2 Ekim 2008 Perşembe

CM'nin çuvallamaları


Bu blogu takip edenlerin büyük çoğunluğunun hayatına bir şekilde CM'nin girdiğini tahmin ediyorum. CM efsanelerini yazmak yerine çuvallamalarını yazalım burada bu sefer. CM'de ortalığı kasıp kavuran ama gerçek hayatta çuvallayan kimler var acaba? Ben bir tanesi ile başlayıp diğerlerini yorumlara bırakmak istiyorum. İlgili çuvallamalarla ilgili bakalım neler çıkacak? Mark Kerr. Üç kuruşa Falkirk'den al takım gözetmeksizin sana bir sezonda 20'nin üzerinde asist yapsın çuvalla gol atsın. Ne iş yapar bu adam derseniz İskoçya dışına çıkamamış durumda. Falkirk'den Dundee United'e oradan da Aberdeen'e. Dundee United'de 160 küsur maçta sadece 2 gol. İşin ilginci A Milli olamamış durumda. Benim hayal kırıklığım Mark Kerr'dir.


Not: Maxim Tsigalko değerlendirme dışıdır. Scout göndermeyin:)))

1 Ekim 2008 Çarşamba

Madalyonun bir diğer yüzü


Carlo'nun ligin ilk 5 haftasında ilk 11'de vazgeçmediği sadece 2 oyuncu var. Biri Abbiati bir diğeri de Zambrotta. Nesta sakat, Kaka sakattı geri geldi, Gattusa bir ara kendi kendini sakatladı, Pirlo başladı ama sakatlandı, Inzaghi keza, Borriello sakat olmasaydı belki Inter maçında ilk 11 başlayacaktı vs vs. Şunu da yazalım Carlo bazen eski takım arkadaşı Maldini'yi dinlendiriyor yaş itibari ile. Bu sıkıntılar, Carlo'yu epey terletti. Son 3 haftadır galip Carlo. Ambrossini, Seedorf, Gattuso, Flamini'yi rahat rahat deme şansı var önümüzdeki haftalarda. Bir de Pirlo var tabi ki. Milan maçının kaybına sebep olan Mancini ve Quaresma ikilisinin yerine Werder Bremen maçında Adriano ve Bolatelli sahadaydı. Ek olarak 3 değişiklik daha vardı. Hadi Muntari'yi cezası sebebiyle es geçelim. Diğerleri Cordoba ve Stankoviç idi. Buradan geleceğimiz şurası. Fenerbahçe'nin 11 + 3 =14 kullanarak hatta bazı maçlar sadece 13 benim için yeterlidir diyerek 18'i kullanamadığı aşikar. Sadece Deivied ve Vederson'un sakatlıkları ile açıklayabileceğin bir durum değil bu. Kulübe skora etki etmek için değil kartlar, sakatlıklar ve yorgunluklar için kullanılıyor. Formsuzluklar için değil. ŞL'de Türkiye'yi temsil eden tek kulüp olan Fenerbahçe'nin son Dinamo Kiev maçındaki kulübesi Volkan Babacan, Burak Yılmaz, Uğur Boral, İlhan Parlak, Ali, Önder, Gürhan...Başka bir sorun ise şu. Zanetti'yi sağ bek oynattın, orta 3'lüde oynattın, Bremen maçında sol bek oynattın; Cambiasso'dan stoper yaptın, DMC oynattın, MC oynattın. Maldini'yi yeri geldi DR yaptın, yeri geldi DC ve DL yaptın. Kaladze'yi göbeğe koydun, sola koydun. Örnekleri siz benden çok daha fazla çoğaltabilirsiniz. Bolatelli'yi Zlatan'a destek yaptın, gerekirse Zlatan'ın yerine koyarsın. Cordoba defansın neresinde oynamaz? Yaza yaza sabahı ederiz burada. Fener'in defansında sadece Önder örneğini sağ tarafta değerlendirebilirsin iyi ya da kötü. Bunun haricinde şu adamı hem burada hem de burada oynatırım diyebilir misin? Diyemezsin. Maldonado, Selçuk, Josico, Emre, Burak, Kazım, Uğur Boral'ı alıştıları düzenin dışında bir sürprize sürükleyebilir misin? Sürüklersin ama sonuçlarına da daha fazla katlanmak durumunda kalırsın. Hem kadron yetersiz, hem dar, hem de elindeki adamlar aynı mahalle maçındaki gibi ben ancak burada oynayabilirim diyor. Bunu da yazmak istedim. Herkes kadro dar kadro dar diye yazıp duruyor. Bunu herkes biliyor zaten. İşin bir de bu tarafı var. Umarım birileri çıkıp da Alex ve Semih hem Güiza'nın yanında hem de gerisinde oynayabilir diye dahiyane bir fikir geliştirip bunu çok yönlü oyuncu tipolojisi olarak önümüze getirmez.

