27 Kasım 2008 Perşembe

O günden bugüne

Normalde Beşiktaş ligde Fener galibiyeti görmek için bu kadar beklemez. Epey zaman geçmiş üzerinden. Kadıköy Panteri Pancu 17.04.2005'te idi. Koray Avcı'nın avladığı Rüştü bugün Beşiktaş kalesinde. Fener'in forveti Nobre de Beşiktaş'ın ileri ucunda. O günden kalan tek adam Toraman Beşiktaş'ta. Her iki takımında birbirini içeride dışarıda rahat paketlediği için absürd ötesi maçlar olabiliyor bu maçlar. Tuncay'ın fantastik asistler yaptığı, Rico Paşa'nın altıpastan yerde yatan Volkan'ın göbeğine plaselediği, Kezman'ın gol attığı, Anelka'nın "dur ben bi oynayayım bugün"dediği anormal durumlar olabiliyor bu maçlarda. Tek sürpriz Fener'in yenmesi olur bana bu maçta. Ulan bi "bu bu bu sebeplerden bu sene Beşiktaş Mustafa Denizli ile şampiyon olur" diye yazdık habire Beşiktaş'a çalışıyoruz. Dirençli olanın, ilk golü bulanın, orta sahayı elinde tutanın Beşiktaş olacağını düşünüyorum. İsmet Badem yorumlarına gerek yok. Yok Sivok ve Cisse ağır basar, Holosko Fener'in Nobre uğraşmalarında geriden gelen Özgür Willy olur demeyeceğim. Yanılırsak, yanıldık deriz.

Scolari & Demirel


"We need to win at home," said Scolari, although his team could yet edge through with less if the result in the Roma v Bordeaux game goes their way. "I think if my team do not have the quality to win against Cluj at home, it's better that I go home to Brazil." Bu futbolda yaşımız ne olursa olsun 50.000 versiyonunu görmüşüzdür. 4-0'dan 4-4'ler, 3-0'dan 3-3'ler. Alt küme takımlarının, dünya takımlarını ısırması. Köy takımlarının şampiyon olması. Scolari Cluj'u evimizde yenecek kapasitemiz yoksa Brezilya'ya -evime- dönerim daha iyi demiş. Yani var ya tam da Süleyman Demirel tarzı bir beyanat olmuş. Gazeteci maçtan sonra naber Scolari Cluj tıkladı dese "ben yeneceğiz demedim ki, yenecek kapasitemiz var dedim" cevabını yapıştır hiç korkmadan. Ege bir Yunan gölü değildir. Ege bir Türk gölü de değildir. Binaenaleyh, Ege bir göl de değildir. Scolari senin daha çook ekmek yemen gerek be canım. Dur sana başka bir örnek daha vereyim Baba'dan. Hem blogun anlam ve önemine uygun olsun. "Galibiyetin sahibi çoktur, mağlubiyetin sahibi yoktur. Yenilgi yetimdir"

Sarper Semiz (Olur Mu?)


Müziğe adanmış 30 sene. Ekrana kilitlendiğimiz yıllarda Timur Selçuk ve ekibi ile ülkemizi Eurovision’da temsil eden değerli müzisyen. “Sen Oldum” ile ilk albümünü çıkarıyor. Albümünde 11 şarkı var ve 8’inin söz ve müziği kendisine ait. 2 şarkı İlhan Şeşen’den bir diğeri de Timur Selçuk’tan Beyaz Güvercin. SARPER SEMİZ. Tanıyanlar kendisini Arnavutköy Eylül’den hatırlayacaktır. Albüme eli değenler Timur Selçuk, İlhan Şeşen, Ercüment Vural, Özer Taşkın, Serhan Yasdıman, Onur Mete,Bülent Özdemir, Levent Altındağ, Orçun Açabey, Erkan Bediroğlu, Serdar Ağırlı,Levent Demirbaş, Levent Dönmez gibi değerler…Hala Cuma akşamları Eylül’de gerçek müzik severlerle buluyor. Pazar günleri ise Beyoğlu Jazz Stop’da döktürüyor. Eline emeğine sağlık diyoruz. Saper Abimiz “ben hoppa cuppa müzik yaparak, müziğe ihanet edemem” demekte. Albüm Kasım sonu çıkıyor. Albümün çıkış şarkısı “Keşke” by İlhan Şeşen. Aşağıda da “Olur Mu?” şarkısının sözleri. Hatununuza aşkınızı bir kez daha ilan etmek isterseniz "Keşke" ile girin. İşinizi kolaylaştıran albüm:))

Olur mu?

