5 Ekim 2008 Pazar

Vahamet

Dakika 81. 1-45 arası 0 pozisyon, 46-81 arası "bizler inandık siz de inanın" dönemi yine 0 pozisyon. Gol hakemin hediyesi. Ne mutlu ki Aghahowa CM günlerine geri döndü. Tek korkum Arsenal'in tarifeleri. Orada Lugano'ya faul var. Seviniyorlar. Evet Sn. Yula bir gol daha yedik. İlk yarıdaki o pozisyon gol olsaydı. Efendim? Yok bir şey...
Late post: 82-90 arası yine o pozisyon...

Trabzon-Konya Maçı


Trabzon-Konya maçında Veysel golü atınca çığırtkan Ciiiihhaaannn dedi Konya tribünleri Veysel. Maçı anlatan arkadaşımız konuyu hemen "ben demek ki yanlış görmüşüm golü Cihan atmış" durumuna soktu. 2-3 dakika sonra yine Veysel attı. Bu sefer de hala uyanamanın verdiği sarhoşlukla Veysel ligdeki ilk golünü attı dedi. O an arkadaşımızdan başka herkes farkındaydı golleri Veysel'in attiğından. Korktum ki Cihan gol atacak ve çığırtkan Hasspolatlııııı diye bağıracak. O zaman uyanır mıydı acaba?

İzlemek istiyorum


Bu hafta hangi maçları seyretmek isterdiniz diye sorsanız tartışmasız Heerenveen 5- Ajax 2 ve Rennes 3- Lyon 0 derdim. Heerenveen'in son dakikada kaçırdığı bir penaltı var ki hem penaltıyı hem de Barcelona'ya nazire yapmayı kaçırdılar. Pranjic kaçırmış. Avrupa'dan Futbol kovalayacağız artık. Sahi tüm TV kanallarında yayınlanan bu tarz programların adı Avrupa'dan Futbol mu?

Sportnig Gijon


Sporting Gijon hakkında zamanında küçük bir post girdiydik. Bu hafta deplasmanda Mallorca'yı 2-0 yendiler. Goller Carmelo ve Canello'dan. Bu galibiyetle de son sıradan kurtulup Real Betis'i sonunculuğa gönderdiler. Önümüzdeki maçlara bakıyoruz. Bakalım neler olacak?

Çıplak


Maç bitmeden postumuzu girelim dedik. Atletico maçına ne yazacağım ne yazacağım diye düşünmektense...İlk golde uyu, uyu ki top havadayken hala adam paylaşmaya çalışıyordu Atletico'lular. Sonra Messi attı kendini. Sonra siesta. 3-o. Meksikalı bu takımın başında kalırsa ki kalır Madrid'de çok güzel bir maç seyrederiz. Gelelim konumuza. Maç bitmeden yazmak çok daha iyi. Skor ne olur bilemem. Şu an 2-1. Bursa'nın formalarındaki istikrarsızlık oyununa fazla yansımadı. O ne kardeşim ya. Biri Yusuf yazar, biri M. Sarp biri Ozan. Biri de lakabını yazsın bari. Galatasaray'a ise karışan görüşen yok. GS'nin kırmızısı malum bayrak kırmızısı değil. Turuncu formaya kırmızı numara bu formaya da siyah numara tamamen okunmasın diye. Bellinzona maçında neden turuncu formanın arkasındaki numara siyahtı diye sorası geliyor insanın. Sadece bu maç için Yusuf'tan al bir klip yap Maradona'ya gönder daha yok mu diye menejerine telefon açtırır. Kendi takımıza koymayacağımız ve sadece skoru değiştirdiği sürece var olacak Yusuf 4-5 kere tabela değiştirme hamlesi yaptı bugün. İkisinde de başarılı oldu zaten. TSL'nin has adamı. Aybaba'nın soyunma odasında her maçtan önce M.Sarp ve Bekir Ozan'ı kenara çekip "run run run" dediği aşikar. Yoksa tek taraflı Yusuf attırsa da bu orta saha 1 kişi eksik. İkisi de iyi oynuyor. İtiyor ileri Yusuf'u. Yusuf ile Sercan, Romaşenko ve Adriano da iyi anlaşıyor ki Yusuf aldığı her topta solda ve sağda birini görüp ara pasları içeri katedip indirdi önlerine. Servet-Meira-Sabri ve Volkan'ı 3-4 kere kafa kafaya tokuşturdu. Son 2'den biri. Kewell is the king Lincoln is naked. Bu kadar net bir şekilde ortaya çıkamzdı herhalde bu pankart. Son sözümüz ise Ivankov'a. Libero değil ön libero. Yanılmıyorsam ilk golde 30 metre Yusuf'un önüne bir top attı ki al da at der gibi. Sürekli arıyor. Sürekli kafa havada. Ligimizdeki tüm kalecilerin kendisinin bu özelliğini özellikle seyretmesini salık veririz.

