamıştın. Prosinecki "ey Baggio sen gidersen Del Piero var" tadında ortalığı kırıp geçirmişti o sene. Marsilya'da tutunamamıştın. Zaten bir Crvena Zvezda bir de Yugoslav milli takımının haricinde ne yaptın ki? Sen, Pancev, Prosinecki...Belki çöplüğünüzde öttünüz sadece. Ama ben bir Bayern-Crvena Zvezda yarı final ilk maçı hatırlarım bir de Prosinecki resitali...Yetenek delisi Pixi. Gol makinesi Pancev. Tutunamayanlar. Hem Prosinecki'nin hem de Pixi'nin stili Hagi'den daha yumuşaktır, göze de daha hoş gelir. Gelir gelmesine de Hagi heryerde çok büyük oyuncudur. Pixi ve Prosinecki sadece kendi çöplüğünde.
Beograd'daki maçta maç sonu yere yığılan ince uzun bacaklı adam Effenberg'dir. Onu yerden kaldıran ise Augenthaler. Jupp Heynkes'in kadrosu şu şekildedir. Aumann-Schwabl-Bender-Grahammer-Augenthaler-Effenberg-Strunz-Reuter-Wohlfart-Thon-Laudrup... Ljupko Petrovic'in takımı ise Stojanovic-Radinovic-Marovic-Sabanadzovic-Beledodic-Jugovic-Prosinecki-Mihajlovic-Pancev-Savicevic-Binic....İnatçı Almanlar 1-0'dan 1-2 yapmıştır. Önce Augenthaler'in frikiğinde Stojanovic yumurtlamış ardından boy fakiri Aumann havadan gelen topu yumruklayamamış, içeri almıştır. Dramatik bir geceydi...

Ters Açı (Yarı Final Maçları)


Fortis Türkiye Kupası yarı final maçları arasındaki 49 gün arayla ilgili maç trafiğinin organizasyonu başlığıyla bir yazı yazmıştık. Tekrar detaylara girmeden ters açıdan konuya bakmaya çalışalım. Tabi bizim ülkemizin şartlarını da değerlendirerek. Tut ki TFF beni dinledi. Ve aynen şunu dedi."Yahu 2 maç arasında 49 gün mü olur. Biz bunu takımlarımızın Avrupa Kupası maçlarında sonuna kadar gideceğini varsayarark ayarlıyoruz. Aynı zamanda İspanya maçları bu tarihlerin belirlenmesinde etkili. Ama yarı finale kalan hiçbir takımımız Avrupa'da yoluna devam etmiyor. Bu 49 günlük fark da bizi rahatsız ediyor. Biz maçları 4-18 Marta aldık" 20-22 Mart haftası FB-Bursa, Sivas-Beşiktaş maçları var. Varsayalım ki Sami Yen'de Fenerbahçe maçı var. Hadi buyur. Bir kere 4 takımı ikna etmeden hiçbir şey değiştiremezsin. Hadi 2 maç arası 49 gün olmaz dedin ve bunu "sezon başında böyle böyle böyle olursa değiştirilebilir demeden" başına buyruk olarak değiştirdin...Bu sefer Galatasaray ve Trabzon "bir saniye arkadaş sen kimin federasyonusun?" diyecek. Şunu da hatırlatmak gerekir ki sezon başı maç trafiği belirlenirken kulüplerde masaya oturuyor. O zaman bu işin çözümü şudur. 2008-2009 sezonu sona erip 2009-2010 planlaması yapılırken TFF masada şunu diyecek. "Değerli kulüp temsilcileri...Bu aradaki 49 günlük farkla ilgili şöyle bir önerimiz var. Eğer ki yarı finale kalan kulüpler Avrupa'da yollarına devam etmiyorsa milli maç trafiği de uygunsa iki hafta sonra rövanş maçı oynanır. Tarih değişikliğine gidilir. Bu takımların devamlılığı için daha sağlıklıdır. Eğer yok devam eden varsa bu senenin tarihi olan 22 Nisan'da rövanş oynanır."Eğer TFF sezon başı bunu masada söylemezse bu ülkede töhmet altında kalır. Aradaki 49 günlük farkı Fener'in Sivas'ta karda buzda oynamamasına bağlayan bir zihniyetten söz ediyoruz. Ortalık karışır, siz ne diyorsunuz.

19 Şubat 2009 Perşembe

CM ama Düşündüğünüz Değil

Yerim Kopa Mundial teleffuzunu. Topçuların arasındaki adı "Kupa Mendıl"dı yukarıdakilerin. Daha rahatını hiç giymedim. Acaba daha iyisi var mıdır diye hiç düşünmedim. Bir diğer Adidas efsanesi de budur benim için. Toprak sahaya sürecek kadar sadist, her maçtan sonra şıkır şıkır temizleyerek okul ayakkabılarımdan daha temiz hale getirecek kadar hastasıydım. Toprak sahada 12 dişi çabuk giderdi ama çok rahattı. Nike ne kadar basketbol kokarsa bizim nesile Adidas da o kadar futbol kokar. Formalarda Adidas yazmasından ziyade yukarıdaki mavi zemine oturmuş amblemdir bizi geçmişe götüren. Çok yakışıklı krampondun be. Hala öylesin.