Senin resmini çizdim,
Fırçam yüreğimdi,
Renklerimde sen vardın,
Manzaram anılardı,

Aşkımla bezedim
Her bir kıvrımını,
Ruhumdan boya kattım,
Seni şaheser yaptım,

26 Kasım 2008 Çarşamba

Hilton sandalyeler

Aslında hiç aklımdan çıkmıyordu ve kabus derecesinde beynimin derinliklerinden dönem dönem çağrılıyordu...O dönem bu döneme denk geldi. Eminim ki çoğunuz "evet, evet ya" demeye başladınız.Düğün salonu mu kardeşim orası? Konferans salonu mu? Saha içine yıllardır koyduğunuz o iğrenç sandalyeleri diyorum. Yeter yahu...Hesapta VIP yapıyorsunuz? Allah aşkına baktıkça çıldırasım geliyor. Swiss Otel marka konferansı sanki. Ve işin şaşırtıcı tarafı ne biliyor musunuz? O kasvetli konferans rengi bordo kaplamalar yıllarca değişmedi. Hayır yüzleri de eskimiyor kaldırıp atsınlar. Yoksa aynı renge İnegöl mobilyacısında yüzlerini mi değiştirip değiştirip duruyorlar? Düğüne spor ayakkabı ile gitmek gibi. Avrupa'da hangi salonda var böyle bir kadife çakma Osmanlı tarzı. Hay sizin zevkinize ...

Get up stand up


İkisi de efsane, ikisi de "get up, stand up, don't give up the fight" diyor ama sorun kafalarda. İkisi de uyuşmuş:))

Barselona (başka bahara)


Dün Fabregas’ın kaptanlığı ile bir post girmiştik. Bugün yaptığı bazı açıklamaları sizlerle paylaşmak isterim. Fabregas’ın kaptanlık bandını daha önce koluna takmışlığı var. Carling Cup Finali’nde 2 dakikalığına da olsa bu şerefe nail olmuş kendisi. Fabregas diyor ki “11 yaşımdan 16 yaşına kadar Barcelona genç takımının kaptanlığını yaptım. Aynı zamanda İspanya U17’nin de kaptanıydım. Bu tabi ki Arsenal’de kaptanlık benzemez ama kaptanlık benim için yeni bir şey değil.” Herhalde Barcelona ve İspanya takımlarında da “ulan takımın en iyisi sensin o yüzden bu bant en çok sana yakışır” dediler. Yoksa bu çocukta hiçbir liderlik vasfı yok. Mahalle maçlarında “topu en çok kim havaya dikerse” hesabı. Fabregas yaptığı açıklamalarla, bantın saha içi ve saha dışı ağırlığının bilicinde olduğunu hissettiriyor. Viera’nın ne kadar relax olduğunu, şakalar yaptığını, herkesle konuştuğunu anlatıyor. Maçta onunla savaşa girebileceğinizden emin olurdunuz diyor. Henry’nin dünyanın en iyisiyken Arsenal kaptanlığı yaptığından bahsediyor. Gallas’a laf söyletmiyor. Ona saygı duyuyorum ve o ne yaptıysa kulübü için yaptı diyor. Adams’a yetişemedi ama Arsenal’in son 3 kaptanı ile çalıştı. Onlarla da aldı verdi. Dün de dediğimiz gibi 5 senedir bu kulüpte bu adam. Ve dün bir bilgi yanlışı yapmışız ki oynadığı maç sayısı 250'ye yakın. Olması gereken kişi Arsenal’in kaptanıdır bana göre. Sol koluna da yakışmıştır bant. Ve Barcelona’nın Fabregas sevdası belki de başka bir bahara kalmıştır. Kaptan gemiyi terk etmez keza…

Kim Yetişirse Yakalar

Akşam patlattı bir iki bomba daha ama aklımda başlıktaki kalmış.

