1 Şubat 2009 Pazar

Gerçek Hedefler Peşinde Koşmak


Ya Josico'da sorun var ya da Fener'in sağlık ekibinde. Bir değil iki değil. Hadi ilk Porto maçında 3 değişiklik hakkını kullanmamıştın ama bugün Antep gibi bir takıma karşı takım 15 dakikayı 10 kişi oynamak zorunda kaldı. Bu sorumsuzluktur. Başka bir şey değil. Fener'in bu saatten sonra yıllardır ayıbı haline gelen Türkiye Kupası'na sarılması gerekir. Bu sene Aragones'in ve oyuncuların camiaya en büyük hediyesi bu olur. Aragones'in ne yapmaya çalıştığını çok iyi anlıyorum. Fakat anlamadığım takımın sanki tamamı "yeni transferler" ve aylardan da Temmuz. 18 lig, 5 kupa, 2 partizan maçları, 6 ŞL maçları...Herkes birbirini ilk defa sahada görmüş gibi oynuyor. Önder ve Yasin herhalde "ne de olsa Aragones bizi sezon sonuna kadar oynatmaz, Gökhan, Edu ve Lugano da hiç sakatlanmaz ya da ceza almaz" gözüyle bakmışlar duruma. Sami Yen, İnönü, Avni Aker, Kayseri, Bursa, Gençlerbirliği deplasmanları Fener'i ŞL'nin de dışında tutacaktır bana göre. Kuru kuruya bir UEFA'dan ziyade yukarıda belirttiğim gibi alınacak Türkiye Kupası Fener'in öpüp başına koyması gereken başarısı olacaktır. Eğer Kadıköy'de tek bir pozisyona giremeden maçı tamamlayıp 1 de gol atıyorsan daha ne istiyorsun? Alex ve Roberto Carlos'un imzaladığı anlaşmalar Fener'in başına bela olacak gibi geliyor bana. Erman Özgür ile ilgili daha önce bir yazı yazmıştım. Erman Özgür girerken tabela değişir dedim. Ama tabelayı değiştirecek topu Erman'ın atmasını bekliyordum. Kadıköy'de Erman Özgür 15 dakika oynardı. Nurullah Sağlam 15 dakika oynattı. Murat Ceylan'ın boğuşmaktan 2. yarı yapamadığını yaptı. Depar atarken bile düşecek sandım. Motoru gitmeyen araba gibi. Ama futbol zekası üst seviyededir Erman'ın. Yapılması gerekeni bilir ama yapamaz. Bu sebeple olamadı zaten. Tabata ölü yaprağı attı Erman da Ümit Karan golünü yazdı. Az adam yapar bunu. Gelelim asıl sıkıntıya. Çöküş hızlı bir şekilde geliyor. Carlos, Alex, Emre, Uğur Boral, Güiza, Josico, Ali Bilgin, Yasin, Kazım, İlhan Parlak, Burak hatta Önder...Bu adamlardan takım kurulur. Ben asıl sıkıntıyı önümüzdeki 2 yılda görüyorum. Acaba Galatasaray'ın Lucescu sonrası yaşadıklarına Fener yavaş yavaş yaklaşıyor mu? Terim Galatasaray'ı kurtaramamıştı. Zico Fener'i kurtaracak mı göreceğiz. Ha bu arada sadece 4 puan gerideyken bu yazıyı yazdığımızı da hatırlatalım.

Ne River Plate Ne Maracana?

Adamlar o yıllar bile Türkiye'nin fersah fersah üzerinde kareografi hazırlıyormuş. Anadolu İhtilali'nin ilk temsilcisidir. Amigo Orhan'a, Fethi Başkan'a, Ender'e, İsmail'e selam olsun. Siz şampiyonluk maçına çıkın Kadiköy'de Eskişehir tarafına bilet almayan adam değildir.

5 Ezik Amatör Maç Tezahüratı


1) Haaaaydiiiii Bastır. Alkışlarla da desteklenir. Saldır saldır Beşiktaş ya da Haydi Fener haydi Fener haydi haydi'nin yandan yemişi diyebiliriz.

2) Şaaaşırdı İpneler (yazıldığı gibi okuyunuz, şarabın da etkisi önemlidir) Ev sahibi takımın arka arkaya gerçekleşen akınlarının hemen arkasından karşı takımı daha da bir panikletmek amacıyla söylenir. Fakat "Şaa" derken "a" kalın tutulur ki daha da bir baskıcı olsun. Ne alakaysa?

3) Şşşşt şşşt geliyo. Kesinlikle üstteki "Şaaaşırdı ipneler" tezahüratı ile aynı olmayıp genelde amatör kümelerde frikikten gol olmadığı için korner atışlarında söylenir. Aradaki farkı şöyle özetlersek daha netleşecektir. Rakip takımın defans oyuncusu baskıdan dolayı topu kornere atarsa önce "Şaaşırdı ipneler" tezahüratı gelecek hemen arkasından tam korner atılırken "şşşt şşşt geliyora" dönüş yapılacaktır. EPL'de korner olduğunda "huuuuu" diye bir ses ve hemen arkasından "şşşşşşş" şeklinde bir alkış duyarız. TSL'de ise sizin takım korner kazandığında homurtular duyulur ve pek memnun olunmaz bu durumdan. "Aınaaaaa goyiiim" falan gibilerinden homurtular yükselir. Buradan Amatör Futbol takım seyircisinin EPL seyircisi kadar bilinçli olduğu mantığı çıkmaz tabi ki. Zorlamasak daha fazla daha iyi olacak galiba.

4) Piç piç piç 9. Genelde futbolcunun adı bilinse de numarası ifade edilir ki "hani biz seni tanısak küfür etmezdik kardeş tadında bir hava bırakılsın ortama" Yer miyim lan ben? G.. kadar yerde siz mi birbirinizi tanımıyorsunuz?