Stan Smith

Efsane...Ayağımızda Stan Smith'lerle sabahtan akşama kadar top teperken Stan Smith'e dönüp kusura bakma abicim diyemedik. Sorsalar büyük bir futbolcudur herhalde derdik. Tenis ve futbol hiç birbirlerinden bu kadar bi haber bir o kadar da beraber olmamıştı herhalde o günlerde.

Trabzonspor Tv Geç Kalmıştır


İlk önce FB TV, daha sonra BJK TV daha sonra da GS TV yayın hayatına başladı. Fenerbahçe şu an yöneticilerin de desteği ile kendi canlı yayın aracına sahip tek kulüp TV'si. Uydu, kablolu, D Smart ve digitürkten yayın hayatını süredürmekte. Aynı zamanda 3 kanal arasında erişimi en geniş olanı. 70'e yakın çalışanı var. GS TV ve BJK TV bu işi Doğan Tv'nin bünyesinde götürdükleri için 10 çalışanla idare etmekteler. GS TV ve BJK TV'nin reklam satışı da Doğan Grubu bünyesinden yapılmakta. FB TV ise bu işi kendi bünyesinde götürüyor. Ama Başkan Aziz Yıldırım'ın direktifleri ama dayatmaları ile diyerek bir değerlendirme yaparsak...FB TV'de Ocak-Şubat 2009 arası reklam giren 50'ye yakın reklamveren var. Bu sayı BJK TV ve GS TV'de 10-15 arasında değişmekte. Telekom, Ülker, Doğuş, Koç, Kiğılı, Akkök, Avea FB TV'nin reklamverenleri arasında. FB TV'nin reklam geliri BJK TV + GS TV x 10 seviyelerinde. Tabi ki bu isimler arasında Fenerbahçe ile gönül bağı olan isimler var. Fakat sahiplenme anlamında aradaki farkın bu kadar olmaması gerektiği de aşikar. Şimdi Bursaspor TV kuruluyor. Türkiye'nin 4. spor kulübü kanalı olacaklar. Önce internet üzerinden yayın yapacaklar daha sonra da uydudan devam edecekler. Sadece uydu lisansının 180.000 TL olduğunu hatırlatmak isteriz. (Kamera, ışık, KC operatörü, Ana Masa, up link desen 75.000-150.000 arası değişir. Öyle ha deyince olacak işer değil yani) Gelelim asıl konuya. Trabzonspor'un uzun zamandan beri kanal kurmak için hazırlık içerisinde olduğunu biliyorum. Show Tv Genel Müdürü Saner Ayar şu an Trabzonspor'da Başkan Yardımcısı olarak görev yapmakta. Türkiye'de bu işi en iyi bilen 10 adam varsa biri Saner Ayar'dır. Ne zaman ki Kanal D'nin karşısında Show Tv sıkıntılı bir dönem geçirse şapkadan tavşan çıkaran adam olmuştur kendisi. Bölüm başı 15.000 TL'ye "Yemekteyiz" yapar 13-14 rating toplar, Var mısın Yok musun? der 12-13 rating toplar. Kanal D'den çok daha düşük bütçelerle mucizeler yaratmaya devam eder. Trabzonspor kanalı kurma konusunda biraz geç kaldı. Saner Ayar gibi birinin varlığı dahi o işin doğru adımlar atılarak yapılacağının göstergesidir. Güzel rekabet yaşanır. Trabzonspor Tv'de inşaat firmalarının reklamlarından geçilmez artık. Emlak Tv kadar sektör için önemli bir kanal olur peşinen ifade edeyim. Trabzonspor Tv Türkiye'nin dört bir yanına dağılan taraftarı için önemlidir. Yurtdışı bağlantıları için önemlidir. İşi bu kadar iyi bilen bir yönetcinin varlığına rağmen de geç kalınmıştır.