25 Kasım 2008 Salı

Win & Win


A.R.O.G’da hem teknik direktör, hem de iyi bir futbolcu olarak izleyeceğimiz Cem Yılmaz, Fuat Akdağ ve Rıdvan Dilmen’le haftanın “en”lerini seçecek. Fuat Akdağ ve Rıdvan Dilmen, not defterlerini açıyor, haftanın oyuncusunu, teknik direktörünü, hakemini, gollerini değerlendirirken, futbolun eğlenceli yönünü de gözler önüne seriyor. İkilinin konuğu ise ünlü komedyen Cem Yılmaz.


AROG'un içine futbolu da sıkıştıran Cem Yılmaz, Rıdvan Dilmen'le bir win & win programı yapacak. Kaybeden yok. Aralık başı vizyona girecek AROG'un tanıtımını bir güzel yapacak Cem Yılmaz. Rıdvan tercihi de gayet olumlu. NTV de Cem Yılmaz'ın ratinglerinden faydalanacak. Bir de Fener-Beşiktaş maçının olduğu gün Maraton yaparsa, milleti yararlar. Şansal Erman'ı zaten zor frenliyor ikisi bir olursa program uçar gider. Mağluba, mağlubiyeti unutturan bir profram olur. Ha bu arada insanların bu kadar gülmeye ihtiyacı olduğu bir dönemde filmin zamanlaması inanılmaz. Program yarın 20:10'da. Canlı...

Schalke 04 & Ağrı 04


Malumunuz dün gazetelerdeki Nouma vakasının Ağrı versiyonunu öğrendikten sonra Ağrı 04 isimli bir amatör küme takımımızın olduğunu öğrendik. Tabi tombalayı çekince saha karışmış birbirine girmiş millet. Ağrı'nın profesyonel ligde takımı yok. Ağrı 04 Spor'un başkanı olsam ne yapar ne eder Abdürrahim Albayrak'ı bulurum. Albayrak'tan Schalke kulübü başkanı ile bir randevu ayarlamasını isterim. Albayrak'ın arası iyidir kulüple. Kulübün durumunu, ilin durumunu anlatırım. Güzel bir mektup yazarım. Halil'i devreye sokarım. Gelin 04 kardeşliği yapalım derim. Siz de 3 kuruş formaydı, şorttu, ekipmandı, oydu buydu desteği verin derim. Bu işi bir sosyal sorumluluk projesi kapsamına sokarak değerlendirmeye çalışın derim. Baştan da ürkütmemek gerek adamları. Sahanın, soyunma odalarının fotoğraflarını çekerim. Altyapıdan bir hoca senede 1 kez gelsin bir haftalığına ne olur ki Schalke'den...Dolar taşar orası. Kulübün broşürlerine koyup şöyle destek olduk, böyle bilmem ne olduk diye anlatırlar. Halil'le Ağrı'nın santroforunu çamurda oynat bir de Adidas'ın Türkiye kampanyasında kullan. Birbirlerine çamurlu suratlarla sarılırken falan...Üffff. Nike'ye kapak. Schalke ne kaybeder? 3 kuruş...Ne kazanır, itibar. Ağrı 04 ne kazanır? Yahu hiç olmadı şehre bir heyecan gelir be...Hayal değil olur bu iş...Satarım ben bu projeyi başkana...En free'sinden.