5) Efsaneleşmiş hareket. Ev sahibi takım galipse belirli bir dakikadan sonra davul ve zurna oraya zınk iner. Zaten roman kardeşlerimiz ortamı koklar ki indirebilelim. Meyhanden hiçbir farkı olmazdı zaten bazı tribünlerin. Köfte ekmek, sucuk ekmek, alkolizma, hooop hesapta yöneticilerden parayı indir. Tezahürat ne? siz oradasınız galiba? Klarnetçi "işte böyle herkese böyle"yi çalmaya başlayınca otomatik olarak tribünler "bilmem kime böyle koyarlar amman" diye gerisini getiriyor zaten kafanız rahat olsun.

31 Ocak 2009 Cumartesi

Omurganın Rotasyonu


Liverpool bu sene geçmiş yıllara oranla daha başarılı bir sezon geçirince "acaba bu sene mi" diye soranlar çoğalmıştı. Son 3 EPL maçından beraberlikle ayrıldı Benitez. İnatçılığı ve dik kafalılığı herşeyden daha fazla ön planda şu an. Son 3 maça da ilk 11'de başlayan oyuncular Reina, Skertel, JC ve Gerard. Riera-Babel ikilisi Aragones'e bağlamış durumda zaten. O kadar olmuş mu yahu gibilerinden saate bakıyorlar. Kuyt'a özel bir saygım var benim. Çok büyük bir oyuncu olduğundan değil. Ama herkesin bazı takıntıları vardır ya benimki de bu adam. Everton ve Wigan maçlarında Liverpool'un yediği goller 80'den sonra geldi. İkisi de Torres oyundan alınıp yerine bilmem kim oyuna dahil olduktan sonra? İngilizler takmış durumda buna. Neden diye soruyorlar? Hadi İngiltere'nin maç trafiğinden dolayı rotasyon çılgınlığını bir yere kadar anlıyoruz da şampiyonluğa yürümek isteyen takıma böyle hamleler yakışıyor mu diyorlar? FA Cup maçına Torres'li, Gerrard'lı, Kuyt'lu, Alonso'lu, Mascherano'lu, Babel'li kadronla çıkıyorusun lig maçına rotasyon diyorsun. Madem şu şampiyonluğu bu kadar istiyorsun şu rotasyon zımbırtısını FA Cup maçlarında daha fazla kullansan olmaz mı? Herhangi bir EPL maçına sakatlık ya da formsuzluk olmadığı sürece Torres, Gerard, Reina, Mascherano, Alonso, Skrtel'i bozmadan çıkmaya çalış bari. Babel, Reina, Benayoun, Kuyt ile yapboz yap...Kuyt yine sana küzmez Keane efendi gibi. Çıkar oynar. Torres'siz kazanılan Manchester maçı seni yanıltıyorsa onun üzerinden çok sular aktı.

Bundesliga ve 24

Geçen sene FOX EPL'yi yayınlıyordu. Dayanamadılar. İkinci yarının sonlarına doğru neredeyse haftada 1 maç yayınlamaya başladılar ratingler uğruna. Bu seneye uyarlarsak mini etek haberleri ve 50 sarışınlar daha fazla kanala müşteri getiriyor. Bu sebeple yayınlanacak ligin hangi kanalda olduğu, yayın saatleri, ödediğin ücretin kanala ne getirip ne götürdüğü herşeyden önemli. Digitürk'ün spor kanalı Spor Max bu sene 8 milyon para ödediği Beko BL'ni şifresiz olarak yayınlıyor. Avrupa'daki ligler içerisinde en pahalısı ise tahmin ettiğiniz üzere EPL. 3,5 milyon civarı bir ücret ödendiğini biliyorum. Gerek maç saatleri gerekse, ödenen ücretin çok daha az olması gerekse ligin özellikle bu sene daha da üzerine koyması sebeplerinden dolayı Kanal 24 çok iyi bir iş yaptı diyebiliriz. Geçen sene yayınladıkları Serie A'dan daha fazla geri dönüş aldıklarını biliyorum. Mesela dün akşam 21:30. Hamburg-Bayern maçı. Saati harika. Cuma günü maç seyretmek istiyorum diyenler için TSL'den sonra kayabileceğin bir mecra. Cumartesi günü de öğlenden sonra 16:30'daki saat son derece uygun. TFF daha yeni bu saatlere maç koymaya başladı. Diyeceğim şu. 3,5'u Digitürk'ün EPL'ye vermesini anlıyoruz. Yoksa elinde spor Max gibi bir kanal var ama Rusya, Portekiz ve Brezilya ligleri ile olmaz bu iş. Hele elinde La Liga ve Serie A olan NTV'ye karşı. Ama Kanal 24 750.000-1 milyon arası verdiği ücretle ligin nimetlerinden güzel faydalanıyor. O para gene çıkmaz ki kanalın Bundesliga sponsoru hala yok ama ligin beklentilerin üzerindeki performansı kanala kaymak oldu.