18 Şubat 2009 Çarşamba

Maç Trafiğinin Organizasyonu (TFF)


TFF Fortis Türkiye Kupası yarı final kuralarını bugün çekti. Fenerbahçe Sivas'la, Beşiktaş Ankaraspor'la eşleşti. İlk maçlar 4 Mart tarihinde, 2. maçlar ise 22 Nisan tarihinde oynanacak. İlk dikkatimi çeken maçlar arasında 49 gün fark olmasıydı. 49 günde lifi atan iyileşir, form düşüklüğü yaşayan takım raya girer. Normal şartlarda arada sadece 28 Mart ve 1 Nisan tarihlerindeki İspanya maçları görünüyor. Çok da dert değil yani. İşi kaynağından öğrenmek için TFF'yi aradım. TFF'de bu işlerle Maç Planlama ve Organizasyon Bölümü ilgileniyor. Departman yetkilisi ile görüştüm. Bana verilen bilgi şudur. "Biz maç planlamasını sezon başı yapıyoruz. Tüm milli maçlar, milli takımların hazırlık maçları ve takımlarımızın Avrupa Kupası maç tarihlerini dikkate alıyoruz. Takımlarımız Avrupa'da finale kadar gidebilir diye planlama yapıyoruz." Bu açıdan bakıldığında TFF sonuna kadar haklı. Ama bir de şu açıdan bakmak gerek. İspanya maçlarının tarihleri belli. Yarı finale kalan 4 takımdan hiçbiri Avrupa'da devam etmiyor. Sadece Galatasaray devam. Burada bir maç tarihi değişikliği yapılamaz mı? Hiç fikstüre bakıp da acaba 4-18 Mart oynasalar haftasonu hangi maçlara denk geliyor diye bakmıyorum. Fakat 22 Nisan şampiyonluğun daha da civcivli olduğu bir zamana denk gelecek. Hepsinden öte 49 gün sonra yapılacak rövanş maçından nasıl bir konsantrasyon çıkar? Aaaa bizim rövanş maçı vardı gibi bir durum. Bu zaman diliminde hangi hesaplar değişir? Fener Sivas'ta karsız buzsuz zeminde maça çıkar mı? Çıkar. TFF planlamasını yılbaşında yapar yapmasına da küçük revizyonlar bazen faydalı olabilir.

17 Şubat 2009 Salı

En Güzel Tribün Tezahüratı


Yıllarca bu anı beklemişim. Recep İvedik olsam TV başında organizma oldum falan diye yazacağım burada..Öhö öhö...Daha öncede yazmıştım. İngiltere'de sokak futbolu mahallenin çimeni yemyeşil parklarında oynanıyor. Paris'in Eyfel Kulesi'nin dibindeki betonda oynayan gariplere üzülürsün. O çimlerde çift kalesi var, antremanı var vs vs. Ben gazozuna maçta dahi kendini yere atan bir adam görmedim. EPL'ye gelmeye hiç gerek yok. EPL'de Britanya dışından çok adam var. Sokakta dahi kendini yere atan adama karşı bir dışlama var. Bu kısa girizgahtan sonra konuyu "Gökhan Gökhan atan alır spor"a getireyim diyorum. Gökhan'a da kızamıyorum. Çünkü yanlış hatırlamıyorsam reklamda kale demir barlardan. Zamanında kurulmuş denize doğru. Fazla forvet yetişmiyordu herhalde o mahallede. Bu sebeple "ey Gökhan hadi o veletlerin kafa çalışmıyor sen neden kaleyi denize doğru kurduruyorsun" diyemiyorum. E malum Karadeniz. Dağlar da denize paralel. Çocukların yeri yurdu yoktur ki başka oynayacak. Bu sebeple Gökhan Ünal haklıdır bu konuda. Neye sardık yarabbim. Gelelim "en güzel tribün tezahüratı"na. 15 Şubat akşamı İnönü'de Gökhan Ünal'ın 1-0 öndeyken yerden kalkması biraz gecikince Beşiktaş tribünleri "ayağa kalkın erkek gibi oynayın" diye bir bağırdı. Gökhan o tezahürattan sonra bir daha yerde yattı mı orasını hatırlamıyorum ama bütün TSL futbolcularına daha anlamlı bir mesaj verilemezdi herhalde. Cem Yılmaz'ın dediği gibi ben buraya bırakayım üzerine alan alsın kıvamında bir özlü söz. Beşiktaş tribünleri İnönü'de Fener karşısında 1-0 önde olsa ve Fener de dalga dalga gelse. İbo da malum hareketlerine başlasa. İnönü "ayağa kalkın erkek gibi oynayın" diye bağırır mı? Youla'nın düşürülmesine "pozisyon penaltı Allah belanı versin" diye bağıranlar Deli İbrahim'e de "ayağa kalkın erkek gibi oynayın" diye bağırır bence. Hakemin işini kolaylaştıran, delikanlılığa dokunan, delikanlılığa bok sürdürmek istemeyenlerin alenen duyduğu, ve hepsinden öte benim duyduğum....Son zamanlarda TSL seyrederken hiç bu kadar mutlu olmamıştım. Ağzınıza sağlık.