Oldies


Böyle bi LeeCooper gençliği havası sezdim bu fotoğrafta. Çekim bitince motorlarına atlayıp çevreden geçen yaşlı amca teyzelere " Yoldan çekil moruk!!" diye bağaracaklar gibime geldi. Çılgın gençlik işte. Aşağıdakinde ise kıyafetlerin daha bi piyanist şantör havası var, saçlar ise yine yırtıcı gençlik havasında Bekım abinin. Victoria abla da inceden yokluyor..

4 Ekim 2008 Cumartesi

Metzelder


Alman Milli takımı teknik direktörü Joachim Löw, Dünya Kupası elemelerinde Rusya ve Galler ile yapacağı maçlar öncesinde aday kadrosunu açıkladı. Serdar Taşçı kadroda Mesut Özil ise yok. Metzelder sakat falan değil diye biliyorum. Dünya Futbolu adına Löw'ün kendisini kadroya almamasına sevindim. Çok mutlu oldum. Bu adam Real'in kadrosunda. Schuster kontenjanı.


Kaleci: Robert Enke (Hannover), Rene Adler (Bayer Leverkusen), Tim Wiese (Werder Bremen)

Defans: Clemens Fritz (Werder Bremen), Arne Friedrich (Hertha Berlin), Marcell Jansen (Hamburg), Philipp Lahm (Bayern Münih), Per Mertesacker (Werder Bremen), Serdar Taşçı (VfB Stuttgart), Heiko Westermann (Schalke 04)

Orta saha: Michael Ballack (Chelsea), Torsten Frings (Werder Bremen), Thomas Hitzlsperger (VfB Stuttgart), Jermaine Jones (Schalke 04), Simon Rolfes (Bayer Leverkusen), Bastian Schweinsteiger (Bayern Münih), Piotr Trochowski (Hamburg)

Forvet: Mario Gomez (VfB Stuttgart), Patrick Helmes (Bayer Leverkusen), Miroslav Klose (Bayern Münih), Kevin Kuranyi (Schalke 04), Lukas Podolski (Bayern Münih)

Kriz..