Kaptan Fabregas


Fabregas’ın kaptan olmasına gireceğim, kusur kalırım yoksa…Takımın en yaşlısı, takımın en eskisi, 10 numara giymeden taraftarın 10 numarası. Saygı duyulanı…En’i…Ya da içinde aslan büyüten adam. Kim? Kaptan. Tanju Fener’e geldiğinde idmanda Krallllll diye bağırıp Tanju dönüp bakınca “sen değil Aykut” diyen kaptanlar. Ya da kaptanım “sen sahada ol da ben senin yerine 5 kere adama basarım” denen kaptanlar. Saha içi yönlendirme panoları gibi dinlenen kaptanlar. Ailenin reisi diyorum bazen. Yaşlı ama “Allah seni başımızdan eksik etmesin” denen reis. Varlığı, birçok yokluğu örseleyen kaptan. Çocukların maddi katkısı daha fazla olsa da göle çaldığı mayayı tutturan adam. Köşkünden giderse özellikle saha dışında arayacağın adam. Gittiğinde seni çıplak bırakan adam. Saha içi liderliğe pek fazla inanmıyorum diyerek “ille de ben” diyen Wenger’in benden daha zeki olduğuna dair şüphem yok. “İlle de ben” mi demek istedi yoksa Fabregas’a ortam hazırlayarak daha en baştan omuzlarındaki yükü mü azalttı? Eğer sorun yaşsa Tony Adams 14 sene kaptanlık yaptı bu takımda. 21 yaşında bantı koluna taktı. P.Vieria 26 yaşındaydı. Henry zaten Patrick’i bekledi. Gallas ise tam bir facia idi. Yapmış olduğu açıklamaların bazılarına katılıyorum. En baştan kaptan olması facia idi. 2003’ten beri Arsenal’de bu çocuk. 30’a yakın golü, 60’a yakın asisti var. EPL’de asist krallığı var. 150 maçı var Arsenal’de. Gelelim asıl konuya. Lider olunmaz, lider doğulur safsatası yapmayalım. Wenger bu takımın başındaysa bu takımın kaptanının Fabregas olması gayet mantıklı. Mantıksız olan Gallas’ın kaptan olmasıydı. Liderlik testinden bir çıkacak adamların belli olduğu takımlar Inter, Milan, Juventus, Real Madrid, Barcelona, Chelsea, Liverpool…Herkesin saha dışında da önünü iliklediği adamlar. Amaaaa…Wenger’in kurduğu imparatorlukta ya çökeceksin ya da bir kaptan seçmek zorundaysan Fabregas’ı seçeceksin. Wenger’in Arsenal’ini tartışalım bence Fabregas’ın kaptanlığını değil. Yoksa Gallas'ınki biraz çobanlığa benziyordu.

24 Kasım 2008 Pazartesi

Benzer gol sevinçleri



Bir benzer gol sevinci yazısı da bizden olsun. Bu hafta Getafe maçında Keita golünü attıktan sonra korner direğine yakın bir yerde secdeye gitti. Dini inanışının bir yansımasıydı tabi bu sevinç. Bu sevinç beni 2002-2003 sezonunda Beşiktaş-FK Sarajevo UEFA Kupası 1.tur maçına götürdü. Sarajevo maçı burada 2-2 biterken Emir Obuca golünü attıktan sonra neredeyse sahanın aynı yerinde secdeye gitmişti. Keita ve Emir aynı postta...Garip geldi şimdi yazınca.

Kutlu Olsun

Babamın, Nebahat teyzemin, Nezahat teyzemin, Mustafa eniştemin, teyzemin kızı Seren'in, Sabahat halamın, Saadet halamın, Sabahat halamın kızı Gökçenin, Gökçe'nin babası Mehmet eniştenin, amcamın kızı Ülkü'nün, yine amcamın kızı Yasemin'in, sülalede unuttuğum bütün eğitmenlerin ve tüm öğretmenlerin öğretmenler gününü kutlarım. Keşke baştan topluca bir kutlama geçeydim, bu kadar süreceğini tahmin edemedim.

İyi niyet, kötü niyet


Hakan Şükür'lü Stadyum izlenmedi başlığı ile hurriyet.com.tr haberi aşağıdaki gibi vermiş. TRT Şükür Edemedi...

Galatasaray'la ilişkisini kesen ve daha sonra hakkında birçok iddia dolaşan; en sonunda kararını 'spor yorumculuğundan' yana kullanan Hakan Şükür, dün ilk programına çıktı. TRT'de yayınlanan "Stadyum" programında yapacağı yorumculuk için yılda 700 bin YTL alacak olan Kral'ın ilk programı AB grubu ve tüm izlenme oranlarında ise istenileni vermedi. Dün akşam yayınlanan (23 Kasım 2008) Stadyum programı; AB grubunda % 11,5'le 10. sırada yer alırken, tüm izlenme oranlarında % 10,4'le 17. sırada yer aldı. Aynı programın geçen hafta ki izlenme oranları ise şöyleydi: AB grubu izlenme oranlarında %15,5'le; Tüm izlenme oranlarında 14,9'la her iki kategoride de 4. olmuştu.