16 Şubat 2009 Pazartesi

Sivasspor'un Medya Gücü


Bursa'daki Olay Gazetesi'nin satır aralarında geçen küçücük bir haber bu. "Sivas basını nerede! İki sezondur ligin zirvesinde dolaşan Sivasspor’un Bursa deplasmanına sadece bir-iki medya mensubunun gelmesi şaşkınlık yarattı". Sivas'ta öyle yada böyle 3 TV kanalı var. Sipas Tv, SRT ve Sivas Tv. Gazeteleri hiç saymıyorum. Yerel Medya'nın ekonomik olarak durumu ortada. Ama 2-3 kişilik bir medya ordusunun Sivas'ı takip etmesi sadece ekonomik sıkıntılarla açıklanacak bir şey değil. Bir takım var ki şehrinin, medyasının, ekonomisinin, otelinin, tesislerinin hepsinin önünde koşuyor. Şehir merkezi ayak uyduramıyor Sivasspor'a. Bir takım düşünün ki şampiyonluğa koşuyor. Fakat yerel medyadan sadece 2-3 basın mensubu Sivasspor'u takip etmek için Bursa'ya geliyor. Bursaspor Sivas'ın yerinde olsa acaba Bursa yerel medyasından kaç gazeteci deplasmanlara giderdi? Ya da şu an kaç basın mensubu Bursa'dan deplasmanlara gidiyor? Sn. Suat Paçacı'ya sormak gerek. Hepsini geçtim de Sivas Cumhuriyet Üniversitesi'nde İletişim Fakültesi ve Beden Eğitimi Spor Meslek Yüksek Okulu olduğunu biliyor musunuz? Oradan Sivasspor muhabiri de çıkar, köşeyazarı da çıkar. Wenger'e ayar veren Bülent Hocamız bu işe de el atsın. "Neden Fotomaç bize hergün tam sayfa ayırmıyor" ya da "neden Fanatik bize hergün tam sayfa ayırmıyor" diyerek kamuoyu oluşturan sizler değil miydiniz? O gün Sivas'a inen gazeteler aynı şekilde açılmadan geri gitmedi mi? El elin eşeğini türkü söyleyerek çağırırmış...Bunu derim başka bir şey demem.

14 Şubat 2009 Cumartesi

Bana Barko Deme

Şu aleti gördüğüm zaman aklıma Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş yönetimleri geliyor. Ve şunu da bilelim ki aslında bu alet işin görünen yüzü. TFF'ye bir de kulüplerimiz tarafından gönderilen VCD'ler DVD'ler var haftabaşında hazırlanıp gönderilen. Konulu film gibi. Bak şu takıma böyle yapılmıştı, bak bunlar bunlar bize yapıldı, eee artık akıllı olun tarzında konulu filmler. Yoksa sadece barkodan barkoya Yeşilçam'ın film hazırladığını zannetmeyin. Yasaklı filmler gibi. Evet hakemlerimiz takımlarımızın, milli takımımızın ve Türk Futbolunun gersindedir. Fakat gözden kaçırılmaması gereken bir konu var. Özellikle son 2 sezondur biraz çalınmaya başlanan cesaretli düdükler 3 büyüklerin dışındaki takımları yukarıya taşımaya yardımcı olmaya başladı. Etkenlerden sadece biridir diyorum. Üç büyükler yıllardır Türk futbolunun lokomotifliğini yaparken hep güç dengesinin ne kadar fazla olduğundan bahsettik. Barkoda bile hala ofsayt, çizgiyi geçti mi geçmedi mi, sarı kart, kırmızı kart vs. tartışıyoruz. Ya yıllarca küçük takımları yiyen taktir hakkı denen örtülü ödenek tarzı hesap sorulamayan uygulamalar. Neyse...Yıllarca bu ligi sömürenlerin koltuk altlarına koydukları barkoyla bağırıp çağırmalarına diyeceğim şudur. Alışacaksın. İnşallah da alıştıracaklar. Son 20 yıla sayın diyorum. Tabi kurulu düzenin biraz değişmesi bile zor oluyor. Ne yapacaksınız alışacaksınız...Artık maçlar daha bir 0-0 başlıyor sanki. Takımlarımızın da, milli takımımızın da gersiinde olsa da.

12 Şubat 2009 Perşembe

Milli Marş Komedisi


Milli marşımızı hep bir ağızdan söylemeyi beceremediğimiz için başlatılan bir uygulamaydı hoparlörden sesi vermek. Malum Türk insanının müzik kulağı inanılmazdır. Her Türk müzisyen doğar. Her TSL maçından önce milli marşımızı "birlik ve beraberliğimizi arttırmak için" okuyup hemen arkasından slogan atıyoruz ya. Biz her maçta İstiklal marşımızı okuduğumuz için pek de bir farkı olmuyor milli maçların. Sadece bando geliyor ek olarak. Dün 50.000 kişi bandoyu duydu mu duymadı mı hiç belli değil. Tribünler marşı bitirdikten 15-20 saniye sonra bando marşı bitirdi ambianstan dolayı. İşte bu bana ister istemez TSL maçlarından önce okunan milli marşları bir kez daha hatırlattı. Hangi ülkede lig maçlarından önce milli marş okunuyor bilemiyorum. Bilen varsa ve paylaşırsa sevinirim. Ve bilemediğim biz lig maçlarından önce neden milli marş okuyoruz. Birliğimiz mi artıyor, beraberliğimiz mi pekişiyor, iki takım taraftarları birbirlerine daha saygılı mı davranıyor? Neden? Lig TV tribünlerin üzerine sanal Türk Bayrağı uygulaması yapsın diye mi?