Öp başına koy


EPL'de son 7 sezonun ortalamasına baktığımızda bir takım maç başına 1,2903 gol atıyor. TSL'de ise bu rakam 1,3867. 70 puanla şampiyon çıkardığımız sene bu rakam 1,2026. 01-02 sezonunda ise 1,4869'u görmüşüz. 7 sezonun en yüksek ortalaması. EPL 02-03 sezonunda 1,3315'leri görmüş. Son 7 sezonun en yüksek rakamı bu. EPL'de ilk 6 TSL'de ise ilk 5 haftaya baktığımızda EPL 1,3898'de biz ise 1,2555'deyiz. EPL soz 7 sezon ortalamasının %7,71 üzerinde, biz ise %9,4 gerisindeyiz. Bu şekilde devam edersek Hacattepe-Denizli ya da Fenerbahçe-Galatasaray maçlarında ortalama 2,7734 gol seyredip stadı terkedeceğiz. La Liga'da maç başına bir takımın attığı gol ortalaması şu an 1,23. Sporting Gijon'a rağmen. Serie A'da ise ilk 5 haftanın acı tablosu gözlerimizin önünde. 1,08. Juventus'un sorunu hepsinin sorunu anlayacağınız. Bundesliga ilk 6 hafta sonunda uçuyor. 1,5185 ortalamayı tutturmuş durumda. İlk 5 takımın 2,30 ortalama yakalaması ayrı bir mevzu. Inter-Werder maçını seyrederken bile bu takım ne zaman gol atacak diye bekliyorsun? Anarthosis maçında gol atamamalarına rağmen kaleye 20'nin üzerinde şutları olduğunu hatırlatmak isteriz. Fransa'da ise ortalamanın Serie A'dan geri kalır tarafı yok. 1,071'deler. Avrupa'nın 6 ligi içerisinde Bundesliga'dan sonra 2. sıradayız. Dünya'da gol ortalamaları kademeli olarak düşüyor. Öpüp başımıza koymamız gerekir. ŞL'yi ilk iki haftanın sonunda baz aldığımızda bir takımın maç başına 1,1718 gol attığını görüyüruz ki Serie A ve Lig 1'in doğal olarak üstünde...Liglerin değerlerini bir kenara koyalım. Overrated bir lig olduğumuz Avrupa Kupaları'ndan takımlarımızın gösterdikleri performanslardan belli. 77 milyon Euroluk Beşiktaş'ın Delgado'su 8 milyon Bobo'su 7,5 milyon. Alex 12-13 milyon civarı. Delgado'yu o paraya Katar'a satarsın ancak. Ronaldinho'nun 21 milyon ettiği yerde...4-5 haftada bir verileri güncelleyip sizlerle paylaşmaya çalışacağım. Lig kızıştıkça bakalım nerelere giedeceğiz. Ama şimdilik...Öp başına koy...

3 Ekim 2008 Cuma

L. Fabiano


2 ameliyatlı dizinden Drogba sakatlandığı gibi L. Fabiano demeye başladı İngiliz basını. Drogba'nın önümüzdeki yaz Milano'ya gideceğine kesin olarak bakan İngilizler Ocak ayında L. Fabiano'nun Chelsea'ye transfer olacağını konuşuyor. La Liga'da geçen sezon Güiza'nın ardından 24 gol sallayan Fabiano'ya Scolari'nin hayranlığından bahsediliyor. Bu sene Deco ve 33'lük Mineiro gibi Brezilya doğumluları kadroya katan Scolari'nin ilk bomba transferi olmaya aday Fabiano. ŞL'de oynayabilecek durumda olması da tadından yenmez kıvama getiriyor kendisini. Sheva ve Pizarro performastan emekli, Anelka ne kadar atarsa atsın o takımın adamı değil, Kalou esas çocuk değil. Ben o takıma bir tane Fabiano koyarım yanına da bir tane Drogba koyarım ya neyse. Yanlış yerden vuruyor bence basın. Fabiano'dan Chelsea'ye gelirsek. Essien 6-7 ay yok. Deco 1 aylığına sakatlandı. Carvalho 1 aylığına yok, Alex oynuyor Terry'nin yanında. Drogba en 3 hafta yok diyorlar. Takımın malzemecisi olarak bir de ben sakatlanayım tamam olsun bari. Yahu Fener'de bir Marco gitti yerine koyamadılar. Deyvit ve Vederson sakatlandı ortalık karıştı. Gemi hala su almaya devam ediyor. Sen zaten sadece Semih ve Güiza ile yola çıkmayı göze almışsan Semih ya da Güiza'nın yolun bir tarafında seni 3-4 haftalığına bırakacağını bilmen için "kahin" olman gerekmiyor. Hala Aziz Yıldırım ve ekibi ışıklarla uğraşsın. Barcelona maçındaki gibi hepten gitmesin de elektrikler. Sonra Galatasaray pankartı yapıştırıyor "Ebediyen karanlığa gömülün" diyerek. Gerçekler zamanla anlaşılır. Nereden nereye geldik gene.