Bu yazının Hakan Şükür'le yakında uzaktan alakası yoktur. Haberi hazırlayan arkadaşın kötü niyetli olduğunu bir iletişim fakültesi mezunu olarak -"Galatasaray'la ilişkisini kesen ve daha sonra hakkında birçok iddia dolaşan; en sonunda kararını 'spor yorumculuğundan' yana kullanan Hakan Şükür, dün ilk programına çıktı."- daha ilk cümleden anlıyorum. Bu adamın ratingi ile Galatasaray'la ilişkisinin kesilmesinin ne alakası var. Niye anlamsız bilgileri örtüştürerek....Töbe töbe...Neyse başka yere geleceğim. Aynı programın geçen haftaki ratingleri de verilmiş. Bu ülkenin en büyük 2 ratingi hangi takımlardır? Fenerbahçe ve Galatasaray. Peki ne zaman oynadı bu iki takım maçlarını. Cumartesi. Seyretti mi bu takımların taraftarları cumartesi günü bu maçların özetlerini? Seyretti. Neden bu detayı da girmiyorsun o zaman güzel kardeşim. Neden misinformation yapıyorsun. Neden haberi çarpıtıyorsun. Okuyan da "bak Hakan'i kimse seyretmiyor" diye ortalarda dolanacak. Problem haberi yapanın kafasının içinde ve bu habere gir koçum diyen editörde. Bi de sırtını sıvazlamıştır, iyi yakalamışsın diye.

Eskişehir'in Sulak Ovası


Dün akşam Beşiktaş maçını seyrederken maç boyunca Nadarovic, Vucko ve Tayfun’un ne kadar uzun boylu olduklarını dinledik. Sanki basketbol takımı tarzındaki yakıştırmalar…Youla Eskişehir’in ileride yalnızlığa mahkum ettiği bir adam. Voronin Serdar aslında takımın Voronin’i değil cesur yürek Tuncay’ı pozisyonunda. Beğen beğenme ama çırpınıyor. Tuncay’ı da beğen beğenme…Doğa ve Emre de agresiflikte Serdar’a ayak uydurmaya çalışıyorlar ama biraz çift yönlü oynayın dediğinde kusura bakma benim işim değil diyorlar. Beşiktaş’ın bu Eskişehir karşısında sadece %53’e 47 topla oynama üstünlüğüne sahip olması şaşırtıcı. Poljak’ın dirençsizliği ana sorunu değil aslında bu takımın. Öyle 1.95, böyle 1.90 şöyle 1.88….Eeee yenilen ilk gole bak, Beşiktaş’ın verilmeyen golüne bak. (varsayalım gol) Ne defansta doğru düzgün bir adam paylaşımı söz konusu, ne de bu sulak yerde yetişmişlikten hücumda faydalanılması. Top gittiğinde Zapo ve Sivok gibi bu adamları göndereyim dersen mütemadiyen kendi ağlarından topu alırsın ki Serdar bi uçuyor -ya da Poljak-Youla’ya salıyor Es Es defansı onsekizden çıkayım mı çıkmayayım mı durumlarında? Buralar fantezi. Mantıklı yürümeye çalışıyorum. Devre arası transfer döneminde, topu ayağında tutup orta sahayı biraz çağırabilecek bir adam bu takıma doğru duran top organizasyonlarıyla fazladan 6-7 gol attırır. Bu fanteziyi geçmiştik ya…E o zaman bu adamlara hadi git demen için ya korner kazanacaksın ya da rakip sahanın yarısından duran top organizasyonlarına gideceksin…Elin adamı taçtan leblebi gibi gol atarken duran topların ne kadar önemli olduğunu tekrar tekrar konuşmamızın anlamı yok. Bu basketbolcuları hücumda kullanmanın yollarını arardım Çalımbay’ın yerinde olsam. Bunun için de Serdar ve Poljak’ın Youla’nın yalnızlığından –ve Şotasızlığından-medet ummaması gerekiyor. Bu kadroya topu ileride Youla’dan daha fazla tutacak bir adam lazım. Böyle oynayacaksan bu adam Youla değil kardeşim. Haddimi bilerek yazmaya çalışıyorum ki Eskişehir’den Barcelona çıkaracak değilim. İsmet Badem’i bilirsiniz değil mi? Şöyle başlarsı sözlerine: Eğer bugün iyi savunma yaparsak, üçlükleri sokarsak, erken faul problemine girmezsek, topu uzunlara indirebilirsek vs. vs…Kardeşim o zaman bizim takım her takımı yener zaten. Kafanızı daha fazla şişirmeyeyim. Bu adamları bu yalnızlıkta hücumda kullanacaksın. Kullanmalısın. Bu da orta sahayı ileri itmekle, itilen orta sahanın biraz orada kalması ile olur ki 1-2 duran top yapasın. Çok mu zor şeyler istedim Çalımbay’dan…

Her Yerdeyiz

23 Kasım 2008 Pazar

Futbol Herzaman

Meşin yuvarlağın peşinden gitmek değildir.