30 Ocak 2009 Cuma

Trakya Hikeyeleri (Lakap)


I go to 200, 300 hikayesi ile bağlantılı aslında. Sonuçta bu da İngilizcenin ipnelikleri. Çocuğa bir lakap taktı aynen yapıştı. Adam 30 yaşına geldi kahvede oturan adam bile adıyla hitap etmiyor çocuğa. Herhangi bir yerde "nerelisin"in cevabı Trakya olduğunda "ooo üjjjj bejjjj" gibi bir ekleme gelir hemen arkasından. Ayar eder adamı. Tamam bizim oralarda Cemil Aga'ya Jemil Aga diyenler de yok değil ama bu "j" jargonu boku çıkmış bir jargon değildir. Bir de "h" leri yutma ya da gereksiz yerlerde ekleme durumları vardı ki bu da "çok geniş kitlelere yayılmamıştır" hani. Ha zabıta Nevzat Belediye hoparlörlerinden başladığı zaman dinlerdik " dın dın dın... Avsa Belediye Başkanlığından. Epinize ayırlı işler ayırlı günler dilerim. (Sanki Belediye Başkanı) Top saasının arkasında bulunan Ayvan Pazarı pazar yerinin arkasına taşınmış olup itiyaç saiplerine önemle duyurulur." orası ayrı. Ama madem bir genelleme yapacaksın "nabuysun"u daha değişik ifadelerle kullansan daha makbule geçer. "Yirre, bree" falan. Neyse ders İngilizce? (biraz yazdıklarımızla çelişeceğiz ama idare edin) Tamer'e diyor ki "bak oğlum hav meni diyeceksin?" Yok abi çocuk diyemiyor. Av meni. Sayılan, sayılamayan, süt sayılmaz mı, bir süt, iki süt davalarına hiç girmeyelim oralara gelemiyoruz daha? Be adam anla işte çocuğun dili dönmüyor sanki zik.... sınıfında herkes Londra aksanı ile "I tfink" diyor. Ay tink bitti gitti. Yok yakaladı ya uğraşıyor çocukla. Sen bu kafayla "av maçlara" geçemezsin bırak sınıfı geçmeyi falan. Çocuğun adı "av meni" kaldı.


_Tamer Av maçlar daa zor diyolar lan?

_Ebenizi s... olum epinizin.

_Vo haaaaaaa, yürü lan kızdı.

Spor Kanalları ve Arko


Efsaneyi görsel yapalım istedik pek anlamlı olmasa da. Eğer Arko Tıraş Kolonyası gibi bir markanın pazarlama müdürüyseniz NTV Spor, Spormax, NTV, Lig Tv gibi kanallar doğru kitleye doğru bütçelerle ulaşmak için büyük nimet. Şahin Sucukları gibi bir boğmaca da var ama "Karaca'nın sunduğu Yaprak Dökümü"nden daha fazla biz ve bizim gibiler "erkekler de yanar, hem de nasıl yanar"ı biliyor. Neden? Çatır çatır kanalları mı boyuyor Evyap Arko Tıraş Kkolnyası ile? Bulamıyor ama doğru kanalları yani NTV Spor, Spormax, Lig Tv gibi kanalları doğru bir şekilde kullanıyor. Lig Tv, NTV, CNBCE-e kanallarının dataları tek yetkili rating ölçümleyicisi olan AGB Nielsen tarafından kamuoyuna verilse CPP'si en pahalı kanalları görürüz görmesine de aynı durum NTV Spor ve Spor Max için geçerli değil tabi. Az para büyük etki. Kullanır mıyım Tıraş Kolonyası? Kullanmam. Kullanan var mıdır? Tabi ki? Erkekler de yanar hem de nasıl yanar dizesi berberde tıraş olan adamın yüzü yellenince daha bir güzelleşiyor? Anlayamadığım yere gelirsek? Çok sakal problemi olan biri değilim. Yaş 30. 8 seneden beri düzenli tıraş olmaktayım. En son 19-20 yaşında suratım tıraş olduktan sonra cayır cayır yanardı ondan sonra kayış formatına bağladık. Neredeyse 10 senedir tıraş olduktan sonra en ufak bir yanma hissetmiyorum ve ne tıraş kolonyası ne de krem hiçbir şey kullanmıyorum. Ama demek istediğim benim kullanıp kullanmamam değil. "Erkeklerin de yanması". Tıraş olun, bak yanacaksınız, ondan sonra Arko Tıraş Kolonyası ile ateşinizi söndürün". Hatunları falan da sıkıştırmışlar araya ki bir yerde koku takibi bir durum var mantıklı olabilir. Hem yangınını söndür hem de güzel kok. Tek fiyata. "Erkekler de yanar dedikçe ben o anlamda hiç yanmadım ki arkadaş" diyorum içimden. Lisedeykene hele peder beyin alaturka tıraş makinelerini kullanrken "hem de nasıl yanıyorduk" ama o devre 1 sene ya sürdü ya sürmedi. Yanmıyorum yanana da engel olmuyorum. Vardır herhalde Evyap'ın bir bildiği.

29 Ocak 2009 Perşembe

İlk yarının ardından

Fener ne kadar CSKA'ya dayanır? Yoksa galibiyet falan beklemek haddimize değil. ........... kaçınılmazsa zevk almyaya bakacaksın durumu var biraz. İlk yarı 25-41 bitti.
: Çetin Hocam ama şunu da kabul etmek gerekir ki ilk yarı ne attılarsa girdi.

Bombacı Mülayim


"Sezonun bitmesine 4 ay kaldı. Ajaccio maçındaki gibi tekrar tekrar patlayabilirim. Bunun böyle olacağını zannediyorum. Her geçen gün kendimi iyi hissediyorum. Rüyada gibiyim, Paris'te yeniden doğdum. Bu forma altında attığım her golden sonra kendime güvenim yeniden geliyor. Mücadeleci ve çalışkan yapım ile beraber inşallah eleştirilere de bir son verdiririm"


demiş Mateja Kezman. Yahu kardeşim hangi bomba hangi patlama diyeceksin ki? Diyemiyorsun işte. Daha açık bir ifadeyle "ulan 6 gol atmışsın biri Kayseri'ye, 2'sini dün kupa maçında Ajaccio'ya attın, bir tane ligde golün var, sen neden bahsediyorsun" diyeceksin diyemiyorsun. Kezman bizim basına konuşmama kararı almıştı bir aralar. Haklı adam. PSG'nin web sitesinde Kezman'ın yaptığı konuşmalar birebir var. Açın bakalım patlama matlama demiş mi Kezman? Bir sözüm de Kezman'a olacak. Allah aşkına ürünü ön plana çıkar biraz be kardeşim...Her sözünden PSG'de Paris'ten dolayı oynuyorum gibi bir algı çıkıyor. Yeter be kardeşim. Paris'i bırak Saint Germain'i ön plana çıkar biraz da. Ha bu arada bombacı Mülayim hurriyet.com.tr