Bazen herşey o kadar nettir ki


O kadar nettir ki...Gözleriniz, düşüncelerinizi harekete geçirmek için zorlanmaz. Düşünce sürüncemeleri yaşamazsınız. Acaba'lar yerini budur'lara bırakmaz çünkü acaba'lar hiç beyninizde dolaşmaz. Ben böyle bir maç seyrettim dün akşam. Aragones'i seyrettim takımdan daha çok. Fenerbahçe kulübesini seyrettim. Zamanı gelmesine rağmen gelmeyen Uğur Boral değişikliğini bekledim. Başka gelmesini beklediğim misafirim yoktu çünkü. En kral arkadaşım değildi Uğur Boral ama hiç olmadı hoş sohbetti. Zaten bu sene hiç iyi arkadaş edinemedim ki. 85 dakika bekledim kendisini. 60'larda Kazım-Burak değişikliğini göremedim. Ama zaten beklediğim misafirler değillerdi. Bu Fenerbahçe'den daha fazla bir şey beklemedim. Ama ben çok daha acı birşey gördüm. Sahaya yansıyanın acısını. En acısı da buydu galiba. Aragones'in beynini okuyan bir sistem geliştirdim. Ve orada maçın ikinci yarısında şunları düşünüyordu. " 2 Arsenal maçında ben ne yapacağım? Biz bu halimizle 2 maçta 0 çekeriz. Son maçımızda -10 derecede Kiev'e gidiyoruz. Ondan önce Porto ile burada oynuyoruz. Meçhul. Maçı kazanmak için herhangi bir hamle yapmaya gerek yok çünkü o zaman 1 puandan da olabiliriz. Ben bu 1 puanı alıp cebime koyayım. Daha sonra başka 1 puanı göremeyebilirim. O da gerçekten çok acı olur" Fener 3 puanı en rahat hangi maçta elde edebilir diye bir soru sorsak bir cevap alırız herkesten. Aldığımız cevabın maçında bile durum yukarıdaki gibi. Keşke zaman bulabilseydim de maç bittiği gibi bu yazıyı yazabilseydim. Çünkü maçtan sonra Aragones'in yüreği ile ağzının farklı şeyler söylediğini okudum. "Kesinlikle bir korku yoktu. Korkan bir takım varsa o da Dinamo Kiev'di.

29 Eylül 2008 Pazartesi

Anketin Sonu

Maç görüntüleri içermeyen iki programdan hangisini daha çok beğendiğinizi sormuştuk ankette, 26 gün gibi geniş de bir süre koymuştuk. Göz açıp kapayıncaya kadar geçti maşallah. Toplam 130 oyun kullanıldığı ankette Futbol Kulubü oyların 63%' ünü alarak ipi önde göğüsledi. Bundan sonra anketler haftalık, abartmanın manası yokmuş onu da anladık..

Akıl akıl gel takıl


İBB-Beşiktaş maçı bir gerçeği bir kez daha ortaya koymuştur. Neyin ne olduğunu bilmeden maç heyecanı ile maç sonunda yapılan yorumlara fazla itibar etmeyeceksiniz. Bu yapılan yorumlar daha sonra sessizliğe sürükleniyor. Kısa bir sessizlik ve daha sonra konuyu değiştirip geçmişle ilintilendirme. Oyun kurallarını bilmiyo, oyun kurallarını bilmiyo. (çocukların karşısındaki ile dalga geçme melodisi ile söylenmesi tavsiye edilir) Oyun kurallarını biliyorsan pozisyonu görmedin. Kuralı bilmiyorsan neden konuşuyorsun? Bülent Yıldırım'a bravo. Cantalejo'dan sonra iyi geldi diyebiliriz. Çıkmış diyorlar ki İBB neden maçı İnönü'de oynamıyor? Para kümede kalmanı sağlamıyor. Bu maç İnönü'de olsaydı Bülent Yıldırım o düdükleri çalarken biraz daha düşünürdü gibime geliyor. Gelmese bile bu kararların verilmesinde maçın 1900 küsur kişiye ve Olimpiyat Stadı'nda oynanmasının etkisi var. Kendi saha avantajını kendi seyircisi olmadan -aynı zamanda cezalı olmadan- kullanmayı başaran yegane takım. Az da olsa rakip takım seyircisi olmasına rağmen. İstanbul Büyükşehir Belediye. İnönü'de oynasınmış. Peki...

28 Eylül 2008 Pazar

Siyah ama Kırmızılı


Maç sonunda Mourinho ile Carlo el sıkışırken eli hala cebindeydi Mourinho'nun. Kuyruğu dik tutmaya çalışan bir edası vardı. Sheva beklerken Ronaldinho'yu sahada gördük. Sheva Inter'e 15. golünü 2 pozisyon bulmasına rağmen atamadı. Inter 10 kişi kalmasaydı onlar da zordu ya...Maç benim için çok net. Gattuso, Ambrossini, Seedorf = Cambiasso, Vieria, Zanetti. Her iki orta saha da birbirine bariz bir üstünlük sağlayamadı maç içerisinde. Zlatan ve Pato için de benzer şeyleri söyleyebiliriz. Ama Kaka ve Ronaldinho daha büyük oynadı Mancini ve Quaresma'ya karşı. Daha büyük ve yaratıcı. Bu kadar netti bana göre. İlk Inter maçında Inter'e golünü attı Ronaldinho. Asist Kaka. Kırmızı kart , pozisyonlar, Mourinho'nun Adriano'lu, Zlatan'lı, Cruz'lu, Quaresma'lı saldırmalarının özü özeti budur bana göre. Kaka + Ronaldinho > Quaresma + Mancini. Bu kadar basit.