Selocanlar'ın Kahve Kültürü

Ülke olarak çok seviyoruz çocukları. Dünyada bizim kadar çocukları reklam malzemesi yapıp bundan nemalanan başka bir ülke var mıdır acaba? Martin Lindstrom işin buralara geldiğini bilse bilmem kaçıncı baskısını yaptığı kitabı bir kez daha gözden geçirirdi herhalde. İş oralara kadar geldi. Önce hızlı trenin yanında makinistin yanına soktunuz. Sonra numaraları taşıttınız. Şimdi de nar yapıyor, nar yağıyor diyerek çocukları kahveye soktunuz. Allah aşkına bu film çocuklar kahveye girmeden yapılamaz mıydı? Bir de kahveye sevimli sevimli amcalar koyulmuş ki bu amcalar "gel selocan okeye 4. lazım" hayatta demezler. Ya da bugün Selocan ilk 6'lı ganyanını oynuyor demez bu tipler. Zararsızlar. Ama Selocanların kahvede olmasında hiçbir sorun yok. Selocanlar her yerde. Selocanları sen heryere soktun. Sen selocanla abonene abone katarken Selocan kahveye de girer, internet kafeye de girer, spor salonunda numara taşıyarak kas da yapar.

Neyse...

Ekşide ribbons sağolsun bizim yerimize Linnea Smith'in açıklamalarına yer vermiş. Kendisine böyle bir konuya değindiği için teşekkür ederek alıntılıyoruz. Diyebilirsiniz ki "ne alakası var kardeşim Selocanların cinsel obje ile"...Okan Bayülgen'li hazır kart reklamlarını hatırlayın Turkcell'in. 15'lik kızı Okan Bayülgen'e bırakıyordu aile...O kızın tavır ve hareketleri için "hayır böyle bir kız yok" diyen dernek yok. Adam Yapı Kredi reklamlarında bir kese attı bütün tellaklar ayağa kalktı böyle bir tellak yok diye. Linnea Smith'in açıklamaları aşağıdadır efendim.

“Reklamlarda:
•kız çocuklarının cinsel mesajlı pozlar vererek erişkin gibi göründüğü,
•çocukların makyajla ya da giysilerle erişkin gibi görünmesi sağlanarak izleyicilerin cinsel dürtülerini uyandırmaya yönelik,
•erişkin yaştaki kişilerin çocuk gibi giyinerek cinsel içerikli mesajlar verdiği,
•yaşı her ne olursa olsun, çocuk gibi görünen herhangi bir modelin cinselliğini öne çıkartan biçimde kendini sergilediği,
•yaşı her ne olursa olsun, bir modelin çocuksu ifadelerle istismar edilebilir ve çaresiz yüz ifadeleri takınarak cinsel bağlamda görüntülendiği,
•cinsel içerikli ya da çıplak pozlar veren bir erişkin ile bir çocuğun birlikte göründüğüher türlü çalışma, çocuk istismarı kapsamına girer.

Reklamlardaki çocuk istismarının toplumsal sonuçları arasında ise

•çocukların uygunsuz ve cinsel içerikli bağlamlarda sergilenmesinin yaygınlaşması
•kamuoyunun kabul edilebilirlik standartlarının değiştirilmesi
•pedofililerin çocukların seks istediği argümanının güçlendirilmesi
•çocukların rızaları dışında sömürülmeleri ve insanlık dışı muamelelere maruz kalmaları
•çocukların cinsel nesneler olarak kutsanması
•çocukların zihinlerinde, erişkinlerin kendilerinin cinsel nesne olduklarını kabul ettikleri imajının uyanması
•bütün çocukların sevilebilir olmaları için reklamlardaki gibi görünmelerini gerektiğini düşünmeye başlamaları sayılabilir.

9 Şubat 2009 Pazartesi

Sizce?