Serpil Hamdi Tüzün


Futbol Ekstra'nın Ekim sayısında M. Tahir Kum'un Serpil Hamdi Tüzün'le röportajı var. Orada şöyle diyor Sn. Tüzün "Duran toplarda sadece Türkiye'de değil dünya futbolunda büyük yanlışlar olduğunu düşünüyorum. Böyle atılan tesadüfi gollere karşıyım. Goller bu kadar kolay atılmamalı. Ceza alanında 15-16 kişi, içeri sert vur, birine çarpsın, gol olsun, bu kadar ilkel bu kadar basit. Oysa goller akılla atılmalı. Ortak akılla. Hesap basit. Sahada kaleciler hari. 20 oyuncu var. Yaklaşık 7000 metrekarede. Yani bir oyuncuya 350 metrekare alan düşüyor. Ceza alanı içi yaklaşık 450 metrekare. Orada bir sürü oyuncu. Burada bir yanlışlık var. Beyinde 125 milyar hücre var. Bizler daha iyi goller izlemeye layığız. Barajların 5 metreye indirilmesini savunuyorum. Böyle basit gollere son verilmeli. Futbol sektörünün karar vericileri üzülmesin az gol atılacak diye. Ofsayt taktiği sonucu yenilen trajikomok goller varken, rakip ortalarına izin veren beklerin hediyesi goller varken, ezbere verilen paslar yüzünden kaptırılan toplardan yenen goller sürdükçe goller hiç bitmez. Beklerin tek düşüncesi vardır, çalım yememek, rakibin onu topla geçmemesi. Onun dışında rakibin orta yapıp yapmaması beki fazla ilgilendirmez. Savunma için mühim olan rakibin değil, topun oradan geçmemesi. Eğer bir bek karşısındaki oyuncuya orta yaptırıyorsa ve o ceza sahasına giden top gol oluyorsa birinci suçlu orta yaptıran bektir. Bizde stoperler değil, bekler daha yetersiz. Goller bu kadar kolay atılmamalı. Atılan gollerin çoğu karşı tarafın hatalarıyla oluyor.


Çiftçi memleketinden gelmeme rağmen şu metrekare hesabını şimdiye kadar hiç yapmadım. Değişik bir düşünce. Saniyede 88 hareket yapan beki de bulmak çok kolay değil. Ama bekin beynine bunu çakmak 3'ünden birinde başarı sağlamasını sağlamak için yeterli bence. 3'te 0'dan iyidir. TSL'de yılda frikikten kaç gol atılıyor diye sorarsanız valla ben bilmiyorum. Ama çok da fazla bir şey kaybetmeyiz diye düşünüyorum. Yahu ben neler diyorum? İşin özeti...2 Avrupa Şampiyonuluğu bir de Avrupa 2.liği kazandıran adamı dinlerim. Katılırım, katılmam ama dinlerim. Riva'da Milli Takım seçmelerinde hayatımda ilk defa çim sahaya çıkmışım. Serpil Hoca'da ellerini kavuşturmuş seyrediyor. 22 kişiden sadece bir kişiyi aldı, 80 dakikanın üzerine bir yarım saat daha oynattı. Ben de kenarda durdum bu adamın benden ne fazlası var diye seyrediyorum. O adam orta sahanın solunda oynuyordu. Çizgiyi 60 metre kullanmaya çalışıyordu çünkü o zamanlar A Milli Takım 3-5-2 oynuyordu. Ginolavari değildi ama sağdan tek orta gelmedi. Dili bir karış dışarıda bitirdi maçı. Kim gibiydi derseniz Hakan Ünsal'ın bir alt modeli idi.

Torcida




Bu adamların tribün görüntüleri daha önce bazı blog sitelerinde yer aldı. Biz de bu görselleri bloga koyalım dedik. http://www.torcida.org/ sitesinden Hajduk taraftarının marifetleri ve geri kalan dövmeleri takip edilebilir. Grobari ve Delije ile salacan Hollanda'daki gibi boş bir araziye yesinler birbirlerini. Emanetleri de girişte toplayacaksın. Delije'nin genç ve cesur çocukları gibi olsun ortam. Horde Zla'da bir tarafıyla gülsün. Hırvatistan-Türkiye maçından sonra Almanya'ya dönerken arkadan gelen Türk arabalarının lastikleri patlasın diye çivi atan güruhla aynı güneşte ısınmış arkadaşlarımız.

Çocuklar İnanın 2


1 Eylül günü yazılan ve üzerinden aşağı yukarı 30 gün geçen bir post.
Neydim, ne oldum, ne olacağım. İnanamazsın...Gördüklerine...