%10

Transfer %90 bitti. %10'luk kısım ise en zoru. Arsene Wenger

Kırılmak

Ben böyle bir şeyi 15 sene önce hatırlıyorum. Ateşi 39 görüyoruz, iğneyi yiyoruz, ateş düşüyor, iğnenin etkisi geçiyor yine 39'u görüyoruz. Durum kötü atlatmaya çalışıyoruz. Zangır zangır titriyorum yahu. Akşam resmen yatağa giremedim. Yatağın başında tam 10 dakika boyunca soğuk denize atlayayım mı atlamayayım mı ikilemi yaşadık. Gece uyutmaz. Ciğerlerdeki iltihabı bütün gece çalışarak sökeni ben daha görmedim? Kırılıyoruz.

28 Ocak 2009 Çarşamba

Manidar Oldu

İsrail'den gelen Kamanan'ı Sabri'nin kovalaması onun da gidip İsrail'liye asist yapması gayet manidar olsu. Son söyleyeceğimizi ilk söyleyelim. Sol tarafta Hakan Balta kovalasaydı Kamanan'ı üzülürdüm mesela. Balili "Hain Revivo" olsa gene anlayacağım ama sırf İsrailli olduğu için o. çocuğu denmesi...27 Ocak 2009 tarihini bir kenara yazdırdı bize. İnsan bazen İnönü'deki "Fener zenci sever" pankartlarını aramıyor değil hani. Acaba Sezer Badur nereli? Onu da çok merak ettim. Sabri merak etmiştir. O da mı İsrail'li acep. Bu parantezi Sabri ile kapatacağım. Sezer'e güm diye geçiriyorsun, sonra bir de Bilica'nın Sivas'ta yaptığı gibi "ayyy ben duramadım pozisyon gereği çarptım falan gibilerinden Sezer'e bir daha vurmaya yelteniyorsun" Arda o pozisyonda haklı olarak Bilica'nın üzerine yürümüştü. Haklı değil çok haklıydı. Al sana Sabri. Bu moda inanılmazdır. Her dönem popülerliğini yitirmez. Yerde yatan adama yanlışlıkla bastım, görmedim, beni nasıl atarsın bu pozisyondan dolayı, düşerken takıldım, üzerine düşürken bastım...Bir siz akıllısınız. E tabi herkes sokarım topuna tarzı Keane değil. Çözememeye başladığım bir adam da Barış Özbek. Saçlar uzadığından beri görüş mesafesi kısalmış durumda. Ya faul verrise diyerek daha düşerken havada hakemi kesmeye başlamak hinliğine yazın kendisini. Hüseyin Göçek kardeşim. Belli ki Sabri ve Sezer arasında husumet var. İkisi de birbirini kolluyor ki Sezer Efendi de Sabri'ye uydu bir tane kasıtlı salladı ama denk getiremedi. Gör şunu be kardeşim. Çek şunları kenara. Akıllı olun falan de. Nerede birbirlerini yakalasalar, yasadışı ısırmaya çalışıyorlar sen de hala "la la la la la la" diyerek kır bayır geziyorsun. Maç mı? Ne yazayım maçla ilgili...

Dank

Bu ülkede biz cuma günü bile İstanbul'da derbi maçı oynattık. Hem de saat 19:00'da. O gün Otogar otobüsüne binmek için stad çevresinde olduğum için iyi hatırlıyorum. Tarihi de 15 Kasım 1996 idi. Maç 2-2 bitmişti. O zamanlar anormal bir trafik olmadığı için 19:00'da maç oynanıyormuş herhalde cuma günleri. Cuma günü İstanbul'da Galatasaray-Beşiktaş lig maçı oynatan zihniyeti çözemiyorum. Sonra yıllar yılı BJK, FB ve GS İstanbul'da cuma maçı oynadı. Saatini de 20:00 idi. Bu takımların cuma günü maç oynamasında hiçbir sorun yok. Ama mümkünse küçük bir ayarlama ile bu cuma maçlarını deplasmanda oynasınlar dedik. Kafalarına daha yeni dank etti. Cuma günü maça yetişmek için İstanbul'un muhtelif yerlerinden helikopterlerin kalkması lazım. Şimdi kupa maçları var. Bu maçları da 20:00'dan 20:30'a aldılar. Güzel bir uygulama. En çok sevindiğim de ne biliyor musunuz? Bu kupa maçlarından dolayı BJK ve Fener'in maçlarını pazar günü oynayacak olmalarından halli 2 takımın aynı güne maçının denk gelmesi ve Fener'in Antep maçını 17:00'da oynayacak olması. Kadıköy'de yersen gündüz maçı. Son Söz: Kaldırsın kaldırsın parmak kaldırsın, İnönü'de İstanbul-Fener maçını hatırlayanlar parmak kaldırsın. (Melodi tutmadı ama olsun)

27 Ocak 2009 Salı

Savio ama Ugandalı

İtalyan Liglerini iyi bilen Zola 19 yaşındaki bir adama 9 mil pound veriyorsa bir durup düşünmek gerekir. Hatta Zola veriyorsa demeyelim de Gianluca Nani diyelim. Brescia'dayken Nsereko'yla çalışmışlıkları var. Bellamy dallamasından gelen paranın bir kısmı Savio Nsereko'ya harcandı. Uganda, Almanya, ilk isim Savio. Değişik bir yapım. Zola 10 numarayı vermiş bile. 2008 UEFA Under 19 şampiyonu Almanya'nın kadrosunda yer alan Nsereko 1860 Münih'ten Brescia'ya gitme. Leverkusen'li Richard Sukuta ile paket yapsalardı bari daha mekbule geçerdi. U17'den beri leblebi gibi atıyor Sukuta. Nani'nin West Ham'a gelmesi Curbishley zamanı bunu da belirtmek gerek. Luca Toni ve Andrea Pirlo'nun da Nani'nin tezgahından geçmişliği var. Bu arada hazır Brescia'ya gitmişken Brescia başkanının kızını da keşfetmiş. Başkan da vermiş kızı Nani'ye. West Ham 9 milyon pound verdiği adamı 3 sene sonra 25-30'a basmayı düşünüyordur. Bekleyip görmek gerek.