2 yarı final ve 1 final maçı. 20 kusür yıllık kupa özlemi. Bütün senenin özeti bu olur Fener için. Antep maçından sonra bunu demiştik. Belediye maçından sonra da diyoruz. Daha kötüsü Fener ŞL'nin dışında kalacaktır. Bütçe kaybı, hedef kaybı, itibar kaybı. Daha kötüsü Aragones'in arkasında ne Aziz Yıldırım durabilir ne de daha büyük bir depremde yeni yönetim. Dün akşam GS-Kayseri maçından daha bomba hakem hataları vardı. Ama Cüneyt Çakır maçın sonucuna etki etmiş midir diye sorsalar %95 hayır der. Ya da evet sonuca etki etmiştir ama Belediye 2 değil 3 atardı yönünde görüş bildirir. Belediye 3. golünü olmayan penaltıdan ya da ofsayttan atsa da sizce maçın kaderini etkilemiş midir Çakır? Kesinlikle hayır. Herkes Alex'in dayanılmaz ağırlığını konuşuyor. Alex yüzünden Semih ve Güiza'nın beraber oynayamadıkları hedede hödedesi...Sadece orta sahayı ele alalım. Çünkü Aragones'in istediği pas trafiğinin merkezi orası. Emre banko. Yanında Selçuk. Herkes Alex derken ben size Deivid diyeceğim. Bu adamın top rakipteyken Fenerbahçe'ye katkısı Alex'in katkısından daha az. Kazım'ın daha da az. Vederson'un Alex'ten az fazla. Ya da Uğur'un durumu. Göbekteki 2 adam feriştahı olsa ne olur olmasa ne olur? Trabzon, Belediye (her iki maçta), Galatasaray, Beşiktaş , Antep, Kayseri (10 kişilik Galatasaray'a pozisyon bulamayan Kayseri)Sivas, Hacettepe, Ankara...Daha sayayım mı? Bu maçların hangisinde orta sahayı tuttun ki oyunu karşıyakada oynamak için bir avantajın olsun. Hiçbirinde. İş yine hakeme gelecek ama Beşiktaş'ın Kadıköy'deki yalandan kırmızısı olmasa neler olurdu acaba? Güiza'nın Beşiktaş'a attığı gol tipolojisini arttırarak şampiyon olamazsın. Bursa'ya attığı gollerin tipolojisini arttırarak şampiyon olursun. E o zaman ne yapacaksın? Allah'a şükür 34 puan yaptım diyeceksin. Şükredeksin. Man United, Real, Milan, Bayern hepsinin kayıp yılları olur. Olmadı mı? Ama önümüzdeki sene bu takımda banko oynayacak 5-6 farklı adam ne kadar o adamlardır orası tartışılır. Rotasyon değil de banko oynayacak transferler arttıkça risk de doğal olarak artar. Fener yönetiminin yapması gereken önümüzdeki 2 senenin kayıp geçmemesi için önlemler almaktır. Yoksa bu senenin kaybı çok da kayıp değildir bana göre...

7 Şubat 2009 Cumartesi

Kontenjan


Vahid Halilhodzic, Zdenek Zeman, Aragones...Bu gülmeyen örnekleri çoğaltabiliriz. Fildişi Sahilleri gibi bir takımın dizginlerini elinde bulunduran Vahid Halilhodzic'in böyle bir takımın başında olması tipik disiplin eksikliği yaşayan Afrika takımlarının başına eli sopalı hoca konulması gibi. Halilhodzic'in açıkladığı kadro aynen Fildişi Sahilleri Futbol Federasyonu sitesinden arak aşağıdadır.


Kaleciler 1 BARRY Boubacar (Lokeren-Belgique) 2 ZOGBO Aristide (FC Shorta-Egypte)

Defans 3 DEMEL Guy Roland (Hambourg-Allemagne) 4 EBOUE Emmanuel (Arsenal-Angleterre) 5 GOHOURI Steve (Burusia Möchengladbach-Allemagne) 6 BAMBA Souleman (Hibernians-Ecosse) 7 MEÏTE Abdoulaye (West Bromwich Albion-Angleterre) 8 TOURE Kolo (Arsenal-Angleterre) 9 TIENE Siaka (Valenciennes-France) 10 BOKA Etienne Arthur (Stuttgart-Allemagne)

Orta Saha 11 ZOKORA Didier (Tottenham-Angleterre) 12 TOURE Yaya (FC Barcelone-Espagne) 13 N'DRI Koffi Romaric (FC Seville-Espagne) 14 GOSSO Gosso Jean-Jacques (AS Monaco-France) 15 KONE Kouamatien Emmanuel (FC Cluj-Roumanie) 16 FAE Emerse (OGC Nice-France)

Hücum 17 YAO Kouassi Gervais (Le Mans UC 72-France) 18 KEITA Abdul Kader (Olympique Lyonnais-France) 19 DROGBA Didier (Chelsea-Angleterre) 20 SANOGO Boubacar (Werder Bremen-Allemagne) 21 CISSE Sékou (Roda JC-Pays-Bas) 22 KONE Bakari (Olympique Marseille-France)


Dindane ve Kolou sakat mıdır bilemiyorum. Ufuk'un milli olmasını anlıyorum. Servet'i daha iyi anlıyorum. Yavaş yavaş forma şansı bulan İbrahim Kaş'ı da anlıyorum. Hepsini anlıyorum da Emre'yi anlayamıyorum. Abilik mi yapacak, kaptanlık mı yapacak, takıma katkı mı sağlayacak, ne yapacak bilemiyorum? İki İspanya maçından alınacak 4 puanın ala ötesi olacağı bir durum söz konusu. İspanya maçı kadrolarını görmeden Terim'i yargılamak istemiyorum. Ama...Tüğm oyuncular için kendimi Terim'in yerine koyuyorum ve bir cevap veriyorum. Makul cevaplar da verebiliyorum. Fakat Emre konusunda tıkanıp kalıyorum. Kaptan olduğu için mi, yüksek performansından dolayı mı, tecrübesi mi, orta sahada formda oyuncu eksikliğinden mi? Bu "mi"ler beni sonuca götürmüyor.