Su Tercihleri


Fenerbahçe-Gençlerbirliği maçında Emre kafasına Erikli suyu dikince Fener'in Erikli'yi tercih ettiğini öğrenmiştik. Bugünkü Beşiktaş maçında Beşiktaş'ın da tercihini öğrenmiş olduk. Bir sakatlık pozisyonunda Lig Tv kameraları yakın plana geçince yerde yatmakta olan Saka Su'yu ayan beyan izledik. Bu görüntüler arttıkça Lig Tv ile Erikli & Saka Su arasında gizli bir reklam anlaşması var mı diye insan düşünmüyor değil? Parasız reklamını yapıyor Lig Tv Saka ve Erikli'nin. Bir Galatasaray'ın suyunu göremedim. İki sene önce Sami Yen'deki Fener maçında Hamidiye kaynak suları Galatasaray taraftarının su sponsoru idi ama takımın su sponsoru hangi firmadır bilemiyorum. Yakalarsak onu da yazarız.

Saydırma

Beşiktaş seyircisi Eskişehir maçında Fener'e ne zaman sataşmaya başlar? İlk golü attıktan sonra.

Bir Eczacıbaşı Hikayesi


Valide hanım -Neretva' nın da teyzesi oluyor- eski voleybolcu. Öyle okul takımı falan değil, Eczacıbaşı' nın ve Milli takımın kaptanlığını yaptı 77' ye kadar. Hal böyle olunca hikayesi çok, sıkıştırınca biraz utana sıkıla anlatıyor maç hikayelerini, biz de haha hihi gülüyoruz. Gene sıkıştırdık geçenlerde, bir fenerbahçe maçı hikayesi anlattı. Eczacıbaşı maç öncesi kampa girmiş otelde, gece beraber kalacaklar, ertesi gün de Fenerle oynuyorlar. Anne takımın yıldızı o dönem, smaçör. Neyse, maç öncesi bizim validenin odasını arayıp duruyor Fenerbahçe yöneticileri, laf atıyorlar. Anne dedim ne diyorlar telefonda? Arayıp şöyle yenecez sizi, böyle mahvedecez tarzı talihsiz beyanatlarda bulunmuşlar. Anne de gelmez böyle şeylere, hem yıldız hem hırçın o zamanlar, vurdu mu deviriyor. " Sanıyorlar öyle rahatsız edince benim moralim bozulacak, halbuki daha çok hırslanıyorum" diyor bize. Efendim ertesi gün başlıyor maç, anne hırs küpü tabi. Kesmiş şöyle bir karşı takımı. 2 numara varmış bir tane ondan bahsediyor, saçlara perma falan yaptırmış, süslü bir hatun. Karşıdan da laf falan geliyor bu arada. Filiz(Hakyemez) teyzeyle-pasör- beraber annem de bu sırada. Anlattığına göre Filiz teyze kaldırıyor topu valideye, annem permalının kafasına kafasına çakıyor topu. " 5 dakika sonra ne perması kaldı ne boyası" diyor valide. 10 dk sonra da dayanamayacam bu kadın öldürecek beni, alın beni oyundan diyerek haliyetini ortaya koyuyor permalı abla. Valide de gaza gelip sıkıyor mu buraları bilemiyoruz tabi. Lakin Türkiye' nin kırmızı kart gören ilk voleybolcusu olduğunu düşündüğüm zaman, bu tarz olaylara girebileceğine ihtimal vermiyo değilim. Kırmız kart olayı da başka bir postun konusu olsun..