Sheva & Mourinho


"it's hard to say which team is better than the other. A derby is a derby." bunu diyen Mourinho...Milan maçının diğer maçlardan herhangi bir farkının olmadığını söyleyen de Mourinho. Mourinho'nun adını duymak istemiyorum diyen Sheva. Bunun normal olduğunu söyleyen ve Sheva'nın dünyanın en iyilerinden biri olduğunu söyleyen de Mourinho. Borriello ve Inzaghi'nin eksikliğinde Pato ile beraber Sheva'yı izleyeceğiz diye bekliyoruz. Sheva 99'dan beri Inter'e sallıyor. Şimdiye kadar tam 14 golü var Inter' karşı. Bekliyoruz.

27 Eylül 2008 Cumartesi

Hadi TSL'yi geçtik


Bank Asya Ligi D Spor'da yayınlanıyor. Cumartesi günü saat 20:00'da Malatya-Bolu maçı var. Karşısında Beşiktaş maçı var. Pazar günü yine saat 20:00'da Kasımpaşa-Karşıyaka maçı var. Karşısında da Galatasaray maçı. Geçen pazar günü de Karşıyaka-Samsun maçı vardı D Spor'da. Karşısında da Kocaeli-Galatasaray maçı. Ben bu ligi seyretmek istiyorum. Ama saatinden dolayı seyredemiyorum. Mesela hala Manisa'yı seyredebilmiş değilim. Kasımpaşa'yı seyredebilmiş değilim. Sadece pazartesi günü saat 2o:00'da yayınlanan maçı mı seyretmek durumundayız. Yorgun yorgun gel, işten eve yetiş pazartesi maçı seyret. TSL ile BABL naklen yayınları çakışan saatlerde. D Smart'ın BABL ile Digitürk'e kafa tutacak hali yok. Bu sebeple böyle bir şeyi istemesi mantıksızlık. Sevgili TFF, BABL maçlarını şöyle cumartesi ya da pazar günü saat 14:00 suları seyretsek fena mı olur? Hadi geçtim TSL'de gündüz maçı yayınlama davalarını. BABL maçlarını neden gece oynatıyorsunuz orasını anlamıyorum. Digitürk, D Smart'ın 100-200 izleyicisini de çalsın diye mi yoksa statlara kimse gitmesin diye mi? Geçen sene ne güzel 14:00'da seyrediyorduk. Bir bilen yazarsa minnettar kalırız sayın arkadaşlar.

Evet Ben de Funkhu Diyorum..



Shaolin Soccer ise Kung-fu diyor. Hayatımda Zohan ile beraber izlediğim en geyik filmdir bu. Shaolin Soccer. Topal kalmış eski bir Japon futbolcu günün birinde Kung-fu yapan bir gençle tanışır. Genç sadece Kung-fu yaparsa hayatımdaki en geyik film olamaz tabi, ama bu gencimiz Kung-fu ile futbolu bir harman yapmaya çalışırsa olabilir. Topal futbolcuda şimşekler çakıyor tabi Kung-fu futbol harmanıyla, hemen işe koyuluyorlar. Bu gencin 5 tane de kardeşi var, alıyorlar takıma. Sonra Puma sponsorluğunda oyna babam oyna. İzleyin gülün diyorum, funkhu diyorum..

Merseyside Kırmızı


Liverpool Torres' in iki golüyle kazandı. Bu maç ile ilgili söyleyeceğim şey şu, Aragones bu maçın son 20 dakikasını alsın oyuncularına izletsin. Sadece "Takım geriye geldiğinde nasıl alan paylaşımı yapılır?" sorusunun cevabını anlatmak için. Ya Aragones bunu istiyor da oyunculara zor geliyor, ya da Aragones' in oyun anlayışında bu yok. Bana ilki gibi geliyor, çıkamıyorum işin içinden..