Tecavüz

Aslında TSL'nin 2. yarısı tecavüzle başladı. Cuma günleri 4 büyük takımın maçı olmadığı zamanları daha çok seviyorum. Hiç olmadı TSL'nin diğer takımlarını 90 dakika seyredebiliyoruz. 17. hafta Sivas-Galatasaray ve Fener-Trabzon maçlarıyla şenlenince Ankaraspor'un Konya karşısında oynadığı futbol güme gitti. Tribünlerde kaç kişi vardı bilemiyorum. Aslında tribünde olsam sayabilirdim. Çok da zor olmazdı. Maçı kaç hanenin seyrettiğini ise Digitürkten başkası bilemez pek tabi ki. Özer, Çakır ve Hürriyet kampı Konya 18'i civarlarına kurdular. Devrenin kapanışında Fener'in Konya karşısındaki durumları gözümün önüne geliyor da...Fener Bursa maçı dahil böyle bir baskıyı hiçbir takıma kuramadı şimdiye kadar. Aykut Kocaman Theo Weeks'i kenarda oturttu. De Nigris nerelerde bilmiyorum. Erhan Albayrak, Fahri Tatan, İsmail Güldüren, Cihan Haspolatlı, Veysel Cihan, Celaleddin Koçak. Hakikatten işleri çok zor. Bu hafta TrabzonAnkara maçı var. Şimdiden herkese tavsiye ediyorum.

26 Ocak 2009 Pazartesi

Fenerbahçe 0 Trabzon 0

Maçın ilk 20 dakikası oynandığında Liverpool-Everton maçından skor almayı unuttum ama daha sonra keşke şu maçı bitirseydik de ondan sonra Lig Tv'ye geçseydik dedim. Nankör bu insanoğlu. Lugano ve Edu'ya karşınızda Umut ve Gökhan var ne düşünüyorsunuz diye sorsalar cevapları ne olur? "Umut ve Gökhan. Şamda kayısı. Hele Kadıköy'de" Fener'in orta sahası kendi söküğünü dikebilse Umut ve Gökhan koybolup gidecek ama nerde. Bundan dolayı Edu ve Lugano yerden kalkamıyor. Ki RCarlos ve Gökhan'ın senenin en iyi toplarından birini oynadığı bir maçta. Bu kadar mı kötülerdi diyesi geliyor insanın. Yoksa Lugano ve Edu tam aradıkları tipte iki ileri ucu bulmuşlar döve döve pestil yapacaklar ikisini de. Selçuk Şahin'i Partizan maçlarında seyrederken Fener'in orta sahada kalacağı adam budur dedim. Dediğim de oldu. Allah'tan iyileşmiş. Selçuk'un yerine Josico olsaydı Selçuk ve Hüseyin Colman'ın da az biraz desteğiyle Emre'yle ikisini çift kaşarlı yaparlardı. Selçuk İnan ve Hüseyin'e karşı eriyip bitiyorsan burada bir sorun var. Ve bu sorun ısırması az olan Selçuk Şahin değil. Isırması fazla olması gereken Emre. Alex Colman kadar destek verse Aragones kendisine tahammül ederdi ama Alex 65. dakikada dilini dışları çıkarırdı. Maçın özeti budur. Orta sahayı Trabzon eline aldı ve Fener'in topu kendi sahasına yığmasına izin vermedi. Sen de oturttun Semih'i 80 dakika ki topu ayağında kimse tutmasın ve bütün toplar geri gelsin. Düşünüyorum da Umut ve Gökhan Ünal'ın birisinin yerine Selçuk ve Hüseyin'in önünde oynayacak Tabata olsa ne olurdu?