UEFA'da torbalar


Torba 1: AC Milan, Sevilla, Valencia, Benfica, Schalke 04, CSKA Moscow, Tottenham Hotspur, Hamburger SV

Torba 2: VfB Stuttgart, AFC Ajax, Olympiakos, Deportivo La Coruna, Club Brugge, Spartak Moscow, Paris St. Germain, Heerenveen

Torba 3: Rosenborg, Udinese, Feyenoord, Sporting Braga, Slavia Praha, Manchester City, Galatasaray, Sampdoria

Torba 4: Hertha Berlin, Nancy, PartizanFC, Copenhagen, Dinamo Zagreb, Standard Liege, FC Twente, Metalist Kharkiv

Torba 5: Portsmouth, Racing Santander, St. Etienne, Lech Poznan, Zilina, NEC Nijmegen, Wolfsburg, Aston Villa


Atletico, Fiorentina ve son durumundan sonra Anarthosis'in 4. torbadan kuraya girerek yarattığı "haksız rekabet" ortamının bir benzeri de burada var diyebiliriz. Misal Portsmouth, Villa, Wolfsburg...Hatta Racing. 2. torbanın 3-4 takımına bakarsanız ne demek istediğim daha fazla netleşecektir. Milan-Ajax-Galatasaray-Copehhagen-AstonVilla da grup CSKA-Brugge-Galatasaray-Nancy-Zilina da grup. Ama hepsinden de öte Galatasaray'ın durumu. Kolay grup, zor gruptan öte önemli olan burası. "Biz bunları çiğ çiğ yeriz" diye başlarsak midemize oturuyor.

Ketsbaia' nın Hocalık Kariyeri


"Kıbrıs Rum Kesimi 1.Lig'nde de zirvede yer alan Anorthosis, yaptığı 4 maçta aldığı 4 galibiyet ve topladığı 12 puanla liderlik koltuğunda oturuyor. Kadrosunda ünlü bir isim bulunmayan Anorthosis'in teknik direktörlüğünü ise Gürcü teknik adam Temuri Ketsbaia yapıyor.

Temuri Ketsbaia'nın çalıştırdığı ünlü takımlar arasında ise Newcastle United, Dundee ve AEK var."

Son bölüme kadar herşey güzel Hürriyet' in haberinde. Ketsbaia' nın çalıştırdığı ünlü takımlar bölümüne kadar! Sakın bunlar futbolcu Ketsbaia' nın oynadığı takımlar olmasın canım arkadaşım? 2006' ya kadar top oynadı Ketsbaia. Son senelerinde de Anorthosis' de hem hocalık hem de oyunculuk yapıyordu. Bundan önce de haberde bahsi geçen takımlarda futbol oynamışlığı var Ketsbaia' nın. Ama haberi hazırlayan üşenip de bir araştırmasını yapamamış ki. Ya da Ketsbaia diye aratmış çıkan sonuçları da adamın hocalık kariyeri sanmış. Neden, çünkü futbol oynadığını bilmiyor adamın. Hürriyet' in okuyucuları da haberin altındaki yorumlarda şike teorileri ortaya atıyor bir yandan, okuyoruz.

2 Ekim 2008 Perşembe

Blog yazarı...Peh...


Geçen gün CNNTURK Washington muhabiri Ahu Özyurt'u dinliyorum ABD başkanlık seçimleri ile ilgili. Obama'nın bilmem nerede yaptığı konuşmayı takip edenleri anlatmakta. İşte efendim şu köşe yazarları, bu muhabirler falan filan. Sözlerini tamamlarken de şunu dedi. 100'lerce blog yazarı. 100'lerce blog yazarı Obama'nın bilmem neredeki konuşması için orada. Hem blog yazıyor hem de muhabirlik yapıyor gibi bir durum. "Google yazarı değil" diyelim kısaca. Bizim en fazla yapabileceğimiz maça giderek gittiğimiz maçı yazmak bu "muhabir blogçu" anlayışı içerisinde...Ya da TRT'nin "gezelim görelim" programı kıvamında atmosferi sizlerle paylaşmak. Ama hiç olmadı kendi kendimin editörüyüm. Tepemde illa bugün Fener ya da Galatasaray yazacaksın diyen birileri yok. Galatasaraylı Esat Yılmaer gibi Fener kazansa da gazete daha fazla satsa diyen biri de başımda değil:))İstediğimi yazıyorum. İstediğimi yazmanın dışında, istediğim zaman yazıyorum. Hergün ya da iki günde bir yazmak durumunda da değilim. Hepsinden de öte rating korkun yok. Sen okunmuyorsun o yüzden senin iş hakkını feshedeceğiz demiyor kimse. Ya da sen rating için yazı yazmıyorsun. Oranı buranı açmana da gerek yok. Geçen gün bunları düşündüm. Dedim ki kendi kendime..."Google yazarıyım" ama hiç olmadı özgürüm. Hem google yazarı hem de esir değilim.