22 Kasım 2008 Cumartesi

Mik Mikrofonlarımız


“Seviyorum ulan” diye haykırmak istiyorum. Seviyorum. “Az sonra” demek yok, “bakalım neler olmuş” demek yok, rekabet yok, “flash flash” yok, menüde bugün bu yemek var o da istersen yılları. “Mikrofonlarımız” kelimesi radyo yayınına yetişemeyenler için çok şey ifade etmez belki ama bizim için heyecandan kalbimizin güm güm atması ile eş değerdi o zamanlar. Mikrofonlarımız Kadıköy’de dediği zaman spiker radyoya yapışırdık. Zaten “mik” demesini beklerdik. “Mik” demesi yeterliydi o zamanlar. Hadi maça bağlandın. Maç ev sahibi takımın sahasında ise spiker söze girmeden anlardın zaten kimin ne yaptığını. Ulan bekle söyleyecek zaten 1 saniye sonra ne olacağını. O derece uzmanlaşmıştık. Mikrofonlarımız Sami Yen’de deyip arkadan “eeee ööööö heyyyyooooo” seslerini duyduğumuz zaman tüh be Galatasaray atmış deyip üzülürdük. Maçı anlatan bir önceki bağlantısına atıfta bulunarak “size Beşiktaş’ın sağlı sollu ataklarla rakip kaleyi zorladığını söylemiştim” gibilerinden gol geliyordu -anlayın işte lan- hissettirmesini sokuştururdu araya. Maçı anlatanları sesinden tanırdık o zamanlar ve o ses tonuna sahip adamın radyo başındakini sokmaya çalıştığı formu bilip önlemlerimizi alırdık. Reksan Reklam ve Kurt Ajansı dinlerdik. İlk yarı ve ikinci yarı maçlar oynanırken de girerdi reklam kuşağı ayar olurduk. (Zafer ağabeycim hiç kızma, severiz seni) Apikoğlu, Apikoğlu… Seyidoğlu reçel, Seyidoğlu helva hiç doyulmuyor tadına, Seyidoğlu helva ve reçelleri…Stil stil stil boya, boyayın doya doya, Stil Boya…O yıllar işte. Helva desen Seyidoğlu, ayakkabı boyası desen Stil, sucuk desen Apikoğlu demem kusura bakmayın bizim köydeki Aile Kasabı 10 numaradır. Neyse 26 Ağustos saat 15:30. Çok iyi hatırlıyorum ki maçın hakemi Erman Toroğlu. Bizim amcaoğlunun ilk Fener maçı. 90-91 sezonunun ilk haftası, AYDIN MAÇI. (Var mı böyle bir debut bilmiyorum. En mazoşit debuta Ömer Yıldırım’ı yazarım) 47’de İlker Aydın’ı 2-1 öne geçiriyor, ama o psikolojik işkence 6-1’den daha kötü sallıyor bizi. O gün Galatasaray ve Beşiktaş’ın maçı yoktu galiba, onlar cumartesi oynamıştı. Beşiktaş 25 Ağustos günü Antep’e gittiydi ve 15:30’da oynadıydı. Ölüsü 45 derecedir. Neyse…Arada sırada reklam giriyor ve diğer maçlara bağlanıyor. Bundan eminim. Eminim çünkü radyo başında “bağlan la bağlan” diye bekliyorum. Bekle Allah bekle. Daha beraberlik golü gelecek de ardından galibiyet gelecek. 82’ye kadar bekledik. İlker, Hikmet, Mustafa hooop 6. Ne zaman “mik” dese kalbimiz güm güm ama bize kapak oldu o maç. 6-1’e mi üzülsem, 30 dakika boyunca her an sanki doğum yapacak karından gelecek haberi verecek hemşireyi bekleyerek yaşadığım psikolojik baskının sarsıntısını mı silmeye çalışsam? Yoksa Ömer’e mi üzülsem vah garibim. Ben size bahardan kalma bir günü anlatırken diye başlar, Levent Özçelik. Okuldan eve nasıl geldiğimi bilmem. Kaypaklık yoktu o zamanlar, ya da azdı, hem çocuktum hem de çocuk gibi sevinmiştim N. Xamax maçına. Bir de kupa ve Avrupa maçlarını derste dinleme çabaları vardır ki onlar da ayrı bir post konusudur. Çarşamba öğlenden sonra derslerinize kimin girdiği önemlidir bu açıdan vesselam.