25 Ocak 2009 Pazar

Ay dont vant tu sii dı bek Ay vant tu sii dı front

Herkes Ümit Karan'ın kartına odaklanmış durumda ki maçın kırılma anının bu kart olması bunda asıl etken. Yoksa Fener bu sene Sivas'ta kaybettiğinde Galatasaray ve Beşiktaş da buraya gelecek hem de kışın diye düşünmüştüm. Dolayısıyla sürpriz yok. Galatasaray'ın kaybettiği de pek bir şey yok. Bu kadar eksikten dolayı taşların yerinden oynamasına rağmen net bir şekilde ifade edeceğim bir şey var. Dünkü eksik ötesi Galatasaray bile o zeminde Sivas'tan 2 gömlek daha üstün takım. Hatta 3. Buna hiç şüphe yok. Ama her zaman iyi olan kazanmıyor işte.
Bülent Uygun öyle bir durumda Balili'yi oyuna almasaydı sorun olurdu. Sezer Bodur'u almasaydı sorun olurdu. Çok da büyük bir hoca örneği vermiş değil. Neretva da olsaydı aynı hamleyi yapardı yani. Ha doğruyu yapmıştır ama abartmanın da anlamı yok. Yasir'e değinmeden edemeyeceğim. Temiz yürekli, canını dişine takan bir oyuncu edası ile sahaya çıktı. Genelde böyle zamanlarda teknik direktörler bu tarz genç oyuncuları kompresör tarzı şişirirler sonra da sahaya salarlar. Havası azalana kadar da sağa sola bilinçsizle saldırır bu oyuncular. Gerçi bunların Alpay Kompresörü gibi örnekleri de yok değil. (Bkz: İsviçre Maçı) Yasir'e kızmıyorum ama daha dikkatli olması lazım ki Sivaslı oyuncuya o tekmeyi endez getirseydi hiç yoktan kırmızı kart görecekti. Yayın üzerindeki faul olmayan 2 pozisyona takıldı kaldı. Öğrenecekler tabi. Kızamıyorum Yaser'e. Konya'daki zemin, Sivas'taki zemin. Kim ister böyle bir zemin de top oynamayı. Ya da böyle bir zeminde oynayalım da büyük takımları zora düşürelim zihniyeti varsa bu köşeyi kapatalım. Ama kardeşim biriniz çıkın deyin ki hiç mi hırsızın yani Batista'nın suçu yok. Gel sen Uğur'a baltayı vur sonra ama zemin. Ama zemin.
Sonuç olarak diyeceğim şudur. Galatasaray hiçbir şey keybetmemiştir. Sami Yen'de ekran netleşir. Sivas ligde Galatasaray'a karşı ilk galibiyetini almıştır. Ümit Karan'a gelirsek. Milliyet s...git dedi hekeme diye açıklamış. Anlayamadığım şu? Deli mi dürttü bu yan hekemi de kendini yakma pahasına bayrak çekti. Bu kasar mı kötü niyetli yani. Daha devre arasında bu arkadaş herhalde futbol oynamamış yorumları falan. Ulan neyi gördün, nasıl bu kanıya vardın. Hangi boyuttasın sen?Edu gelir yan hakeme topu fırlatır hakem miş gibi yapar, Carlos su fırlatır falan filan. Ama, ama, ama, ama...Bu akşam bakalım futbol harici ne malzemeler çıkacak ve biz bunları geçmişin hangi kareleri ile özdeşleştireceğiz? Ha bu arada anlayamadığım bir şey daha var. Öyle Sivas böyle Sivas, Galatasaray'ın pozisyon yok, Sivas'ın en iyi adamı Balili'nin iki deparını saymazsak Bilica. BİLİCA.

24 Ocak 2009 Cumartesi

Solun Baskısı?


Sol ya da sağ ayağını kullanan bir oyuncu topu çizgiden içeri aldığı zaman destek ayağı sorunluysa sıkıntılar da başlar. Hele baskıyı yemişse "ne bok yiyecem ben şimdi pozisyonunda yengeç yengeç gitmeye başlar". Burada eğer bu oyuncunun destek ayağı tahta ise yapacağı şey sahayı harmanlayıp sol ya da sağ ayağının içiyle sahayı enlemesine kesen toplar atmaktır. Akıllı orta saha ya da defans oyuncusu bu hataya zorlanmış oyuncunun o ayak tarafını kapatır ki "Uğur Boral'a yapılanlar" dersem kafanızda daha iyi netleşecektir durum. Ya da böyle bir durumda sol ya da sağ ayağın dışı raket gibi olacak ki küt diye istediğin yere topu atabilesin. Alex'in, Hagi'nin, Sergen'in Televole'lerde potaya ayakla basket atmaları beni şaşırtmaz. Ya da Hagi'nin çizginin aut çizgisinin gerisinden idmanda goller atması. Ama bu adamlarda önemli bir başka özellik daha var. Bu adamların sağ ayakları tahta değil. Sola, sağa, geriye ve ileriye sıkıştıkları durumlarda 15 metre 20 metre sağ ayaklarıyla pas atabilecek kapasitede bu adamlar. Bu sebeple zaten top ayaklarına daha fazla yakışıyor. Baskıyı gördüklerinde bu kadar rahat olmalarının sebeplerinden bir tanesi de bu. Uğur Boral için en mutlu olduğu an önüne atılan topa attığı depardır. Ne yapacağını biliyor çünkü. Ama o topu Sevilla maçındaki gibi çektiği zaman kafasında dürtüler başlıyor. Bir daha sola çekse dert, sağ ayağıyla içeri kesse kendine güveni yok. Ya tutarsa ya Allah deyip onsekize sallıyor topu. Bazen de işe yaramıyor değil hani. İlker Yağcıoğlu topu ayağının altından kaçırmasaydı, Uche Beşiktaş'a o golü atmasaydı, İlker'in top tekniği yüksek olsaydı. Prekazi top sağ ayağına gelse dahi sol ayağını 1 metre açar ve sol ayağının dışını topa koyardı. "Ulan sağ ayağının içiyle 40 cm falso verecen bu ne işkence dedirtirdi bizim oraların çocuğu"Hagi, Sergen ve Alex benim için neden özeldire gelirsek. El ve ayağım soldur. Yıllarca sağ ayağımı geliştirmeye çalıştım ama bir arpa boyu yol gidemedim. Hala tahtadır. El keza. Sol çok baskındır. Ve şu bir gerçektir ki sol ayağı anadili olan bir oyuncunun sağ ayağını geliştirmesi sağ ayağı anadili olan bir oyuncunun sol ayağını geliştirmesinden daha zordur. O sol ayak da sağ ayaktan daha etkildir orası da ayrı. İşte bu zorluğu aşan adamlardır Alex, Hagi ve Sergen. Özeldirler. Benim gözümde özel olmalarının asıl sebebi sol ayakla yaptıkları değildir. E solaktır yapar yani.