ŞL 4. torba


4.Torba: Atletico Madrid, Shakhtar Donetsk, Fiorentina, Dinamo Kiev, Cfr Cluj, Aalborg, Anorthosis, Bate Borisov takımlarından oluşmuştu bu sene. Ligde 2. hafta maçları tamamlandığında 4. torbadan gelerek 4. sırada olan tek takım Aalborg. En çok ulan bu da nereden bizim gruba düştü dedirtenler ise Atletico, Anorthosis ve Cluj...4. haftanın sonunda torba ve puan durumu karşılaştırmalarını yapmak için görüşmek üzere.

CM'nin çuvallamaları


Bu blogu takip edenlerin büyük çoğunluğunun hayatına bir şekilde CM'nin girdiğini tahmin ediyorum. CM efsanelerini yazmak yerine çuvallamalarını yazalım burada bu sefer. CM'de ortalığı kasıp kavuran ama gerçek hayatta çuvallayan kimler var acaba? Ben bir tanesi ile başlayıp diğerlerini yorumlara bırakmak istiyorum. İlgili çuvallamalarla ilgili bakalım neler çıkacak? Mark Kerr. Üç kuruşa Falkirk'den al takım gözetmeksizin sana bir sezonda 20'nin üzerinde asist yapsın çuvalla gol atsın. Ne iş yapar bu adam derseniz İskoçya dışına çıkamamış durumda. Falkirk'den Dundee United'e oradan da Aberdeen'e. Dundee United'de 160 küsur maçta sadece 2 gol. İşin ilginci A Milli olamamış durumda. Benim hayal kırıklığım Mark Kerr'dir.


Not: Maxim Tsigalko değerlendirme dışıdır. Scout göndermeyin:)))