6 Şubat 2009 Cuma

Siz Dediğinize İnanıyorsanız Sorun Yok


"Ülkemizdeki her spor gazetesinde transfer haberleri ile ilgili olarak farklı farklı değerlendirmeler yapılıyor. Biz de Fotomaç olarak kendi yayın politikamız doğrusunda, okurlarımıza olan saygıyı ve ilkeli habercilik anlayışımızı ön plana çıkararak asparagas transfer haberleri ile ilgili olarak kendi teyit ettirme mekanizmamazı devreye sokuyoruz. Ama ülkemizde eskiden beri haber atlama korkusu nedeniyle de bazen haberler teyit ettirilemden bile verilmek zorunda kalıyor. Çünkü gece baskının döndüğü geç bir saatte gelen bir haberi teyit ettirmek için yeterli zamana sahip olmuyorsunuz. Okura bir şekilde bu haberi sunmak zorundasınız" Bunu diyen kim? Fotomaç Genel Yayın Yönetmeni Zeki Uzundurukan. Haberi teyit ettiremediğinizden dolayı bir sıkıntı yaşamıyorsunuz ki siz. Yaşıyor musunuz? Adam ertesi gün gidiyor ve yine aynı gazeteyi satınalıyor. Ama "şu teyit ettirme mekanizmasını" bir görmek istiyorum Zeki Bey. Beni de tanıştırırsanız çok memnun olacağım. Gece hangi saatten sonra bu mekanizma devre dışı kalıyor soralım ki ona göre gazeteyi değerlendirelim. La havleeeee.

Bir Çocuğun Hayatı


O kadar çok futbolu seviyor ki...Daha 8 yaşında. Bu sevgisine ailesi kayıtsız kalamadı tabi. Yaz boyu Belediye'nin futbol okuluna gitti. Daha sonra dediler ki "yahu sen bu çocuğu neden Galatasaray'ın Büyükçekmece'deki futbol okuluna yazdırmıyorsun?" Baba da neden olmasın dedi? Büyükçekmece Galatasay Futbol Okulu'na yazın gitti geldi. Okullar başlayınca da cumartesi pazar öğlenden sonraları onun için büyük bir heyecana dönüştü. Kendisinden 2-3 yaş büyüklerle oynadı. Zaman ilerledi. Mesut Hoca bir gün babasını aradı. "Abi ben sizin çocuğu Florya'ya yazdırıyorum. Galatasaray'ın değişik semtlerindeki futbol okullarından sivrilen gençlerin isimlerini veriyoruz. Orada bir maç yapılıyor ve altyapı hocaları seyrediyor. Ben sizin çocuğun Galatasaray altyapısında kesinlikle yer alacağını düşünüyorum ve ismini yazdırıyorum. Sizce de uygun mudur?" Ufaklık havalarda tabi. Orta sahanın sağında oyunuyor. Ve o maç dün Florya'da yapıldı. Atalay beğenildi ve artık Galatasaray kanunları kendisi için başlıyor. Hafta içi ve haftasonu Florya'nın yolunu tutacak. Galatasaraylı olması güzel, altyapının Galatasaray olması daha da güzel. Hızlı, çabuk düşünüyor, fizik olarak belki değil ama oyun olarak yaşıtlarının çok ilerisinde. Büyükçekmeceden Okan çıktı, Fuat çıktı, Muhammed çıktı...Neden Atalay çıkmasın? Hepsini bir kenara koyalım da kaç tane çocuk 8 yaşında böyle bir kültür alışverişine sahip olabiliyor ki? Bir tarafta idmana çıkıyor diğer tarafta Arda'yı, Lincoln'ü seyrediyor. Belli bir disipline sahip oluyor. Hayata daha disiplinli ve daha sorumluluk sahibi olarak bakıyor. Yeni arkadaşlar ediniyor. Yeni hayaller kuruyor. Daha güzel ne olabilir ki? Ve hepsi hepsi 7-8 ay önce başladı. İlk biz yazalım Atalay'ı. 10 sene sonrasının neler getireceği hiç belli olmaz. Yolun açık olsun Atalay. Halı sahada 5-6 yaşındaki çocuk ayak içi yapmasa da oluyormuş yani. Bizdeki de akıl.