JC


JCarragher bir gün Everton'a gitse ve "ben küçükkene Everton'u tutardım" dese. Kimse yadırgamaz herhelde. Ne zaman ben küçükken aslında diye başlayan bir transfer sonrası cümle duysam aklıma JC gelir. Juve forması altında boynundaki Fiorentina kaşkolunu hiç unutmayacağım Roberto Baggio. Keep Walking. JC Kaka transferi ile ilgili mevzuya dahil olmuş, iyi de etmiş. "If I were a Man City fan I'd rather buy four or five players for that money. I think Man City need to become a top-six club first." Zaten farklı bir şey de yapmıyor City ama 6 ay sonra sözleşmesi bitecek adama "vatan yahut silistre" diyerek saldırıyor. Müşteri City olmasaydı o 3 transfer kaça biterdi o da ayrı bir konu. Devam ediyor JC Maybe what Everton are now. If you read what Mark Hughes is trying to do, it looks like the right way. Maybe they're trying to jump too many levels at once. That's what football is: you want it now. You don't want to wait, do you?" Ufaktan Everton'a da ayar vermiş. "Tüylenmeden uçmak olmaz" diye söylenen söz herhalde City için söylenmiş. City almak mı istemiyor yoksa hem para harcamıyorum hem de dünya benden bahsediyor mu diyor anlamadım. Yoksa normalde 10 lira daha ucuza alabileceğin adamlara fazla para vermekse dert City'nin yaptığı yanlış değil. Hamama giren biraz da terleyecek. Kimsenin yahu bu adamlara City'nin ne ihtiyacı vardı dediği yok. Bu Bellamy de olsa. Ne zaman ki Hughes gider işte o zaman kesenin ağzı sonuna kadar açılır gibi geliyor bana.

23 Ocak 2009 Cuma

Bilmiyorum Öğrenmek İstiyorum 2


İnsanoğlunun bildiği okyanusta damladır. Biz o damlayı biraz daha büyütmek için çaba sarfederiz. En sevdiğim sözlerden biridir. Bizim camiamızı futbol blog camiası olarak adlandırırsak bu camiada dikkatimi çeken bir nokta var. Hatta geçen gün Pennearabiata ile konuşurken de mevzusu oldu. Sağlıklı bir açıklamasını bulamadık. "Bilmiyorum Öğrenmek İstiyorum" başlığı ile yazdığım yazıda öğrenmek istediğim şu. "Bizim camianın neredeyse %60-70'ini oluşturan kalemlerin Galatasaraylı olmasını neye bağlıyorsunuz?" Ey lise sen nelere kadirsin. Kıyısından köşesinden bizi de üniversitesinin içine dahil ettin. Mantıklı bir açıklaması olandan okumak isteriz.

Kuru Tavuk Edebiyatı


En sevmediğim yazı tarzı oldu. Kopyaladım ve yapıştırdım. Yazım aşağıdaki ifadelerle bütünleşti diyebilirim. Aşağıdaki Fatih Gökşen'in olduğu iddia edilen açıklamalararı Hürriyet'ten aldım. Hala da Gökşen'in böyle bir açıklama yaptığına inanmıyorum. İnanmak istemiyorum. Citroen tamam, kıyafetler de tamam da kuru tavuk nedir Allah aşkına. Macon İdman Yurdu'ndan gelmedi ki bu adam. Metz'de top oynuyordu. Adamı açlıktan kurtardık tarzı mide bulandıran bir açıklama. Kuru tavuğu yiyişi gözümün önünden gitmiyor. Sağımda solumda kova arıyorum bulamıyorum. Kovayı bulamamamın sebebi de Fatih Gökşen böyle bir açıklama yapmamıştır canım demem. Sizleri Ribery ve Gökşen'in sözde açıklamaları ile başbaşa bırakıyorum.


"Daha transferi bitmemişti, bavulları ve eşiyle birlikte bizi hava alanında bekliyordu. Ben apar topar kaçırdım onu, Adnan Öztürk, biz İstanbul'a geldikten sonra işlemleri bitirdi. O an üzerindeki kıyafetleri, Lüksemburg hava alanında kuru tavuğu yiyişi, gözümün önünden gitmiyor. Citroen C4 hediye etmiştim Ribery’e. O an görmeniz lazımdı... Je t’aime je t’aime(seni seviyorum) diye diye boynuma sarıldı. Şimdi Ferrari’leri Porshe’leri beğenmiyor."

22 Ocak 2009 Perşembe

Gına ve Arşavin Transferi

Bir zamanlar Anelka, Adriano olmadı Fazlı replikleri dolanıp dururdu Fener için. Hızlı koşan atın ve dilinde olanın şeklinde başlayan transfer söylentileri Bridge, Bellamy ve De Jonk'la devam etti. Bu 3 adama toplamda 35 m'ye yakın para saydı City. Büyük para. Hele devre arası için. Hem de bu devirde. Hayırlısı olsun. Bellamy Robinho'yu paspas yaparsa tadından yenmez o görüntüler. Herkes City'den bombalar beklerken aslında amaçları ile en fazla örtüşmeyen kulüp kıvamına gelen Arsenal galiba bombayı patlatıyor. Fabregas'ın da yokluğu Wenger'i hepten karanlık düşüncelere sevketmiş durumda ki Arşavin'i ısrarla istiyor. Açık açık bitirin işi demiş daha ne desin adam. Zaten Wenger hiçbir zaman istemiyorum demedi ki o paraya olmaz bu iş dedi. 12 ila 15 m. arası bir paraya bu iş bitecek herhalde. City'nin bol kepçelerinden daha anlamlı bir alışveriş olur. Tabi yukarıdaki meblağa bu iş biterse. Rosicky Mart'ta geliyor gelmesine ama ne fayda sağlayacağı tam bir muamma. Rosicky, Eduardo ve Walcott'un yoklukları bir yere kadardı ama özellikle gol yollarında EPL'de asist kralı olan bir adamın olmayışı kaptanımız gitti tüh tüh yakınmalarından daha önemli. Bu orta sahaya takviye lazım. Arşavin harici takviye lazım. Hatta bu orta sahanın problemi ne dersiniz ısıracak dişlerinin yeterince keskin ve sert olmaması deriz.