21 Kasım 2008 Cuma

Henry&Gerard


Whenever you play Liverpool you know you have to get him out of the game. If not, it's all over for you. He's a midfielder and if you look at all the important goals he's scored - well I can't even think of a striker in the world who has scored as many important goals, never mind a midfielder. How many times has he done it in the dying seconds of a game? I am trying to think of a striker now who does it - there aren't any. Think about it. 99 yılında sahada ilk tanıştıkları maç Liverpool'daki Arsenal maçı. Maçtan sonra Viera'ya kim bu çocuk diye soruyor Henry. Viera'da "büyük futbolcu olacak" diyor. Aradan 9 sene geçtikten sonra da yukarıdaki sözleri sarf ediyor Henry Gerard için. Gerard'la oynayamamk içinde kalmış Henry'nin. Çıkmayacak gibi de? Çünkü Henry bir daha EPL'ye dönmeyi düşünmüyorum diyor. Gerard Liverpool'dan ayrılır mı? Şimdilik hayır.

İlk 11

Yüreğimdeki sevdan çubuklu forman. Gün doğdu hep uyandık stadlara dayandık...Arjantin'in aşkıyla da bayraklara dolandık. Semtimiz...............Arcen tina.......Arcen tina
Late Post: Hangisi kaleci bu vatandaşların? Ya da hangisi olsun?

20 Kasım 2008 Perşembe

Boro Tarihi


Boro tarihinin milli forma ile hattrick yapan 4. oyuncusu Tunny Şanlı. 1929'da George Camsell Galler ve Belçika'ya karşı, Wilf Mannion İrlanda'ya karşı bu başarıyı elde etmişler İngilitere forması ile. Her ikisi de şu an yaşamıyor. Diğer oyuncu ise C. Ziege. Kuzey İrlanda'ya karşı. Bir de bizim Tuncay Şanlı. Boro kulübünde oynayıp milli forma altında hattrick yapan yaşayan 2 oyuncudan biri Tuncay. Anlamsız görünür bu istatistikler bize ama İngilizler için öyle değildir. Bana ne faydası var gözüyle bakmazlar. Yazarlar tarihin bir tarafına ve unutmazlar.

Moyes'in Bebesi


Hep Wenger’in Bebeleri’ni yazacak değiliz ya bir de Moyes’in bebesini yazalım. Diğer bebesini de zaman bulduğumuzda karalarız. İlk bebe Jose Baxter. 92 Liverpool doğumlu. Ama JC da küçüklüğünde Everton’luydu, ama SG da küçüklüğünde Everton’luydu didişmesinin Everton versiyonu. Küçüklüğünde Liverpool fanatiği imiş. (Zaten 16 yaşında yahu neyin küçüğü büyüğü) Bir de şunu hatırlatalım ki bu çocuk 6 yaşından bu yana kulübün içinde. Liverpool’lu olsa ne yazar olmasa ne yazar. 16 yaş 191 günlükken sonradan Blackburn maçına dahil olarak takım arkadaşı James Vaughan’ın en genç debut rekorunu da kırmış durumda. (Bu arada zaman bulduğumuzda yazarız dediğimiz diğer bebe Jack Rodwell) Jose WBA maçına ilk 11 başlayarak Everton tarihinin en genç ilk 11 debutuna da sahip olan oyuncu oldu. Everton Akademi Direktörü Ray Hall’e göre (bu ifade Jose 14 yaşındayken kullanılmıştır) kahrolası:)) Rooney’den bile iyi. Tabi orada kahrolası ifadesi yok. O Aragones’in Reyes’e Henry karşılaştırması yaparken kullandığı ifade. Neyse…Biz çok gördük “şundan iyisin bundan iyisin” laflarını. İzlemek görmek gerek. Jose şimdiden Nike ile sponsorluk anlaşması imzalamış durumda. Everton taraftar forumları heyecanlı ama 2-3 sene bize oynar sonrasında ya Londra’nın ya da Manchester’in yolunu tutar, -bu durumda bize ne- diyenler de çoğunlukta…Zaten şimdiden Chelsea ve Man United ilgilendiğini açık açık belli etmiş durumda. 14 yaşında Everton U18’de ve England U17’de oynayan bir çocuktan bahsediyoruz bu arada. Milk Cup’ta gol krallığı var. Bu çocuk Everton’da fazla durmaz. Akademi biter, Baxter gider.