1 Ekim 2008 Çarşamba

Madalyonun bir diğer yüzü


Carlo'nun ligin ilk 5 haftasında ilk 11'de vazgeçmediği sadece 2 oyuncu var. Biri Abbiati bir diğeri de Zambrotta. Nesta sakat, Kaka sakattı geri geldi, Gattusa bir ara kendi kendini sakatladı, Pirlo başladı ama sakatlandı, Inzaghi keza, Borriello sakat olmasaydı belki Inter maçında ilk 11 başlayacaktı vs vs. Şunu da yazalım Carlo bazen eski takım arkadaşı Maldini'yi dinlendiriyor yaş itibari ile. Bu sıkıntılar, Carlo'yu epey terletti. Son 3 haftadır galip Carlo. Ambrossini, Seedorf, Gattuso, Flamini'yi rahat rahat deme şansı var önümüzdeki haftalarda. Bir de Pirlo var tabi ki. Milan maçının kaybına sebep olan Mancini ve Quaresma ikilisinin yerine Werder Bremen maçında Adriano ve Bolatelli sahadaydı. Ek olarak 3 değişiklik daha vardı. Hadi Muntari'yi cezası sebebiyle es geçelim. Diğerleri Cordoba ve Stankoviç idi. Buradan geleceğimiz şurası. Fenerbahçe'nin 11 + 3 =14 kullanarak hatta bazı maçlar sadece 13 benim için yeterlidir diyerek 18'i kullanamadığı aşikar. Sadece Deivied ve Vederson'un sakatlıkları ile açıklayabileceğin bir durum değil bu. Kulübe skora etki etmek için değil kartlar, sakatlıklar ve yorgunluklar için kullanılıyor. Formsuzluklar için değil. ŞL'de Türkiye'yi temsil eden tek kulüp olan Fenerbahçe'nin son Dinamo Kiev maçındaki kulübesi Volkan Babacan, Burak Yılmaz, Uğur Boral, İlhan Parlak, Ali, Önder, Gürhan...Başka bir sorun ise şu. Zanetti'yi sağ bek oynattın, orta 3'lüde oynattın, Bremen maçında sol bek oynattın; Cambiasso'dan stoper yaptın, DMC oynattın, MC oynattın. Maldini'yi yeri geldi DR yaptın, yeri geldi DC ve DL yaptın. Kaladze'yi göbeğe koydun, sola koydun. Örnekleri siz benden çok daha fazla çoğaltabilirsiniz. Bolatelli'yi Zlatan'a destek yaptın, gerekirse Zlatan'ın yerine koyarsın. Cordoba defansın neresinde oynamaz? Yaza yaza sabahı ederiz burada. Fener'in defansında sadece Önder örneğini sağ tarafta değerlendirebilirsin iyi ya da kötü. Bunun haricinde şu adamı hem burada hem de burada oynatırım diyebilir misin? Diyemezsin. Maldonado, Selçuk, Josico, Emre, Burak, Kazım, Uğur Boral'ı alıştıları düzenin dışında bir sürprize sürükleyebilir misin? Sürüklersin ama sonuçlarına da daha fazla katlanmak durumunda kalırsın. Hem kadron yetersiz, hem dar, hem de elindeki adamlar aynı mahalle maçındaki gibi ben ancak burada oynayabilirim diyor. Bunu da yazmak istedim. Herkes kadro dar kadro dar diye yazıp duruyor. Bunu herkes biliyor zaten. İşin bir de bu tarafı var. Umarım birileri çıkıp da Alex ve Semih hem Güiza'nın yanında hem de gerisinde oynayabilir diye dahiyane bir fikir geliştirip bunu çok yönlü oyuncu tipolojisi olarak önümüze getirmez.

Bazen herşey o kadar nettir ki


O kadar nettir ki...Gözleriniz, düşüncelerinizi harekete geçirmek için zorlanmaz. Düşünce sürüncemeleri yaşamazsınız. Acaba'lar yerini budur'lara bırakmaz çünkü acaba'lar hiç beyninizde dolaşmaz. Ben böyle bir maç seyrettim dün akşam. Aragones'i seyrettim takımdan daha çok. Fenerbahçe kulübesini seyrettim. Zamanı gelmesine rağmen gelmeyen Uğur Boral değişikliğini bekledim. Başka gelmesini beklediğim misafirim yoktu çünkü. En kral arkadaşım değildi Uğur Boral ama hiç olmadı hoş sohbetti. Zaten bu sene hiç iyi arkadaş edinemedim ki. 85 dakika bekledim kendisini. 60'larda Kazım-Burak değişikliğini göremedim. Ama zaten beklediğim misafirler değillerdi. Bu Fenerbahçe'den daha fazla bir şey beklemedim. Ama ben çok daha acı birşey gördüm. Sahaya yansıyanın acısını. En acısı da buydu galiba. Aragones'in beynini okuyan bir sistem geliştirdim. Ve orada maçın ikinci yarısında şunları düşünüyordu. " 2 Arsenal maçında ben ne yapacağım? Biz bu halimizle 2 maçta 0 çekeriz. Son maçımızda -10 derecede Kiev'e gidiyoruz. Ondan önce Porto ile burada oynuyoruz. Meçhul. Maçı kazanmak için herhangi bir hamle yapmaya gerek yok çünkü o zaman 1 puandan da olabiliriz. Ben bu 1 puanı alıp cebime koyayım. Daha sonra başka 1 puanı göremeyebilirim. O da gerçekten çok acı olur" Fener 3 puanı en rahat hangi maçta elde edebilir diye bir soru sorsak bir cevap alırız herkesten. Aldığımız cevabın maçında bile durum yukarıdaki gibi. Keşke zaman bulabilseydim de maç bittiği gibi bu yazıyı yazabilseydim. Çünkü maçtan sonra Aragones'in yüreği ile ağzının farklı şeyler söylediğini okudum. "Kesinlikle bir korku yoktu. Korkan bir takım varsa o da Dinamo Kiev'di.