Arsenal v.1.04


Arsenal' in 4. jenerasyonu yolda gibi. Sachin Nakrani bu yeni jenerasyonu taşıyacak 5 oyuncuyu kaleme almış. Bakalım teker teker:
1) Carlos Vela, Striker(19): 2007' de transfer olduğunu düşünürsek bu arkadaşımızın, debut' unun biraz geciktiğini söyleyebiliriz. Wenger kiraya falan da verdi bunu, artık hazır olduğunu düşünüyor demek ki. O da yazdığı 3 golle hocasının yüzünü kara çıkartmadı. Vela' nın Wenger yorumuyla bitirelim; "It was the reputation of Arsène Wenger that brought me to Arsenal in the first place because he is well-known for giving players a chance. He has given me a lot of advice already, mainly to keep working hard and take my opportunities when they come."
2) Jack Wilshire, Midfielder(16):
Artık Arsenal' in ligde forma giyen en genç oyuncusu ünvanı Wenger' in takıma 2001 yılında kazandırdığı bu bacaksızda duruyor. Çok içine kapanıkmış kendileri. "İnsanlar onu Arsenal efsanelerinden Liam Brady' e benzetiyor" diyor Wenger. Yere çok dengeli basması ve çok kolay yön değiştirmesi onu Liam' a benzeten özelliklerinden bazıları.
3) Gavin Hoyte, Defender(18): Kaderi abisi Justin Hoyte' a benzemez umarız. Abisi Wenger' in istediği düzeye gelemeyip Boro' ya satıldı. Kendisi ise abisi gibi full-back değil centre-back oynuyor. Arsenal' de kalıcı olması temennimiz.
4) Fran Merida, Winger(18): Cesc gibi Barcelona' dan geldi o da, ama 2006' da. Geçen yıl Carling Cup' ta Newcastle' a karşı forma giydi ilk olarak. Wenger onun için şöyle diyor; " Absolutely amazing!"
5) Mark Randall, Midfielder(18):
Arsenal akademisinin en uzun süreli hizmetkarlarından birisi. İlk 11 için ne kadar iddialı olduğunu şu sözler anlatıyor aslında; "I am really happy at Arsenal and I know I must keep working hard to get where I want to be, which is in the first-team"

Hakkını istediğin yerde kullan


TSL'de son 6 sezonda şampiyon olan takımın ortalama 23,16 kayıp puanla şampiyon olduğunu yazmıştık. Fener 23,16'nın 9'unu daha ilk 5 haftada kullandı. Geriye kaldı 14,16. Yine son 6 sezonda GS-FB-BJK ve TS arasındaki ligde hiçbir takımın 14 puandan daha fazla alamadığını da dikkate alırsak 4 puan da buradan gitti. (Fener daha BJK-GS ve TS ile oynamadı) Geriye kaldı 10,16. Tabi maksimum 14 puandan bahsediyoruz. İster namağlup 5 beraberlik de istersen 3 mağlubiyet 1 beraberlik. Karar senin. İster bu hakkını hemen kullan ister önümüzdeki haftalara yay. Yürüye yürüye devam ettiğin için düşünmek için de vaktin bol, yürüye yürüye şampiyon olmaya da. Hem görüntü hem matematik tıraş bitiyor losyonu hazırlayın diyor başkanım. Sen ne diyorsun?

26 Eylül 2008 Cuma

Platini'nin UEFA'sı


UEFA Kupasının ŞL altında ezilmesini bu saatten sonra engelleyemezsiniz ama kademeli olarak haddinden fazla ezilmesini engelleyebilirsiniz. UEFA'nın Lig Kupası kıvamına geldiğinin farkında olan UEFA isim logo değişikliği falan yaptı. 48 takımlı, gruplu, çift maçlı bir sistem. Zengini daha zengin fakiri daha fakir yaptıktan sonra UEFA Kupasını EUROPE LEAGUE yaparak tüm sorunlar çözülmüyor tabi ki. ŞL sistemine değil de formatına yakın bir uygulama. Başaran yaptığı araştırma da Zenith'in kupayı alarak UEFA'dan 4,9 milyon Euro kazandığını yazmıştı. Ekonomik olarak baktığında ha ŞL'de gruplara kalmışsın ha UEFA Kupasını almışsın bile değil. Babaların arpasını ne kadar kısacaksın Sn. Platini onun açıklamasını alalım ki yorum yapabilelim biz de. ŞL'de galibiyete 600.000 Euro verirken Europe League'de ne vereceksiniz? Karın tokluğuna mı oynayacak bu garipler. Yoksa yine büyüklere daha fazla arpa sağlamak için mi oynamaya devam edecekler kobay misali. Şu arpa dağılımını biraz daha adaletli hale getirdiğinizi rakamlarla açıklasanız diyorum. Bir de önerim olacak. ŞL'de İtalya'dan 4, İngiltere'den 4, İspanya'dan 4 takım var. Şu sisteme de bir el atsanız da bunlardan kupayı kaldıran ülke hariç ŞL'ye 3 takım yollasak. Ne olur? Ne kaybederiz?