5 Şubat 2009 Perşembe

Tic Tac

ITV'de Everton-Liverpool maçının göbeğinde reklamı yayınlanan şeker yukarıda. Reklamın içindeki kareler uzaktan Durex'i hatırlatıyor da o yüzden koyalım dedik. Ne olduğu belli olsun.

Takviyesiz Tek FC. LFC.

Daha maç bittiği gibi Andy Hunter Benitez'e ayarı veren yazıyı patlatmış. Çok net bir yazı aslında. "Daha dün Keane'e yol verdin. Hemen arkasından da bir basın toplantısı yaptın. Bu toplantıda yeterince hücum opsiyonuna sahibim dedin. Ama özellikle Gerard çıktıktan sonra daha da net görüldü ki hücum alternatifi falan ortada yok. Takım pozisyon dahi üretemiyor" Babel'in 26 maçta 3 Benayoun'un 25 maçta 2 (Tabi her maç Beşiktaş maçı gibi olmuyor) ve El Zhar'ın 12 maçta 0 golü var. Bunlar çok da önemli istatistikler değil. Ama asıl önemlisi atılan 40 golün 23'ünün Torres ve Gerard'ın katkılarıyla gelmesi. Bir zamanlar Alex'in ayağına top değmeden Fener'in gol atamaması gibi bir durum. Ara transferde EPL'de kadrosuna Liverpool'dan başka takviye yapmayan başka takım yok. Benim anlayamadığım ise şu. Keane'e ihtiyacım var dedin aldın. İhtiyacım yok dedin gönderdin. Bu kadar 2 adamın eline bakan bir takıma devre arası hiç mi takviye düşünmedin? Ya da neden düşünmedin? Herşeyi anlamaya çalışıyorum ama burasını anlayamıyorum.

Dün Akşam

Ertem Şener dün akşam Futbol Smart'ta Serie A'yı anlatıyordu. Son Torino maçında Mourinho'dan çok Quaresma'nın taraftardan aldığı tepkileri dile getirdi. Zaten Mourinho da Quaresma'yı ŞL kadrosuna almadı deyiverdi. Adamın Chelsea'ye yaptığı transfer ile ilgili tek bir kelam yok. Dirk Kuyt'un babasının tuttuğu balıklardan daha önemli herhalde Quaresma'nın Chelsea'ye yaptığı transfer.

4 Şubat 2009 Çarşamba

Omurganın Rotasyonu 2


Biz rotasyonun omurgası diye bir yazı yazmıştık. Sonra Chelsea maçı geldi ve LFC 2-0 kazandı. Yenilen 3 puandan fazlasını kaybedecekti. Hele LFC kaybetseydi 4 haftada 9 puan kayıp yapardı ki sonra Alex Ferguson kovala. Reina-Aurelio-JC-Skrtel-Arbeloa-Riera-Alonso-Mascherano-Kuyt-Gerard-Torres Rafa'nın Chelsea 11'i idi. 80'den sonra Torres'i sürekli yanına çağıran Benitez bu sefer sahada tuttu. 90'da Torres'i oyundan alması Torres'i alkışlatmak için miydi yoksa "ben yine bildiğimi yaparım" mesajı mıydı bilemiyorum. Şu kadronun omurgasını Benitez herkesten daha iyi biliyor bilmesine de rotasyon uğruna haddinden fazla risk alıyor. Adama daha dur United olmadın sen derler. Bugün FA Cup maçı oynayacak Liverpool. Benitez'in kadro tercihini bekliyoruz. Keane'nin gidişi bana göre "varlığı sürekli iltihap yaratacak yaranın temizlenmesidir". Otursa dert, oynasa dert. "Hata yaptım, zararın neresinden dönülürse kardır" demiştir Benitez. Benitez Keane'nin gidişinin hücum opsiyonlarında herhangi bir sıkıntı yaratmayacağını söylemiş. Kanat organisayonları dahil kullanabileceği ne kadar oyuncu varsa sıralamış. Ne Ngog'u kalmış, ne El Zahar'ı ne de Nemeth'i. Ben bu adamı hep anlamaya çalıştım. Asmadan hep çözümleme yoluna gittim. Torres'in LFC için alternatifi olmayan yegane adam olduğu ortada. Kuyt-Riera-Benayoun üçlüsünü bilemiyorum. O da biliyor Torres'siz bu işin gitmeyeceğini? Alternatif yaratamayacağını? Bu sebeple yatıyor kalkıyor 1,5-2 ayda bir 15 günlüğüne tatile çıkan Torres'e bir şey olmasın diye dua ediyor. Berbatov Alex için neyse Torres Benitez için Berbatov X 2'dir. Benitez hem bunu biliyor hem de Torres'in tatil zamanlarının yaklaştığını. 2 kere çıkardı cezayı kestiler. Torres'i kaybedersen dön Tottenham'a bak. Keane sana hücum opsiyonu kaybettiriyor mu kaybettirmiyor mu? Elindeki adamları sıralamak doğru da?