29 Eylül 2008 Pazartesi

Anketin Sonu

Maç görüntüleri içermeyen iki programdan hangisini daha çok beğendiğinizi sormuştuk ankette, 26 gün gibi geniş de bir süre koymuştuk. Göz açıp kapayıncaya kadar geçti maşallah. Toplam 130 oyun kullanıldığı ankette Futbol Kulubü oyların 63%' ünü alarak ipi önde göğüsledi. Bundan sonra anketler haftalık, abartmanın manası yokmuş onu da anladık..

Akıl akıl gel takıl


İBB-Beşiktaş maçı bir gerçeği bir kez daha ortaya koymuştur. Neyin ne olduğunu bilmeden maç heyecanı ile maç sonunda yapılan yorumlara fazla itibar etmeyeceksiniz. Bu yapılan yorumlar daha sonra sessizliğe sürükleniyor. Kısa bir sessizlik ve daha sonra konuyu değiştirip geçmişle ilintilendirme. Oyun kurallarını bilmiyo, oyun kurallarını bilmiyo. (çocukların karşısındaki ile dalga geçme melodisi ile söylenmesi tavsiye edilir) Oyun kurallarını biliyorsan pozisyonu görmedin. Kuralı bilmiyorsan neden konuşuyorsun? Bülent Yıldırım'a bravo. Cantalejo'dan sonra iyi geldi diyebiliriz. Çıkmış diyorlar ki İBB neden maçı İnönü'de oynamıyor? Para kümede kalmanı sağlamıyor. Bu maç İnönü'de olsaydı Bülent Yıldırım o düdükleri çalarken biraz daha düşünürdü gibime geliyor. Gelmese bile bu kararların verilmesinde maçın 1900 küsur kişiye ve Olimpiyat Stadı'nda oynanmasının etkisi var. Kendi saha avantajını kendi seyircisi olmadan -aynı zamanda cezalı olmadan- kullanmayı başaran yegane takım. Az da olsa rakip takım seyircisi olmasına rağmen. İstanbul Büyükşehir Belediye. İnönü'de oynasınmış. Peki...

28 Eylül 2008 Pazar

Siyah ama Kırmızılı


Maç sonunda Mourinho ile Carlo el sıkışırken eli hala cebindeydi Mourinho'nun. Kuyruğu dik tutmaya çalışan bir edası vardı. Sheva beklerken Ronaldinho'yu sahada gördük. Sheva Inter'e 15. golünü 2 pozisyon bulmasına rağmen atamadı. Inter 10 kişi kalmasaydı onlar da zordu ya...Maç benim için çok net. Gattuso, Ambrossini, Seedorf = Cambiasso, Vieria, Zanetti. Her iki orta saha da birbirine bariz bir üstünlük sağlayamadı maç içerisinde. Zlatan ve Pato için de benzer şeyleri söyleyebiliriz. Ama Kaka ve Ronaldinho daha büyük oynadı Mancini ve Quaresma'ya karşı. Daha büyük ve yaratıcı. Bu kadar netti bana göre. İlk Inter maçında Inter'e golünü attı Ronaldinho. Asist Kaka. Kırmızı kart , pozisyonlar, Mourinho'nun Adriano'lu, Zlatan'lı, Cruz'lu, Quaresma'lı saldırmalarının özü özeti budur bana göre. Kaka + Ronaldinho > Quaresma + Mancini. Bu kadar basit.

Sheva & Mourinho


"it's hard to say which team is better than the other. A derby is a derby." bunu diyen Mourinho...Milan maçının diğer maçlardan herhangi bir farkının olmadığını söyleyen de Mourinho. Mourinho'nun adını duymak istemiyorum diyen Sheva. Bunun normal olduğunu söyleyen ve Sheva'nın dünyanın en iyilerinden biri olduğunu söyleyen de Mourinho. Borriello ve Inzaghi'nin eksikliğinde Pato ile beraber Sheva'yı izleyeceğiz diye bekliyoruz. Sheva 99'dan beri Inter'e sallıyor. Şimdiye kadar tam 14 golü var Inter' karşı. Bekliyoruz.