Neşter Fener


Birşeyler kötü gidiyorsa ve siz büyük takımsanız erken teşhis ile ilaç tedavisi yaparak hastayı iyi etmeye çalışırsınız. Bu ilaç tedavisi Kazım-Burak ya da Selçuk-Josico değişikliği olabilir:))) Ama ilaç tedavisi de olsa öncelikle hastalığın ne olduğunu bilmek gerekir. Eğer hasta ilaç tedavisine cevap vermiyorsa neşteri kullanmak gerekebilir. Her başı ağrıyana aspirin verilmez ki. Milan ve Bayern en son örnekler olarak verilebilir. Bu 3 mağlubiyetin sorumlusu Deivid, Vederson ve Edu mudur? Değildir...Nereye vuracaksın o zaman neşteri? Siz kendi kendine narkoz verip ameliyat etmeyi başarabilen bir doktor biliyor musunuz? Ben bilmiyorum valla. Yoksa biliyor muyum? Yoksa bunu başarabilen doktor Fener yönetimi midir?

EPL & TSL 2


FlyingDutchman ve Neretva olarak konulara şöyle bir giriş yapmıştık. PL'de ezber zor bozuluyor. 4 takımın birbirleri arasında yaptığı maçlar genelde şampiyonu belirlemekte. 4'lü ligin puan durumu neredeyse aynı sıralama ile genel sıralamaya da sirayet etmekte. Biz de ise bu ezber daha fazla bozuluyor. Yukarıda istatistiklerde bahsettik. Geçelim bu faslı. Bahsetmiştik. Şimdi puan kayıplarına gelelim. 02-03 sezonundan 07-08 sezonuna kadar EPL'de (aradan geçen 6 sezonda) şampiyon takım 38 maçta ortalama 24,83 puan kaybetmekte. Yani 8,27 maç kaybetme hakkı var. Ya da keybetmeden 12,41 maçı berabere bitirme hakkı. Ya da şampiyon olmak için maç başına 2,34 puan yeterli oluyor diyelim. Bizdeki 6 sezonda TSL'nin Chelsea'si Beşiktaş. 85 rekor puan ve 19 kayıp puanla şampiyon. Chelsea'de 04-05'de 95 rekor puan ve 19 kayıp puanla şampiyon olmuştu. Bizde 6 sezonda şampiyon takım ortalama 23,16 puan kaybetmekte. Maç başı 2,31 puan sizi ortalamada şampiyon yapıyor. Şimdi...2. takım maç başına EPL'de 2,15 puan, TSL'de ise 2,16 puan ortalaması ile oynuyor. Neredeyse benzer ortalamalarla bu 6 seneyi tamamlıyoruz. Her iki ligin 1. ve 2. sıra ortalama puan kayıpları neredeyse eşit. Ama istatistikler diyor ki Fener-Galatasaray-Beşiktaş ve Trabzon 4'lüsü arasında ligi 3. ve 4. sırada tamamlayanlar (bazı seneler Fenerbahçe 5., Trabzon 5., Galatasaray 5. olarak genel ligi tamamlamıştır) EPL'deki 4'lüye oranla daha çabuk kopuyor. EPL'nin 3. sırasındaki takım için 1,98 puan gerekirken TSL'deki takım için 1,82 puan yeterli olabiliyor. EPL'deki 4.'lük için 1,72 puan yeterliyken bizde 1,60 puan ortalaması yeterli olabiliyor. Bu takımlardan beklenen şampiyonluk gelmeyince helva gibi dağılıyorlar ve tabiri yerindeyse bayır aşağı yuvarlanmaya başlıyorlar. Şampiyonlar Ligi'de 2. takıma gidince ha 3 ha 4...Toparlanamıyorlar bir daha. EPL'de 4 takım araya onu bunu sokmazken biz de bu 4'lünün arasına 02-03'de Gençler ve Antep, 03-04'te Antep, 07-08'de ise Sivas giriyor. TSL'de 1. ve 2. takımlar bu 6 sezonda birbirlerine ortalama 5,33 puan fark atıyorlar. EPL'de ise 7,33. BJK ligi domine ederken bile aradaki puan farkı GS ile 8 idi. Bir de son haftlalardaki derbiyi unutmamak gerkeir burada. 95 puanlı şampiyonlukta ise Chelsea Arsenal'e 12 puan fark yapmıştı. Biz de ilk 2 arasındaki rekabet EPL'ye göre daha sıkı gidiyor ama 3 ve 4 bizde daha çabuk kopuyor. Bu 6 sezonda bizde bir takım 70 puanla da şampiyon olabiliyor, 85 puanla da. EPL'de ise 95 ve 83 arası değişmekte. Fener 70 puanla şampiyon olurken "ama bu sene Anadolu takımları iyiydi o yüzden çok puan keybetti Fener" diyenlere şunu diyoruz. 1) FB 2) BJK 3) GS 4) TS. Eeee neredeler? Demek ki 4'ü de birbirinden kötü. Diğerleri onlardan da kötü. Ki 4. Trabzon'un puanı 52. Sivas'ın 73 puan topladığını hatırlatırız. Ya da Gençler'in 66. (Bu seneler Gençler'in UEFA'da birşeyler yaptığı zamanlar değil miydi?) Ya da Antep'in 57. EPL'nin bu 4 takımdan son 4 ŞL sezonunda 2 şampiyon, 2 finalist, 4 yarı finalist çıkardığını da hesaba katarsak bu yoğun tempoda zorun zoru başarılmış diyebiliriz.