Kanun Yapmak mı Uygulamak mı?

TFF Levent Bıçakçı başkanlığındaki 2005 yılının Temmuz ayında "Türkiye'de Futbol Algısı" isimli bir araştırma yaptırmıştı. 30 ilde 1223 kişiyle görüşüldü. Bu araştırmaya katılan 1223 kişinin %40'ının futbol deyince "şike ve şiddet" i hatırlıyor. Bir güruh vardır ve bu güruh sürekli yurtdışındaki uygulamalardan örnekler verir durur. Söylediklerinin özeti orada öyle burada neden böyleden başka birşey değildir. Ortaya ne somut bir şey koyarlar ne de yurtdışındaki başarılı bir sistemi revizyonlarla bize uyarlamayı düşünürler. Sadece örnek verirler. Bu örnek veren arkadaşlar Fenerbahçe Stadı'na doğru yürürken ellerindeki boş paketi yere atarlar ama Emirates'e yürürken çöp kovası ararlar. Yine bu ankete katılan arkadaşlarımızın %55'i medyayı inandırıcı bulmuyor. Siz buluyor musunuz diye ben size sorayım? Fener yensin de daha çok gazete satalım ya da Fener yenilsin de akşama "Haykıracak nefesim kalmasa bile" belgeseli patlatalım zihniyeti beyinleri kurcaladıkça...Bu ülkenin 28 Nisan 2004 tarihinde kabul edilen "Sporda Şiddet Kanunu"var. 33 maddelik ve "Bu kanunu bakanlar kurulu yürütür" diye biten bir kanundur. Bu kanunun 16. maddesi şöyle der
"MADDE 16. - Spor müsabakalarını canlı olarak yayınlayan yayın kuruluşu ile diğer yazılı ve görsel yayın kuruluşları, bu kanunun amacına aykırı nitelikteki afiş, pankart, söz, fiil ve davranışları yayınlayamaz. Canlı yayın halinde vuku bulan yasak söz, fiil ve davranışlar, haber amaçlı da olsa birden fazla yayınlanamaz. Basın ve yayın organları; söz, yazı veya davranışlarla spor kulüplerini, taraftarlarını, spor adamlarını şiddete, kulüpler arası husumete veya suça teşvik edici eylem ve davranışlarda bulunamaz, eleştiri amacı dışında aşağılayıcı yorum veya haber yayınlayamaz."

Yine aynı kanunun 11. maddesinde "ben stadyuma sokulmaması gereken maddeleri belirlerdim. Bunları sokarsan 750 TL para cezası ve 4 ay hak mahrumiyeti alırsın. Yine sokarsan 2.500 TL sana ceza keserim ve hak mahrumiyetin 8 ay olur" diyor. Hamidiye kaynak sularının Galatasaray'a sponsor olduğu maçtaki trübnlerden kaç kişi ceza aldı? Galatasaray ne ceza aldı? Galatasaray'a verilen ceza tek taraflı ceza değil mi?

Kanun yapmak inanın hiç zor değil. Bu ülkenin beyinleri bu kanunun alasını yapar. Ne zaman bu kanun muhabbeti açılsa Atatürk ve İnönü arasında geçen Medeni Kanun muhabbeti aklıma gelir. Neyse. Yapar yapmasına da biz bu kanunları uygulamayız. Kanunu irdelemem haddimi aşar. Ama yukarıda verdiğim örneklerden anlatmaya çalıştığım şey şudur. Madem adam gibi uygulamayacağız o zaman neden kanun çıkarıyoruz.

21 Ocak 2009 Çarşamba

Beyazıt Kütüphanesinin Astımı Tetiklemesi Üzerine (Medya ve Sporda Şiddet)


Bir iletişim mezunu olarak bazı çıkıntıların törpülenmesi tabi ki kayıtsız kalabileceğimiz bir şey değil. Anketimizi doldurduk ve gönderdik. Bu anket umarım faydalı olur. Bu köşede daha önce de bahsetmiştik. Bitirme projemiz "Medya ve Futbolda Şiddet" idi. Beyazıt kütüphanesinin tozlu ciltlerinin içinde epey Fotomaç, Fanatik ve diğer gazetleri irdelemiştik. Vaka incelememiz ise Galatasaray-Leeds maçı idi. Maç öncesi ve maç sonrası yazılanlar ve çizilenler tek tek arşivden çıkarılmıştı. Sizleri aşağıdaki bölümle baş başa bırakıyorum. "Medya ve Devletin Sporda Şiddet Üzerine Ters Etkileri" çalışmasının sonuçlarını beklemek üzere defter kapanmıştır.


Osman Tamburacı “Bırakın ahkam kesmeyi. Türk milletini suçlu gören bütün görüşleri protesto ediyorum. Bir avuç fişlenmiş holiganın her ülkeye bela taşıması karşısında kendisini suçlayan tek ülke biziz. İki holiganın ölümündeki ayıp İngilizlere, üzüntüsü bize düşer”.


Yine Temel Özalak yazsından bir alıntı yapmak istiyorum “ Ama İngiliz gazeteleri olayları çarpıtıp, Türkleri ve Galatasaray’ı suçlamayı sürdürüyorlar. Üstelik Leeds’li fanatiklerin tehtidleri de ortada. Türklerden kurşunu esirgemeyeceğiz. Onlara kurşun serbest diyorlar. Esirgemesinler bakalım ne olacak? Orada Türkler hem Türkiye’den hem de Avrupa’nın çeşitli yerlerinden gelip, tribündeki yerlerini alacaklar. Kimden korkacaklar ki?” Yazının sonunu getirin ben kaçtım.