Genç Yetenek


Bellinzona maçı malumunuz, 3-4 kazandı Galatasaray. Karşı takımda da bir Türk oyun kurucu, Gürkan Sermeter. Genç yetenek ilan ediliyor basınımızdaki bir köşe yazarı tarafından. Kullanılan ifadeyi önce aynen bi copy paste yapayım..

"Oooo bu
Gürkan da kim? Bellizona takımında Gürkan Sermeter isimli bir Türk aslanı izledim. Müthiş bir futbolcu olur bundan... Aklı olan acilen Türkiye’ye getirir... Ve iki yıl, belki de bir yıl sonra büyük paralara satabilir. Ben şimdiden yazayım da..."

Gürkan Sermeter Türk aslanıymış, aklı olan acilen Türkiye' ye getirirmiş. Şimdi hadi senin futbol zevkinin olmadığını anladık diyelim, ama gazetecisin sen okuyup araştırman da mı yok hiç? İki yıl sonra daha büyük paralara satacakmış alan kulüp. Peh! Sen bu adamın 34 yaşında olduğunun farkındamısın peki canım arkadaşım. Google bile parmağınızın ucunda artık, siz hala bir maçını izlediğiniz adam hakkında karambole yorum yapıyorsunuz. Sonra kahvede yükselir tabi Fener Gürkan Sermeteri alsın sesleri..

Haber

EPL & TSL


FlyingDutchman konuya benden önce çok güzel değinmiş. Ben de akşam okumuştum haberi. Aynı yıllar bakalım bizim ligde durum ne?

2002/03
TSL: BJK 85, GS 77, Gençler 66, Antep 57, FB 51, TS 51
4 büyük ligi: BJK 14, GS 9, FB 7, TS 3
2003/04
TSL: FB 76, TS 72, BJK 62, Antep 57, GS 54
4 büyük ligi: FB 14, BJK 9, GS 5, TS 4
2004/05
TSL: FB 80, TS 77, GS 76, BJK 69
4 büyük ligi: GS 10, BJK 10, FB 9, TS 6
2005/06
TSL: GS 83, FB 81, BJK 54, TS 52
4 büyük ligi: FB 14, GS 10, TS 5, BJK 4
2006/07
TSL: FB 70, BJK 61, GS 56, TS 52
4 büyük ligi: FB 14, TS 10, GS 6, BJK 4
2007/08
TSL: GS 79, FB 73, BJK 73, Sivas 73, TS 49
4 büyük ligi: FB 12, GS 12, BJK 9, TS 3

4 büyük liginde puanlar eşit olduğunda takımların birbirleri ile oynadığı maçlara göre sıralama belirlenmiştir.

Görüldüğü üzere 6 maçta 14 puandan daha fazla toplayan takım yok. İngiltere'de ise sadece Chelsea'nin 2005-2006 sezonunda 15 puanı var. Ezber bizde 2 kere bozulmuş. 2007-2008 sezonun da sayarasak 3. 2005-2006 sezonunda sen Fener olarak derbi maçlarda 14 puan topla ama 10 puan toplayan Galatasaray'a şampiyonluğu ver. (o sezonun günahı olmaz) Bizde zaman zaman araya sıkışan Antep'ler, Sivas'lar ve Gençler'ler (olmadı galiba) var. Buradan nasıl bir sonuç çıkar orasını sizlere bırakıyorum. Orada büyük maçları alarak şampiyon olursun ama burada olamazsın gibi bir anlamdan ötesine geçmemiz lazım. Şöyle geniş bir zaman bulduğumuzda ilgili liglerin puan kayıplarını da bir inceleyelim bakalım. O zaman bazı şeyler daha fazla netleşecektir.

25 Eylül 2008 Perşembe

Yazmasak olmaz 2


Carragher ve Gerard'ın küçüklüklerinde Goodison Park tribünlerine uğradıkları rivayet dilir. Keza Fowler'in. Bunların rivayet olduğunu kabul edelim. Ama Carrager'in UEFA sitesindeki sohbette "evet ama küçükkene" demişliği kayıtlara geçmiştir. Afadersiniz çok da umrundadır Kop tribünlerinin. Gerard'a ya da Carrager'a Everton'lu diyerek sırt çevirenin taraftarlığı ne kadar geçerlidir orası tartışılır tabi. Hep Emre dedik de bir de Fener taraftarındaki değişim boyutunu küçük bir örnekle irdeleyelim. Fatih Akyel Ocak ayında Fener'e gelmiş Mallorca'dan ve 16 Şubat 2002'deki Galatasaray maçına çıkmış. Haken Ali Aydın. Fener 1-o galip. Galatasaray'ın 4 kırmızı kartla bitirdiği, son dakikalarda neredeyse berabere bitecek maç. Johnson 0-1'i tarih edecek maç aslında. Hasan Gökhan Şaş'ın kendini kaybettiği ya da Fatih Akyel'in Bülent Korkmaz'a saldırdığı maç da diyebiliriz. Takımda Rapaiç var, Anderson var, sonradan Hain Revivo diye bağırılan Haim Revivo var. Tribünlere ilk kim çağrılıyor bu maçta dersiniz? Fatih Akyel. Normalde futbolcuları tribüne çağırma tezahüratları malumunuz. I love you Uche ile başlar, rap rap rapaiç ile devam eder Kadıköy'de. Haim Haim Haim Revivo falan o zamanlar. Fa tih Ak yel lay lara lay lara lay lara lay lay.....Böyle bir tezahürat belki var belki yok. Hatırlamıyorum. Fatih Akyel henüz beton olan maraton tribüne yaklaştığı gibi Fener seyircisi küfürü basar. Fatih'e değil ama Galatasary'a. Fatih Cimbom'un a........s.....Bu olay aynen böyle gelişmiştir. 6 sene sonra kombine sayısı 30.ooo küsur. Seyirci profili oldukça değişmiş durumda Kadıköy'de. Yazmasak olmaz dediğimiz yazıdaki 30.425 ile Fatih Akyel'i çağıran 30.425 arasında fark var. Hulasa, Emre 13 yaşına kadar mahalle aralarında Fener forması ile top oynamış olsa da -ki öyledir- Cim Bom'lu olmuştur. Şimdi de Fenerlidir. Aranızda o gün Fatih Akyel'e yukarıdaki gibi bağırıp şimdi Emre'ye bağırıp çağıranınız var mı? Belki var belki yok. Kadıköy'ü Kop yapmak istiyorsan topuna bak kardeşim Emre. Gerisi gelir.

Yazmasak olmaz


Fener-Gençler maçından sonra Emre Belözoğlu ile ilgili karalamıştık. Emre'nin doğuştan Fenerliyim açıklaması bir kriz iletişiminin iyi yönetilememesi aslında. Fener seyircisi Emre'yi kucaklamıyor. Futbolcu kötü oynadığı zaman nasıl olumsuz bir şekilde eleştiriliyorsa iyi oynadığı zaman olumlu eleştiri almak istiyor. Emre Gençler maçında en iyi maçını oynadı. Taraftar, Güüüzaaa ve Alex dese de malumunuz Emre adını pek ağzına almadı. Maça giden arkadaşlarımızdan da bunu teyit ettirdik ki yan basmayalım. Emre bu sürecin yaptığı açıklamalarla değil de sahada vereceği cevapla kendi lehine döneceğinin hala farkında değil. Kendini açıklama yapma gereğinde hissetmesinin sebebi bence budur. Özellikle Kadıköy'de kombinesi olan 30.425 seyirciye verilen bir mesaj. O 30.425 oldukça önemli çünkü. Zaten Aziz Yıldırım'ın da imzadan hemen sonra Fener taraftarına Emre ile ilgili verdiği mesaj bu kaygılardan ötürü. Emre'nin başarılı olmadan bunu değiştirmesi çok zor. Konuşarak Fener seyircisinin seni bağrına basmasını istiyorsan geç kalınmış bir açıklama. İmzayı atarken yapsaydın o zaman bu açıklamayı töbe töbe. Oldukça gereksiz. Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz felsefesi üzerinde daha fazla kafa patlatmasını kendisine salık veririz. İmzayı atarak ve konuşarak değil...Yapman gerekeni yaparak. Gerisi gelir.

St. James' Park


Amaç?


Newcastle'nin yeni managerinin Terry Venables olacağı konuşuluyor. Daha doğrusu konuşulması normal çünkü Venables görüştüğünü doğrulamış durumda. Kararını bildirecek bugün. Yani bugün Newcastle yeni managerine kavuşabilir. Spurs'a kaybettikleri maçta statta 20.577 kişi vardı. İngiltere'de Man United ve Arsenal'den sonra bir sezonda en fazla seyirci ortlamasına oynayan takım olan Newcastle'nin 20.577 kişisi maç kupa maçı olsa da bir "mesaj kaygısına son" değildir. 2007-2008 sezonunda 51.321 ortalama ziyaretçisi var St. James's Park'ın. 2007-2008 sezonunda da ligi bitirdikleri yer 12.'lik. Bu ne sevgi, bu ne ızdırap. 2003'te Leeds'i çalıştırdığından beri herhangi bir takım çalıştırmadı Veneblas. Amaç şudur..."Taraftar benim varlığımdan rahatsız. Bu kulübü bir an önce satmak durumundayım. Hatta hemen. Takımın başında şu an birileri olsun da kim olursa olsun çok da önemli değil. Eğer kulübü satamazsak aman düşmeyelim bu da bizim için yeterlidir. Alt tarafı yeni gelenlere enkaz devretmiş oluruz"Hadi bana eyvallah.

İstatistik


Sporting Gijon 4 maçta 19 gol yiyerek sonunculuğa demir attı. Real Madrid'den 7, Barcelona'dan 6, Sevilla'dan 4, Getafe'den 2 gol yediler. Ben böyle fikstüre ne diyeyim. Ama bu takım oynadığı her maçta gol atma başarısını gösterdi. 4 haftada 6 golü var. Hatta Villareal, Valencia, Almeria ile birlikte ligin en golcü 5. takımı şu an. 6 gol at ama gol dahi atamayan Malaga senin üzerinde olsun. Gel de defans yapma. Bu hafta içeride Villareal maçından alınacak puan birşeylerin başlangıcı olabilir. Ama asıl Villareal maçından sonra Sporting'in haftaları başlıyor. Mallorca, Osasuna, Deportivo ve Numancia. Sevilla ve Real maçlarında seyrettim Sporting'i. Pozitif oynamaya çalışan bir takım. Pozisyon buluyor takım, atıyor da...Neredeyse Sevilla'yı götürüyorlardı. Ama öyle kolay gol yiyor ki işte bu takımın dengesini alt üst ediyor. E zaten gol atana değil gol yemeyene puan veren bir sistem var dünya'da. Bak 6 tane atmışsın ortada puan yok. Elin Malaga'sının golü yok ama üzerinde. Defence, defence...Sporting'i 5 hafta sonra konuşalım derim.

Fırat İşbecer'le Verkaç dinlerken


Akşamları iş çıkışında Lig Radyo'da Fırat İşbecer'le verkaç dinliyorum. Hergün Kumburgaz-Fulya arası radyosuz çok zor. Ev ve iş arası 55 km. Sağolsun bizim blogdan bahsediyor bazen. Uefa maçlarının olduğu bir akşamdı galiba. Hayatında İddia oynamayan biri olarak dinliyorum. Alt diyor biri diğeri üst diyor. Hala da bilmiyorum ne olduklarını. Alt-üst?Üsküdar'dan bir arkadaş bağlandı. İddia bayisinin önündeymiş. Noter'de çalışmakta. "Feyenoord maçı öyle rahat kazanamaz banko oynamayın bu maçta sürpriz olur" dedi. Uzun zamandan beri takip etmekteymiş Kalmar'ı. Yahu Kalmar kim, oyun sistemi nedir, kimler oynuyor? Her İsveç takımı aynı mıdır? Ertesi gün bir baktım ki Kalmar galip. 0-1. Takımı takip ediyorum derken herhalde uydudan İsveç ligine çanağı çevirip takip etmiyor. Lig'deki durumu ve aldığı sonuçlar belirleyici oluyor. Biz boşuna mı yazıyoruz diye düşündüm. Bloga bir Kocaeli-Galatasaray maçının devre arasında ikinci yarı olacakları yazdık pazar günü, onda bile -az da olsa- acaba dedim kendi kendime. Epey telefon aldık sonra orası ayrı. Adam kağıt üzerinde olayı bitirmiş. Sağolun tutturdum diyor. Fırat diyor ki "E Man Utd-Villareal maçı?"Hani ben banko United demiştim demeye getiriyor. "Ben United'a oynamadım. Son haftalarda falan filan..." Bak...Körleme de değil. Sentez yapıyor adam.

Bağrına basmak


Allianz Arena'da Bremen'den 5 yedikten sonra 65.000 kişiye oynamak herhalde her takıma nasip olmaz. (muadil anlamda)Küçük bir barışma gibi oldu Nürnberg kupa maçı Bayern için. Klinsmann bu sefer Van Buyten, Lell ve Van Bommel'i yanına aldı. Büyük takımlarda işler yolunda gitmediği zaman neşter anında iniyor. Bunu Lazio karşısında Milan'da gördük. Dün akşam da devam etti bu zihniyet. Doğru giden aracın tekerine çomak sokarak daha hızlı gitmesini sağlamak...Bilmiyorum. Podolski'de oturdu Klinsmann'ın cibinliğinde. Zaten oturmaya alışık. 4'lünün yerinde Oddo, Ottl, Borowski ve Klose vardı sahada. Podolski 81'de Toni'nin yerine oyuna girdi. Borowski atmaya devam ediyor. Diğer skor Klose'den. Bayern 2-0 galip. Ama hepsinden önemlisi Euro 2008'de İtalya maçından beri sakat olan Ribery'ye kavuştu Bayern. 65'de Klose'nin yerine 2008-2009 sezonunun debut'unu yaptı. Bazen elindeki malzeme adamı kandırır. Bu malzemenin kötü olmasından değil beraber tadının kötü olmasından kaynaklanır. Van Buyten-Demichelis-Lucio 3'lüsünü hele hele Werder Bremen maçında denemek biraz fazla lüks oldu galiba. Lütfen Meira-Emre-Servet de denemeyin. 4-4-2 oynadı Bayern. Özüne döndü, Ribery'yi bağrına bastı...Neşter geldi..Hem oyunculara hem de sisteme...